Starsailor 'Poor Misguided Fool'



İyi bir radyo dinleyicisiyseniz, 2001 yılında radyolarda çokça duyduğunuzu anımsayacağınız bir parçayı, hafta sonu müziği olarak seçtim.


100.5
JoyFm (ki şimdi, 100.6'da yayın yapıyor); ilk özel radyolar kurulduğundan beri (ki bu, 1994 gibi bir tarih sanırım) keyifle dinlediğim radyolardan biri olmuştur.

JoyFm; o yıllarda, yayınladıkları müzikler yanında, araya dj konuşmaları karıştırmadan, uzun saatler boyunca salt müzik çalan bir radyo olmasıyla da favorilerim arasında yer almıştı.

Hâlen arada dinlemeye devam ettiğim radyolardan biri JoyFm. Fakat, şimdi müziğe ulaşma adına imkânlar çoğalmış olsa da, istediğimde rahatça dinleyecek pek bir radyo da bulamıyorum. Var mı sizin de böyle arada özellikle dinlemeyi tercih ettiğiniz radyolar? Ya da trafikte radyo dinlemeyi bir seçenek kabul edersek, siz başka neyle meşgul oluyorsunuz?

JoyFm'de 'Poor Misguided Fool' çalarken yeniden duyunca; o günleri anımsadım. Aradan geçen zamana rağmen, şimdi de aynı tadla dinlenebiliyorsa; Starsailor parçalarının zaman üstü olduğunu söylemekte bir hata olmaz, diye düşünüyorum.



Bu sebeple, İngiliz rock grubu 'Starsailor'ın 2001'de çıkan ilk albümü, Love is Here'dan; 'Poor Misguided Fool' parçasının, hafta sonu müziğimiz olmaması için hiç bir neden göremiyorum.

'Poor Misguided Fool' size neler çağrıştırıyor?

IDéEFIXE Dostlarına Mektup

'IDéEFIXE Dostlarına Mektup' başlıklı aldığım bir e-posta iletisini buradan aktaracağım.

EBİ A.Ş. Genel Müdürü Behçet Akalın'ın, IDéEFIXE kullanıcılarına gönderdiği iletiyle; IDéEFIXE'in teknoloji ürünleri satışını bırakıp, artık sadece kitap, kültür ürünleri odaklı hizmet sunacağı duyuruldu.

Bununla beraber önümüzdeki günlerde gerçekleşecek bir başka yenilik de; IDéEFIXE isminin, yeni ismi 'idefix' ile değiştirilmesi ve yeni site tasarımı ile; yeni kültür içeriklerinin kullanıcılarla paylaşılmaya başlanması olacakmış...

Bu habere bir yandan üzülürken, diğer yandan da sevindim. Sevindiğim tarafı; bir alana odaklanmak iyidir ki üstelik bu alan kitap kültür ise. Fakat diğer yandan, IDéEFIXE'in kullanıcılarına sunduğu hizmet kalitesinden memnun olduğum için, kitap harici diğer ürünleri de oradan rahatça alabiliyordum. Şimdi ister istemez, bu alanda bir eksiklik hissedeceğim.

Diğer yandan IDéEFIXE'in çekildiği alan, piyasada da bir boşluk yaratacaktır ki bakalım bu pazarı kim nasıl değerlendirecek...

İlgili ileti metni alttadır.
IDéEFIXE 1997 yılında İnternet üzerinde bir kültür projesi olarak doğdu. Ülkemizde bulunmayan bir kitap veri tabanının üretildiği uzun ve zorlu bir hazırlık süreci sonunda 1999 yılında kitapseverlerle buluştu.

Ancak Türkiye kültür piyasasının küçüklüğü ve korsanın azalmak şöyle dursun giderek artan egemenliği, IDéEFIXE’in 2002 yılından itibaren kültürün yanı sıra Teknoloji ürünlerine de yönelmesini zorunlu kıldı. O yıllarda sadece kültür ürünlerinden elde edilen gelir ile böyle bir operasyonun devam etmesi pek olası gözükmüyordu.

IDéEFIXE’in bu kararı, yani kültür ürünleri dışındaki ürünlerin satışına yönelmesi dostları tarafından eleştirilmişti. O zamanlar ben de bu durumu eleştiren, IDéEFIXE'in teknolojiye bulaşmasına şiddetle karşı olan dostlarından birisiydim. Sanki evimde özene bezene baktığım kütüphanemin rafları bilgisayarlar, cep telefonları, ve bilumum diğer garip alet edevatla doluyordu.

2006 yılında IDéEFIXE’te profesyonel olarak göreve başladığım andan itibaren en önemli gündem maddelerimden birisi bu oldu. IDéEFIXE’in yolculuğu nasıl devam etmeliydi? Türkiye için neredeyse hiçbir katma değer üretmeyen, tamamen ithalata dayalı bir sektörün, üstelik tüm sorunlarını da üstlenerek basit bir satış noktası olmaya çalışmak mı, yoksa kültür hayatımıza yönelik düşlerimizi gerçekleştirmeye çalışacağımız bir platform olmaya devam etmek mi?

Gerçek IDéEFIXE ruhunun “teknoloji satışı” ile hiç barışamadığını itiraf etmek zorundayım. İnanmadığınız ve sevmediğiniz bir işi yapmaya çalışmanın pek bir anlamı yok. Hele ki bu iş, coşku ile yapmak istediklerinizin önünde de bir engel haline gelmeye başlıyorsa. 2006 Haziran ayında hazırladığımız Türkiye’de Roman dosyası, Sanal Kitap Fuarı süresince yaptığımız Roman alıntı yarışması ile aynı anda cep telefonu satıcılığı yapmaya çalışmak şizofrenik bir bölünmeye de sebebiyet veriyor. Kimse alınmasın lütfen, teknoloji ürünleri satma işini küçümsemiyoruz, sadece bizim buna uygun bir yapımız olmadığını dile getiriyoruz. IDéEFIXE Türkiye’nin hem fiziki dünyada hem İnternet'te en büyük kültür ürünleri satış noktasıdır ve bu alanda liderliğini korumak ve pekiştirmek istemektedir. Bu hedef doğrultusunda alınacak en doğru karar doğal olarak bu alana odaklanmak olacaktır.

Evet, 2007 yılbaşında aldığımız, ve bu doğrultuda bir kaç aydır organizasyonumuzu yeniden düzenlediğimiz kararı, bugün, sevinerek uygulamaya koyuyoruz. Seviniyoruz, zira artık IDéEFIXE’in sadece kültür ürünleri ile yaşamına devam edebileceği ve büyüyebileceği bir noktada bulunuyoruz. Bu kararımızın IDéEFIXE’in dürüstlüğünü, müşteri memnuniyetine gösterdiği hassasiyeti bizzat deneyimlemiş Teknoloji dükkanları müdavimlerimizi üzeceğini biliyoruz.

Hedefimiz her zaman olduğu gibi bizimle olan iletişiminiz ve ilişkinizde sizleri mutlu edebilmektir.

Son olarak çok alıştıkları için bazı dostlarımızı üzecek bir başka “yenilenme” haberini de verelim: önümüzdeki günlerde IDéEFIXE yeni ismi (idefix) ve yeni tasarımı ile yeni kültür içeriklerini sizlerle paylaşmaya başlayacak.

Yeniden hoş geldiniz.

A. Behçet Akalın
Genel Müdür
EBİ A.Ş.

Ilyes Jaryan’s Musicschool



Ilyes Jaryan’s Musicschool in Tunusia.

Ilyes Jaryan’s Musicschool için hazırlanmış bir (guerrilla marketing) gerilla reklam çalışması.

Böyle zekice hazırlanmış bir iş, reklamın arkasındaki fikri de takdir ettirip, müzik okuluna da hayli öğrenci kazandırır.

Hafta sonu sinema ya da alış veriş çıkışında, arabanızda böyle bir reklama rastlasanız ne düşünürdünüz?

Güzel fikir. Hımm... araba sileceği, yay dışında başka nelerde kullanılabilir acaba...

(guerrilla marketing?, ambient media advertising?)


via: Brainwash: http://brainwash.robertundhorst.de

La Vanguardia 'Tennis Court'



"Official newspaper of the ATP Open Barcelona Conde de Godó"

Tenis Turnuvası için, CIA Comunicación, Barcelona (Spain) ajansı tarafından, La Vanguardia Newspaper için hazırlanmış bir reklam çalışması.

Tenis kortu görünümündeki tasarım, sadeliğiyle söze gerek bırakmadan, gereken iletişimi kuruyor. Görsel iletişim tasarımında, rengârenk-karmaşık çalışmalar yerine böylesi sade, yormayan tasarımları, nedense daha zekice ve yakalayıcı buluyorum.

Creative Director: Juan Pablo Caja
Art director: Alfonso Palomo, David Arés
Copywriter: Ramon Pardina Photographer: Rafael Jover

Canon 'Ekstra Zoom'



Canon fotoğraf makinelerinin, ekstra zoom özelliğine dikkat çekmek için, TBWA Paris tarafından, dış mekân için hazırlanmış bir (guerrilla marketing) gerilla reklam çalışması.

(guerrilla marketing?, ambient media advertising?)

Audrey Kawasaki



Audrey Kawasaki'nin, yakın zamanda yenilediği
web sayfasından; yumuşak-masum olduğu kadar erotik de görünebilen masalsı illüstrasyonlarına ulaşılabilir.



Bütün gün binlerce uyaranla yorulmuş zihninizi bir an sakinleştirip, duru bir enerjiyle yola devam etmenize de yardımcı olabilecek bu çalışmalar, görülesi.


Audrey Kawasaki
portfoliosuna göz gezdirdikten sonra, ilginizi çekerse günlügünü de takip edebilirsiniz...

Starbucks Coffee 'Mutluluğun Resmi'ni Buldu


Starbucks Coffee’nin düzenlediği ve bu sene dördüncüsü gerçekleştirilen 'Mutluluğun Resmi' konulu Tasarım Yarışmasından bahsetmiştim.

Yarışma sonuçlanmış ve üstte gördüğünüz birinci olan eser; Deniz Erdinçler’e ait. Diğer derece alan eserler ve yarışma detayları; Starbucks Coffee web sayfasında. Web sayfasını ziyaret edenler, yeni haberler arasında da görecektir ki; Starbucks Coffee, Caddebostan Sahile de açılmış...

(Dip not: Görseli eklerken yeni fark ettim. Meğer Blogger'ın resim ekleme kapasitesi sınırsız değilmiş. 1024 MB gibi bir sınırı varmış. Henüz %7'sini kullanmışım. Resimlerin büyüklükleri çok fazla olmadığından, resim upload sınırı birkaç yıl idare edebilecek gibi gözüküyor.
Sanırım önceden bu oranı kullanıcıya yansıtmadığı için, 'Blogger'ın resim ekleme kapasitesi sınırsız' gibi yanlış genel geçer bir kanıya varmıştım?!)

Kitap Fuarı İzlenimleri

kitapyurdu.com'da 40 gün sürecek olan, sanal kitap fuarından bahsetmiştim.

Çok cazip indirim seçenekleri sunulduğunu, yinelemek istedim. Ne alırsan 0,50 - 2 YTL arası kitaplar bile var ki; okumaktan veya zaman aşımından eskiyen kitaplarınızı bunlar arasından seçip yenileyebilirsiniz. Ya da bir ara merak edip sonra almadığınız kitaplara bu sayede sahip olabilirsiniz.


Yeni yayımlanan bir kitap 15-25 YTL arası iken; 0,50 - 2 YTL arası bu kitaplara bakmamıştım, nedense fiyatı bu kadar düşük olabiliyorsa içeriği de onunla paralel olmalı gibi bir algıya kapılmış olmalıyım. Ama, öyle değilmiş.


Bu cazip indirimler, yeni kitaplara da yansımış. Kıyaslandığında diğer online alışverişe imkân tanıyan yerlere göre fiyatlar daha aşağılarda.

www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al

Yıllardır ilgiyle takip ettiğim iki yazar; 'Wilbur Smith' ve 'Clive Cussler'ında yeni kitapları Türkçe'ye çevrilip, piyasaya çıkmış. Büyük bir merakla, '11. Yazıt' ve 'Kutsal Taş'ı da alışveriş listeme ekledim.

'Wilbur Smith' ve 'Clive Cussler' kesinlikle tavsiye edeceğim iki yazar. Okumadıysanız, ilk kitaplarından okumaya başlayın zira birbirini takip eden serilerin devamı kitapları da olduğu için, aradaki bağlantıları rahatça kurabilirsiniz. Tabii mutlaka ilk kitaptan okumaya başlamak gibi bir bağlayıcılık da yok. 'Wilbur Smith' ve 'Clive Cussler'ın her kitabı başlı başına ayrı bir lezzet...



İnternet'te sanal fuarlar sürerken, İzmir'de de; 12. İzmir Kitap Fuarı başlamış. Bu fuarla ilgili izlenimleri de
Tansel Güçlü'nün blogundan okuyabilirsiniz.

(ilgili diğer konu...)

23 Nisan Şekeri!

Google Türkiye anasayfasında, 23 Nisan bayramına özel hazırlanmış olan logo, sanıyorum herkesin içinde minik bir heyecan yarattı.

Tabii bunun yanında, çocuğun boyadığı bayrağın rengine takılanlar olduğu gibi; 'niçin sadece
www.google.com.tr'de logo var da, diğer iç arama sayfalarında hâlâ 'Earth Day' logosu yer alıyor'a da takılanlar olmuştur.

'Earth Day', 22 Nisan'daydı, niçin hâlâ iç arama sayfalarında görüntülenmeye devam ettiğini bilemeyeceğim ama, çocuğun boyadığı bayrak rengiyle ilgili, çocuktur bu resim yaparkenki renk seçimi hayal dünyasının zenginliğiyle orantılıdır, diyebilirim. Yeşil bulut çizebilen çocuklar, bayrağı da istediği renge boyayabilir...

Özel günleri logolara yansıtmanın yarattığı iletişim başarısının öneminin kavranmış olduğunu görmek sevindirici.


Her geçen gün gelişip büyümeye devam eden, Mynet.com da, 23 Nisan'ı logosuna yansıtmıştı.

Görünümünü yenileme, mail kapasitesi arttırımıyla sunduğu servislerde öne geçmeye çalışırken; arka planda olanlara da dikkat etmek gerekiyormuş ki; dün akşam sayfası karardı, mynet.com da hack'lendi...

'
Google Bize Logo Yapsana' projesinin böyle kısa zamanda ses getirmiş olmasından dolayı, tüm planktonları kutluyorum.

Acaba bu girişimin ikinci bir ayağı da, Yahoo için uygulanamaz mı?
Yahoo mail Türkçe kullanılabiliyor ama, Yahoo'nun www.yahoo.com.tr sayfası http://uk.yahoo.com'a yönlendirilmiş durumda...

'Cervantes Ödülü'ne 'Nazım' Şiiri

İspanyolca konuşan ülkelerin en saygın edebiyat ödülü olan 'Cervantes'; çağdaş İspanyol şiirinin en büyük şairlerinden kabul edilen, Antonio Gamoneda’ya verildi.

İspanyol, Miguel de Cervantes Saavedra anısına verilen ödülü kazanan şair Gamoneda, törende yaptığı konuşmada, Nazım Hikmet’ten “büyük Türk şairi” diye söz ederek, Cervantes’in en önemli eseri “Don Kişot” hakkında Nazım Hikmet Ran’ın yazdığı, aynı adlı şiiri okudu.

DON KİŞOT
Ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına,
Bir Temmuz sabahı fethine çıktı
Güzelin, doğrunun ve haklının :
Önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
Altında mahzun, fakat kahraman Rosinant'ı.
Bilirim,
Hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine,
Hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
Yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok,
Yeldeğirmenleriyle dövüşülecek.

Haklısın, elbette senin Dülsinya'ndır en güzel kadını yeryüzünün,
sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu,
Alaşağı edecekler seni
Bir temiz pataklayacaklar.
Fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
Sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin
Ağır, demir kabuğunun içinde
Ve Dülsinya bir kat daha güzelleşecek...
(1947)

23 Nisan 1920



23 Nisan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, kutlu olsun...

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı; TBMM'nin 23 Nisan 1920 günü kurulmasının onuruna, TBMM tarafından sadece Türk çocuklarına değil, bütün Dünya çocuklarına ithaf edilen, her yıl 23 Nisan günü kutlanan, Türkiye'nin milli bayramı, dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır.

"Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir." diyerek, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlatan
Atatürk; zor şartlarda var ettiği Cumhuriyeti, geleceğimiz olan çocuklara emanet ederken, ne kadar da haklı bir yol göstermiştir. Tek ihtiyacımız, kendi yetiştireceğiniz 'Cumhuriyet Çocukları'nın sağlayacağı istikbaldir ve ona olan inancımız olmalıdır.

23 Nisan, TBMM'nin açılışı ve dolayısıyla da halkın yönetime tam anlamıyla hakim olmasının ilk günü olduğu için ulusal egemenlik açısından da önemli bir anlam taşır...

Kendimize sormalıyız; bu günlere nasıl geldik, şimdi böyle yaşayabiliyorsak bunu kime borçluyuz, bu günün öneminin farkında mıyız, coşkusunu yüreğimizde hissedebiliyor muyuz?

Şu an içinde bulunduğumuz 'Cumhurbaşkanlığı Seçimleri' öncesi; 87 yıl önceki o günleri ve o 'Cumhuriyet Ruhunu' anımsamaya daha çok ihtiyacımız var, diye düşünüyorum.

100 yıl sonrayı görebilen bir liderin, Mustafa Kemal Atatürk'ün düşüncelerini; kulaktan dolma, 'rozet-büst Atatürkçüleri'nden değil, kendi eserlerinden öğrenelim.

Geleceğini şekillendirmek isteyen; gelecek vizyonu böylesine güçlü bir liderin, Atatürk'ün düşüncelerinden beslenilsin. Bunu yaparken de;
kime hizmet ettikleri belli olmayan birtakım odakların, Atatürk'ü yorumladıkları-empoze etmeye çalıştıkları şekilden uzak kalınmaya çalışılsın.

Tarihi iyi okumak, bire bir Atatürk'ün eserlerinden, konuşmalarından faydalanmak; onu tanıyıp değerlendirmeye, zaman üstü düşüncelerinden istifade etmeye olanak tanıyacaktır.

Araştırın, okuyun; başkalarının değil kendi algınız-değerlendirmenize güvenerek hareket edin.


Üç ciltlik 'Nutuk'; okumaya başlamak için iyi bir kaynak.

Her Türk'ün bilmesi gereken; 'Atatürk İlkeleri', Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi, Onuncu Yıl Nutku, anımsanmalı.

Kimseye bağlı kalmadan, seçimlerimizi neye göre yapmamız gerektiğini gösteren, geleceğimize ışık tutacak mahiyetteki; 'Atatürk İlkeleri'ni iyi hazmedip, ona göre bir tavır içinde olmak; 1920'lerde teşkil edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi ile şimdikinin farkını anlamamıza ve buna göre davranmamıza da yardımcı olacaktır...




Rutkay Aziz'in seslendirmesiyle yer aldığı, 'Atatürkiye' ve 'İstiklal Marşı'nın entrümantal yorumunu, hafta sonu müziği olarak bırakıyorum. Box.net'ten de bu dosyalara ulaşılabilir...

Öyle Oldu, Böyle Oldu

Post'un [gönderinin (Blogger'ın, Türkçe arayüz kullanımına geçtikten sonra, böyle ifadelendirmesine alışmaya çalışıyorum. Nedense TDK'nın faks'a 'belgegeçer' demesi kadar tuhaf geliyor)] başlığının 'Öyle Oldu, Böyle Oldu', olmasının sebebi; hafta sonuyla ilgili farklı konu başlıklarını içeren bir derleme olacak olması(?)

'Tablodaki Rüzgâr, Saçlarıma Saklansa', diyerek; İsmet Değirmenci'nin, 'Rüzgâr' isimli sergisinden basetmiştim. Hafta sonu gittim. Hem sergideki eserler renk kullanımı ve dokusuyla görülesiydi, hem de tam da istediğim gibi serin rüzgârlı bir İstanbul gününe denk geldiği için, günle örtüşen keyifli bir deneyim sahibi olmuş oldum.

Zihninizin koridorlarında dolaştırıp, sizi ummadığınız diyarlara götürün kimbilir hangi ilham noktacıklarını etrafınıza toplayan tablolardaki rüzgârdan sonra; caddeye çıktığınızda, realitenin parçası olduğunuzu hatırlatıp, saçlarınızda dolaşan rüzgârla kalabalığın içine karışmak. Edindiğiniz o ilham noktacıklarını boğaza götürüp, deniz havasıyla beslemek veya sıcak bir dost sohbetinde dinlendirip, rafine ettiğiniz hâliyle üretmek için işinizin başına dönmek... Sergi 13 Mayıs'a kadar açık, bir rüzgârlı İstanbul gününe denk getirip gitmeye çalışın, belki siz de benim önce hayal edip sonra yaşadığım o tadı yakalayabilirsiniz.

İstanbul'da, gökyüzünü çelik grisi bulutların kapladığı ve dalgalı lacivert denizin buna eşlik ettiği günleri severim. Güneşli, her noktasının aydınlandığı,
eğlenceli, hareketli günlere kıyasla; güneşin arada kendini gösterdiği ama hafif bulutlu, kapalı, sokaklarında hafif bir esintinin dolaştığı günlerde; gölge oyunları kentin silüetini daha etkileyici bir hâle sokar. Böyle günlerde kent daha güçlü gözükür. Arkasından bir de yağmur gelirse, o gün çok daha yaşanılası bir İstanbul olur.

Hafta sonu İstanbul'da bu manzaraya, 23 Nisan Bayramı nedeniyle İstanbul Boğazına demirlemiş savaş gemilerimiz ve plazalara asılan devasa bayraklar eşlik ediyordu. Kentin o güçlü, etkileyici görüntüsünü, bu donelerle artık siz hayal edin.

Öğrendim ki; Mart ayından itibaren Telekom; abonelerinden aldığı sabit ücreti, tarifelere göre farklı olacak şekilde belirlenmiş kontür karşılığı, 22:00-07:00 saatleri arasında kullanma hakkı tanıyormuş.

Peki, önceden o sabit ücreti kimin hayrına veriyorduk biz?!

Diyelim ki, insanlar bu bilgiye ulaştılar, haklarını biliyorlar ve ödedikleri o sabit ücret boşa gitmesin istiyorlar. O saatler arasında konuşacak kimseyi, herkes nereden bulacak?!
Bu hak kullanılmadığında, sonraki aya devretmiyor, yanıyormuş.
Telekom'un, Tarifeler-Telefon başlığından; bu konuyla ilgili bilgiye ulaşılabilir.

Bir de şöyle bir durum varmış. Sabit veya GSM telefon şirketleri en çok bu açığı değerlendirip para kazanıyormuş. Diyelim ki, 1 kontür=1 dakika olsun. Siz 61 saniye konuştuğunuzda, bu 2 kontür olarak ücretlendiriliyormuş?! Evet, böyle de tuhaf bir durum var. Konuyla ilgili, Tüketiciler Birliğinin çalışmalarına bakabilirsiniz.

Kişi bazında düşününce miktarlar böyle minik gözükmesine rağmen, tüm aboneler cephesinden olayı değerlendirince hiç de azımsanmayacak bir miktar ortaya çıkıyor.

İndirim diye lanse edilen, ama kısa bir hesap yapan her zekâ sahibinin, aslında yeni bir zam olduğunu anlayabildiği, bu aldatmacalara karşı bilinçli davranıp, dikkatli olmamız gerekiyor.

Ersin Akman'ın, Türk Telekom'un 'Türk Telekom Hukuk Dışı Saldırılara Karşı Hakkını Savunacaktır' beyanından bahsettiği, 'Türk Telekom Şimdi de Basını Susturmaya Çalışıyor' yazısını da okumanızı öneririm. Sanki kanunları kendi lehlerinde kullanmaktan geri duruyorlarmış gibi bir de böyle bir tavır içerisine girdiklerini görmek sizce de ironik bir durum değil mi?

22 Nisan, (Dünya-Yeryüzü Günü) Earth Day kapsamında Google, eğlenceli logolarıyla kullanıcılarına bir sürpriz yaptı.



Earth Day için Küresel Isınmaya vurgu yapılması, hoş olmuş. Ama diğer yandan, Küresel Isınmaya Karbondioksit salınımıyla en büyük ortak olan Amerika'nın Dünya'nın sembolik yaş gününün kutlandığı bu günü, Earth Day'i icat etmiş olması sizce de enteresan değil mi?
www.earthday.net detaylar için iyi bir yol.

Dünya Günü, aklıma Moby 'in this world' klibini getirdi.
Umarsız yaşıyoruz, etrafımızda olanları fark etmeden. 'Küresel Isınma' gibi, ciddi bir sorunu bile vaktinde anlayıp önlemler almazsak, böyle yaşamaya devam edersek; yakında o klipteki canlılar gibi kendimize yeni bir dünya aramak durumunda kalacağız...

Google'ın Özel gün Logolarına ise;
www.google.com/holidaylogos.html, http://images.google.com/intl/tr/logos.html,
www.google.com/doodle.html sayfalarından ulaşılabilir.


Bakalım,
www.google.com.tr sayfasında, 23 Nisan için, Çocuk Bayramı'na özel bir nasıl bir logo bizi karşılayacak...

Blogda minik bir düzenleme yaptım.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla, blogun sol üst kısmına Türk bayrağı yerleştirdim.

Sayfada aşağı indikçe, o da size solda eşlik edecek (bayrağın solda durmasıyla, bir mesaj veriyor değilim (?) 'insanlar hak ettikleri şekilde yönetilirler') Yalnız minik bir sorun oldu :( Codelar Firefox ile düzgün çalışmasına rağmen, iexplorer'da bayrak sayfanın 'sol altında' kaldı. Bu durum, iyi bir görüntüleme deneyimi için Firefox kullanmanızı istememe bir örnek olabilir. 'Hayır ben o bayrağın iexplorer'da sayfanın altında kalmasına izin veremem, doğru görüntülenmesinin yolunu biliyorum' diyen, ilgili codeları bana gönderebilir, memnuniyetle düzeltirim :)

Sağ menüye, blogumu RSS feeds ile takipte size kolaylık sağlayacak linkler yerleştirdim. Blogumu Netvibes, Bloglines,
Yahoo, Google'a bir tıklamayla ekleyip, RSS ile güncellemeleri rahatça takip edebilirsiniz.

Linklerde düzenleme yaptım. Uzun süredir atıl halde kalmış linkleri çıkardım ve yerlerine yenilerini ekledim. Güncelleme yapan ve içeriğinden memnum olduğum yerlerin linklerini zaman zaman, sağ menüdeki 'Keşfetmek İçin Bak' alanında eklemeye devam edeceğim.

Eklenen yeni linklerden biri, yakın zamanda keşfettiğim
GoddessArtemis.
Sık güncellenen kaliteli içeriği, ayrıca uzak doğu sinemasına olan ilgisiyle beni yakaladı. Uzak doğu sinemasıyla benden çok önce ilgilenmeye başlamış ve bunu bloguna yansıtmış olmasından zevkle istifade ettim. Takipteyim :)

Bir diğer link de Hayatkisa.com.
Barda filmini izleyenler, 'Üçnoktabir'in seslendirdiği tema müziği 'dediler ki'yi anımsayacaklardır.
Hayatkisa.com linkini gördüğümde, zihnimde o müzik çalmaya başladı. Nedense o iki kelime bende böyle bir çağrışım yaptı. Fakat, tabii ki içeriğin o müzikle ya da filmle bir ilgisi yok, o sadece zihnimin bana bir oyunu :) İçerik, içsel süreçleri yorumlayan, tanımlayan, realize eden açık anlaşılır yazılardan oluşuyor. Öyle ki, Hayatkisa.com'daki yazılara göz gezdirirken, farkında olmadan, günlük yaşamla ilgili aklınıza takılan konulara yanıt bulursanız şaşırmayın...

Karalamalar Emre Sururi'nin yaşama dair farkındalıklarını ve deneyimlerini aktardığı blogu. Konular içten anlatımlarıyla doyurucu olduğu kadar, uzun yazılar da son derece akıcı ve rahat takip edilebilir. Bir şey vermeden, benimsetmeden ya da fark ettirmeden bırakmayan bloglardan biri. Aslında çok uzun süredir takip etmeme rağmen, linklerime eklememiş olduğumu şaşkınlıkla fark ettim ve ekledim hemen...

Allper; flash konusunda hem detay aktardığı hem de örnek işlerini paylaştığı bloguyla takip edilesilerden bir diğeri...

Novalibra; her uğradığınızda sizi boş geri çevirmeyen,
kitaplar, kültür sanat etrafında bir içerik sunuyor...

NaylonDefter
-KareliDefter; enteresan görseller, yazılara denk gelebileceğiniz; içinde bulunduğunuz an'a hoş bir farklılık katacak içeriğiyle,
arada uğranası...

Linklerden bahsetmişken,
Charles Bonnet Sendromu ve Halüsinasyonlar yazısıyla culdesac hanım beni korkutmayı başarmış olsa da, www.hafif.org'un son dönemde zenginleşen içeriğiyle ayrı bir kıvam kazandığını ve ilgiyle enterasan konulara değinmelerini takip ettiğimi de belirtmek istiyorum...

Fako Hikâyemiz

Öncelikle, Aktaracak Bir 'Fako' Hikâyeniz Var Mı? yazıma; deneyimlerini, iyi dilek ve dualarını aktararak ilgi gösteren herkese, bir kez daha buradan teşekkür etmek istiyorum.

Görmüş olduk ki; sağlık söz konusu olduğunda, her ne kadar konuyla ilgili bilginiz, iyi bir hekiminiz, etrafınızda destekleyen dostlarınız olsa da; eşyanın tabiatı gereği, endişe etmemek pek mümkün olmuyor.

Mantığınız size istediği kadar doğru olanı söylesin, yüreğiniz rahatça bunu onaylayamıyorsa; net bir adım atamıyorsunuz.

Aynı deneyimi yaşamış ve şu an rahat bir şekilde yaşamını sürdüren başkalarının varlığı ve desteği; tüm o teknik teferruattan daha önemli olabiliyormuş.

Aktardığınız iyi dilekler ve minik hikâyeler, o iç rahatlığını sağladı.
Sağolun. Operasyonla ilgili ilk adımı attık.

Şimdi buradan Katarakt ve Fako'yla ilgili
birkaç not aktarmak istiyorum; ileride bu sorunla karşılaşabilecekler için yardımcı olacaktır, diye umuyorum.

Günümüz teknolojisi, artık çok kısa sürede,
Katarakt tedavisinde sonuç alınmasına imkân tanıyor. Eskiden olduğu gibi, uzun süren dikişli operasyonlar yerine artık, 15 dakika gibi bir sürede, Fakoemülsifikasyon tekniğiyle, göz içine mercek (lens) yerleştirilerek görüş sağlanabiliyor.

Göz rahatsızlıklarıyla ilgili en çok operasyon yapılan dal; Katarakt tedavisi için Fako'ymuş.

Bir yılda doktorun ne kadar hastaya operasyon yaptığını öğrenince, sayının ciddiyetini daha iyi kavradık. Gerçekten de bir olay, insanın kendisinin başına gelmeden; ne olayın ciddiyetini, ne de toplum içersindeki oranını tam olarak algılayamıyor, kavrayamıyormuş.

Bu biraz da şöyle söylenebilir; bir eğlence yerine gittiğinizde gördüğünüz yüzlerce insan nasıl ki, sanki o şehirde herkes eğleniyor algısı yaratabiliyorsa; bir hastaneye gittiğinizde de, yaşadığınız o sorunla ilgili meğer ne çok dert sahibi varmış, sanki herkes hasta, algısını yaşayabiliyorsunuz.

Fako konusunda dikkat edilmesi gereken 3 ömemli nokta var; doğru doktorun seçilmesi, doğru hastane ortamının seçilmesi ve doğru lensin seçilmesi.
Tabii bunlara, öncesinde konu hakkında detaylı bir bilgi edinmiş olmayı da ekleyebiliriz.

Maalesef, öyle gözlemledim ki, ne kadar duyarlı doktorlarımız olsa da, sağlık konusu da neredeyse ticarete dökülmüş durumda.

Bir cep telefonu satın almaya gittiğinizde gördüğünüz muameleyle, sağlık sorununuz için başvurduğunuzda gördüğünüz yaklaşım neredeyse aynı. İnsansınız, duygularınız var. Ama birinde canınızın, diğerindeyse maddi; yerine yenisini koyabileceğiniz bir şey olmasının bir önemi kalmamış.

Biz araştırıp, sayfalarca konuyla ilgili yayın döküman okuyarak, fakat hâlâ aklımızda soru işaretleriyle hastaneye gitmiş olmamıza reğmen; orda olduğum süre zarfında gördüm ki diğer insanlar; neredeyse gidip gazete almanın rahatlığıyla gelip, ücretlerini ödeyip, ameliyatlarını olup gidiyorlar!?

Nedir; nasıl olacak; sonrasında ne olur; komplikasyon oluşursa, riskler ne sonuçlar yaratır, gibi bir kaygı kimsede
yok?! Bu tavırda olmalarının sebebi; bilgisizliğin verdiği cesaret mi, rahatlık mı bilemiyorum.

Bildiğim şu ki; düştüğünde canının yanacağını bilmeyen, bunu düşünemeyen bir çocuk, nasıl ki korkmadan bisikletin üzerinde ellerini bırakarak gidebiliyorsa; buna rağmen önceden düşmüş veya düşeni görmüş ya da düşebileceği öğretilmiş bir çocuk, daha temkinli bisiklet kullanıyorsa; bu konuda da durum buna benziyor.

Doktorunuzun, konunun uzmanı olması gerekiyor, bu ne demek?
Göz konusunda birçok uzmanlık dalları var; Glokom, Şaşılık, Retina, Katarakt, Lens... gibi.

Okuldan mezun olan doktorlar, elbette ki Göz Doktoru, Göz Hastalıkları Uzmanı olup, tüm bunlardan anlayabiliyorlar. Ama,kendilerine bir alan seçip sadece onda uzmanlaşmış bir doktor; sadece o konunun tüm detayına hakim olduğu için özellikle tercih edilmeli. Tercihiniz; Fako uzmanı, olsun.

Konumuz Katarakt olduğuna göre; Katarakt ve özellikle Fako uzmanı arayıp tercih etmeniz; yukarıda saydığım 3 önemli noktanın ilki.

İkinci nokta olan, hastane seçimi ise; hastanelerin duruma gösterdikleri ciddiyet, hastalara yaklaşımları ve en önemlisi; temizlik ve kullanılan aletlerin kalitesi, FDA, bakanlık onaylı olması gibi etmenlerden ötürü çok önemli.

Hastane seçiminde ücretlendirme konusu da devreye giriyor. Her hastanenin ücret politikası farklı olabiliyor. Fako ile ilgili,
fikir vermek için; konulacak lens kalitesiyle doğru orantılı değişen; üç bin iki yüz ile beş bin arası ve üstü bir ücret aralığı olduğunu söyleyebilirim.

Üçüncü nokta olan Lens seçiminde, biz de biraz tereddütler yaşadık. Çünkü seçenek çok fazla. Her doktor veya hastane farklı bir marka kullanıyor ya da öneriyor.

Sabit odaklı(monofokal) lensler;
Katarakt ameliyatlarının çoğunda halen bu lensler kullanılıyor. Derecesine göre sadece bir mesafe için gözlük ihtiyacını ortadan kaldırıyorlar. Örneğin uzak sıfırlandı ise yakın için 2,5 numara gözlük gerekiyor.

Çok odaklı (multifokal/bifokal) lensler;
Uzak ve yakın görmeyi aynı anda sağlamak için geliştirilmişler. Optik özelliklerinden dolayı değişik ışık kaynaklarını aynı anda değişik odak noktalarında toplayabiliyorlar. Bu sayede kişi uzak ve yakın nesneleri gözlüksüz olarak aynı anda net görebiliyor.

Yukarıda gözlemlediğimden bahsettiğim rahat hasta tipleri, operasyon kadar lens seçimini de bilinçli yapmadıkları için, onlara çoğunlukta kullanılan düz merceklerden takılıyor; bu mercekler uzak görüşe imkân verebilmenin yanında, yakın için yine gözlük gerektiriyorlar fakat, ücretleri de buna göre daha düşük oluyor.

Biz, Multifokal yani hem uzağı hem de yakını gözlüksüz görebilmeyi sağlayan lenslerden birini tercih ettik.

Lensin kalitesi ileride göz arkasında, retinada bir sorun yaşamamanız için de çok önemli. Tabii Bunda doktorunuzun becerisi de çok önemli; bu yüzden mutlaka konunun uzmanı bir doktor seçmenizi, önemle yineliyorum.

Operasyon sonrasında herhangi bir komplikasyon meydana gelmese dahi, ileriki yıllarda, yapılan bu müdaheleden dolayı göz arkasında sorunlar çıkabiliyor ve bu tümden görme kaybına kadar durumu götürebiliyor.

Bu noktada operasyon öncesi göz arkasının kontrolünün detaylı yapılması, bu dosyanın bir kopyasına sahip olmanız ve doktorunuzla tüm seçenekleri konuşmuş ve bilgilenmiş olarak operasyona girmeniz çok önemli.

İleride bir sorun oluştuğunda; doktorun sorumluluk kabul etmeyip; operasyondan bağımsız, gözünüzün arkasındaki bölgede zaten önceden var olan herhangi bir sorundan dolayı problem çıkmış olabileceğini söylemesine açık kapı bırakmış olmamak için, tüm bunlara dikkat etmeniz gerekiyor.

Örneğin risklerden biri; Retina dekolmanı. Katarakt operasyonu sonrası, ilerki yıllarda retinada çıkan bu sorun; durumu tümden görme kaybına kadar götürebiliyor.

Ya da ilerde ışıklar, minik cisimler görmeye başlayabiliyorsunuz. Veya CBS gibi bir rahatsızlıkla dünyanız renklenebiliyor(!)

Katarakt tedavisiyle ilgili araştırmalar yaptığımız dönemde, denk gelip, hahif.org'daki
CBS ile ilgili Charles Bonnet Sendromu ve Halüsinasyonlar yazısını da okuyunca, tedirginliğimizin had safhaya ulaştığını söylesem, az olmaz sanırım. O yazıyı rahat bir zamanınızda okursanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınızdır.

Seçtiğiniz hastane ve doktor ne kadar iyi olsa da, sonuçta kendi prestijlerini hesap edeceklerinden; siz de tüm detaylarıyla konuya hakim olup, kendi haklarınızı takip etmelisiniz.

Teknoloji ilerlemiş ve teknikler gelişmiş olsa da; %100 başarılı gibi bir sonuç vaadedilmediği de
unutmaması gereken diğer bir nokta.

Sağlıkla kalın...

Google Bize Logo Yaptı!

'Google Bize Logo Yapsana! projesi'nden ve desteklersek, neden özel günlerde Google arama sayfasında, bize özel logolar görmeyelimden, bahsetmiştim. Henüz bir ay bile olmadı, güzel bir haber geldi.


Google Türkiye’nin anasayfası www.google.com.tr’de ilk defa 23 Nisan’da Türkiye için özel bir “Doodle" yani özel tasarımlı logo yayınlanacak.


Detaylar; www.googlebizelogoyapsana.com'da, Ba-şar-dık! başlığında...

İlgili haber sayfaları; İnternethaber/Google'dan Jest, Milliyet/Google'dan 23 Nisan'a Özel Logo.

Yoksa Sen Hâlâ, Firefox'tan Kendini Mahrum Mu Ediyorsun?

Web browser kullanımında, iexplorer tercih etmenin pek bir avantajını görmemiş biri olarak; uzun süredir Firefox kullanmanın keyfini çıkarıyorum.

Kendim Firefox'un nimetlerinden istifade etmekten böylesine memnunken; tüm içtenliğimle, Firefox kullanmaktan kendinizi mahrum etmemenizi diliyorum.

softwaretipspalace.com sitesi günlüğünde çıkan bir yazıya göre, Avrupa'da Firefox kullanımı yüzde 25'e ulaşmış.

XiTi'nin yaptığı araştırmaya göre de, Avrupa'da
Firefox, son bir senedir yüzde beşlik bir artış sağlayarak %19,4'ten %24,1'e yükselmiş.

Tüm grafiklere ve 2006 sonuçlarına bakarak söylenebilir ki; Türkiye bu konuda da maalesef bilinçli bir kullanıcı durumunda gözükmüyor.

Oysa genç nüfusu bu kadar çok olan bir ülkenin gençlerinden, meraklı olmalarını ve
Firefox gibi kullanımı avantajlı bir browser'ı çoktan fark edip, benimseyerek daha yüksek oranda kullanmalarını beklerdim.

Firefox ücretsiz, açık kaynaklı ve destekleyenleriyle her an gelişen bir browserken, özellikle okullarımızda niçin ısrarla tercih edilmediğini anlayamıyorum?!

3 gününüzü ayırın, eklentileri, pratikliğiyle
Firefox deneyimini yaşayın. Bir post (gönderi) içersinde bunca Firefox sözcüğünü niçin yinelediğimi anlayacaksınızdır.

Örneğin;
Firefox bünyesinde kullanılan Sage; RSS takibi yapabilmek için gayet işlevsel bir eklenti. Firefox browserınızda, kenar çubuğu olarak açılıyor ve eklediğiniz site-bloglardaki güncel gelişmeleri anında orada görebiliyorsunuz. Evet, adres satırına site-blog'un linkini yazıp gitmeden! Ne büyük kolaylık değil mi?


Bunun yanında bir diğer istatistiki sonuç da, blog kullanımı yönünden; Technorati'nin blogların durumunu gösteren raporuna göre; 70 milyon blog ve günde 1,5 milyon yazı üretimi gözüküyor.

En çok yazının yayınlandığı blog dilleri:
Japonca: %37 ile birinci,
İngilizce: %33 ile ikinci,
Çince: %8 ile üçüncü sırada
Farsça: %1 (ilk ona yeni giren lisan)

Bunların arasında Türkçe nerede mi? Okumaya ne kadar meraklı olduğumuz, sorusuna vereceğiniz yanıt; düzgün bir Türkçe'yle nitelikli içerik üreten, Türkçe blog sayısı hakkında size sağlam bir fikir verecektir...

Firefox browserınızı kurun, RSS takibi için Sage eklentisini ilave ettikten sonra, arzu ederseniz benim feedlerimi de Yazı-Entries (RSS) ve Yorum-Comments (RSS) ile gözünüzün önünde bulundurabilirsiniz :) Google'dan rast gele uğramış iexplorer kullanıcılarındansa; bilinçli, RSS takibi yapan, Firefox kullanıcılarını tercih ederim. Memnuniyetinizi, olursa sorularınızı buradan bana aktarabilirsiniz...

Bir Kişiyi Daha Uyarabilmek İçin, Bin Mil Daha!

GLOBAL WARNER (KÜRESEL UYARICI): Önce çalışmalarına Türkiye’de karadan başlayıp, daha sonra tüm dünyayı küresel ısınmaya karşı uyarmak, bu konuda bilinç oluşturmak amacıyla yola çıkacak bir yelkenli. 3 kişilik tayfası ile 2007 yılı içerisinde İstanbul’dan hareket ederek tam bir dünya turu atacak ve 3 yıl sonra 2010 yılında, İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti'yken geri dönecek...

İnsanları çevre duyarlılığı karşısında bilgilendirmeyi, bununla birlikte Kyoto Protokolü'nü imzalamamış ya da imzaladığı halde anlaşmaya uymayan ülkeleri uyarmayı hedefliyorlar.

Bunu yapabilmek için de, yol boyunca karşılaştıkları tüm teknelere küresel uyarıcı bayrağı verecek, insanlardan söz vermelerini ve küresel uyarıcı olmalarını, destek olmalarını isteyecekler.

Tunç Kılıç'la Fikir Atölyesi'ndeki, 'Bir Kişiyi Daha Uyarabilmek İçin, Bin Mil Daha' başlıklı, söyleşiyi okuyup; Global Warner nedir?, Nasıl desteklerim?, Küresel Uyarıcı Nasıl Olunur? gibi sorulara da cevap bulduktan sonra, GLOBAL WARNER'a destek vermemek için bir sebebiniz kalacağını sanmıyorum.

“Daha Temiz Bir Dünya İçin, Söz Verin!” kampanyasını destekleyin. Eğer siz de duyarlıysanız gelin bunu duyurun, siz de söz verin diyorlar:
“Amacımız, önce Türkiye’den aldığımız sözlerle başlayıp, sonra tüm dünyada söz verecek insanlar bulmaya çıkmak. Biz dünyada hâlâ sözünü tutan insanların çokluğuna inanıyoruz. Yaptığımızın hiçbir işe yaramayacağını düşünenler olacaktır ama gelecek nesiller, onlara bırakacağımız ‘rezalet bir dünya’da yaşarken, bugün bizim neden bir şeyler yapmayı denemediğimizi sorgulayacaklardır. İşte o zaman, en azından birilerinin denemiş olduğunu bilmeleri, belki onlara daha iyi bir dünya için yapılacak bir şeylerin her zaman olabileceği umudunu verir. Sırf bunun için bile denemeye değer…”
Bu üç yıllık yolculukları boyunca, en az bir milyon söz veren duyarlı kişi bulacaklarına inanıyorlar.

Sadece 3 çılgın, dünyayı mı kurtaracaklar!? Neden olmasın, hiç olmazsa bir şeyleri değiştirmeyi deneyecekler.

Söz verin ve sizde bir küresel uyarıcı olup Global Warner‘a Blogal desteğinizi verin.

Tablodaki Rüzgâr, Saçlarıma Saklansa

Tablodaki Rüzgâr, Saçlarıma Saklansa; hafta sonu gidilebilecek bir sergiden beklenebilecek şeylerden biri olamaz mı?! Neden olmasın?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü mezunu İsmet Değirmenci'nin, 10. kişisel sergisinin konusu; 'Rüzgâr'.
"İsmet Değirmenci'nin rüzgâr etkilerine gönderme yapan resimleri, imgesel bir görselleştirmenin değil, spiritüel bir içselleştirmenin deneysel verileridir. Rüzgârın itki gücünü içselleştirerek resimleme eyleminde bulunması; fiziksel bir olgunun duyusal bir olaya dönüştürmesiyle ilgilidir.

Rüzgârın bir fenomen olarak algılanması ve bir merkez kavram olarak kullanılması arasındaki ilişki, aslında İsmet Değirmenci'nin doğayla kurduğu şamanik ilişkinin işaretlerini taşır..."
Sergi 13 Nisan 2007- 13 Mayıs 2007 tarihleri arasında, article art gallery'de.

Hafta sonu serin, hafif rüzgârlı bir İstanbul olsa da; sergiye gidip, o etkiyi sokaklara taşıdığı hissiyle ayrılabilsem. (Bir mekanda yakaladığınız atmosferi, tüm güne taşıdığınız; sonrasında o günü öyle anımsadığınız olmadı mı hiç?!)

Faik Paşa Sokak No:41 giriş katı
Beyoğlu/ İstanbul
T: +90 (212) 251 8607

9-22 Nisan İnternet Haftası

Türkiye'de İnternet kullanımı; 12 Nisanda, 14. yılını doldurmuş olacak.

Bir zamanlar kitaplar yasaklanır, toplatılıp yakılırdı. Şimdi, bilgi çağında, İnternete erişimi kolaylaştırmak ve yaygınlaştırmak için çalışılacağına; yasaklanıyor, kötü yanlış algılanmasına yol açılıyor. Bu tavrın neresindesin?




Bilişim STK Platformu, İnternetin Türkiye'de 14. yıl dönümünde; Türkiye İnternetini büyütmek, yeni projeler başlatmak, İnterneti geniş kitlelere tanıtmak, yaymak, toplumun gündemine İnterneti yerleştirmek ve Türkiye İnternetine ivme verecek etkinliklerin yapılması amacıyla, 9-22 Nisan'ı İnternet Haftası olarak ilan etti.

Aktif Katılım Çağrısı metninden konuyla ilgili detaylara ulaşılabilir ve www.internethaftasi.org.tr sitesinden, etkinlikler hakkında bilgi alınıp, desteklenebilir.

İnternetine Sahip Çık, İnternet Yaşamdır!

- - -

(İnternet Haftası'yla ilgili bu yazıyı, iki hafta önce, konuya önceden dikkat çekmiş olmak için yayımlamıştım. Fakat, tam da bu 'İnternet Haftası' içersinde olduğumuz dönemde gelişen, birkaç talihsiz olaydan bahsetmek için, an itibariyle güncelleme ihtiyacı hissettim.)

Antoloji ve EksiSözlük'e
mahkeme kararıyla, erişim yasağı getirildi!


Evet, ülkemizde İnternet kullanımı 14 yılını doldurmuş. Beklenirdi ki geçen bunca zaman süresince, bilişimle ilgili hukuki bir alt yapı şekillendirilebilsin. Maalesef böyle bir durum söz konusu değil.

Bir ülke düşünün; bir yanda özelleştirme sevdasına kapılmış yöneticiler, ülke kaynaklarını sata sata bitiremezken; diğer yanda yasaları kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmekten geri durmamak adına da, gece yarıları jet hızıyla kanunlar meclisten geçirilebiliyor olsun(!) Fakat, 14 yıldır ülkelerinde kullanılan bir 'şey'le ilgili; ne bir vizyonları, ne de bir çalışmaları olmasın(!)

'Şey' diyorum. Çünkü o ülkenin yöneticileri; 'internet' nedir, bilmedikleri gibi
(ki, yakın zamanda o ülkenin ulaştırma bakanı; interneti yaygınlaştırma kampanyası yapan fakat, ADSL hizmetini fahiş fiyatlara sunan bir servisi koruyabilmek için savunma yaparken; Gigabyte neymiş, Megabit neymiş habersiz; ezbere bilgiyle beyanatlarda bulunup, potlar kırmazdı), bilinsin ve kullanılsın da istemezler!

Yoksa bir yandan, ülkenin başbakanı; bir gazeteyle beraber, 'temiz internet kampanyası' düzenlerken; diğer yandan da 'üzerinizi sıkı giyin, üşümeyin, çocuklarınızla internette gezin ama tanımadığınız yabancılarla konuşmayın' kıvamında şeyler söyleyerek; internetin çirkin, sakınılması gereken, kötü bir yer olduğu algısını uyandırır mıydı?!

Ya da o 'temiz internet kampanyaları' başlatan gazeteler; internetin kötü bir arka sokakmış gibi, suç yuvası olduğu algısını uyandıracak haberleri; en hassas noktadan -çocuklar üzerinden- giderek, manşetlerine taşır mıydı?!
Haftalarca, çocuk pornosu ve internet kafelerle ilgili haberlerle; bilgiye aç insanların beyinleri yıkandı.

Bu tutumların; 'oraya özgürlük getireceğiz!' diyerek hareket eden, bir kısım insandan ne farkı var? Bu; 'Özgürsünüz ama sadece bizim istediğimiz, izin verdiğimiz kadar' gibi bir durum.

Kısa bir süre önce, tüm dünyaya hitap eden bir video paylaşım ortamı, orda canımızı sıkacak içerikler oluştu diye, sadece bizim ulaşımımıza kapatılmıştı!? Tüm dünya, oradaki hoşumuza gitmeyen içeriğe erişebilirken, bize sansürleniyor olması, ne kadar trajikomik bir durum!?

Çözümü sansürlemekte bulan bu zihniyetin, akıllara durgunluk veren yeni uygulaması da, birkaç gün önce yaşanan Antoloji ve EksiSözlük'ün tüm içeriğinin mahkeme kararıyla ulaşılamaz hale getirilmesi oldu.

Bir site, içeriğinde gözden kaçmış birkaç densiz veya haddini açan söylem bulundu diye, tümüyle erişime kapatılabilir mi? Eğer düşünceye saygı ve
demokrasi varsa o ülkede, kapatılmaması gerekir!

İnternet'teki bir siteye, içeriği için; sanki bir suç yüzünden yakalanmış bir zanlıymış da, kanun karşısına çıkarılacağı vakte kadar gözaltına alınıyormuş, muamelesi yapılabilir mi? Yapılmamalı, ama yapılıyor.

Bir hastane bünyesindeki labaratuvarda, son kullanma tarihi geçmiş ilaçlarla tahlil yapılıyor diye, tüm hastaneyi kapatmak gibi bir mantık bu.
Nokta atışı yap, labaratuvarı kapat, sorumluyu cezalandır. Tüm hastanedekileri madur etmek niye?!

Ne yapılabilir; uyarılır, İnternetteki rahatsızlık yaratan içerik kaldırtılır, ama site yayınına devam eder.


Hukuki alt yapı, teknolojinin gelişimine ayak uyduramamış olabilir. Ama, 14 yıl gibi bir zamandan söz ediyorsak; nasıl bir süreç işletileceğiyle ilgili, daha mantıklı kanuni uygulamalara sahip olmamız gerekmez miydi?!

Bir yandan, 'Antoloji'
ve 'EksiSözlük'e uygulanan hukuki süreç yüzünden; sozluk.sourtimes.org ve www.antoloji.com adresi ulaşılamaz olsun. Ama diğer yandan da, ilgili sitelere www.eksisozluk.com ve www.antoloji.com.tr adreslerinden ulaşılabiliyor olsun!? Böyle de tuhaf bir durum var. Kaldı ki, ulaşılması engellenmiş bir siteye, ulaşmayacaksınız gibi bir durum da söz konusu değil. Proxy kullanarak, başka ülkedeki bir sistem üzerinden, yine isteyen istediği yere ulaşabilir. Bunun ilköğretimdeki çocuklar bile farkındayken, nasıl yasa yürütücüler farkında olmaz?!...

Tek kanaldan, dayatmacı bir bilgiye maruz bırakılmak yerine, çok kanaldan özgürce gerçek-doğru bilgiye ulaşmayı sağlayan bir platformdur
İnternet.

İnternet, yaşamdır! Yaşam Hakkının elinden alınmasına izin verme! Duyarlı ol! Farkında ol! Ses çıkar, tepki göster! Ben tavrımı ortaya koymazsam, sen koymazsan; yanlışlar düzelmez!

Kara Kare Film Günleri 'Karanlığa Işık Tutan Filmler'

'Kara Kare Film Günleri'nin ikincisi; 15-21 Nisan 2007 arasında, Maçka'da Cinebonus G-Mall sinemalarında 'Karanlığa Işık Tutan Filmler' teması ile gösterimde.

'Karanlığa Işık Tutan Filmler' etkinliği; Türk Musevi Cemaati Film Komisyonu tarafından; II. Dünya Savaşı sonrası, Nazi Almanya'sının büyük bir titizlikle Avrupa'nın çeşitli yerlerinde fizibilite raporları düzenleyerek, gaz odaları, krematoryumlar inşa ederek kurdukları toplama ve ölüm kamplarında yaşamını yitirmiş milyonlarca insan anısına düzenleniyor.

'Invincible (Yenilmez Adam)' ve 2006 Venedik Film Festivali En İyi Yabancı Film Ödülü'nü alan, Paul Verhoeven'ın yönettiği 'Black Book (Kara Kitap)' filmlerini izledim.

Son derece etkileyici bir deneyimdi. Sadece biraz, iki benzer temaya sahip filmi üst üste izlemenin ağırlığını yaşadım. Siz öyle yapmayın ama mutlaka programınızda vakit ayırıp, 12 filmden en azından birkaçını izlemeye çalışın. Zamanınız varsa filmlerden hiç birini kaçırmayın derim.

'Karanlığa Işık Tutan Filmler'; tarihte olanları unutmamak, insan olmanın erdemiyle, yaşananları duyumsayıp, bu farkındalıkla yaşama yeniden bakabilmek için de önemli bir fırsat.

İtalyan Yahudileri’nin II. Dünya Savaşı’ndaki durumunu anlatan 'Memoria' belgeseli de, öncelikli görmek istediklerimden bir diğeri.

'Kara Kare Film Günleri'nde; II. Dünya Savaşı ve Nazi Soykırımı Holokost hakkında çarpıcı filmler izlenebilecek olması yanında; 12 filmden 11'inin, daha önceden burada vizyona girmemiş yeni filmler olması da, bu etkinliği kaçırmamak için ayrı bir sebep.

www.karakarefilmgunleri.com sayfasından; filmler ve program hakkında detaylı bilgiye ulaşılabilir.

Opel 'Scene Change'



Opel 'Scene Change' reklam filmi; Ülkemizde de, bir süredir Opel Astra 'Manzara' adıyla TVlerde gösteriliyor.

İzlerken keyif veren, sade etkileyici reklamlardan biri olduğu için buraya seçtim.

Uyandırdığı esneklik, rahatlık hissiyle, özgürlüğün hayal gücünüzle sınırlı olduğunu çağrıştırıyor ve harekete geçme isteği yaratıyor öyle değil mi?

(Agency: Delaney Lund Knox Warren & Ptnrs)

Moon Phases 'Ay ve Evreleri'

Gök cisimlerine, astronomiye merakım vardır ve nedense, Ay'ı görebildiğim geceler kendimi daha iyi hissederim. Güneşten doğrudan ışınlar almaktansa, Ay'dan yansımış hali daha ilgimi çekiyor. Bunu, yansıttığı enerjinin etkisine de bağlayabiliriz tabii.

An itibariyle, Ay'ın kuzey yarım küreden görülebilen kısmı %1 gözüküyor. Bundan pek de memnun değilim. Dolunay zamanının gelmesini ve açık bir havada bunu rahatça izleyebilmeyi istiyorum. Bu birim ne kadar fazlaysa, kendini o kadar iyi hissedebilme; takıntılı bir durum mu acaba, yoksa med-cezir gibi bir takım fiziki, kimyasal süreçlerin insan üzerindeki etkileriyle açıklanabilir mi?

İster çağlar boyu inanılagelen, Ay'ın enerjisinden kaynaklanan bu tür bir etki, ister Placebo gibi sahte bir etki olsun; bir kısım yaratıcı bünyelerin, Ay'ın enerjisinden istifade ettikleri, evrelerinin salınımını takip ederek programlarını yaptıkları, doğrudur.

Zaman izafidir ve herkesin kendi bünyesine özgü işleyen bir zaman yerleşimi vardır. Metabolizma hızlarının kişiden kişiye farklılık göstermesi veya kimi için sabah, öğleden sonra, kimileri içinse gecenin ilerleyen saatlerinde verimli çalışılabiliyor oluşu, bunun bir sonucu olsa gerek.

Genelde, gecenin ilerleyen saatlerinde aktif olan zihin süreçlerine sahip bünyelerin, Ay'ın yaratıcı etkilerinden istifade etmeyi beklemeleri, çok da tuhaf bir durum olmasa gerek...

Belki de şu an güzel bir fikir bulamayacak kadar yorgun hissettiğimden, suçu Ay'ın sadece %1 kısmının görünmesine bağlamak istiyorum. Bu geçici bir durum, merak edilecek birşey yok...

Ay evrelerinin nasıl takip edileceğiyle ya da büyük ebatlı Ay resimleri nereden bulunabileceğiyle ilgili aldığım iletiler üzerine, birkaç link verip postu (blogger'ın yeni tanımlamasıyla; 'gönderi'yi) bitireceğim.



Blogun sağ menüsünde yer alan, 'Moon Phases' aparatıyla, Ay Evrelerini takip edebiliyorsunuz. Bu sayaç için, Moon Phases sayfasından, gerekli codeları blogunuza eklemeniz mümkün.


Üstteki resimdeki, Nisan ayının Ay Evreleri görünümü gibi; istenen zamana ait Ay Evresi görünümlerine http://stardate.org/nightsky/moon sayfasından ulaşmak mümkün.

http://tycho.usno.navy.mil/vphase.html
adresi de, seçilen zaman ve konumla ilgili Ay Evresi görünümü bilgisi edinmek için, başka bir seçenek.

http://www.ezpics.com/gh/PredictMoonPhase
sayfası, 1900-2099 arasında seçeceğiniz bir zamana ait Ay Görünümü bilgisini veriyor.

http://www.moonconnection.com; Moon Phases gibi, site/blogunuza Ay Evreleri Görüntüleyen sayaç yerleştirmenize imkan veren ayrı bir alan.

Bunların haricinde, Nasa'nın sayfasından, Ay yüzeyiyle ilgili fotoğraflara ulaşılabilir. Astronomy Picture of the Day ve Heasarc Picture Of the Week sayfalarında da, sıkça güncellenen astronomiyle ilgili görüntüler var. Astronomy Picture of the Day 'in Türkçe uyarlamasına; bulutsu.org'da Günün Gökbilim Görüntüsü başlığından ulaşmak da mümkün ve Vikipedi'de de Ay başlığında, detaylı teknik bilgiler de bulunabilir...

e-Truck, 17 Nisan'da Parkorman'da!

IBM'in son donanım ürünlerini sergilediği gezici tanıtım aracı e-Truck, yarın (17 Nisan) İstanbul Parkorman'da ziyarete açılacak. e-Truck, İstanbul'da dört gün kalacak.
IBM'in gezici tanıtım aracı e-Truck, Viyana, Berlin, Milano, Londra ve Amsterdam'ın ardından 17-20 Nisan tarihleri arasında İstanbul'u ziyaret edecek. İstanbul Parkorman’da ziyarete açılacak e-Truck’ta, IBM’in sunucu ailesi ve veri depolama ürünleri tanıtılacak, ayrıca endüstrilere özel iş çözümleri hakkındaki bilgi verilecek.

IBM’i, çözüm ortakları, müşteriler, üniversite öğrencileri ve teknoloji meraklılarıyla bir araya getirecek e-Truck’ta, IBM’in donanım ürünleri Sistem x, Sistem i, Sistem p, yazıcı sistemleri ve Blade ürünlerinin demoları yapılacak. IBM yetkilileri, ziyaretçilerin iş yapılarına uygun teknolojik uygulamalarla ilgili sorularını yanıtlarken, çözüm ortakları IBM teknolojileriyle geliştirdikleri çözümleri anlatarak, ziyaretçilere kendiişlerini geliştirmeleri ve yeni iş fırsatları yaratmaları için yol gösterecek.

Etkinliğin ilk günü olan 17 Nisan’da 09:30’da düzenlenecek Sistem x toplantısında, IBM, sunucu mimarisine bakışını ve yüksek performanslı sunuculardaki farkını anlatırken; Microsoft, Windows sunucu sistemi kurumsal vizyonunu; Intel ise Intel teknolojileri ve çok çekirdekli sunucu işlemcilerindeki yeni gelişmeleri paylaşacak. Etkinliğin son gününde, IBM yetkililerinin akademisyenlere yönelik yapacağı özel sunumun ardından, akademisyenlerin ve öğrencilerin davetli olduğu teknoloji festivali düzenlenecek.

Tümüyle Türkçe Blogger Görünümüne Geçiş!

Yakın zamanda Blogger, resmi blogunda yaptığı açıklamayla, artık içersinde Türkçe’nin de bulunduğu, 19 farklı dil seçeneğine sahip olduğunu duyurdu.

Blogunuzun dil seçeneğini, ayarlardaki 'Settings' -> 'Formatting' sekmesinden değiştirebilirsiniz.

Blogger'da Dil Seçimi, yazımda; Blogger, beta'dan kurtulduktan sonra gelen yenilikler içersinde, dil görünümü için çalışmalar olduğunu, zaman zaman blog arayüzündeki tanımlayıcı ifadelerin Türkçe göründüğünü söylemiştim. O zamandan beri ayarlarımı Türkçe'de tutuyorum.

Blog ayarlarımda Türkçe seçmiş olmama rağmen, birkaç gündür blog görünümünde hiçbir değişiklik hissetmedim. Kontrol etmek için Firefox'tan farklı bir tarayıcıda görüntülemeyi denediğimde, İexplorer'da Türkçe görünümün aktif olduğunu gördüm?! Blogger browser mı seçiyor, nedir ki?

Firefox mu Blog ayarlarımı benimsemedi de göstermiyor acaba diye bakarken;
Blogger resmi blogundaki 'Choose a Language page' linkinden dil ayarlarını yeniden yaptım ve artık blog yönetim paneli ve arayüz görünümü Türkçe'ye döndü. İyi mi yaptım acaba diye düşünüyorum, çünkü nedense bu hâline pek alışamadım?!

Eğer Türkçeye geçişte benim gibi minik bir pürüz yaşarsanız;
'Choose a Language page' size de ayrdımcı olacaktır.

Blogger'la şimdi tek sorunum; müzik veya video eklemeye kalktığımda, karşıma çıkardığı her biri farklı mahiyete sahip 'error' modelleri...

Niçin Blogger'da resim ekleme özelliği gibi,
yazılara kolay bir müzik, video ekleme özelliği yok?

Sanal Kitap Fuarı, KitapYurdu'nda!

Sanal kitap fuarları; kitap severler için, pratik bir etkinlik.
Gün içersinde, ilginizi çeken kitapları not alarak oluşturacağınız listeyi, bu tarz fuarlarla rahatça sıfırlayabilirsiniz.

Kitap listemdeki, almayı düşündüğüm kitaplar yanına, yayınevlerinin hiç olmayacak fiyatlara indirdiğini gördüğüm birçok kitap da eklenince; geçen sonbahar, benzer bir fuar sayesinde, bir tıklamayla onlarca kitap sahibi olmuştum.



80'in üzerinde yayınevi, 20.000'e yakın kitap ve %50 ye varan indirimlerle; kitapyurdu.com'da 40 gün sürecek sanal kitap fuar başladı...

Evet, kitap alışverişlerinde kitapçılarda zaman geçirmek; raftan alıp, cildine dokunup, sayfalarını karıştırarak kitap almanın keyfi gibisi yoktur, diye düşünenlerdenim. Ama, onlarca kitabı kısa zamanda seçip, taşıma derdi olmadan almayı sağladığı, zamandan kazandırdığı için, bu tür sanal fuarlar iyi birer fırsat.

Alışveriş çılgınlığınızı başka şeyler için değil, kitap alışverişlerinizde gösterin!

Malt

'Malt' grubunun 'Kendi Adını Taşıyan İlk Albüm' isimli albümü, yakın zamanda piyasaya çıkmıştı.

Bugün tampon tampona trafikte ilerlerken, albümü dinleme fırsatım oldu. Blogda 'hafta sonu müziği' bırakmadığımı anımsayınca; bu albümden iki tadımlık parça seçtim. Alttaki player ya da
Box.net; 'Devam' ve 'Portakal' isimli parçalarına erişmenizde yardımcı olacaktır.



Debriyajdan yorulan ayağınızı dinlendirmek için, oyalayıcı, eğlenceli bir albüm. Müziğinin, hareketli ritmiyle sizi yakalayıp,
ironik sözleriyle aklınızı meşgul edebilecek kıvama yakın olduğunu da, söyleyebilirim.

Malt grubu; Cenk Durmazel (vokal), Cenk Turanlı (bas), Barış Ertunç (gitar) ve Güray Gürsoy (davul)'dan oluşuyor.

Malt grubunda, sözleri yazan ve vokalde bulunan; Cenk Durmazel için; 'Cenk ve Erdem Beyler'in Cenk'i, gibi klişe bir tanımlama yapılabilse de; geçmişindeki müzikal duruşuna biraz dikkatli bakıldığında; gruptaki konumu daha iyi algılanabilir...


Albümün ilk videosu ise, 'Aşkın Gözü' isimli parçaya çekilmiş.

Aktaracak Bir 'Fako' Hikâyeniz Var Mı?

Bir önceki post'un konusu teknolojiydi. Günümüzde teknolojik gelişmeler, tıp alanında da hayli kısa sürede, yüz güldürücü sonuçların alınmasına imkân sağlıyor.

Durum böyle olmasına rağmen, hastanelerde ne sebeple olursa olsun bulunmaktan hiç hoşlanmamışımdır.

Bugün,
yaşa bağlı katarakt rahatsızlığı için babama ne yapılabilir diye, sadece göz konusunda ihtisaslaşmış özel hastanelerden birine gittik. Ortam, hastaneye benzememesine ve son teknolojiye uygun cihazlar olmasına rağmen; insan faktörünün işin içinde olmasından kaynaklanan çekincelerimizden maalesef uzaklaşamadık.

"Katarakt ameliyatı''; tıbbi adı ''FAKOEMÜLSİFİKASYON'' veya kısaca ''FAKO'' olarak isimlendirilen bir teknikle yapılıyor.


Yakın zamanda, bu yöntemle minik bir operasyon yaptırmamız gerekiyor. Fakat kendisi "sonuçta bu göz, başka bir şeye benzemiyor" diyerek, doğal olarak tedirginlik gösteriyor.

Yakınlarınız arasında bu operasyonu geşirmiş olan varsa; öncesi, esnası ve sonrasıyla ilgili deneyimlerinizi aktarmanızdan memnun olacağım.

"Doktor tercihinizi neye göre yaptınız, sonrasında geçen sürede problem yaşadınız mı, sonuçtan memnun musunuz" noktası etrafında aktaracağınız bu bilgiler, hiç olmazsa belki bir parça iç rahatlığı sağlayacaktır.


Lyn'e bir Fako hikâyesi anlatmak istiyorum, linkini veya alttaki 'yorum' bölümünü kullanabilirsiniz.

Aktaracak bir 'Fako' hikâyeniz yok mu?

Gözde Teknolojiniz Hangisi?

Gün geçmiyor ki, yeni bir 'Mim Dalgası' türeviyle karşılaşmayalım. 'Gözde Teknolojiniz Hangisi?' de; Autocad Günlüğü tarafından başlatılmış ve Osman.Borutecene'den de bana paslanmış.

Bilmiyorum, haberiniz var mı; İstanbul'da 11 Nisan 2007 itibariyle, 30 saat su kesintisi olacak.
Bu su kesintisi, bakım onarım çalışmaları için yapılacak olsa da, belki önümüzdeki yaz ve sonrasında bizi bekleyen 'su sıkıntısı' için de iyi bir minik prova olabilir.

Şimdi bundan niçin mi bahsediyorum; 'Küresel Isınma' gibi bir gerçek var ve bilinçli davranamazsak çok ciddi sorunlar yakın zamanda bizi bekliyor olacak.
Çünkü bir yandan 'teknoloji'yi kullanıyoruz, ama bir yandan da 'Küresel Isınma'ya da bu sayede ortak oluyoruz.

Yakın zamanda, farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak için, 'Suyumuza Sahip Çıkalım' kampanyasından bahsetmiş ve konuya dikkat çekmeye çalışmıştım. Eğlenceli 'mim dalgaları' rağbet görürken o konuya ne mi oldu; birkaç yüz kişiye ulaştı ve unutuldu.


Günlük hayatlarımızda, sonu nereye varacak diye hesaplamadan, bencilce her şeyi tüketiyoruz. İki üç ay kullandığımız bir cep telefonunun bir üst modeli çıkıyor ve anında ondan kurtulup diğerine geçiyoruz. İhtiyaçtan mı; hayır sadece merak, tüketim çılgınlığı, statü sembolü olarak bu tür şeyleri gördüğümüzden.

Peki umarsızca elimizden çıkardığımız, o sözde eskilerimiz ne oluyor; dünyamızı kirletiyor, öldürüyor. Gelecek nesillerimize açıklayamayacağımız durumlara sebebiyet veriyoruz.

Evet, bu durum beni çok rahatsız ediyor. En azından bireysel olarak bir şeyler yapmamız ve etrafımızdakileri duyarlı davranmaya sevk etmemiz bile çok şey fark ettirir, diye düşünüyorum.

Bu noktada konuyu, bilinçli kullanıcı, tüketici olmanın önemine bağlıyor (arada mesajı alan, almıştır nasıl olsa) ve yaşamımdaki favori teknoloji ürünlerinden bahsetmeye geçiyorum.


Ek$iSözlük'te, teknoloji başlığında (2944528 sayılı entry'de);
"Bilim fakir oğlan, kapital de zengin kızdır. Bunların aşkından doğan gayri meşru çocuğa; teknoloji, adı verilir."
sözü,
Prof. Dr İsmail Duman'ın olduğu belirtilerek aktarılmış. İnce ve hoş bir tanımlama, öyle değil mi?

Aslında teknoloji birçok alanda bize hizmet ediyor. Kullanıcı olarak, yaşamımızı kolaylaştırmasından ve hayatımıza renk katmasından istifade ediyoruz ama, detayları hakkında belki de çok bir bilgimiz bile yok.

Bir çocuğa, "IBM, yüksek çözünürlüklü bir sinema filminin tamamını 1 saniyede iletebilecek kapasitede bir yonga (çip) geliştirdiğini açıkladı.", gibi bir durumu açıklamaya çalışın. Bundan bahsediyorum. Evet, meraklıyız, kullanıyoruz ama içeriği nedir nasıldır noktasında çok da konuya hakim değiliz.

Kaldı ki teknoloji denince, "cep telefonu, internet",le kısıtlı, dar bir algılama da söz konusu. Oysa İstanbul Boğazı'nda köprü geçişlerinde, gişe memuruna elden para vermeyi geride bırakmış olmamız ve bize trafikte hiç olmazsa minik bir rahatlama sağlayan Otomatik Geçiş Sistemi (OGS), Kartlı Geçiş Sistemi (KGS) bile bu teknolojinin bir ayağı.

Konuyu uzattığımın farkındayım, 'Gözde Teknolojileriniz Hangisi?"ne cavaplarımı verip bitiriyorum. Hayatımı kolaylaştıran, teknolojilerden bir kısmı;

Etrafımı, seçtiğim müzik doldursun isterim. Bunun için cep telefonu bünyesindeki radyo veya mp3 çalar da işe yarıyor fakat son zamanlarda sevimli bir oyuncak edindim, onu da yanımdan ayırmıyorum; İPod shuffle.

PDA.

İşim dolayısıyla, günümün büyük kısmı Mac veya Pc önünde geçiyor.
Apple; Lovemark'ım, diyebilirim. Daha birkaç on yıl önce matbaalarda fontların elle dizildiği günlerin zorlukları yanında, şimdi hangi fontu seçeceğimize karar verememenin sıkıntısı solda sıfır kalıyor olsa gerek...

Laser yazıcı. Monitörünüzdekilere, kağıt üzerinde dokunabilmenizin hızlı yolu.

Grafik tablet. Hayal gücünüzü ekrana yansıtabilmenin hızlı yolu; adeta boyut geçişi yapmanızı sağlayan, parmaklarınızın arasındaki sihirli anahtar...

USB bellek. Disketlerden bu güne... Dünyalar cebinizde hissini veren, minik pratik deponuz. Sevimli bir kolyeye bile dönüşebilecek kadar da yaşama adapte edilebilir uyumlu bir teknoloji ürünü...

Dijital fotoğraf makinesi. Cep telefonlarıyla tümleşik gelen kamera/fotoğraf makinesi özelliklerine pek sıcak bakmıyorum. Fotoğraf makinesi, kullanımıyla keyif verecek bir donanıma sahip olmalı...

İnternet. Adsl. Wirelees. Firefox. Rss. Google. Bloglar. Web tasarım teknolojileri (mesela, Ajax teknolojisinin nimetleriyle hazırlanmış arayüzler). Bilgisayar programları. Yazılımlar.

Alış-verişlerimi, banka işlemlerimi, yemek siparişi, kargo takibi, bilet bulmak gibi şeyleri, internet üzerinden online yapmamı sağlayan teknoloji.

Bulaşık makinesi, Kombi gibi cihazları evde olmadan kontrol etmemi sağlayan teknoloji. Mikrodalga sayesinde hazır yiyeceklerin ısıtılıp, zahmetsizce hazırlanması.

DVD kaydedici, player. Divx, mp3ler sayesinde, müzik ve film arşivinin alıp başını, düzenlenmesi ertelenir safhalara gitmesi...

Uydu yayınları. Tek kanallı TRT günlerinden, binlerce kanallı TV günlerine gelmiş ve onca yayın arasından neyi seçip izleyeceklerini şaşırmış insanlar yanında; kendi seçtiği filmler, videolar, müziklerle adeta kendi yayınını kendi oluşturanlar arasındaki tezat düşündürücü öyle değil mi?!

Liste uzadıkça uzuyor...

Herkesin bir beklentisi vardır mutlaka. Ben, şarj aletlerine bağımlı olmadan rahatça yaşayacağımız günlerin en kısa zamanda gelmesini istiyorum.
Artık etrafımızdaki onca dalga ve radrasyonla çevrili olarak nasıl yaşayacaksak?! En zaından, kablo sorunu da böylece ortadan kalkmış olacak. Annem de şu cihazlardan, evinin kapısına yerleştirebileceği günlerin gelmesini istiyor :) Peki, sizin favorileriniz ve istekleriniz neler?

'Gözde teknolojileriniz Hangisi?' pası, yazıyı yazan için olduğu kadar, ziyaretçiler için de yorum bırakarak dahil olabilecekleri, güzel bir pas. Burdan, pası gönderen Osman.Borutecene'ye de teşekkürlerimi iletiyorum...

Blogumdaki linklerden rast gele 5 tanesini seçiyorum. İsterlerse bu mim dalgasına onlar da katılabilirler;
BiriBakarkenÇalışamıyorum, Ersin Akman, istanblog, Jelatin, Pixage.

Teknoloji'nin neresindesiniz?