Müzedechanga ise, Sakıp Sabancı Müzesi'nin içinde bir lokanta, kafe. Yemekleri, mekân tasarımıyla müdâvimi olacağınız bir yer.
Geleneksel Türk tadlarından uzaklaşmadan, yaratıcılığın işin içine girmesiyle oluşturulan enteresan yemekleri
Müzedechanga'da keşfedebilir, hatta hiç yemem dediğiniz bir yemeğin, başka tadlarla harmanlanmış bir sunumunu, beğenerek yerken bulabilirsiniz kendinizi.
Sıcak atıştırmalıklar, soğuk atıştırmalıklar derken keşfedeceğiniz diğer çeşitlere yeriniz kalmayabilir. Kendinizi sıkça burada yeni tadlar keşfederken, arada da müzeye gelmiş yeni sergileri de takip ederken bulabilirsiniz.
Evet, müzeye değil de doğrudan restorana gitmekten bahsediyorum. Farklı bir yaklaşım gibi gözüküyor ama dünyada buna benzer örnekler var. İyi müze restoranlarına gidenlerin sayısı, sergileri gezmeye gidenler kadar çok. Cezbedici bir mekân, yanında ilgi çekecek etkinlikleri, sergileri de takip etmeye imkân veriyorsa; neden öncelikli tercih müze değil de mekân olmasın?!
'
Cengiz Han ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu' sergisini görmeye gittiğinizde, isterseniz önce Boğaz'a karşı oturup içeceğiniz bir kahve yanında kurabiyelerinden denemek için
Müzedechanga'ya uğrayın. Sonrasında, kendinizi yemekle ilgili nefis bir tecrübenin kollarına bırakmak için, sıkça
Müzedechanga'ya uğramaktan alamayacaksınız.
Yaratıcı süreçlerinizi beslemekte kullanacağınız bir parça Cengiz Han, bir parça da Müzedechanga etkisi; zihninizde, fark edilir yeni açılımların meydana çıkmasına yol açacaktır (denenmiş, onaylanmıştır :) yoksa blog sahibi yeni ilham noktacıkları mı yakalamıştır, galiba öyledir).