antismoke.org





www.antismoke.org, antismoke.org/en

Advertising Agency:
Free Picture.
Agency Location: Riyadh, KSA

Creative Director: Abdullah Awad

Art Director: Abdullah Awad

Photographer: Jaime Nefar

antismoke.org tarafından başlatılan etkinlik ve onun dikkat çeken reklam çalışması.

(Resimler, üzerlerine tıklandığında daha büyük ebatta görüntülenebilirler.)

31 Mayıs, 'Pasif İntihar'a Ara verme Günü!


(Bu yazı gerçeklerden bahsetmek yanında, kimileri için can sıkacak ya da (niyetim o değil ama) kendilerini rencide olmuş hissettirecek bir anlatım içeriyor olabilir. Okuyup okumamak keyfinize kalmış.)

Bilmiyorum sizin için bir anlamı var mı ama, bugün,
(World No Tobacco Day) 31 Mayıs "Dünya Sigara İçmeme Günü"(ydü).
Dünya’nın dikkatini tütün salgınına ve tütünün neden olduğu önlenebilir ölümlere çekmek için, 1987 yılında Dünya Sağlık Asamblesi, "Dünya Sigara İçmeme Günü"ne ilişkin önergeyi kabul etmiş ve her yılın 31 Mayıs’ında “Dünya Sigara İçmeme Günü" kutlanmaya başlanmıştır.
Ne yazık ki etrafımda bu günden haberdar çok kimse göremedim. İnsanlar, hiç olmazsa bir gün kendimi kontrol edeyim ya da en azından tutumumla etrafımdakileri sigaraya özendirecek bir şey yapmayayım, gibi bir kaygı taşısınlar isterdim.

Gösterilecek önem, her alanda olduğu gibi,
farkındalık ve bilinç meselesine bağlı. Fakat yine de, Sevgililer Günü, Anneler Günü gibi, tüketim çılgınlığının pompalandığı günlerde, popüler kültür oyuncağı olmakta yarışan insanların; “Dünya Sigara İçmeme Günü"nü bir idrak, bilinç sahibi olma fırsatı olarak görememeleri bir yana, göstermelik de olsa duyarlı davranmayı becerememelerini anlayamıyorum.

Sadece bir gün. İnsan sadece bir gün, biraz daha kontrollü bir tüketici olmayı beceremez mi? Bu kadar mı zor?


Konunun başlığında "31 Mayıs, "Pasif İntihar'a Ara Verme Günü" ifadesini kullandım. Çünkü, tam bilinç hâliyle farkında olunmasa da, sigara tüketimiyle yapılan 'Pasif İntihar'dan
başka bir şey değil.

Başka şeyler söz konusu olduğunda, nasıl da sağlığımıza, rahatımıza özen gösteririz!

Teknoloji ürünleri kullanırken, radyasyona maruz kalmaktan kaçınırız. Bilgisayar ekranları, cep telefonları bizi bu etkilere maruz bırakıyor biliriz, önlem alırız. Kablosuz internetin oluşturacağı riskler, sağlığa zararları konusunda bir bilinç uyanmaya başladı ki, inanıyorum buna da özen göstermeye çalışacağız.

Güneşin zararlı ışınlarına karşı koruyucu kremler, ultraviyole koruyucu güneş gözlükleri kullanırız.

İlaçların bile zehir olduğunu biliriz, gerekmedikçe kullanmaz ya da gerektiğinde dahi 'mutlaka bir tarafı iyileştirirken diğer bir tarafa zara veriyordur' diyerek, fazla kullanmamaya çalışırız.

Sebze meyvelerin en tazelerini almaya çalışırız. Son kullanma tarihi geçen ürünleri almayız. Fazla beklemiş yemeklerde bakteri oluştuğunu bilir, evde pişirdiğimiz yemekleri günlük tüketmeye çalışırız.

Lokanta tercihimizi temizliği, kalitesini önde tutarak yaparız. Kimse pis bir ortamda hazırlanmış bir yiyeceği alıp yemek istemez. L
eziz bir parça biftek bile yere düşüp mikroplanmışsa kimseye çekici gelmeyecektir. Ya da başkasının kullandığı bir çatalı, bardağı kullanmaktan imtina ederiz.

Durum böyleyken sigarayı nasıl bir keyif objesi olarak görmeye devam edip; zararlarını, içindeki zehirli maddeleri göz ardı edebiliyoruz?


Zamanında
beyinlerimiz, sigara reklamlarıyla o kadar mı yıkandı ki, şimdi sigaranın zararlarının farkında bir bilinçle hareket etmekten bu kadar yoksunuz olabiliyoruz?

Sigarayla ilgili yaratılmış olan ve bizim bir mantık silsilesinden geçirmeden kabul ettiğimiz toplumsal algı o kadar mı güçlü?

Sigarayı bir kaçış noktası, yalnızlığınızı paylaşan bir arkadaş, birilerine hava atma veya güç gösterme aracı olarak görüyorsanız; büyük bir yanılgı içindesiniz, haberiniz olsun.

Yine bunun kadar yanlış ve maalesef toplumda yerleşmiş sigarayla ilgili başka bir algı da, ne yazık ki sinema ya da reklamlarla oluşturulmuş olan; sigara içen kadın veya erkeğin çekici, seksi, sofistike gözüktüğü algısıdır. Sigara kokan bir erkek hiç de çekici değildir ve sanmıyorum ki ağzı sigara kokan bir kadını öpmek isteyesiniz!

Kendinizi böyle durumlarda yakaladığınızda, bırakın ve o defalık içmeyin o sigarayı. Onun yerine derin bir solukla temiz havayı ciğerlerinize çekin. Beyninize ulaşan oksijen, içinde bulunduğunuz durumdan farklı çıkış yolları bulmanıza, o an için sigaradan uzak kalmanıza yardımcı olacaktır. Ya da bir bardak su için, kanınızı sulandırıp temizlemeye yardımcı olacak o bir bardak su; vücut kimyanızı düzenleyerek, sigaranın üzerinizde yaratacağını sandığınız olumlu ruh hâlinden fazlasını hissetmenizi sağlayacaktır. Bunlar klişe ifadelere benziyor belki ama doğrular. Evet, sadece bir bardak su bunu sağlayabiliyor.

Pekiyi, umarsızca sigara tüketirken, etrafımızdaki insanlar üzerinde bıraktığımız izlenimin farkında mıyız acaba?

Saygılı davranmanın önemini bir kenara bırakırsak, herkes
beğenilmek, iyi bir izlenim yaratmak ister.

Bir sorun, sıkıntı ya da boş bir ânı değerlendirmek için, başka bir şey yapmak yerine, eli sigarasına gidenler hakkında, hiç olumlu düşüncelere sahip değilim. Ne de, bir sohbet ortamını art arda sigaralarla; sanki sohbeti sigara arası yapılan ikinci derece öneme sahip bir şeymiş durumuna sokanlar hakkında.

Gerek iş verenleriniz, gerek çalışma arkadaşlarınız, gerekse sosyal ortamınızda; siz farkında olun veya olmayın, karşınızdaki kişiler üzerinde bu olumsuz izlenimi yaratıyorsunuz. İstediğiniz kadar kıyafetiniz özenli seçilmiş olsun, ya da seçtiğiniz kelimelere dikkat ediyor olun; sigaraya karşı zaafınız sizin 'güçsüz' algılanmanıza yol açıyor.

Stresle başetmek için kefein, sigara ya da içkiyi kullananlardan, zor bir durumda tam verim alabileceğime güvenememek bir benim paranoyam olmasa gerek. Konuyla ilgili birkaç kitap okuyun ya da ç
alışma arkadaşlarınız üzerindeki etkinizi gözlemleyin. Neden bahsettiğimi daha iyi anlayacaksınız.

'Günde iki paket sigara içiyorum' diyen biri mi, yoksa 'Günde yarım saat egzersiz yapıyorum, sağlığıma önem veriyorum' diyen biri mi daha 'güçlü' bir izlenim yaratır üzerinizde? Ben spor yapıp, iradesini yönetmede beceri sahibi olanı tercih ederim, eminim siz de öyle!


Bu noktada konuya sadece kendi tutumumdan hareketle değiniyorum. Yoksa, istatistiki sonuçlar, ölüm oranları, hastalıklar ya da artık Avrupa'da bile sigara içenlerin "ikinci sınıf insan" olarak görüldüğü noktasından aktarmaya çalışsaydım, canınız daha da sıkılabilirdi.

Elinizin sigaraya gittiği ve aslında bu davranışınızın arkasında üstte sıraladığım sebeplerin olduğunu fark ettiğiniz her an, onu bir bardak su, bir parça çikolata, meyve veya başka herhangi bir şeyle değiştirin.
Bir alışkanlıktan vazgeçmenin en kolay yolu, o alışkanlığın yerine yenisini koymaktır.
Yerine yenisini koyduğunuzda, eski davranış kalıbı veya alışkanlığınızı kolayca terk edebildiğinizi göreceksiniz.

Yıllardır birilerinin ticari kaygıları, bir kısım yerlere para aktarmak için, tütün üretimi ve tüketimi yaygınlaştırılarak, insanlar üzerinde böyle zararlı bir alışkanlık ve bu alışkanlıkla ilgili göz boyayıcı yerleşik bir algı oluşturuldu.

Siz bu alışkanlığa bir sebeple kapılıp bırakamazken; sağlığınızı, yaşamınızı, yaşam kalitenizi bile isteye feda etmiş oluyorsunuz.

Sigara reklamlarının arkasındaki sponsorlardan bir kısmının, kanser ilaçları üreten ilaç firmaları olduğunu
ya da tütün tüketiminden elde edilen gelirin, bir kısım ülkelerin askeri harcamalarını karşıladığı bilmek, belki konuya yaklaşımınızda farklı bir açılım getirir.

Sırf alışkanlıktan, bilinçsiz bir sigara tüketicisi olmaktansa, bir ilaç firmasına denek olmayı daha onurlu buluyorum.

Evet, yaşam kolay değil. Fakat yaşamın yorgunluğundan sigara gibi bir alışkanlığın arkasına saklanarak bir parça uzak kalınacağını, dinlenileceğini ummak da hiç akıl kârı değil.

Geçen günlerde, Japon Tarım Bakanı'nın, hakkında çıkan yolsuzluk iddiaları yüzünden, yaşamına son verdiği, haberlerini okuduk. Japon kültüründeki harakiri'nin, kişinin
öz saygısından kaynaklanan, onurlu bir davranış olduğunu düşünüyorum. Bir şeylerin arkasına saklanmak yok, tek seferde anlamlı ve güçlü bir tavır var ortada. Böylesi, ne sebeple olurda olsun, sigara kullanmak gibi bilinçsizce yapılan 'Pasif İntihar'dan çok daha onurlu bir davranış. (Bunun sadece nitelik üzerinden kıyas yapmak için verilmiş bir örnekleme olduğunu ve harakiri'yi yüceltmediğimi ayrıca belirtmeme gerek yoktur umarım.)

Yaşamın değerli olduğuna ve hakkıyla yaşanması gerektiğine inanıyorum. Bunu yaparken de vücudumuza, sağlığımıza iyi bakmamız gerekiyor. Nasıl ki arabamıza veya herhangi bir eşyamıza, kullanırken özen gösteriyorsak; yaşam süremiz boyunca da, yaşama aracımız vüzudumuza, iyi bakmamız gerekiyor.

Burada konu sigara olduğu için, verdiğim örnekleri de ona bağlıyorum. Ama elbette ki sağlığa zararlı olan alışkanlıkları sürdürmekten geri durmamak da 'Pasif İntihar'ın bir parçası ve düşüncelerim onlar için de geçerli. Örneğin, insan bünyesi için fazla şekerli ve unlu gıdaların tüketiminin kanseri beslediği biliniyor ama yine irade göstermemekten ya da bilinçsizlikten, yapay şeker tüketiminden de geri duramıyoruz.

Durum böyleyken, insanların kendilerini öldürecek ama öldürürken de hem kendileri hem de yakınları için hiç yaşanmaması umut edilecek derecede acı çekmelerine sebep olacak alışkanlıklardan uzak kalamamalarını anlayamıyorum.

Sigara tüketmenin, yaşamın ileriki yıllarında acı verici sonuçlar yaratacağı ve bunun ıspatlı gerçek örnekleri etrafımızda bulunuyorken ; Bu tıpkı çocuklara 'fazla şeker yersen ve dişlerini fırçalamazsan dişlerin çürür', demeye benziyor.

Çocuklar dişlerinin çürümesinin ne demek olduğunun bilincinde olmayabilirler ve onlara keyifli geldiği için, lezzetli bir yiyecekten ölçülü tüketmeleri gerektiğini anlayamayabilirler. Ama yetişkinlerden bahsediyorsak, iş güç sahibi, eğitimli insanlardan bahsediyorsak; onların 'zararlı alışkanlık'lara karşı tutumunu,
irade gösterememelerini anlamak mümkün değil.

Sigara içmeyle ilgili; psikoanalitik çözümlemelere gidilebilir ya da insan benliğinin hassas noktalarına, sosyal varlık olması sebebiyle edindiği 'uyma davranışları'na konu bağlanıp açıklanmaya çalışılabilir. Konuyu uzatmamak adına bunlara girmeyeceğim. Ama,
bu konuyla ilgili bir şeyler yazmak isterse, Hayat Kısa'da yaşamla ilgili farkındalıkları, insan davranışlarının arkasında yatanları irdelemeyi iyi bilen Osman S Börütecene'yi okumanızı önerebilirim.

Nasıl ki her gün pasta yemiyor (ki yenmeyeceğini ve şeker-unlu gıda tüketiminin fazlasının zararını biliyorsak), arada veya özel günlerde yiyorsak; (hiç tüketilmemesi daha iyi olmakla beraber) sigara tüketimini de bu düzeye getirebilmemiz bile bize çok yol katettirecektir, diye düşünüyorum.

Bu yüzden burada, bilinçli tüketicilere, arada zararlarını bilsem de birkaç tane içiyorum diyenlere; en azından sigara tüketiminde bir yol katettiklerini, duruma yaklaşımlarıyla farklı bir 'düzey'e ulaştıklarını düşündüğümden laf söylemiyorum.

İnsan olmanın gereği olarak, yaptığımız her davranıştan sorumluyuz. Sigara içerek ne yapıyor olduğumuzu da bilmeniz gerekiyor.

"Ne yaptığınızı biliyorsanız benim için sorun yok", demek isterdim ama; aynı dünyada yaşadığımızdan, davranışınızın sonucu bir şekilde beni ve herkesi etkiliyor (kelebek etkisi).

Ne yaptığınızı biliyor musunuz?

Sigara tüketmeyin. Hiç olmazsa, bilinçli bir tüketici olun. Unutmayın,
kişinin "alışkanlık"larını ya da hiç olmazsa alışkanlıklarının düzeyini değiştirmesinde; iradesi ve öz saygıyeterlidir.

1453

1453
29 Mayıs 1453;
İstanbul'un Fethi.

Osmanlı ordusunun, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed'in komutasında, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrinini fethetmesi. Sultan II. Mehmed, İstanbul'un Fethi'yle fatih unvanını da alarak, 'Fatih Sultan Mehmed' olarak anılmaya başlanması...

1453
Can Atilla, '1453 Sultanlar Aşkına' albümü.



Bu özel günü, Can Atilla'nın 'Sultanlar Aşkına' videosuyla anımsayalım istedim.

Can Atilla müziklerini uzun süredir zevkle takip edip, ilham verici etkilerinden istifade ettiğimden; kendisinden bahsetmek için yerinde ve iyi bir fırsat bekliyordum, şimdi tam zamanı gibi gözüküyor.

Can Atilla'yı, Türkiye’de New Age müziğin uluslararası platformdaki öncü temsilcisi olarak tanımlamak yanlış olmaz.

'Cariyeler ve Geceler', 'Sultanlar Aşkına' albümleri; sizi de tarihin sayfaları arasında coçkuyla dolaştıracak ve arşivinize eklemekten, arada tekrarlarla dinlemekten mutluluk duyacağınız müziklerden oluşuyor.

...

Onun müziklerinin tadını daha önceden keşfetmediyseniz; filmler, tv programları, belgesellerden aşina olduğunuzu fark edip şaşırabilirsiniz. Diğer albümleri ve imza attığı birçok projeyle ilgili bilgiyi web sitesinden takip etmeniz mümkün.

300 Spartalı filminden bahsetmiş, müziklerinden aldığım tadı paylaşmıştım. Can Atilla'nın 'Cariyeler ve Geceler', 'Sultanlar Aşkına' albümlerindeki o güçlü duygular uyandıran müzikler için; 300 Spartalı filminde yakaladığınız tada benzer bir etkiye kapılmayı beklemenizi söyleyebilirim. Kendinizi masalsı diyarlarda yolculuğa hazırlayın.

...

'Cariyeler ve Geceler', '1453 Sultanlar Aşkına' videoları; grafik tasarımcı Uğur Erbaş imzası taşıyor. Videolarda kullanılan teknik, emek ve detaylar takdir edilecek seviyede ve türünün iyi bir örneği. Uğur Erbaş'ın blogundan, diğer çalışmalarını da takip edebilirsiniz.

...

Bloglararası Okuma

Ecinniler - Dostoyevski
Zerdüşt Böyle Diyordu - Nietzsche
Uygarlığın Huzursuzluğu - Freud
Hegel Felsefesine Giriş - Kojève
Akıl Tutulması - Horkheimer

Budalaca, Çarpım Tablosu ve İktisatçı Gözüyle; 'Bloglararası Okuma' etkinliği başlatmışlar.
Üç aylık bir süreç içinde okunacak bu kitaplar üzerinde konuşmayı, tartışmayı öngörüyorlar. Konu, benim de dikkatimi Günlerin Tortusu'ndaki 'Bloglararası Okuma' başlığıyla çekti.

Okuma Bayramı: Birinci 'Üç Aylık' Kalkınma Planı, Okuma grubu ve… başlıklarından daha detaylı bilgi alabilirsiniz.
Ve katılıma açık, isterseniz siz de katılabilirsiniz.

Önceden okuduğunuz kitaplarsa veya kalan sürede bir veya birkaçını okumaktan
gözünüz yılmıyorsa katılabilir ya da takip edebilirsiniz. Oldukça keyifli bir etkinlik olacağa benziyor.

'All For One, One For All'

60. Cannes Film Festivali de geride kaldı. 'Yaşamın Kıyısında' filmi ve jüride Orhan Pamuk'un olmasıyla, ülkemizde festival hayli konuşulmuştu.

Festival sonuçlarından memnun kaldığımı söyleyebilirim. Ödül törenini izlemek de gayet keyifliydi.

Dikkat ettiniz mi bilmem, törende 'Secret Sunshine' filmindeki performansıyla 'en iyi kadın oyuncu' ödülünü alan Do-yeon Jeon'un heyecanı, görülesiydi.

Do-yeon Jeon, ödülünü aldığında, o heyecan içinde konuşmasını yaparken, bulunduğu yerde olduğuna inanamadığını hissedebiliyordunuz. Ve başarısına, bu tabloyu da görmekle bir kez daha sevinmekten kendinizi alamıyordunuz.

Do-yeon Jeon tüm içtenliğiyle, yaşamında o ânı unutmayacağını söylerkenki halini, Güney Kore Sineması'na giden bir ödül olmasına da ayrı bir anlam yükleyerek, zihnimde fotoğrafladım ve sakladım.

Cannes Film Festivali'nde büyük ödül 'Altın Palmiye'yi alan, '4 Months, 3 Weeks, 2 Days' (4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün) filmi ile Rumen yönetmen Christian Mungiu'nun, ödülü aldıktan sonraki teşekkür konuşmasında da, ödülün doğru yere gittiği hissini duyumsayabiliyordunuz.

Çavuşesku rejiminin son yıllarında Romanya'da geçen, yasa dışı kürtaj yaptıran genç bir kızın hikayesini anlatan '4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün' filminin yönetmeni, ''Galiba herkesin dinleyeceği bir hikaye anlatmak için dev bir bütçeye ve bir sürü yıldıza ihtiyaç olmadığı ortada" diyerek konuşmasında; ödülün küçük ülkelerin düşük bütçeli film yapımcıları için teşvik edici olmasını umduğunu söyledi...

'Yaşamın Kıyısında' filmiyle, 'En İyi Senaryo' ödülünü alan Fatih Akın'ın ise; teşekkür konuşmasında Türkiye'ye 'birlik' mesajı göndermesi, dikkat çekiciydi. Türkiye'deki seçimlere gönderme yapan Akın; 'birleşin' çağrısı yapıyordu. Etkileyiciydi...

Alexander Dumas'yı beyaz perdeye de aktarılmış ölümsüz eserleri 'Count of Monte Cristo' (Monte Kristo Kontu), 'The Man in İron Mask' (Demir Maskeli Adam), The Three Musketeers' (Üç Silahşörler) ile anımsarsınız.

Fatih Akın'ın Cannes'taki konuşmasındaki 'birlik' çağrısı bana nedense, Aramis, Athos Porthos, D'Artagnan'ın 'All for one, one for all' (hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için) sözüyle, 'The Musketeers' (Üç Silahşörler)'i çağrıştırdı.

Bu çağrışımda, hafta sonu izlediğim filmlerin de etkisi olabilir tabii. Yine de, geri dönüp baktığımda, 60. Cannes Festivali ve Akın'ın 'birlik' çağrısı, zihinsel arşivimde artık böyle bir çağrışımla da yer bulacak. Hatta çağrışımın fon müziği de var; Bryan Adams, Rod Stewart & Sting ile 'All For Love'.

1993 yapımı 'The Three Musketeers' filmini, Kadıköy Süreyya Sineması'nda izlemiştim. Eğlenceli bir filmdi. Filmin sonunda, filmin soundtrack'i 'All For Love' klibi Bryan Adams, Rod Stewart, Sting ile o görkemli salonda beyaz perdede verilmişti.

O yıllarda popüler kültür rüzgârlarıyla şimdiki kadar güçlü savrulmadığımızdan, bir Bryan Adams hayranı olarak, o âna daha fazla değer yüklemiş olmam olası.

Sonrasında 'All For Love'ı her dinlediğimde; o zaman filmi ve sonrasındaki videoyu izlemiş olmanın tadıyla, o zamanki Süreyya Sineması'nı birlikte anımsamaktan, ayrı bir keyif aldım.

Süreyya Sineması'yla ilgili başka anılar da zihinsel arşivimde birikti ama, sanırım bir müzikle eşleşeni sadece bu. Şimdi, artık o eski Süreyya Sineması da olmadığı için, bu anıların değeri de daha fazla oluyor.

Böylece 'All For Love' benim için, 60. Cannes Festivali'nde Fatih Akın'ın 'birlik' çağrısına zihinsel fon müziğim olmasıyla da yeni bir anlam daha kazanmış oldu. Zihinsel süreçlerimiz enteresan işleyebiliyor öyle değil mi?

Yaşamda, müziklerin izleriyle zihinsel kronolojik sıralama yapmaktan, sanırım hoşlanıyorum. Yoksa sizin bir mekânla ya da bir müzikle eşleştirdiğiniz böyle anılarınız yok mu? Alttaki 'All For Love' videosunu izlerken, isterseniz bunu bir düşünün.

Stéphane Milhomme



Stéphane Milhomme, Quebec City doğumlu başarılı bir fotoğrafçı. Fotoğraflarında aktardığı atmosfer; renk ve mekân kullanımıyla, oldukça etkileyici. Web sitesinde, magazin, kişisel, reklam başlıklarındaki fotoğrafları, görülmeye değer.

Michael Spain-Smith

Bugün, günümün neredeyse tümünün reklam fotoğrafçılarının işleri arasında gezinmekle geçtiğinden bahsetmiştim. Onlardan biri; 'Advertising and editorial photographers', Michael Spain-Smith.

Kendisi Amerika ve Avrupa'da başarılı işlere imza atmış, vizörüne sığdırabildiklerini beğendiğim fotoğrafçılardan biridir.


Yandaki fotoğraf, Michael Spain-Smith'in web sitesinde, 'Lifestyl' başlığındaki çalışmalarından sadece biri.
Rahat bir zamanınızda, diğer çalışmalarını da mutlaka görmenizi öneriyorum.

Saç tasarımıyla ilgilenenler ya da konuyla ilgili enteresan sanatsal fotoğraflar görmek isteyecekler için,
(North American Hairstyling Awards) NAHA Awards başlığına da bakılabileceğini söyleyebilirim. Orada da Michael Spain-Smith'e; (NAHA 16 Editorial Stylist, Francesca Rivetti Photographer: Michael Spain-Smith) rastlayabilirsiniz...

Bitirirken dip not: "Başka Bir Resim Ekle"; Blogger'a resim dosyaları önceden teker teker ekleniyordu. Bu gönderiyi eklerken fark ettim ki; Blogger biz kullanıcılarını daha az uğraştırmanın bir yolunu bulup, "tek seferde birçok resim dosyası"nı aynı anda seçip yükleme özelliğini aktiflemiş ve artık '
pg, gif, bmp, png formatındaki, boyutu en fazla 8 MB olan resimler'i kabul ediyormuş. Ne mutlu!

Diesel - Global Warming Ready

'Diesel-Global Warming Haydarpaşa Tren İstasyonu'

'Diesel Global Warming, Great Wall of China'...'Diesel-Global Warming London'
'Diesel Global Warming, Great Wall of China', 'Diesel-Global Warming, London'.

'Diesel-Global Warming, North Pole'...'Diesel-Global Warming, New York'
'Diesel-Global Warming, North Pole', 'Diesel-Global Warming, New York'

'Diesel-Global Warming, Paris'...'Diesel-Global Warming, Rio'
'Diesel-Global Warming, Paris', 'Diesel-Global Warming, Rio'

'Diesel-Global Warming, Venice'...'Diesel-Global Warming, Rushmore mountain'
'Diesel-Global Warming, Venice', 'Diesel-Global Warming, Rushmore mountain'

(Resimler, üzerlerine tıklandığında daha büyük ebatta görüntülenebilirler.)

Advertising Agency: Marcel, Paris, France
.
Creative director/Copywriter: Frederic Temin

Art directors: Nicolas Chauvin, Romin Favre

Photographer: Terry Richardson


Jean markası Diesel'in 2007 ilkbahar-yaz koleksiyonu için hazırladığı reklam kampanyası 'Global Warming Ready'; 'Küresel Isınma' teması üzerine kurgulanmıştı.
Kampanya sayfasında 'Küresel Isınma'ya karşı yapılabilecek on şey esprili bir şekilde aktarılırken, stopglobalwarming.org'a da bağlantı veriliyordu.

Diesel'in kreatif direktörü Wilbert Das’ın yönetiminde çekilen reklamda New York, Venedik, Paris, İstanbul küresel ısınmadan etkileniyor ve İstanbul’da Haydarpaşa Tren İstasyonu çöl olurken, New York sular altında kalıyor...

Kimileri Diesel'in bu reklamına tepki göstermiş; d
ünyada iklim değişiklikleri yüzünden canlılar ölürken ve ilerleyen yıllarda daha ciddi tablolarla yüzyüze kalmamız kaçınılmazken, Diesel'in 'Küresel Isınma' gibi önemli bir sorunu popüler kültüre malzeme yaparak, konuyu hafife aldığını düşünmüştü.

Diesel'in kreatif direktörü Wilbert Das ise konuyla ilgili olarak; Diesel'in uyuşturucu kullanımından, üçüncü dünya ülkelerindeki fakirliğe kadar türlü küresel sorunu kampanya konusu yaptıklarını belirtip, bunun gibi konulara yaklaşımlarını ortaya koymuştu.


Konuya o noktadan yaklaşım tabii ki tartışmaya açık.
Hatta Diesel'in 'Küresel Isınma'yla yaptığını; popüler kültür içinde 'normal'leştirmek olarak görüp; bunun insan davranışlarına etkisinin de 'normal'leşen şeylere karşı gereken ciddiyeti-önemi göstermekten uzak kalmak olacağı, şeklinde yorumlamak bile mümkün. Arzu edenler yine buna benzer bir 'normal'leştirme konulu yazıyı; 'Etrafta'da Uli Holz eserleri üzerinden gidilerek değinilen, 'Kültür, estetik ve...' başlığı altından da okuyabilirler...

Fakat ben, her ne kadar
zaten Diesel reklamlarını beğensem de, ya da enteresan fotoğraflarıyla dikkat çeken Terry Richardson da bu projede olduğu için dikkatimi daha da çekmiş olsa da; şu an burada sadece bu reklamı 'iklim değişiklikleri'ne bir kez daha dikkat çekmekte araç olsun diye aktarıyorum.

Bir saç tasarım stüdyosu için proje geliştirirken; tüm gün ofiste reklam fotoğrafçılarının konuyla ilgili çalışmaları arasında hayli vakit geçirdim. Onlardan biri de
Terry Richardson idi. Fırsattan istifade Onunla ve Diesel reklamıyla, konuyu bir kez daha küresel ısınmaya bağlamak istedim.

Terry Richardson çalışmalarını görmenizi tavsiye ederim. Diğer fotoğrafçılardan ilerleyen post/gönderilerde bahsetmeye devam edebilirim. Fakat, şimdiki mevzumuza dönersek; umarım iklim değişikliklerinin başımıza açacağı dertlerin farkına varmışsınızdır ve bu bilinçle hareket etmeye etrafınızdakileri de uyarmaya, yönlendirmeye başlamışsınızdır.

Öyle değilse ya da konuyla ilgili biraz daha bilgiye gereksinim duyuyorsanız; anımsatayım, blogumdaki 'Uygunsuz Gerçek' başlığından, küresel ısınma ve iklim değişikliklerini konu eden diğer yazılarıma ya da Vikipedia'daki Küresel Isınma başlığından; etkileri, nedenleri, tarihçesi gibi daha teknik detaylara da erişmeniz mümkün.

via

5651, İnternet Kanunu Onaylandı

'5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri' başlıklı yazımda; bu kanunla ilgili düşüncelerimi aktarmış, uygulanmasında karşılaşılabilecek sorunlar için, tanımlamaların içeriğinin netleştirilmesi ve eksikliklerinin giderilmesi gereğine değinmiş, yeniden düzenlenmesi için Cumhurbaşkanı'ndan geri döneceği inancımı paylaşmıştım. Fakat maalesef öyle olmadı.

Ankara Anadolu Ajansı'nın geçtiği habere göre; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 5651 sayılı ''İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun''u onaylamış ve yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderilmiş.
İnternet ortamında Atatürk'e hakaret içeren yayınlar, Telekomünikasyon Kurumu tarafından engellenecek.
Çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik içeren sitelerin yayınını engellemek için Telekomünikasyon İletişim Başkanı'na yetki verilecek.
İçerik, yer ve erişim sağlayıcıları, tanıtıcı bilgilerini kendilerine ait internet ortamında güncel olarak bulundurmakla yükümlü olacak.
Kendilerine ait bilgileri internet ortamında bulundurmayanlara 2 bin YTL ile 10 bin YTL arasında para cezası verilecek.
İnternet ortamında kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten içerik sağlayıcıları, internet ortamında yayınladıkları her türlü yayından sorumlu olacak.
İçerik sağlayıcı, bir başkasına ait internet sitesinden sağladığı içerikten, kural olarak sorumlu tutulmayacak. Ancak bağlantı sağladığı, içeriği benimsediği ve kullanıcının ulaşmasını amaçladığının anlaşılması halinde, aynı içerikten dolayı sorumlu olacak. Bağlantı sağlanan içeriğin suç oluşturması halinde, bu içeriğe bağlantı sağlayan içerik sağlayıcısı, işlenen suça katılmaktan dolayı sorumlu tutulacak.
İnternet ortamında hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten yer sağlayıcıları, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü tutulmayacak.
Yer sağlayıcı, hukuka aykırı içerikte suç unsuru bulunduğundan haberdar edilmesi ve engelleme yeteneği bulunması durumunda, hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlü olacak.
TCK'da yer alan "intihara yönlendirme", "çocukların cinsel istismarı", "uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma", "sağlık için tehlikeli madde temini", "müstehcenlik", "fuhuş", "kumar oynanması için yer ve imkan sağlama" ile "Atatürk'e hakaret içeren" suçların erişimi engellenecek.
Erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde hakim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilecek. Soruşturma evresinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı tarafından da erişimin engellenmesine karar verilebilecek. Cumhuriyet Savcısı, bu durumda kararını 24 saat içinde verecek.
İdari tedbir olarak verilen erişimin engellenmesi kararının yerine getirilmemesi halinde erişim sağlayıcılarına 10 bin YTL'den 50 bin YTL'ye kadar idari para cezası verilecek.
Koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde 6 aydan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.
İnternette kişilik haklarına saldırıda bulunanların, bu nitelikteki içeriğin yayından çıkarılması ve buna karşı cevap hakkının kullanılması, Basın Kanununun ilgili hükümleri doğrultusunda sağlanacak.
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı, söz konusu suçları oluşturan yayınların içerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde, bu yayınların tamamını engellemekte yetkili olacak.
Başkan, içerik veya yer sağlayıcısı yurt içinde bulunan yayınlara ilişkin olarak ise; çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik suçlarına ilişkin yayınları engelleyecek.

Bu iki suç dışında kalan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama ile Atatürk'e hakaret içeren suçların erişiminin engellenmesi ise hakim, mahkeme veya savcı kararıyla yapılacak.

Başkanlık tarafından, erişimi engellenen yayını yapanların kimliklerinin belirlenmesi halinde, bu kişiler hakkında Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacak.

Erişim sağlayıcısı herhangi bir kullanıcısının yayınladığı hukuka aykırı içerikten haberdar edilmesi halinde erişimi engelleyecek.

Erişim sağlayıcısı, sağladığı hizmetlere ilişkin her türlü bilgi, veri tabanı ve ulaşım kayıtlarını 6 aydan 2 yıla kadar saklamakla, bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlü olacak.

Ticari amaçlı toplu kullanım sağlayıcıları, mahalli mülki amirden izin belgesi alacak. İzne ilişkin bilgiler 30 gün içinde bildirilecek.

Ticari amaçla olup olmadığına bakılmaksızın bütün toplu kullanım sağlayıcıları, konusu suç oluşturan içeriklere erişimi önleyici tedbirleri almakla yükümlü olacak.

Bu koşulları yerine getirmeyenlere 10 bin YTL'den 50 bin YTL'ye kadar ceza verilecek.

Kurulacak Telekomünikasyon Kurumunda, aralarında hukuk müşaviri, iletişim uzmanı, mütercim, tekniker ve bilgisayar işletmeni bulunan 93 personel istihdam edilecek.

Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde İnternet Kurulu oluşturulacak. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı ile Telekomünikasyon Kurumu ve ihtiyaç duyulan diğer bakanlık, kamu kuruluşları, internet servis sağlayıcıları ve ilgili sivil toplum örgütü temsilcileri de bu Kurulda temsil edilecek. Kurul gerekli işbirliği ve koordinasyonu sağlayacak. Ayrıca izleme, filtreleme ve engelleme yapılacak yayınların tespiti ve benzeri konularda yapılacak öneriler ile ilgili her türlü tedbir ve karar Kurulca alınacak.
Durum böyle gözüküyor. Fakat ben bu kanunun nasıl uygulanacağını, içeriğinin neyi kapsadığını, şimdi şu blogu yazan kişi olarak beni nasıl etkileyeceğini halen anlamış değilim. Lütfen biri bana anlatsın.

Burada bir internet günlüğü tutuyorum. Sanatsal içeriğini beğendiğim bir siteden bahsedip, resimlerinden birini burada paylaştığımda; yarın bir gün biri çıkıp da o resmin ve bağlantısı sitenin 'müstehcen' ya da 'çocuklar için uygun olmadığı'nı öne sürerek, şikâyet ederse ne olacak? Sabah uyandığımda, mahkeme kararıyla blogumun erişiminin engellendiği yazısıyla mı karşılaşacağım? Sonra da niçin blogum karartıldı diye öğrenmek için mahkemelere mi taşınacağım?

Ya da bağlantı verdiğim bir yer, içeriğini değiştirirse ve bu kanuna göre suç sayılan bir yere dönüşürse; yine blogum karartılacak mı? Peki ben haftalık virüs taraması yapar gibi, verdiğim tüm linkleri teker teker kontrol etmekle nasıl uğraşabilirim? Ben bununla uğraşamayacakken; kurulacağı söylenen o 93 kişiden oluşacak Telekomünikasyon Kurumu bunlarla nasıl uğraşacak?

Anonim yorumlar cephesi var bir de. Bu kanunla 'anonim yorum' ya da 'takma isim' kullanmak da mümkün olmayacak gibi gözüküyor.

Semih Saka'nın 'Blog Yüzünden Hapse Girmek', ' internet'in Sınırları' başlıklı yazılarını okumuş muydunuz?

Ben burada sadece İnternet'te ufak bir yapı olan blogum üzerinden bunları düşünüp, duruma açıklama getiremezken; forumlar ya da büyük portallar bu durumu nasıl yönetecekler?

Sırf bu kanundan behsederken, yazılar içinde ister istemez 'porno' kelimesini kullanmak durumunda kaldım ve artık bir süredir Google aramalarında o kelime, blogumla ilişikli olarak indeksleniyor. Ben bundan bile rahatsızlık duyarken, ya sırf o kelimeyi barındırıyor diye, bloguma istenmeyen içeriğe sahip bir yer etiketi yapıştırılmaya kalkılırsa? Artık o kadarının da paranoyakça bir yaklaşım olacağını mı düşündünüz? Google Şehri'ndeki 'Kore’de porno içerikli aramalar için devlet filtresi. Nasıl mı ?' yazısını okudunuz mu?

Güney Kore hükûmeti, kendi ülkesine böyle bir 'sansür' uygulaması başlatmış. Google Güney Kore ile Güney Kore hükûmetinin bir anlaşmasıyla; Google Güney Kore’de, belirli bir pornografik listedeki kelimelere ulaşılamayacakmış. Sadece belirli yaş üstünde olanlar aramadaki sonuçları görebilecekmiş. Yapılan arama eğer pornografik bir kelimeyse, Google tarafından sağlanan bir formda, vatandaşlık numarası girilmesi istenecekmiş. Ardından bu numara Güney Kore hükûmetindeki veritabanı ile karşılaştırılacak ve izin verilecekmiş.

Anımsıyor musunuz,
'5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri' başlıklı yazımda; "...hazırdaki T.C kimlik numaralarımızla online hereketlerimizi yapsak, daha sade bir çözüm olmaz mı?!" diyerek, 'ironi' yapmıştım. Fakat gördüğümüz gibi, durumu o noktaya getirenler var ve bu ülkede de yakında onu da yaşayacağız gibi gözüküyor...

Tabii ki çocuklar korunsun, istismar edilmesin istiyorum. Fakat bu, içeriği böyle her noktaya çekilebilir, yoruma açık bir kanunla nasıl olacak, bunu anlayamıyorum.

Lütfen bana söyler misiniz, haber sitelerini okurken, içeriğinde sunulan resimler hiç o müstehcen diye engellenmek istenen bir kısım siteleri aratıyor mu? Dikat ederseniz 'magazin' siteleri demiyorum, 'haber' siteleri diyorum ki gazetelerimizin internet sitelerinde de aynı durum söz konusu. Çocukların, gazetelerin internet sayfalarını kullanmasını nasıl önleyeceğiz? Pekiyi, Atatürk'e hakaret içeriyor, diye engellenen YouTube ve o zaman bunu flaş haberlerle geçip kınayan 'haber siteleri'nden biri, benzer içerikli bir videoyu yayınlarken niçin engellenmiyor? Bu kanun, böyle keyfi 'sansür'lere izin mi verecek?

Ekonomi dergisi The Economist’in grubuna ait Economist Intelligence Unit’in yaptığı araştırmaya göre; geçen yıl 45’inci sırada bulunan Türkiye, bu 42’inci sırada yer almış. İnternet'teki sansür ve insan hakları ihlallerine dikkat çekilen raporda; Mısır’da hapse giren blog yazarlarının sayısının arttığı, Çin, Tunus, Özbekistan ve İnternet kullanımında son sırada olan İran’da da yaygın kısıtlamaların görüldüğü belirtiliyor.

5651 sayılı ''İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun''u Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer onaylandı.

Kanunun içeriği, nasıl uygulanacağıyla ilgili endişelerim, zihnimdeki sorular varlıklarını sürdürüyorlar maalesef.


Geleceğin medyası, klasik medyanın kontrol edildiği gibi bir mantıkla kontrol edilebilir mi?

İnteraktif iletişime, teknolojiye bakışımız; kanunlarımızla paralel mi?


Türk İnternet kullanıcısı olarak,
İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz?

5651 sayılı Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndaki yoruma açık maddelerin, bilişim hukuku uzmanlarınca takip edilmesi yanında, bilişim medyası ve bilişimle ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla beraber, İnternet kullanıcıları olarak bizlerin de kanun üzerinde konuşarak; eksikliklerine dikkat çekip, yeniden düzenlenmesi için bilinç sağlanmasında hassasiyet göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Yoksa, böyle ilginç(!) düzenlemelere tâbi olmaya devam edeceğiz.

5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?

İlgili bağlantı:
'5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri'

Notre Dame de Paris

'Notre Dame de Paris' Müzikalini anımsarsınız. Victor Hugo'nun aynı adlı romanından esinlenerek oluşturulan müzikal; ilk kez 1998'de, Paris'te bulunan Paris Kongre Sarayı'nda oynanmıştı.

Son derece etkileyici bulduğumdan, arada müziklerini böyle anımsamak benim hoşuma gidiyor. Bir Cuma akşamı, İstanbul'da kente yağmur boşalırken yapılabilecek iyi şeylerden biri de böyle müziklerin size eşlik etmesi olsa gerek. Yağmurun planları bozmasından bahsetmeyeceğim, zira 'su sorunu'muz var maalesef ve bu yazı susuz geçirmek durumunda kalmamak için barajların dolması gerekiyor...


Notre Dame de Paris song 'Belle'.

'Belle'; tüm kimyanızı etkileyecek kadar güçlü ve etkileyici. Ruhunuza ulaşıp, sizi de alıp başka bir atmosfere taşımıyor mu?


Notre Dame de Paris 'Danse Mon Esmeralda'.

Sadece 'Belle'i burada paylaşacaktım ama, eğer anımsamak hoşunuza gittiyse, 'Danse Mon Esmeralda'yı da dinlemekten kendinizi mahrum etmeyin isterim.

'Notre Dame de Paris' Müzikalinin soundtrack'inden diğer parçalara, YouTube'da 'Notre Dame de Paris song' başlığından da diğer performanslara
ulaşabilirsiniz...

İlgili bağlantılar:
Vikipedia: Notre Dame De Paris Müzikali,
Ek$iSözlük: Notre Dame De Paris,

Yoksa Lycos, Blogumda Kaspersky İle Oyun Mu Oynuyor?!

Blogum görüntülenirken Kaspersky uyarı vermiş. Çok şaşırdım. Bilgim dahilinde bir durum değildi. Kaldı ki güvenliği ve ayrıntıları önemserim.

Bu uyarının sebebi, anladığım kadarıyla blogumda kullandığım bir bağlantı ve onun görseli.

Türkçe'nin doğru kullanımına özen gösterelim istediğimden; 'dahi anlamındaki 'de'leri ayrı yazmanın önemine dikkat çeken '"dahi anlamındaki de ayrı yazılır" sitesine bağlantı vermiş ve onun (uzantısı .png olan ikonunu) görselini, Lycos'taki alanımdan çekerek burada sayfa altındaki alanda kullanmıştım.

Kaspersky'nin blogumu, zararlı içeriği olan bir yer olarak görmemesi ve zaten
o site de bir yıldır güncellenmediği için, bağlantısını ve görselini blogumdan kaldırdım. Artık bir sorun kalmamıştır umuyorum.

Blogumla ilgili karşılaştığınız sorunları lütfen bana bildirmekten kaçınmayın.

Sonuçta burası ('nedir?' başlığında ifade etmeye çalıştığım gibi); bir art niyet gözetmeden ya da ticari kaygılar peşinde olmadan (ki Google reklamları bile göremezsiniz burada); işi, görsel kaygılar gözetmeyi gerektiren bir bünyenin, zaman buldukça kişisel bilgi ve farkındalıklarını paylaştığı bir alan.

Blogumda, hoşuma giden ya da canımı sıkan şeylerden bahsediyor,
bunların belki bir gün birilerine faydalı olacağını umuyorum, o kadar. Blogger'ın nimetlerinden istifade ederek neler yapabileceğimi görmek için de; blogumu 'oyuncak blog' olarak görüp, arada görünümüyle oynayıp (ki en son, blogda feedleri yönetmekten bahsetmiştim), teknolojiyi ve internetin gelişimini takip edip, yeni şeyler keşfetmeye(!) çalışıyorum.

Tabii benim burayı 'oyuncak blog' olarak görmem, benden habersiz
blogumda olası Lycos-Kaspersky oyunlarına izin vereceğim anlamına da gelmiyor...

Feedlerimi Nasıl Yönetirim?

Bir süredir dikkat ettim ki; Google, aramalarda blog içeriğimden önce, feedlerimi üst sıralarda listeliyormuş. Bu da, Google gibi bir arama motoru kullanarak içeriğime ulaşmak isteyenleri, eğer bir RSS Readerları yoksa (ki maalesef çoğunlukta yoktur) çıkmaz sokaklarda bırakıyor olmalı.

Niçin Google, RSS beslemeleri de indeksliyor ki? RSS Reader'ı olmayan ziyaretçiler-kullanıcılar için, verdiği o sonuçların çıkmaz sokak olacağını bilmiyor mu?

Blogger, Google bünyesinde olduğuna göre; Google'ın, Blogger feedlerini arama sonuçlarında listelememesi gerektiğinin farkında olması gerekmez mi?

Yoksa, blog feedlerimin indekslenmesinin sebebi, benim hatam mı?

Arslanlar Şehri'ndeki 'RSS Beslemesinin İndexlemesini Engelleyin' yazısında (ki o yazı da
Wordpress ve Feedburner ile ilgili, Blogger'la değil); arama motorlarının öncelikli sonuçlarda feedleri listelemesinin iyi birşey olmadığına, bu "duplicate content olayı"na girdiği için, Google'ın "Spam site" olarak işaretleyebileceğine değiniliyordu...

Öneri üzerine, önceden
http://flynxs.blogspot.com/atom.xml
http://flynxs.blogspot.com/feeds/comments/full
olan
RSS beslemelerimi;
http://feeds.feedburner.com/FlynxsLynistweblog
http://feeds.feedburner.com/FlynxsLynistweblogYorumlar
yapıp, FeedBurner'a yönelttim.

Tabii bunu yapmış olmam, eski feedlerle veya
http://flynxs.blogspot.com/feeds/posts/default
http://flynxs.blogspot.com/rss.xml
gibi yollarla bloga ulaşılmasını engellemese gerek?

RSS beslemelerimi
FeedBurner'a yönelttiğimde, oradan "No Index" uygulamasını aktifledim. Bakalım bu, Google aramalarında feedlerin listelenmesini ya da içerikten önce listelenmesini engelleyecek mi? Öyle olmasını umuyorum.

Hımm... bunları yaptıktan sonra, adres satırındaki turuncu Rss ikonu da yok oldu nedense?! Umarım o da yakında geri döner :)

Evet, sorular, sorular.
Bir bilenin bana açıklamasından memnun olacağım sorular... Maalesef, şu an bende de bunların net bir cevabı yok. Sanırım ilerleyen zamanda sonuçlarını takip ettikçe, cevaplarını da bulabileceğim.

Ve minik birkaç değişiklik,
AddThis ve EkleBunu...

FeedBurner kullanmaya başladıktan sonra, sağdaki blog menüsünde de minik değişiklikler yaptım.

Önceden, yandaki görüntüdeki gibi, Rss menüsünde;
web tabanlı RSS okuyuculara blogu eklemede kolaylık olsun diye, ikonlar ve onlara verilmiş linkler kullanıyordum.

Bundan sonra teker teker o ikonları kullanmak yerine, toplu halde tüm RSS okuyuculara ulaşılıp, içlerinden istenenin kolayca seçilebilmesi için AddThis ve EkleBunu servislerini kullanacağım.

Artık, yandaki görüntüde olduğu gibi, RSS Feeds menüsündeki,
AddThis'in RSS Feed ikonuna tıkladığınızda; açılan sayfadan istediğiniz RSS Reader'ı seçip, onun üzerinden blog feedlerimi takip edebileceksiniz.

Bookmark ikonu ise; yine
AddThis aracılığıyla blogumu istediğiniz platformdaki yerimlerinize ekleyip paylaşmanızı kolaylaştıracak.

Bu ayarlamalar için araştırma yaparken,
AddThis'in Türkçe versiyonu diyebileceğimiz EkleBunu'ya da denk geldim ve pratik bir hizmet sunduğundan denemek için onu da bloguma dahil ettim. Konuyla ilgili, Webrazzi'deki 'EkleBunu.com ile tek tuşla link gönder' yazısı da okunabilir.

EkleBunu ikonuna tıkladığınızda, (yine AddThis uygulamasındaki gibi) blogumu istediğiniz platformlara ekleyerek kolayca takip etmenize imkân tanıyacağını umuyorum.

İlgili bağlantılar:
'RSS' nedir? 'Netvibes Türkiye' Ne Durumda?

Bahadır Baruter 'Varlık Evhamı'

Bahadır Baruter'in 'tekinsiz' çizgilerinin buluştuğu “Varlık Evhamı” başlıklı sergisi; 10 Mayıs - 2 Haziran tarihleri arasında, Nişantaşı'ndaki Galeri X-İst'te.


Erdil Yaşaroğlu, Selçuk Erdem, Fatih Solmaz, Bahadır Baruter, Cezmi Ersöz, Kaan Ertem, Can Barslan, Galip Tekin, Cem Yılmaz, Mahmut Tibet, Ahmet Yılmaz... gibi şimdi aklıma gelen bu isimlerle, 15 yılı aşan bir serüvenin ortağı; yani, 'Limon' dergisi, sonrasında da iyi bir 'Leman' dergisi takipçisiyim.

Bu süreç içerisinde Limon, Avanak Avni, Leman, Lombak, L-Manyak, Penguen dergileri yanında, çizerlerinin kitaplarının da kitaplığımdaki 'komik kitaplar' kısmında, özel bir yeri olmuştur.

Lise ve üniversite döneminde ağırlık kazanan bu ilgim, belki son yıllardaki siyasi konulara kayan içerikleri dolayısıyla, belki de eski tadı pek bulamadığımı gördüğüm için azalmıştı. Zamanla dergiler de, çizerleri de bizler kadar evriliyorlar ama, kimi zaman bu evrilme eş süreçlerde, birbirine paralel gelişmediğinden olsa gerek; ilgimizi her zaman muhafaza edemeyebiliyoruz.

Yakın zamanda Bahadır Baruter'in 'Varlık Evhamı' sergisi haberini aldığımda; Galip Tekin'in Penguen'de çizmeye başladığını öğrendiğimdeki kadar heyecan hissetmiş, sevinmiştim.

Hafta sonu hem bu hislerle sergiyi gezmek, hem de Bahadır Baruter'in çizgilerinin çağrışımlarını ve sergi sonrası zihinsel süreçlerdeki yansımalarını takip etmek, son derece keyifli bir deneyimdi.


'Reddedemiyorum' isimli çalışma, nedense benim en çok ilgimi çekenlerden biri oldu.

Sergiyle ilgili tanımlamada, Bahadır Baruter 'Varlık Evhamı' hakkında söylenen;
Emin adımlarla gezilebilecek bir seyirlik oluşturmanın aksine, sergi izleyicisini beklenmedik bir şekilde çağrışımlara ve yüzleşmelere maruz bırakıyor.

“Terkedemiyorum”, “Bırakamıyorum”, “Öldüremiyorum”, “Uçamıyorum”, “Tutamıyorum” gibi isimlerle izleyiciye sunduğu ‘interior / iç mekân’ resimleri, Baruter’in gündelik hayat ironisi olmanın ötesinde bir yerde durmanın yanı sıra, gerçek üstü bir dünya kuruyor.
tanımı kadar; sergi mekânı
X-İst ile ilgili söylenen;
Sanat izleyicisini tanıdık, bilindik ve alışılagelmiş olanın ‘konfor’una teslim etmekten ziyade, yeni ve şaşırtıcı olanın tekinsizliğiyle baş başa bırakmayı ‘tercih eden’...
tanımının da son derece doğru ve yerinde bir ifade olduğunu, rahatlıkla söyleyebilirim.

Varlık: Mevcudiyet, vücut
Servet, variyet, mal, mülk

Evham: Vehimler; yanılmak, korku ve yanlıştan meydana gelenler
Korkular, kaygılar, kuruntular, sanılar

Tabiat: Yaradılış, huy
Yaradılıştaki durum ve nitelik
Dünyanın esası
Varlığın ve düzenin kuralı

Eşya: Şeyler
Döşeme ve daha başka türlü ev öteberisi
Yük

Dişi: Erkeği tarafından döllenecek şekilde oluşmuş olan
Yumurta oluşturan veya yavru doğuran
Yumuşak ve kolay işlenen

Çizmek: Tasvir etmek; çizgiyle resmetmek
Çizgi halinde berelemek
Hükümsüz kılmak için üzerine çizgi çekmek

Bahadır Baruter
Şimdi yazarken aklıma geldi; Bahadır Baruter'in, Sanal Müze'deki sergilerde 'Büstler' isimli çalışmasına denk gelmek de heyecan vericiydi. Görmediyseniz onu da mutlaka görmenizi isterim.

'Büstler' ve 'Varlık Evhamı'nı görmemezlik etmemeniz dileğimi yineliyorum.
Belki sonrasında, aynı dönemlerde, aynı çizerleri takip etmenin izlerinden yakaladığınız tadı, burada benimle de paylaşırsınız.

Yer: X-İst
Sergi Tarihleri: 10 Mayıs – 2 Haziran 2007
Telefon: 212 291 77 84
Adres: Eytam Cad. Açıkhava Apt. No:16/5 Nişantaşı.

Celtic Woman 'A New Journey'

Hafta sonu, İstanbul'da açık güzel bir hava var. Deniz, bu havalara özgü lacivertine bürünmüş ki, bu sevdiğim görünümlerinden biri.

Bu kentin birçok yüzü var.
Evet, denizin havaya göre değişen rengi de, bunun görülesi, yaşanası bir parçası.

Hafta sonu ofise gitmek; aklımda başka planlar varsa, çok isteyerek yapacağım bir şey değil.
Doğaldır ki, biraz çekilmez olup, söylenebilirim de. Fakat, Şu an belki de burada bozulan planlarıma üzülüp, trafikten şikâyet edecekken; yolda fark ettiğim bir durum yüzünden, halimden gayet memnunum.

Motorla Üsküdar'dan Beşiktaş'a geçerken, tadımlık da olsa deniz havasının keyfini çıkardım. Sahilde, olası şehir turlarının bir parçası olarak, İstanbul'un açan erguvanlarını ve boğazı görmeye meraklı bir turist topluluğunun, turlarının hareket edeceği vakti beklerken,
heyecanlı konuşmaları arasında fotoğraf makineleriyle hayran kaldıkları boğazın görüntülerini almaya çalışmalarına tanık oldum.

Onların nasıl bir gözle kenti gördüklerini duyumsamaya çalıştım. Yıllardır bu kentte yaşarken, bu güzelliklere nasıl aşina olduğumuz ve artık bizim için sıradanlaşabilmiş olduğunu, nasıl o heyecanı kaybedebildiğimizi fark ettim bir kez daha.

İstanbul'u, 'âşık olunan hoş bir bayan' olarak düşünürsek; öyle gözüküyor ki, kent sakinleri olarak bizler;
zamanın en tutkulu aşkları bile vardırabildiği bir noktadayız. Kaprislerini çekmekten yorulduğumuzdan, o çarpıcı güzelliğini sadece arada fark edebiliyoruz. Çünkü dışardan bakan değiliz, içinde onunla yaşayanız. Bu da bir süre sonra, tüm güzelliklerini gözümüzde sıradanlaştırabiliyor.

Sonra, bu güzelliğe dışarıdan bakıp hayran olan birini fark ettiğimizde, neye sahip olduğumuzu anımsıyoruz. Meğer, kaprislerinden yorulduğumuz aşkımız (İstanbul); hayran bırakan tüm güzelliğini barındırmaya devam ediyormuş da, zamanla biz göremez oluyormuşuz.

Hafta sonu için, birkaç sergi gezdikten sonra Beyoğlu'ndaki teras kafeleri keşfetme planımı ertelemek durumunda kaldım. Ama bunu önemsemedim, sonra da yapabilirim. Çünkü
İstanbul, farklı yüzleriyle her gün yenilenip onu yaşamamız için burada bekliyor. Önemli olan yaşam telaşı içinde bunu fark edebilmek.

'Pekiyi, bu farkındalık ve enerjiyle ofiste çalışılabilecek mi?', derseniz. Zihin, farklı bir atmosferle meşgul edilirse; çok da verimli çalışılabildiğini biliyorum. Ben bunun için, şu an
'Celtic Woman' müziklerini kullanmayı tercih ettim. Yani İstanbul'dan İrlanda'ya mistik bir yolculuğa çıkacağız.

'Celtic Woman'; geleneksel Kelt şarkılarını modernize edip yorumlayan, hoş bayanlardan oluşan bir grup.

Kelt müziğine ayrı bir ilgim vardır. Zihnimi görkemli, masalsı atmosferlere taşıyıp; sınırsız dingin ovalarda
hayal gücümü serbest bırakmama olanak tanıması da cabası.

İster benim gibi Kelt müziğine meraklı, isterse yeni tanışıyor olun; tüm tınılarıyla ruhunuza ulaşan 'A New Journey' albümünü bir kez olsun dinlememezlik etmeyin, derim.

Bu tür müzikler; hoş bir mekanda bir dostunuzla sohbet ederken, arkada fon müziği olarak da size eşlik edebilecek türden
. Bırakın, o arkada çalsın, siz başka şeylerle meşgul olun. O, verdiği özgürlük, canlılıkla; siz fark etmeden bilinçaltınızı tetikleyecektir.

'Celtic Woman'ın son albümleri 'A New Journey' yakın zamanda piyasaya çıktı. İlk albümleriyle Amerika'da Platin Plak almış ve Bilboard dergisinin dünya listelerinde haftalarca 1 numarada kalmışlardı. Bu albümleri de, geçtiğimiz yıl yayınladıkları ilk albümleri kadar başarılı.

Ben buradan dinletebilmek için, hafta sonu müziği olarak; 'A New Journey' albümünden, 'The Sky and the Dawn and the Sun'ı seçtim.
Alttaki butona tıkladığınızda, Last.fm aparatı aracılığıyla parçayı dinleyebileceksiniz. Last.fm yakında Türkçe arayüzü ile hizmete geçecekmiş, bu da güzel bir haber.

Celtic WomanThe Sky and the Dawn and the Sun

İlgili linkler: 'Celtic Woman' web sayfası. Wikipedia'da Celtic Woman. Amazon'da A New Journey (albümdeki diğer parçalar da buradan tadımlık dinlenebilir).

5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri

'Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler? Kabul etmeyenler? Madde kabul edilmiştir.'?!

4 Mayıs 2007 itibariyle (tam da Cumhurbaşkanlığı seçimleri karmaşası ve yeni seçim hazırlığı arasında), Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu Tasarısı, kabul edilerek yasalaştı. Yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı'nın onayını bekliyor.

Ülke yöneticilerinin görünen İnternet kullanım bilinçleri ve
İnternet ortamında işlenen suçlarla mücadeleyi öngören bu kanunun zamanlaması, içeriği; aklımdaki soru işaretlerinin sebebi.

İN­TER­NET OR­TAMIN­DA YA­PI­LAN YAYIN­LA­RIN DÜ­ZEN­LEN­ME­Sİ VE BU YA­YIN­LAR YO­LUY­LA İŞ­LE­NEN SUÇLAR­LA MÜ­CA­DE­LE EDİL­ME­Sİ hakkındaki 5651 sayılı kanunun; 22. Dönem 5. Yasama Yılı, 99. Birleşim 04 Mayıs 2007 Cuma, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı'ndan; T.B.M.M'de nasıl kabul edildiği takip edilebilir. Ayrıca, www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5651.html sayfasından da, kanun kapsamıyla ilgili maddelere ulaşılabilir.

Tutanak'taki, görüşmelere ait ifadeleri okumanız, kanun yapıcılarımızın İnternet'e yaklaşımlarını da anlamanıza yardımcı olacaktır. Sonrasında, 5651 sayılı kanunun maddelerini de okursanız, sizin de zihninizde benimle aynı soruların dolaşacağından şüphem yok.

Anımsarsınız, video paylaşım sitesi
YouTube üzerinde yayınlanan bir video, Atatürk'e hakaret niteliği taşıyor diye, o video orda tüm dünyanın erişimine açıkken, tedbir olarak sadece Türkiye'den YouTube'a erişime sınırlama getirilmişti. Ve yine anımsarsınız, yakın zamanda, içeriğinde bazı istenmeyen yorumlar yer alıyor diye, mahkeme kararıyla Antoloji (ki kitap ve kültür, sanat ağırlıklı bir sitedir) ve Ek$iSözlük'e erişim yasağı getirilmişti. '9-22 Nisan İnternet Haftası', konulu yazımda, ben de İnternet'e bu anakronik bakışı değerlendirip, bu sansür olayına yaklaşımımdan bahsetmiştim.

Bir kısım medyanın (ki İnternet medyasından çekindikleri; trajlarını, izlenme paylarını kaybedeceklerinden korktuklarından mıdır, bilinmez?!) ve ülke yöneticilerinin; İnternet'in kötü, pis bir yer olduğu ve sakınılması gerektiği algısını yaratan tutumları (ki bu eleştiriler, kanun görüşmesi sırasında mecliste de dile getirilmiş ve
Tutanak'ta kayıtlı), günlerce kamuoyunu meşgul ettikten sonra; takdir edersiniz ki bu kanunun nasıl uygulanacağına dair endişelerim artıyor.

İnternet ortamında çocuk pornosu, terörist faliyetler, msn'in kötü niyetle kullanımıyla karşılaşılan durumlar, banka işlemlerinin güvenliği gibi konulara dikkat çekilirken; tam da seçim rüzgârlarının estiği bir mecliste, (belki de popülist bir kaygı güdülerek aceleye getirilmiş) bu kanunla; konunun önemine gereken özen gösterilmemiş, yeterli-gerekli düzenleme yapılamamış olduğuna inanıyorum.

Ülkemizde, İnternet gibi önemi tam olarak kavranamamış bir konuda kanun hazırlanırken; daha teferruatlı düşünülmesi, tarafları gözeten ve kapsamının ince detaylarıyla ortaya konulduğu şekilde bir kanun çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.

İnternet'te 'sansür' kabul edilebilir mi? İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz?
5651 sayılı kanun bize neler getirecek (ya da neler götürecek), yaptırımlar nasıl uygulanacak, bu yaptırımlar kimleri ne şekilde kapsayacak?

5651 sayılı bu kanunun içeriğini okuduktan sonra, kapsamıyla ilgili yeterince açık bir bilgi edinemediğimi görüyorum. Sanmıyorum ki, kanun içeriğindeki tanımlamaları yetersiz bulan, anlamamış olan bir ben olayım?!

Kanunda yoruma açık ifadeler var. Bunlardan birini, kendi blogum üzerinden basit bir örnek vererek somutlaştırmaya çalıştığımda; şöyle bir soru zihnimde dolaşıyor:
Blogumda, gerçek ismimi kullanmama hakkımı kullanıyorum; bloguma yorum bırakanlar da doğal olarak 'anonim' (isim bırakmadan) ya da farklı bir nickname (takma isim) ile yorum yapma haklarını kullanabiliyorlar.
5651 sayılı kanundaki 'içerik sağlayıcı' ve 'içe­rik sağ­la­yı­cı­nın so­rum­lu­lu­ğu' başlıklarını referans alırsak, pekiyi bu durum b(eni)izi nasıl etkileyecek?

(madde 2'de) 'içerik sağlayıcı' olarak;
'İnternet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişiler'
tanımlaması yapılıyor.

Ve (madde 4'de) 'içe­rik sağ­la­yı­cı­nın so­rum­lu­lu­ğu';
(1) İçe­rik sağ­la­yı­cı, in­ter­net or­ta­mın­da kul­la­nı­ma sun­du­ğu her tür­lü içe­rik­ten so­rum­lu­dur.
(2) İçe­rik sağ­la­yı­cı, bağ­lan­tı sağ­la­dı­ğı baş­ka­sı­na ait içe­rik­ten so­rum­lu de­ğil­dir. An­cak, su­nuş bi­çi­min­den, bağ­lan­tı sağ­la­dı­ğı içe­ri­ği be­nim­se­di­ği ve kul­la­nı­cı­nın söz ko­nu­su içe­ri­ğe ulaş­ma­sı­nı amaç­la­dı­ğı açık­ça bel­li ise ge­nel hü­küm­le­re gö­re so­rum­lu­dur.
şeklinde tanımlanıyor.

'Bil­gi­len­dir­me yü­küm­lü­lü­ğü' ise (madde 3'de);
(1) İçe­rik, yer ve eri­şim sağ­la­yı­cı­la­rı, yö­net­me­lik­le be­lir­le­nen esas ve usûl­ler çer­çe­ve­sin­de ta­nı­tı­cı bil­gi­le­ri­ni ken­di­le­ri­ne ait in­ter­net or­ta­mın­da kul­la­nı­cı­la­rın ula­şa­bi­le­ce­ği şe­kil­de ve gün­cel ola­rak bu­lun­dur­mak­la yü­küm­lü­dür.
(2) Yu­ka­rı­da­ki fık­ra­da be­lir­ti­len yü­küm­lü­lü­ğü ye­ri­ne ge­tir­me­yen içe­rik, yer ve­ya eri­şim sağ­la­yı­cı­sı­na Baş­kan­lık ta­ra­fın­dan iki­bin Ye­ni Türk Li­ra­sın­dan on­bin Ye­ni Türk Li­ra­sı­na ka­dar ida­rî pa­ra ce­za­sı ve­ri­lir.
olarak belirlenmiş.

Bu durumda ben,
'içerik sağlayıcı' olarak, 'içe­rik sağ­la­yı­cı­nın so­rum­lu­lu­ğu' altında belirlenmiş hükümlere tâbi mi oluyorum?

Evet, bir açıdan böyle tanımlanabilir olduğumuz gözüküyor. Ve herkesin sayfasında tanıtıcı bilgilerini belirtmek zorunluluğu, yorum yapacakların da takma isim kullanmalarının yeterli olmayacağı kanısına varılıyor.

Gazete, dergilerde 'künye' bilgisinin zorunlu olmasını, sahibinin, yöneticilerinin kim olduğunun açık ifade edilmesini anlarım ki bu uygulana gelen de bir durum. Ticari sitelerde de bu ifadelerin açık edilmesinin gereğine söyleyecek bir şeyim olamaz, gereklidir, yoksa kim neye göre güvenip o siteleri kullanacak. Ama ticari olmaktan uzak bloglar bu kapsam dahilinde tutulmamalı, diye düşünüyorum.

Kanundaki o yoruma açık ifadelerden biri de blogları kapsayacak gibi gözüküyor!? Yoksa, Basın Yasası'ndaki gibi bir uygulamayla (gazeteler, dergiler valilikten izin alıp, yayınlarının bir kopyasını 'yasal bir içerik sunuyorlar mı' diye denetlettiriyorlardı, polis, savcılık, valilikten izin gerekiyordu...); web sayfaları, bloglar da, 'biz şu yazıyı yazdık, yayımlamak istiyoruz' diye, bir yerlere iletmeye mi başlayacağız? Ya da hazırdaki T.C kimlik numaralarımızla online hereketlerimizi yapsak, daha sade bir çözüm olmaz mı?!

Konuyu,
5651 sayılı kanunla öngörülen güvenlik açısından düşünürsek; bu maddeler ışığında, işini bilen kötü niyetli kullanıcıların önü kesilmektense, normal kullanıcıların özgürlükleri kısıtlanıyor.

Kanunun aceleye gelmiş olduğuna inanıyor, yeniden gözden geçirilerek düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. 5651 sayılı kanundaki tanımlamalar; gerekirse parantez içi açıklamalar eklenerek, yoruma mahal bırakmayacak şekilde düzenlenmelidir.

İnternet suçlarına düzenleme getireceği öngörülerek hazırlanmış 5651 sayılı kanunun, meclisten bir şekilde geçirilmiş olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı'mızdan geri döneceğini umuyorum.

Belçika'da, Second Life'da yaşandığı iddia edilen bir tecavüz vakası nedeni ile; Belçika bilişim suçları birimi tarafından soruşturma başlatılmış Belçika mahkemesi ile birlikte hareket eden bilişim suçları birimi, bu olayı soruşturuyormuş. Ben spam mail takibimden henüz bir sonuç alamamışken,
merak ediyorum; hazırlanmış olan 5651 sayılı kanun, burada Beçika'daki gibi bir şey yaşanırsa nasıl bir yaptırım uygulanmasını sağlayabilecek?

Ülkemizde durum, İnternet ve bilişim suçlarına şimdikinden daha farklı bir zihniyetle yaklaşılacak ve ona göre yasal düzenlemeleri getirecek bir yapıya ihtiyaç var olduğunu gösteriyor.


Merak ediyorum, bu yasal düzenlemenin yapılmasında rol oynayanların kaçının web sitesi var ya da internette nasıl bir mesai harcamışlar ya da daha uç bir noktaya soruyu götürürsek, kaçının düzenli kullandığı e-posta adresi var?

Konuya yeterince vâkıf olunmadan, olası neye hizmet ettikleri bilinmeyen danışmanların yardımıyla hazırlanan, aceleye getirilmiş böyle kanunlarla bir yere varabileceğimize inanmıyorum.


Aklıma ulaştırma bakanının (ne kadar iyi niyetle yaklaşıyor olursa olsun) internet konusunda ne kadar kulaktan dolma bilgi sahibi olduğunu açık eden beyanatları geliyor. Onların bilgilendirildiği şekliyle düşünürsek;
msn sohbetleri yapmaya yarayan İnternet'te(!), son sürat ADSLlerimizle(!) alabildiğine özgürüz(!) Yine onlara göre; sağlanan bu İnternet ortamına erişim altyapısı ve hizmet kalitesi başka ülkelerin çok önünde ve ücretleri de gayet makul(!)...
İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı: ''internet yasası ifade özgürlüğüyle bağdaşmıyor''

Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Öğretim görevlisi ve İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı Doç. Dr. Mustafa Akgül, Meclis’te görüşülen internet yasası tasarısının ifade özgürlüğüyle bağdaşmayacağını söyledi. Akgül, devletin vatandaşlar adına zararlı içeriği belirlemesinin internetin gelişimine zarar vereceğini savundu...
İster kanundaki bu düzenlemelerin sebebi yasakçı zihniyet olsun, isterse teknolojiyi, İnternet'i iyi tanımayışımız; İnternet kullanıcıları olarak bu oldu bittiye getirilen kanuna karşı, kişisel de olsa tepkimizi gösterip tavrımızı ortaya koymazsak; hiçbir konuda olamayacağı gibi, bu konuda da ses çıkarmadıkça hak edilen geri dönüşü alamayız.

Gündemin her an yenilendiği bir ülkede yaşarken, toplumsal hafızamız; bir aya kalmadan öncesinde olanları unutabiliyor. Durum böyleyken; bu konunun öneminin göz ardı edilmemesi, 5651 sayılı Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndaki yoruma açık maddelerin, bilişim hukuku uzmanlarınca takip edilmesi yanında, bilişim medyası ve bilişimle ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla beraber, İnternet kullanıcıları olarak bizlerin de kanun üzerinde konuşarak; eksikliklerine dikkat çekip, yeniden düzenlenmesi için bilinç sağlanmasında hassasiyet göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Yoksa, böyle ilginç(!) düzenlemelere tâbi olmaya devam edeceğiz.

Türk İnternet kullanıcısı olarak,
İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz?
İnteraktif iletişime, teknolojiye bakışımız; kanunlarımızla paralel mi?
Geleceğin medyası, klasik medyanın kontrol edildiği gibi bir mantıkla kontrol edilebilir mi?
5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?

İlgili haber bağlantıları:
Haber3: İnternet Yasası Sorunlu,
Ntvmsnbc: İnternet Suçlarına Düzenleme,
Ntvmsnbc: Devlet İnternet'i Henüz Tanımıyor,
Cnn-Türk: İnternet Suçlarına Yasa Engeli,
İnternethaber: Sanal Aleme Yeni Düzen,
Bianet: İnternet Yasası'na Atatürk de Dahil Oldu,