mekan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mekan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Michael Kenna’nın Sessiz İzlenimler'i







Michael Kenna, birçoğumuz henüz uykudayken, peşine düşüp yakaladığı karelerdeki gerçeküstü etkiler sayesinde, izleyene huzur ve dinginlik veren eserlerini, düzyazıdan çok Japon şiiri olan “haiku” ya benzetiyor. Tercihini ayrıntılı mekan betimlemelerinden çok sade kadrajlardan yana kullanarak, hikayeyi izleyenin tamamlamasına olanak veriyor...

İngiliz fotoğraf sanatçısı Michael Kenna eserleri, 25 Eylül – 22 Aralık 2008 tarihleri arasında “Sessiz İzlenimler” sergisinde, Galeri Elipsis'de olacak. İstanbul Modern 'İşgal Altında'! sonrası, heyecanlandıran bir sergi haberi daha. Görülesi...

PLD, Işığa Bir Adım Daha Yakın

Algı ile oynama sanatının bir dalı; 'aydınlatma'.

Aydınlatmayla bir mekanı birçok farklı şekillere bürüyebilirsiniz.
Bir mekânı karanlık çöktüğünde nasıl görmek istiyorsanız, o şekilde insanlara gösterebilirsiniz. Tıpkı dinlediğiniz bir müzikle ruh hâliniz değişebileceği gibi; değişen mekânla da, ruh haliniz farklılaşır, değişebilir. Bu da size sonsuz aydınlatma çözümüyle, içinde bulunduğunuz ruh hallerini değiştirme özgürlüğünü tanır.

Mekânda aydınlatmayı çok önemsiyorum. Arada blogda da ilgili konulardan bahsediyorum. Eğer, 'Grafik Tasarım'la ilgileniyor olmasaydım; aydınlatmada renk, doku yerleşimleriyle oynayarak,
mimari ve dekoratif öğeler yanında, var olanı farklı ışıklarla yeniden yaratmayı tercih ederdim, diye düşünüyorum. Şimdi sadece amatör, keyifli bir uğraş olarak ilgilensem de, bu kadarı bile çok eğlenceli.

Renklerle oynayarak kâğıt/monitör üzerine yansıtılanın, algıyı etkileyip zihinlere ulaşmasıyla; aydınlatma üniteleriyle ışıkla oynayıp, algı süreçlerine ulaşmak arasında ortak bir payda var. Durumun ilave güzelliği ise, algılayanın zihnine ulaştıktan sonra, o mekânın içinde bulunmasıyla da, tüm duyularıyla tasarladığınız mekânı yaşayabilmesi...

Konuyla ilgili internet haricinde takip ettiğim yayınlardan birinden bahsetmek istiyorum ki, o da
'PLD' Professional Lighting Design, Türkiye.

'PLD'; Professional Lighting Design Türkiye, Mimari Aydınlatma Tasarımı Dergisi; profesyonel mimarı aydınlatması tanıtımında dünya çapında bir dergi. İki ayda bir yayımlanıyor. Kazandıracağı bakış açısıyla, dünyanıza bir zenginlik katması yanında, belki de mütevazı uygulamalara gitmenize bile sebep olabilecek bir dergi.

PLD Türkiye; yeni sayısında "atmosfer" yaratan tasarımlara yer veriyor. "Social House Restaurant", geleneksel ve modern günlük yaşamın birbirine geçtiği Japon gece kulübü "Club Minerva" ve İzlanda aydınlatma tasarımı trendlerine bir örnek "Blue Lagoon".

Ayrıca Kazuo Katase'nin "yer-mekan" başlıklı çalışmalarını ve dualizmin ışığında, asya usulü ışık atmosferi de bu sayı bünyesinde yer alıyor.

Türkiye'den ise, çok tartışılan bir projeye yer verilmiş:
teknik ayrıntılarını bulabilecek ve belki de projeye, eleştirilere farklı bir gözle bakmanızı sağlayacak konunun başlığı; Boğaziçi Köprüsü.

PLD ile, ışığa aydınlatmaya bir adım daha yakın olabilirsiniz.

Ambiyans, Adam Frank



Mekan tasarımlarında kullanılacak doğru bir aydınlatma, mekânın atmosferini son derece etkileyebilir, dönüştürebilir. Adam Frank, tasarımlarıyla farklı ambiyanslar yakalayabilmeyi bilen, başarılı bir tasarımcı.

Üstte resmini görmüş olduğunuz Lumen; mum ve önüne yerleştirilmiş objenin gölgesiyle, mekâna boyut katıyor.

Mumlara merakımdan önceden bahsetmiştim. Bu tasarımı da çok beğendim. adamfrank.com/lumen'de de görebileceğiniz üzere, ağaçlı olandan birkaç tane kullanmak suretiyle, kendinize gece düşsel bir orman görüntüsü yaratıp, hayallere dalara uyuyabilirsiniz.

Lumen haricinde Adam Frank'ın diğer tasarımlarını da web sitesinde görmeniz mümkün. Reveal tasarımı; penceresiz bir duvarda, aydınlatma ile pencere dokusu yaratıyor. Sahadow ile ise, çoklu gölge hareketi sağlayan bir sistem kurulmuş ki oldukça ilginç. Görülesi...

Lumen tarzı bir tasarımı evimde kullanmak isterdim. Umarım bunu duyan girişken beyinlerimiz, bunu fırsat bilip Çin'e uyduruk taklitler yaptırarak, ülkeye pazarlama hareketine atılmazlar.

Müzedechanga mı, Cengiz Han mı?

Mart ayında yağmur yağmasını artık şaşkınlık ve sevinçle karşılar olduk. Hafta sonu, kentin puslu manzarasına bir de Emirgan'dan bakalım, Müzedechanga'da sohbet eder, Orta Asya'dan gelen göçebe konuklarımızı da görürüz, diyerek Atlı Köşk'e gittik.

Emirgan'daki Sakıp Sabancı Müzesi Atlı Köşk; 7 Aralık'tan beri, Moğol İmparatorluğu'nun Cengiz Han tarafından kuruluşunun 800'üncü yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen, 'Cengiz Han ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu' sergisine ev sahipliği yapıyordu.

Sabancı Müzesi, daha önce Picasso ve Rodin'e de ev sahipliği yapmıştı.

Rodin-Camille Claudel ilişkisine ve eserlerine özel bir ilgim olduğu için, Rodin'in heykellerini görmeye gittiğim gün, benim için heyecan vericiydi ve Sabancı Müzesi'ne karşı ayrı bir sempatim oluşmuştu.

Belki de orda, Rodin'deki o tadı bir daha yakalayamam diye, "Cengiz Han ve Mirasçıları"nı görmeye gitmeyi ertelemiştim. Ama, sunulan eserler ve bilgiyle o dönemin dokusunu, aynı atmosferi soluyormuş hissi yaratan mekanı deneyimlemek, beklediğimden de etkileyiciydi.

Öyle bir tarih ve mirasa hayran kalmamak zaten mümkün değil. Sergiyle, sanki zamanda bir kapı açıp, minik bir seyahat ederek; bunu bir kez daha iyice anlıyoruz.

Film gösterimleri ve atölye programları gibi etkinlikleri de bünyesinde bulunduran sergi; tüm ihtişamıyla hafızalarda yer etmek ve tarihi anımsatmak için 8 Nisan'a kadar ziyaretçilerini bekliyor. Daha detaylı bilgiye; SSM'den, Cengiz Han Hakkında ve Eserlerden Seçmeler başlığından ulaşabilirsiniz...

Müzedechanga ise, Sakıp Sabancı Müzesi'nin içinde bir lokanta, kafe. Yemekleri, mekân tasarımıyla müdâvimi olacağınız bir yer.

Geleneksel Türk tadlarından uzaklaşmadan, yaratıcılığın işin içine girmesiyle oluşturulan enteresan yemekleri Müzedechanga'da keşfedebilir, hatta hiç yemem dediğiniz bir yemeğin, başka tadlarla harmanlanmış bir sunumunu, beğenerek yerken bulabilirsiniz kendinizi.

Sıcak atıştırmalıklar, soğuk atıştırmalıklar derken keşfedeceğiniz diğer çeşitlere yeriniz kalmayabilir. Kendinizi sıkça burada yeni tadlar keşfederken, arada da müzeye gelmiş yeni sergileri de takip ederken bulabilirsiniz.

Evet, müzeye değil de doğrudan restorana gitmekten bahsediyorum. Farklı bir yaklaşım gibi gözüküyor ama dünyada buna benzer örnekler var. İyi müze restoranlarına gidenlerin sayısı, sergileri gezmeye gidenler kadar çok. Cezbedici bir mekân, yanında ilgi çekecek etkinlikleri, sergileri de takip etmeye imkân veriyorsa; neden öncelikli tercih müze değil de mekân olmasın?!

'Cengiz Han ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu' sergisini görmeye gittiğinizde, isterseniz önce Boğaz'a karşı oturup içeceğiniz bir kahve yanında kurabiyelerinden denemek için Müzedechanga'ya uğrayın. Sonrasında, kendinizi yemekle ilgili nefis bir tecrübenin kollarına bırakmak için, sıkça Müzedechanga'ya uğramaktan alamayacaksınız.

Yaratıcı süreçlerinizi beslemekte kullanacağınız bir parça Cengiz Han, bir parça da Müzedechanga etkisi; zihninizde, fark edilir yeni açılımların meydana çıkmasına yol açacaktır (denenmiş, onaylanmıştır :) yoksa blog sahibi yeni ilham noktacıkları mı yakalamıştır, galiba öyledir).