Bannecker, Chua, Guerlais



İllüstratör Andrew Bannecker portfolyosu altındaki işler, desen ve renk kullanımıyla sade fakat dikkat çekici. Sevimli, eğlenceli bir iletişim dili olduğu söylenebilir.



Charlene Chua ise, daha keskin, derinlikli işleri olan başarılı bir başka illüstratör. Sitesine yeni işlerini eklemiş. Portfolyosu, görülesi...

Bu post'un gönderinin, -hoşuma giden- illüstrasyonlar arasında gezintiye imkân vermesiyle mini bir görsel şölen tadında olmasını istediğimden; basitten karmaşığa gidip, Gérald Guerlais'den bahsetmeyi sona bıraktım.



Gérald Guerlais portfolyosu eminim sizin de içinizde hoş bir ferahlık duyumsamanızı sağlayacaktır, işleri hakkında ayrıca beğeni cümleleri sarfetmeye kalkmıyorum bile.

Kendisi, aynı zamanda ilgiyle takip ettiğim blog yazarlarından biri. sketchtravel.com için hazırlanan, altta izleyebileceğiniz 'Sketchtravel Clip'te de imzası var ve geraldraws.blogspot.com altındaki blogundan bu hoş
video ile ilgili detaylara da ulaşabilirsiniz.


Dip not:
YouTube için yeni bir başvuru daha yapılmış; şikâyet edilen video kaldırılmazsa yine yeni bir engelleme daha gündemde olabilir bu günlerde, maalesef [bknz: Youtube'a beşinci erişim yasağı İzmir'den].
Bu fırsatla, videolar için daha tatmin edici bir ses kalitesi sunduğundan tercihim olan Dailymotion'ı kullanabileceğinizi anımsatmak istiyorum.
Bir de, -sonra, 'haberim yoktu', demek gibi bir lüksümüz olmayacağından- 5651 sayılı yeni internet kanunuyla ilişikli son duyuruyu, yayımlanan yönetmelik ve eklerini okumanızı öneriyorum. Hakan Uygun'un konuya değindiği 'Yer Sağlayıcılığı Faliyet Belgesi' başlıklı yazısı da ilginizi çekebilir...

Recycled Words, Will Ashford



Will Ashford, Recycled Words. Yaratıcı bir fikir ve onu takip eden görülesi uygulamalar. Desen bilgisi, derinlik algısı, biraz ışık-gölge oyunu ve karalamayla, kelimelerin heyecan verici dönüşümü. Sizce de heyecan verici değil mi? Eski kitap sayfalarının sanat eserleri hâline dönüşmesi bir yana, ben, fikirden çok hoşlandım. Zihnimde farklı uyarlamalar şekillenmeye ve yeni çağrışımlar uçuşmaya başladı bir anda... Yoksa, Exlibris olarak bırakmak için gidip, kitaplarınızda kelimlelerle oynayıp değişik karalamalar yapma isteği mi uyandı üzerinizde? Normaldir. Tutmayın kendinizi. Umarım hoşunuza giden şeyler yaratırsınız.

The Ultimate Break, Nestlé KitKat

video

Akama Studio imzalı “The Ultimate Break”; Nestlé KitKat Fransa için hazırlanmış eğlenceli olduğu kadar güzel de bir viral reklam çalışması. Detayları, www.kitkat.fr'de.

Şu sıralar ülkemizde de,
televizyonlarda dönen 'molana tat kat' sloganlı -ne kadar etkili olduğu tartışılır- bir Nestlé KitKat reklamı (bknz: YouYube: Pelin Karahan Kit Kat reklamı) var.

“The Ultimate Break”e dönersek, evet, ofiste sıkılıp bunalınca minik bir 'çikolata' molası vermek, enfes olabilir. Fakat bu çikolata, Nestlé ürünü mü olur -boykot mevzuları filan da var firmayla ilgili, konunun o noktası bilmiyorum hiç ilginizi çekmiş miydi-, orası, tartışmaya açık ayrı bir mevzuya gider...

kitkat.fr'den sonra bir de Nestlé Türkiye'nin web sitesine bakayım, dedim. Geçen zamana rağmen değişen pek de bir şey olmadığını gördüm, maalesef.

Geçen zamana rağmen, diyorum. Çünkü, 2005'te
Nestlé ile ilgili bir sorun yaşayıp, web sitesi üzerinden yetkili biriyle temas kurmaya çalışmıştık.

Hoş bir deneyim değildi. Sonrasında blogda yazdığım bir yazıda durumu eleştirmiş; Nestlé Türkiye'nin web sitesinin kullanıcı dostu bir arayüzü olmadığını, bunun da maalesef firmanın Türkiye'de son kullanıcıyla teması pek önemsemediğinin göstergesi olduğuna değinmiştim.

Konuyla ilgili -kendi yazımı şuan bulamadım ama,
blogu hâlen devam ettiği için yazısı erişilebilir durumda olan- Serdar Öner'in 'Nestle.com.tr' başlığındaki benzer eleştirel yazısını okuyabilirsiniz. Göreceksiniz ki Nestlé, zamana yenilmemekte oldukça kararlı(!). Ve öyle anlaşılıyor ki, Türkiye pazarında interneti etkin bir mecra olarak kullanmaya pek ihtiyacı yok(!), yaratıcı(!) tv reklamları yeterli görülüyor.

Haftaya, güzel bir animasyonu paylaşarak başlayalım, istemiştim ama, laf uzadı ve bu gönderinin içeriği hâyli esnedi.
“The Ultimate Break”i beğenmiş olacağınızı umuyorum...

Web Tasarımında Vintage Etkisi



Target Scope; müzikleri, üzerinden geçen uçağın gölgesi, daktilo efektli iletişim paneli ve diğer atraksiyonlarıyla tanıdık gelince; Web Designer Wall altındaki 'Vintage Web Design' başlığı daha bir ilgimi çekti.
Listelenen 23+ farklı web sitesi arasında siz de, enteresan tasarımlarla geçmişe mini bir yolculuğa çıkabilir, ilham verici etkisiyle ya da hiç olmazsa farklı bir tadla geri dönebilirsiniz.

Şimdilerde 'vintage', 'retro' kelimelerini -
tasarımdan giyime, eşyalara kadar birçok alanda- ne çok kullanır olduk, öyle değil mi?

American Gangster

Bir filmi izlemeden önce bir süre soundtrack'ini dinlemeyi, hoşlandığım tınıları sonrasında filmde yakalamayı seviyorum. American Gangster Soudtrack'i de, arşivimde yerini alan albümlerden biriydi.

Üç saate yaklaşan süresi yüzünden Denzel Washington, Russell Crowe'lu; Ridley Scott yönetmenliğindeki American Gangster (2007)'i, sinemada değil de 'bir ara evde izlenecekler' listeme dahil etmiştim. Bu akşam izleme fırsatı bulabildim, beklentilerimi karşıladığını hatta detaylarıyla da oldukça hoşuma gittiğini, söyleyebilirim.



Frank Lucas'ın
(Denzel Washington), iş yaşamındaki sınır tanımamazlığına kıyasla özel yaşamının sadelikten yana olması ve yanındakilerden de bunu talep etmesi ve Blue Magic'in (Mavi Büyü) marka değerini korumak için sergilediği tavır, filmi başka bir gözle izlememe, ayrı bir tad almama sebep olan ders niteliğindeki detaylardandı.

Sonrasında hemen web'de, bloglarda filmin bu yönüne değinilmiş mi, diye merak edip baktığımda; Önder Kiremitçi'nin, Marka Gündemi'ndeki 'Amerikan Gangaster'ten marka dersleri' başlıklı yazısını gördüm, hoşuma gitti, siz de okuyun -tabii, filmi de izlemediyseniz mutlaka izleyin- isterim.

Steven Zaillian imzalı senaryo, yönetim, sahneler -ki, müziklerin kullanımıyla özenli olduğu kadar etkileyiciydiler de-, oyunculuk performansları; dram, suç konulu filmlerin -üstelik, bu kadar uzunsa- hantal, ağır işleyen ve sıkıcı olabilecek yapısından oldukça uzaktı. Evet, özeleştiri psikolojik çözümlemenin derin olduğu ama bunu yaparken yormayan bir film, American Gangster.



American Gangster'ı izlerken -sevdiğim iki film-; Al Pacino ve Robert De Niro'lu, Heat (1995)/Büyük Hesaplaşma
ve Denzel Washington ile Ethan Hawke'lı Training Day (2001)/İlk Gün filmlerini anımsamak da güzeldi.

Ethan Hawke'ı Before Sunrise (1995)'da -ki, gayet hoş bir filmdi- gördükten sonra diğer filmlerini de takip etmeye başlamıştım. Onun o zamanlardaki görünümünün nedense daha sonra
Josh Brolin gibi olacağını düşündüğümden midir bilinmez -ki, öyle olmadı-, American Gangster'ı izlerken Josh Brolin'i de görünce zihnim hemen kolayca Training Day bağlantısını da kuruverdi...

Tabii bir de, Russell Crowe'un başka etkileyici filmleri de olmasına rağmen, -ki, genelde Gladiator (2000) ile hatırlanır- onu gördüğümde aklıma daha çok A Beautiful Mind (2001)/Akıl Oyunları'nın gelmesi var ki, bu filmde de aynı şey oldu; özellikle panonun önünde durduğu sahne; sanki Akıl Oyunları'ndaki, duvarlarına notlar iliştirdiği çalışma alanlarına bizi götürüp, getiriyor...



İzlemediyseniz,
American Gangster izlenecek filmler listenize eklemenizi öneririm. Ben, 'geri dönüşlerle arada yeniden izlenebilecek filmler' listeme ekledim bile...

Flynxs'teki, konuyla ilgili olabilecek diğer yazılar:
Righteous Kill, 2008,
Ethan Hawke.

Harrington



Tasarımcı, illüstratör Steven Harrington portfolyosu, desen kullanımı, renkli ve yaratıcı işleriyle, görülesi...

Panoramik Gezinti

Topkapı Sarayı Harem bölümünden başladığım panoramik gezintim; Gaziantep Müzesi Zeugma, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Ayasofya Müzesi, Mevlana Müzesi, Burdur Arkeoloji Müzesi ile devam etti.

Böyle bir cümle kurup, tüm bu saydıklarımı neredeyse sadece yarım saat içinde yaptığımı söylemek, başka bir zamanda olsa belki
şaşkınlık verici hatta imkânsızmış gibi gelebilirdi. Ne mutlu ki şimdi teknoloji sayesinde online ortamda, bunları rahatça yapabiliyoruz.

www.360tr.com, panoramik Türkiye fotoğraflarıyla, ordaymışlık hissini duyumsatan hoş bir deneyim sunuyor. Varlığından haberdardım ancak bu kadar detaylı bakma fırsatı bulamamıştım. Umarım içeriği gelişmeye devam eder.

Yapmayı Ertelediğimiz Kolay İşler [mim]

Ters Meditasyon'dan Devrim Bey -teşekkür ederim-, "Bir Türlü Yapamadığım Kolay İşler"i merak etmiş. Aslında bu, konusu "Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler" olan, taze bir mim pası. Cevap yazıp, konuyu, bağlantılarımdan rastgele seçeceğim bloglara yönlendireceğim...

Zamanında kolay işler yapılmayıp, biriktirildiğinde; zor işler hâline dönüşürler, biliyoruz. G
enelde tüm işlerimi zamanında yapmaya çalışırım. Fakat yaşamımda kesinlikle, sadece 'zorunda olma' hâli o işi yapmam için yeterli bir kriter değildir. Yapılacak her ne ise, mutlaka öncelikle onu yapmayı istiyor olmam gerekir. Aksi hâlde, başka bir yol bulurum.

Şu sıralar, geçen haftalarda verdiğim birkaç kiloyu geri almak, hem de kan yapsın diye -doktor tavsiyesiyle- kuru üzüm/kayısı taşıyorum çantamda. Sadece taşımamam, arada atıştırmalık olarak değerlendirmem gerekiyor onları ama, a
rada bir şeyler atıştırma alışkanlığım olmadığı için ya da aklıma gelmediklerinden, bu konuda pek başarılı olamadım.

K
imyasal ilaçlar bir taraftan yarar sağlarken diğer taraftan bilmediğimiz olası zararlara kapı açıyorlar. Tercihim, doğal yollarla gereken takviyeyi yapmaktan yana. Kararlıyım. Bakalım zaman ne gösterecek.

Bunlar olurken enfes bir tat da keşfettim, onu da paylaşayım hemen, siz de deneyin isterim. Salata sosunda biraz beklemiş kuru siyah üzümler, içlerine salatanın suyunun girmesiyle yumuşayıp şişiyorlar ve salatayla yerken ağızda dağılarak harika bir tat ortaya çıkarıyorlar...


Bu konu başlığı altında söyleyebileceğim, ertelediğim diğer işlerden biri de, zaman bulup kitaplığımdaki kitapları daha kolay yönetilir hâle getirmek.

Aldığım kitapların listesini, maalesef hâla bir Excel dosyasında tutuyorum. İçerik bilgisi, yazar, yayınevi, kapak görüntülerine -film arşivlerimizi yönettiğim gibi bir yazılımla- tek tıklamayla ulaşabileceğimiz bir sistem oluşturmak istiyorum. Bu maksatla kullandığınız ya da önerebileceğiniz bir program olursa iletebilirsiniz, sevinirim...

"Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler" mim pasını, blog bağlantılarım arasından rastgele seçtiğim dört bloga -evet bu, tarafımdan aldığınız bir mim pası, fakat katılımınız tabii ki keyfi- gönderiyorum. Ferruh Mavituna, DiyomKi, Nahnu, Cisday. Peki siz bu aralar hangi kolay işleri yapmaya üşeniyorsunuz?

[Bloglar arasında bağ kuran eğlenceli minik bir oyun olarak niteleyebileceğimiz, mim, nasıl çalışıyordu, derseniz; ortaya bir konu atılıyor, blog yazarları buna kendi bloglarında değinerek katılıyor, sonrasında seçtikleri başka bir blogu işaret edip, aynı şeyi yapması için gönderiyorlardı...]

YouTube'a Bir Erişim Engeli Daha

[21 Ocak 2008 itibariyle konu sonuna ilave yapıldı.] Türkiye'den YouTube'a yeni bir erişim engeli kararıyla daha karşı karşıyayız.

Bugün, normal yolla youtube.com'a girmeye çalıştığımızda, açılmayan sayfalarla karşılaştığımız gibi, bloglarımız üzerindeki YouTube kaynaklı videolar da gösterilemedi (bu mevzu devam ettiği sürece de maalesef gösterilemeyecek).

Can sıkıcı bir durum! Şu an bu yazının yerinde, hafta sonu müziği için hazırladığım, Jose Mourinho ilgimden - sayesinde futbolun gözüme ne kadar sevimli gözükmeye başladığından - Fifa 2008 müziklerinden bahsedip içlerinde beğendiklerimden birkaçının videosunu paylaştığım, güzel bir yazı yer alıyor olacaktı. Ama, yazı içinde istediğim videoları göstermeme engel olan bu gelişme yüzünden, memnuniyetsizliğimi ifade eden bu yazıyı yazıyorum.
Savcı Kayral, mahkemeye yazdığı yazıda şunları belirtti:
“Yapılan suç ihbarı üzerine başlatılan 5816 sayılı Atatürk'e Karşı İşlenen Suçlar Hakkında Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299, 301, ve 125/3-a maddelerine aykırılık suçlarından yapılan soruşturmada; youtube.com sitesinde ‘turko maymun' isimli video klibi ile yapılan yayın hakkında 5651 sayılı yasa gereği internet sitesine erişimin engellenmesine karar verilmesi.”

Mahkeme, siteye gerişimi engellerse Türkiye de ilk kez "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"a muhalefet edildiği gerekçesiyle bir site yasaklanmış olacak. [bknz: Atatürk'e Çirkin Saldırı!, YouTube'a Yasak Gündemde]
5651 sayılı yeni internet kanunu uyarınca, istenmeyen içerikli yayınlar engellenebiliyor. Fakat biz şu an, engellenen siteyi normal yollarla Türkiye'den göremezken, tüm dünya görmeye devam ediyor! Bu, ne kadar akla, mantığa uygun bir durum? Bir şeyleri korumanın yolu sansür olabilir mi? Olmamalı!

İstersek, DNS değişikliği ve proxyler üzerinden engellenen siteyi görebiliyoruz ki, bu da uygulamanın tuhaflığının ayrı bir detayı.

Durumu, bilişim konusunda adımıza tarihe geçmiş yeni bir ayıp olarak niteleyeceklere, söylenecek bir laf olabileceğini düşünmüyorum. Kesinlikle haklıdırlar.

İstediğim videoları normal yollarla görüntüleyemediğim için şu an ben ve benim gibi herkes madur edilmiş durumda! Bu da çok saygın kanunlarımız ve işleyişleri sayesinde oluyor. Bir tarafta iyi bir şey yapmaya çalışırken diğer taraftan başkalarını madur etmek niye, bunu anlayamıyorum.

Tabii ki Atatürk'e karşı yapılmış saygısızlıktan rahatsızım, ama arzu ederdim ki bu rahatsız durum, yeni rahatsızlıklar yaratmayacak şekilde ortadan kaldırılabilmiş olsaydı. Bunu yapmanın teknolojinin imkân verdiği yollarının var olduğunu ben biliyorum. Kanun uygulayıcılarımız mı bilmiyor?!

Konu hakkında web'de detaylı bilgi bakarken, 'Savcılar farklı, adalet de farklı!' başlıklı bir gazete haberine denk geldim. Siz de okuyun isterim. Bu olayla ilgili olan savcı Kürşat Kayral'ın da isminin geçtiğini fark edeceğiniz haberde; bir olay karşısında aynı kanunlarla hareket eden iki savcının tavrının ne kadar farklı olabildiğini göreceksiniz.

5651 sayılı kanun'un uygulamasıyla ilgili aklımdaki soru işaretlerinden bahsetmiştim. Bu gelişmeler de, onları doğrular nitelikte gibi gözüküyor, maalesef.

Patlayan ara sokaktaki minik bir boru sokağı ıslatıyorsa ara vanadan su kesilip tamir edilir, tüm kent susuz bırakılmaz!

Kanunları internet üzerinde, normal hayatta uyguladığımız biçimde uygulamaya çalışamayız. Wordpress bloglarının hâlâ kapalı olması ve bu gelişmeler gösteriyor ki, bilişim hukuku üzerine yetkin kimselere ve kanunlarımızın hazırlığı ve uygulamasında bu kişilerin bilgisinden istifade edilmesine ihtiyacımız var.

YouTube
sadece durumun vahametini gösteren bir örnek. Bu gün YouTube, yarın belki Blogger blogları, ve hatta Wikipedia ya da Google! Google ya da Wikipedia'nin başına bunun gelemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? Çin, Wikipedia'yi yasaklayabilmişti...

Bu karartmalar, sansürlerden çok rahatsızım.

21 Ocak 2008 itibariyle konuya ilave:

Benzer şekilde engellenmiş sitelere
opendns ile erişilebilmesine rağmen artık, IP'den engelledikleri için YouTube'a ulaşılamıyor!

Yapılan yanlış, dedikçe; konunun tuhaf yönlerinin altı çizildikçe; aşama aşama bir engelleme durumuyla karşı karşıyayız. Saklanmaya çalış(ıl)anı tüm dünya görüyor, bilmeyen kalmadı sayenizde!

İz Peşinde Type Bear'dan Type City'e



James Sequire giriş sayfasının altında yer alan,
hoş bir detayla zenginleştirilmiş üstte gördüğünüz bu görsel, oldukça hoşuma gitti.

Markanın ürünlerinin içeriklerinin, farklı bardaklarda tipografi oyunlarıyla yansıtıldığı bu görselin yüksek çözünürlüklü hâlini ve hazırlayanın diğer işlerini görmek istedim.

Flash kullanılarak hazırlanan web sayfalarının code kısmı, karıştırıp ayrıntı öğrenmeye pek müsait olmuyor ama, tasarımın Sidney'den hostville.com.au tarafından hazırlanmış olduğu bilgisine ulaştım;
görselin büyük hâlini bulamasam da - Virgin Mobile'ın, Staedtler kalemlerinin de bünyesinde olduğu - diğer güzel işlerini de görmüş oldum.

'Never Forsake Flavour', diyen James Sequire'in ürünleri nasıldır, meraklıları daha iyi bilecektir ama, web sayfasındaki bu hoş detayla benim gibi başkalarını da cezbediyor olduklarını düşünüyorum.

Markanın web'deki yüzünün yarattığı ilk izlenimin önemine de güzel bir örnek olsun bu konu, ben, tipografi
[bnz: Wikipedia: Tipografi] kısmıyla devam edeyim; Type City gelerisinde keyifli bir turla bitirelim, istiyorum.

Bembo's Zoo için, bilmeyen yoktur, diye düşünüyorum. Ama, bu fırsatla Type City'i yeniden anımsamış olalım. Projenin güzelliği bir yana, farklı fontlardan, harflerin tipografi oyunlarından
oluşan şehirlerde dolaşmak, ayrı bir keyif.

Hello Milo, J.Davies



Tasarımcı/illüstratör Jonathon Davies'in,
Hello Milo altındaki portfolyosundan, 2008 için hazırladığı bir takvim. Görülesi portfolyosunu ziyaret ettiğinizde detaylı bakabileceğiniz üzere, takvimin özelliği, yaratıcı bir fikri barındıran sade fakat fark edilir bir çalışma olması. Takvimde her ay, farklı bir tanımlama ve renkle bağlantılandırılmış.

Yuxilonofilo, Heiko Windisch




Bu eğlenceli illüstrasyonlar, Almanya'dan, Heiko Windisch portfolyosundan.
Panda, ay zaten ilgi çeken desenler ama, grafik öğeleri kullanış şeklini beğendim. Diğer çalışmalarının yer aldığı www.thestateofthings.de yanında, blogu yuxilonofilo da görülesi...

Heiko portfolyosunu ziyaret ettiğinizde karşılaşabileceğiniz olası tek problem maalesef sayfa tasarımındaki sağa genişleyen yapısı. Sağa doğru genişleyen web sitesi tasarımlarından hoşlanmıyorum, kullanışsız buluyorum.

Evet, kâğıt üzerinde soldan sağa doğru yazıyoruz fakat, bu mantığı web'de devam ettirmeye çalışmak, manasız. Uzayacaksa, sayfa makul bir seviyeye kadar alta doğru uzamalı. Yazılardan oluşan alanlarda ise, okumayı kolaylaştırması, rahat takip edilir olması için fazla geniş olmayan sütunlar kullanılmalı...

2008, Ocak, Ay Takvimi



Ocak ayında Ay evreleri böyle olacakmış, diyerek - biraz gecikmeli de olsa - 2008'in ilk, Ay'ın aydınlık yüzlerini takip takvimimizi paylaşmış olalım. 2008'in ilk Dolunay'ı ise, 22 Ocak'ta...

Biliyorum, yarım kalmıştı, sisli, puslu bir İstanbul sabahında, gemilerin siren sesleri eşliğinde "Flynxs, nedir?"in devamını
yazdım. Ay takvimini gördüm, Astronomi ile ilgili minik birkaç bilgi daha edinebilirim arada derseniz, o yazıdan okumaya devam edebilirsiniz...

Le Cadeau du Temps



Zune Art'ın yaratıcılık kokan eğlenceli filmlerini siz de takip etmekten hoşlanıyorsanız, Portland Studio Cory Godbey imzalı 'Le Cadeau du Temps'i, geçen ay yüksek ihtimâlle görmüşsünüzdür.

An itibariyle son film
Laika üzerine bir şeyler söylüyor olmam doğal olanı olacaksa da ben, Le Cadeau du Temps'i anımsayalım istiyorum. Nasıl olsa, Laika'yı ZuneArt'taki sayfasında izleyip, tüm detaylarına erişebilirsiniz. Ki, yapın mutlaka.

Geçen ay öyle oldu, böyle oldu, tatil, derken pek bir şeye değinemedim blogumda. Boylece hem bu eğlenceli animasyonu es geçmemiş olalım, hem de isteyene haftaya güzel bir başlangış için kullanabileceği enfes bir malzeme bulunmuş olsun burada.



'Le Cadeau du Temps' videosunu, (ses ayarın yanındaki butonla) tam ekran olarak izlemenizi öneririm, öylesi daha etkileyici olacaktır. Zamanın hediyesi, hediyesini paylaşmayan adamın hikâyesini, bakalım beğenecek misiniz? Yeterince etkilenmediğinizi düşünürseniz, Cory Godbey yaratısı 'Le Cadeau du Temps'te kullanılan animasyon tekniği ve hazırlık süreciyle ilgili geniş bilgiyi, Godbey'in blogu lightnightrains altında görmenizi öneririm. Yalnız ziyaret etmek için rahat bir zamanınızı seçin, Godbey'in bloguna geçtiğinizde aktardığı tüm detayları hayranlıkla zihninize almak isteyeceksiniz. Zamana ihtiyacınız olacak.

Müziği "Liquid Sugar", Maps'e ait olan Le Cadeau du Temps (The Gift of Time) ile ilgili detaylar ve hatta değişik wallpaper, iconlarına ZuneArt'taki alanından erişilebilirsiniz...

Minik Bir Ara

Yeni yılda eğlenceli, heyecan verici gelişmeler olsun isterken, 2008'e böyle bir başlangıç yapmayı öngörmemiştim. Sürprizler beklerken iyiler kadar kötülere de hazırlıklı olmak gerekiyormuş, meğer. Endişelenecek ciddi bir şey yok, merak etmeyin ama minik bir sağlık sorunu yüzünden blogumla bir hafta, on gün kadar ilgilenemiyor olacağım. O zamana kadar, ben yokken yalnız kalıp sıkılmasın diye oyuncak blogumun sayfaları arasında dolaşarak ona ilgi göstereceğinize inanıyorum. Sevgiler...