kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Paulo Vainer 'Bank of the Planet'

flynxs paulo vainer flynxs paulo vainerflynxs paulo vainer flynxs paulo vainer flynxs paulo vainer Gisele Bündchen

Fotoğrafçı Paulo Vainer portfolyosu, imza attığı -dünya çapında yankı bulan kampanyalardan çoğuna aşina olduğumuz- çalışmalarının yer aldığı 'fashion' ve advertising' bölümlerinden oluşuyor.

Her şeyin kökeninin ve dünyadaki en değerli şeyin su olduğu sembolize edilen; Gisele Bündchen'in sudan bir elbise giymiş gibi görüntülendiği, dünyadaki su kaynaklarının korunmasını amaçlayan kampanyanın fotoğraflarını da Paulo Vainer çekmişti.

En son, 'Bank of the Planet' için hazırlanan kampanyanın 'Water', 'Saws', 'Energy', 'Trash', 'Education' temalı fotoğrafları da, yine ona ait.

flynxs paulo vainer Bank of the Planetflynxs paulo vainer Bank of the Planet

'Bank of the Planet. Investments generating information and actions.'

Advertising Agency: Neogama/BBH, São Paulo, Brazil. Executive Creative Director/Creative Director/Copywriter: Alexandre Gama. Art Directors: Márcio Ribas, Cláudia Issa. Photographer: Paulo Vainer. Illustration 3D: Caio Montanari. Digital Retouch: Daniel Leão, Willian Teixeira.

[Daha büyük görüntüleyebilmek için, görsellere tıklayabilirsiniz.]

Petite Bibliothèque Payot Voyageurs

Flynxs Bibliothèque Payot Voyageurs animation

Petite Bibliothèque Payot Voyageurs için hazırlanmış bu eğlenceli, tipografik, etkileşimli animasyon, arte.tv bünyesinden. Buraya alamadım, üstteki görsele tıklayarak animasyonun sayfasına geçebilirsiniz.

Mouse'umuzu dünya haritası üzerinde hareket ettirdiğimizde, arada soğuk ve fırtına sesleri efektleri eşliğinde harflerin bizi takip ettiği bir seyahat yapıyoruz; harita üzerindeki işaretlenmiş önemli noktalar üzerinde durduğumuzda ise, yine açılan hoş efektli bir flash animasyon bize o özel isimle ilgili bilgiyi sunuyor...

2008 webby awards -internet ödülleri- sonuçlarını incelerken yolum, ödüllü sitelerden biri olan palazzograssi.it üzerinden panoplie.fr ve altındaki birbirinden başarılı tasarımlara ulaştı, ki üstte bahsettiğim bu animasyon da
panoplie.fr'den.

Tipografi, animasyon merakı peşinde diğer bir web maceramı, 'İz Peşinde Type Bear'dan Type City'e' başlığından okuyabilirsiniz. 'The Literature Doner Kebab' ise, interaktif tasarım, Processing, tipografi ve kitapların ortak paydada buluştuğu heyecan verici diğer bir örnek idi...

Flynxs Bibliothèque Payot Voyageurs animation

The Literature Doner Kebab


"Lovely Head, Solar" sonrasında, bir başka güzel Processing uygulamasıyla daha karşı karşıyayız -daha büyük görüntüleyebilmek için görselin üzerine tıklayabilirsiniz.-; Almanya'dan Reclam Verlag için hazırlanmış olan microsite; www.literaturdoener.de.

"
The Literature Doner Kebab" altında, mouse veya klavye ile hareket ederek aradıkları kelimeyle ilişikli açıklamaya döner form üzerinden ulaşan ziyaretçiler, sonrasında ilgili kitabı Reclam Yayınevi'nin sayfasına bağlanarak edinebiliyorlar.

Reclam, zaten kendine özgü bir yayınevi, bu proje de ona yakışır olmuş. İnteraktif tasarım, Processing, tipografi ve kitapların ortak paydada buluştuğu bu uygulama, sizce de heyecan verici değil mi?

"
The Literature Doner Kebab" ile ilgili detaylara ve birbirinden enteresan başka pek çok projeye, Jung von Matt/Neckar ve Kai Heuser sitelerinden ulaşılabiliyor. Tümü, zihin açıcı.

Diğer ilgili bağlantılar: processing.org, wikipedia: Proccessing.

Kitaplarım [mim]

Yaşanan içerik hırsızlığı sonrası, geçen haftayı Flynxs'te minik bir duraklamayla geçirdik, maalesef. O sırada blog sahillerime birbirinden güzel üç farklı mim pası ulaştı. Şimdi, onlarla beraber olağan seyrimize devam ediyoruz...

İlki, compir'den, birdelininguncesi'nden ve babil'den aldığım, blogum hakkındaki güzel düşüncelerini belirterek tarafıma ilettikleri; blogların bize göre en'lerini sıralayacağımız, severek okuduğumuz bloglar hakkında düşüncelerimizi yazacağımız bir mim pası.

İkincisi, tersmeditasyon'dan gelen; değer verdiğimiz üç kadın hakkında bir şeyler yazacağımız bir mim pası.

Üçüncüsü de wolkanca'dan gelen; okuduğumuz, okuyacağımız kitaplardan bahsedeceğimiz, mümkünse elimizde olan kitapların ön kapaklarını tarayıcı (scanner) ya da herhangi bir kamera ile çekip blog'umuza öyle yazacağımız, hatta kitapları değiştirip okuyalım, diyen; okumaya, kitaplara dikkat çeken bir mim pası.

Mim paslarını gönderen, ismi geçen her bir bloga teşekkürlerimi iletiyorum...

Bu defa, konuları, seçtiğim bloglara paslamaktansa, şimdi bu yazıyı gelip okuyan ve dahil olmak isteyen sizlere, sevgili takipçilerime bırakıyorum; yorumlarınızla ya da kendi bloglarınızda "Lyn'de okudum, böyle bir mim varmış" diyerek bahsederek, bloglar arasındaki bu minik oyuna katılabilirsiniz.

Farklı konularda pek çok blog takip ediyorum. O yüzden en'leri sıralamamızı; sevdiğimiz bloglardan bahsetmemizi isteyen ilk mim'e tam bir cevap verebilmem şu an benim için oldukça zor. Farklı platformlarda -Blograzzi'de, Technorati'de, Google Reader paylaşımımda, kendi blog'umdan bağlantı vererek...- onlara ilgimi mutlaka bir şekilde gösterip hissettirmeye çalışıyorum. Bu mim'in cevabı, oralarda...

Diğer iki mim pasını tek bir konu altında birleştirip cevap vereceğim; kitaplardan bahsedeceğim.

Bu sıralar elimin altındaki, okumuş olduğum kitaplardan birkaçı -altta-, isterseniz, görsellerin üzerlerine tıklayarak, idefix'teki sayfalarına da geçebilirsiniz.



Wired dergisi yayın yönetmeni Chris Anderson, (The Long Tail) "Uzun Kuyruk Geleceğin İşi: Çokun Azını Satmak" kitabında, 'uzun kuyruk' kavramını ve farklı sektörlerde bunun nasıl işlediğini anlatıyor...

Rex Briggs, Greg Stuart (What Sticks) "Akılda Kalan Nedir?"; reklam kampanyaları ve sonuçları üzerine değerlendirmelerin yer aldığı, çözüm odaklı düşünmeyi kışkırtan yanıyla da farkındalık artırıcı, okunası kitaplardan...

Metin Yazarı Howard Gossage, "Reklamcılıktan Nefret Eden Reklamcı" kitabında, yaşamdan kesitler ve esprili tarzıyla reklamcılığa dokunuyor...

Adam Fawer "Empati" isimli kitabı, "Olasılıksız kitabının yazarından, İngilizce'den önce Türkçe'de!", tanıtımıyla yakın zamanda çıktı. Kapak tasarımı ve içeriğiyle dikkat çekici. Edebiyat, bilim, felsefe, yaşam, arzularımız, davranışlarımız etrafındaki kurgusuyla, okunası...



Kolektif yazarlı, Pera Müzesi Yayınları, Sergi Kataloğu Dizisi'nden Chermayeff & Geismar: Son 50 Yılın Amblem, Logo ve Tasarımları Symbols, Logotypes and Graphic Design From the Last Five Decades...

Kolektif yazarlı, Pera Müzesi Yayınları, Sergi Kataloğu Dizisi'nden, Ivan Chermayeff: Kolajlar ve Küçük Heykeller Collages and Small Sculptures...

Zaman Kaybolmaz İlber Ortaylı Kitabı, Nilgün Uysal'dan, soru cevap şeklinde ilerleyen İlber Ortaylı ile sohbet kıvamında leziz bir kitap. Tam bir "dünya insanı"nın yaşamına, bilgi ve tecrübesine temas etme şansı buluyor ve akıcı anlatımı, Ortaylı'nın eğlenceli üslûbu sayesinde, altı yüz sayfadan çok olmasına rağmen kitabın nasıl bittiğini anlamıyoruz bile...

Alain de Botton, (The Romantic Movement Sex, Shopping and the Novel) Romantik Hareket Seks, Alışveriş ve Roman; bir aşk ilişkisinin süreçlerini keşfettiğimiz, düşündürücü olduğu kadar okuması eğlenceli bir kitap...

Clive Cussler, Paul Kemprecos, "The Navigator", sonunda Türkçe çevirisi "Kılavuz" ile bu ay yayımlandı. "The Navigator"da, Austin ve Zavala ile Numa ekibi, Hazreti Süleyman'ın kayıp hazinesi peşinde yine gizli projeleri açığa çıkarırken nefes kesen maceralara atılıyorlar...

Clive Cussler ve Wilbur Smith, daha çok uzun yaşamalarını ve bizleri yazdıkları leziz maceralardan mahrum etmemelerini istediğim yazarlardan. Bilimkurgunun en önemli yazarlarından Arthur C. Clarke sonrasında, şimdi de, üzerine zamanında onlarca kitap okuduğum "Kaos Teorisi"ni ortaya atan Edward Lorenz'i kaybettiğimizi öğrenince (bknz: kaos öksüz kaldı), sevdiğim yazarlara bir şey olmamasını daha çok diler oldum.

Simone de Beauvoir, Camille Claudel, Siri Hustvedt; yaşamları veya eserleriyle yaşamıma etki etmiş, şu an aklıma gelen üç değerli kadın, üç değerli sanatçı; "değer verdiğimiz üç kadın hakkında bir şeyler yazacağımız mim pası"nın kitaplara bağlandığı noktada, cevabı.

Camille Claudel ile Rodin, ve Simone de Beauvoir ile Jean-Paul Sartre, iki uzun hikâye... Camille Claudel'e bir adım yaklaşıp onu anlamak için, Anne Delbee'nin 'Camille Claudel Bir Kadın' kitabı başlangıç olarak okunabilir... Paul Auster bağlantısını kuracağınız Siri Hustvedt'i, 'Sevdiklerim'den 'Don't Complain'e 'Venedik Bienali' yazımda konu etmiştim, isterseniz ordan okumaya devam edebilirsiniz, ki öyle yapın mutlaka...

Konuya yerinde bir açılım getireceğine inandığım, değerli A. Ömer Türkeş'ten
kadın yazarlarla ilgili minik bir alıntıyla bitiriyorum. Makalenin devamı 'Sayılarla Kadın Romanları' bağlantısında, görülesi...
Cumhuriyetin ilanından bu yana roman yazan 449 kadın yazar ismi var kayıtlarımda. Bu yazarların kaleminden çıkan roman sayısı ise 1089.

Romanların dönemleştirilmiş dökümlerine gelince:
1923-1938 arası 55, 1939-1949 arası 125, 1950-1960 arası 74, 1961-1971 arası 89, 1972-1980 arası 84, 1981-1991 arası 133, 1992-1999 arası 154, 2000-2006 arası 377 kadın romanı yayımlanmış.

2000’li yıllardaki artış dikkat çekici olduğu için ayrıntılandırıyorum; 2000’de 35, 2001’de 39, 2002’de 54, 2003’te 59, 2004’te 95, 2005’te 83 ve 2006’da 12 roman...

ABC3D Marion Bataille


'
The Boswell Sisters' müziği 'Roll On, Mississippi, Roll On' eşliğinde, grafik ve kitap tasarımcısı Marion Bataille ürünü bir pop-up book, ABC3D, tanıtım videosu.

Amazon'da ABC3D, YouTube'da ABC3D.

Bright




Bright, Architectural Illumination and Light Installations. Yakın zamanda burada da bahsettiğim Arabesque ile birlikte, çıkmasını beklediğin yayınlardan. Aydınlatma, tasarımın farklı süreçlerinden biri ve özellikle yenilikçi yaklaşımlara cesaret edilebildiğini gördüğüm kullanımı, ilgimi çekiyor.

Anthony Minghella, Arthur C. Clarke

İngiliz yönetmen, senarist Anthony Minghella ve bilimkurgunun en önemli yazarlarından Arthur C. Clarke yaşamlarını kaybetmişler. Eserleriyle yaşamımı zenginleştiren iki değerli insan...

Seksenden fazla kitabı olan Arthur Clarke
, Stanley Kubrick'in 1968’de filme aldığı '2001: A Space Odyssey'in ilham kaynağı olan 'The Sentinel' (Gözcü) adlı eserin sahibiydi. '2010: Odyessey Two' romanı da 1984’te filme çekilmişti.

Clarke, K
itaplarındaki kavramların uyduyla haberleşme düşüncesini geliştirmesi nedeniyle Franklin Enstitüsü’nün altın madalyasıyla, bilim yazarı olarak da UNESCO’nun Kalinga ödülüyle ödüllendirilmişti...

The English Patient (1996), The Talented Mr. Ripley (1999), Cold Mountain (2003) filmlerinden anımsayacağınız Anthony Minghella ise, 'İngiliz Hasta' filmi ile 1996 yılında en iyi film dahil 9 dalda Oscar ödülü kazanmış, 1999'da 'Yetenekli Bay Ripley' ile En İyi Uyarlama Senaryo Akademi Ödülü'ne ve 2003'de 'Soğuk Dağ' ile BAFTA En İyi Uyarlama Senaryo Ödülü'ne aday gösterilmişti...

Anthony Minghella filmlerini zevkle izlemiş olsam da, şimdi burada özellikle biri üzerinde durmak istiyorum; The English Patient 'İngiliz Hasta'.



Ralph Fiennes, Kristin Scott Thomas, Juliette Binoche ile The English Patient 'İngiliz Hasta' filmini, Mart 1997'de sanırım Beyoğlu Atlas'ta izlemiştim. Ne kadar etkilendiğimi şimdi bile anımsıyorum. Sonrasında geri dönüşlerle birçok defa daha izlediğimde bile, o etki varlığını korumayı sürdürdü.

İki Avrupalı insanın Afrika'da ihanet, savaş, tutkuyla harmanlanmış, şiirsel, hüzünlü aşkına tanık olduğumuz
'İngiliz Hasta'; 1992'de yayımlanmış olan Michael Ondaatje romanından uyarlanmıştı.

Okuduğumda, kendi hayal dünyamda konumlandırdığım yere yaklaşamadıkları için, k
itaplardan uyarlanan filmleri izlemeyi pek sevmiyorum. Fakat The English Patient 'İngiliz Hasta' istisnalardan, özel filmlerden biri.

Aldığı birçok ödülün içinde en iyi müzik ödüllerinin de bulunması bir tarafa, The English Patient Soundtrack'i geri dönüşlerle dinlemeyi sevdiğim albümlerden biri ve tetikleyici olduğu kadar, yağmurlu günlerde dinlemeye de uygun parçalardan oluşuyor.


powered by ODEO
Albümün filmle aynı ismi taşıyan ilk parçası 'The English Patient'i Odeo player ile buradan dinleyemezseniz, Odeo'daki alanımdan da edinebilirsiniz
.

We-think: The power of mass creativity



İsmini, inovasyon, yaratıcılık, web 2.0 kavramlarıyla anımsayacağınız Charles Leadbeater'ın yeni kitabı "We-think: The power of mass creativity" için hazırlanan -altta izleyebileceğiniz- tanıtım videosu, illüstrasyonda Debbie Powell ve animasyonda Tim Cowie imzası taşıyor.

charlesleadbeater.net bünyesinden, "We-think: The power of mass creativity" ile ilgili diğer detaylara erişebilirsiniz.

Kitabı Pandora'da görünce, okuma listeme ekledim hemen. İçeriği ilgi çekici fakat, yanında bu tarz yaratıcı sunumlarla zenginleşen kitap promosyonları görmek, özellikle hoşuma gidiyor.
Tıpkı, yakın zamanda yine burada bahsettiğim, harika animasyonlarla desteklenmiş örnek güzel işlerden biri olan, Douglas Coupland 'The Gum Thief' tanıtımı gibi...

amazon We-Think, wikipedia Charles Leadbeater.

IDéEFIXE, Değişim, Algı

IDéEFIXE, 'idefix' oluvermiş! Logo ve site görünümündeki renk değişimi yanında, kullanımda birkaç değişiklik daha fark ediliyor.

İdefix ekibinin anasayfada yer alan açıklamasında; bazı kitapların ilk sayfalarını okuyabilmek, dvd'lerin tanıtımlarını izleyebilmek gibi yenilikleri de yakında görebileceğimiz belirtilmiş...

Allta, değerlendirmemi okumadan önce
IDéEFIXE'in yeni hâlini ziyaret edip gelirseniz, sonrasında bırakacağınız yorumlarınızda -olası- benim etkim altında kalma ihtimâlinizi de ortadan kaldırmış oluruz.

Yakın zamanda
Webrazzi'de Arda Kutsal'ın 'EBİ siteleri üçü birarada satışa hazırlanıyor' yazısını okumuştuk. Sonrasında gerçekleşen bu değişikliği görünce, şaşırdım. Ve pek de hoşlandığımı da söyleyemiyorum, maalesef.

1997'den bu yana varolan
IDéEFIXE'in, özellikle çokça kitap ağırlıklı online alışverişler yapan bir müşterisi olarak, bu değişiklikten şans eseri haberdar olmaktan hoşlanmadım. Konuyla ilgili bir bülten almadım, oysa yeniliklerden düzenli olarak e-posta üzerinden haberdar edilirdim...

Şaşırdığım ve hoşlanmadığım diğer nokta ise, on yıl gibi bir geçmişi olan böyle bir oluşumun, tasarım değişikliği ve bunu yaparken büründüğü -idefix ekibinin anasayfadaki değişiklik duyurusunda okuduğumuz- mütevazı(!) tavırla, yerleşik marka algısını nasıl böyle kolay harcayabildiği!

Geçen yıl Nisan ayında 'IDéEFIXE Dostlarına Mektup' başlıklı yazımda, A. Behçet Akalın'ın, isim ve tasarım değişikliğine gidileceği yönündeki paylaşımını aktarmıştım. Bir anket düzenlenmiş ve pekçok eleştiri yapılmış, sonucunda da 'IDéEFIXE', 'idefiks', 'idefix' olarak her üç şekilde de siteye erişilebileceği belirtilip, tasarım eski şekliyle sürdürülmüştü...

Eskiye kıyasla yeni görünümünde; renk seçimi ve logodan kaynaklanan soğukluk yanında, üslûptan kaynaklanan güven telkin edememe hâli duyumsanıyor ve IDéEFIXE'i daha önce bilmeyen bir ziyaretçinin nerdeyse rahatça, tasarımı aceleye getirilmiş yeni açılan alış veriş sitelerinden birinde olduğunu bile sanabileceğini düşünüyorum, maalesef.

Doğrusu, yeni tasarımı kimin hazırladığını ve nasıl bir stratejiyle buna onay verildiğini çok merak ediyorum.

Benim burada yer alan değerlendirmem; bir taraftan tasarım, kullanılabilirlik, marka algısı üzerine profesyonel bakışımı barındırmakla beraber, diğer taraftan da, kullanıcısı olduğum ve hizmetinden memnun kaldığım
, zamanında müşteri olarak duygusal bağ geliştirmemi bile sağlayan bir servise karşı, beklentilerimi haklı olarak yüksek tutuyor olmamın izlerini de taşıyor olabilir.

Ne dersiniz, yoksa zamanla alışır mıyız? Umuyorum, IDéEFIXE harakiri yapmamıştır ve yakın zamanda iyi yönde gelişmelere beraber tanık oluruz.

Blogdan, konuyla lgili olabilecek diğer yazılar:
İdeefixe, Sanal Kitap Fuarı, Tercihler,
Kitap Önerileri[(m)iz],
Sanal Kitap Fuarı,
IDéEFIXE Dostlarına Mektup,

Arabesque, Sandra Nasic



Arabesque, Graphic Design from the Arab World and Persia; merak ettiğim yayınlardan biri. İçinde dikkatimi çeken oldukça hoş çalışmalar var. Mısır, İran, Arap kültürü etkisindeki tipografi, kaligrafi, illüstrasyon, logoların gelişimini gözlemleyebilmek için iyi bir kaynak olarak da değerlendirilebilir. Ayrıntılı bilgi için gestalten detay sayfasını kullanabilirsiniz.



Sandra Nasic 'Signal' albümü, geçtiğimiz sonbahar çıkarmıştı. Onu Guano Apes solisti olarak anımsayacaksınızdır. Daha önce dinlemediyseniz, güçlü bir vokali ve arşive eklemeye değecek bir albümü olduğunu söyleyebilirim.
Benim gibi arada geri dönüşlerle dinlemekten kendinizi alamayacağınızı düşünüyorum.

'Right Lane', bugün dinlediklerim arasındaydı, hafta sonu müziği olarak da burada bize eşlik etmeye devam edecek. Bu sayede hakkındaki düşüncelerimi de test edebilirsiniz.

03-sandra_nasic-ri...
eSnips müzik player'ı da böylece blogumda ilk kez denemiş oluyorum. Yazının solunda durmamakta inatla direnen bu sevimli(!) kuş marifetiyle
Sandra Nasic 'Right Lane'i dinleyebilirsiniz.

İşitsel olarak tatmin edici fakat
müziğe sevimli(!) bir kuştan daha güçlü görsel öğeler eşlik ediyor olsaydı fena olmazdı, diye düşünürseniz; DailyMotion marifetiyle alttaki Sandra Nasic 'Fever' videosunu izlemeye devam edebilirsiniz...

The Amazing Staircase




İnovatif, fonksiyonel çözüm uygulamaları görmek, her zaman ilgimi çeker. Merdiven boşluğunun kitaplık olarak degerlendirildiği aynı zamanda asıl işlevini de sürdürdüğü bu uygulamaya apartmenttherapy'de denk geldim.

Veronika ve Sebastian'ın apartman dairelerinde kitapları için bir mekân düzenlemesine ihtiyaçları olmuş ve levitate tasarım stüdyosu tarafından böyle enfes bir çözüm yaratılmış. Ne dersiniz, sizce de çok hoş olmamış mı?

Olmadık şeyler, çağrışımlar yaratıp ilham kaynağına dönüşebiliyor. O yüzden, neyin nerede yakalanacağı belli olmadığı için yabancı craft bloglarında geziyorum bazen.

Bu, hem eğlenceli bir zaman geçirme şekli, hem de öğretici. Dikkat ettiğinizde durumun enteresan bir tarafını da fark ediyorsunuz ki, o da; yabancı craft bloglarında gayet mütevazı bir tavır içinde nasıl olağanüstü güzellikte yaratıcı içler üretilip sergilenirken; dönüp mütevazi konumdaki yerli bloglara bakıldığında ise durumun,
nedense daha çok bunun tam tersi olduğu. Beceri ve kültür olarak daha iyisini sunabilecek potansiyelimiz var ama, acaba neyimiz daha eksik ya da fazla?!

Zamanda Yolculuk [mim]

Konumuz, CERN'de yapılacak deneyden ilhamla başlamış olan, blog sahillerime sevgili Artemis tarafından ulaşan, 'Zamanda yolculuk gerçekleşebilseydi, gitmek isteyeceğimiz iki zaman dilimi?', sorusu etrafında dolaşan bir mim pası.
CERN'de yapılacak, evrenin nasıl var olduğuyla ilgili bilgilere ulaşılacağı beklenen Atlas deneyi sırasında ortaya çıkan yüksek enerji, zamanda bir kırılma yaratacak, atom düzeyinde bile olsa bir zaman tüneli oluşacak...
Zamanda yolculuk gerçekleşebilseydi, nerede bulunmak isterdim?

Tercihim, gelişkin teknolojili ve daha konforlu yerlerde bulunmaktan yana, ama geşmişte bulunup o zamanın dokusunu deneyimlemek isteyeceğim pek çok zaman dilimi de var.



Meselâ, Leonardo'nun dehasına,
Rönesans'a, şövalyelerin 1500'lerdeki Fransa'sı ve Kraliçe Catherine de Médicis'in Entrikalarına tanıklık etmek ya da İskenderiye kütüphanesi'nde çalışabilen bir bilim insanı olabilmek, isterdim.



Tabii, ülkemizde yaşanagelen son gelişmeleri gördükçe, milletçe özellikle 1923-1925 yılları arasında Atatürk'ün ve Latife Hanım'ın yurt gezilerine katılabilsek, Çankaya'daki köşkteki sohbetlerine kulak verebilsek, Atatürk'ün Türk insanını modernize etme sürecindeki tavrını görüp içselleştirerek zamanımıza dönüp yaşamaya o bilinçle devam edebilsek, ne iyi olurdu, diye de düşünmekten kendimi alamıyorum.

Çünkü okumaya, kaynakları tarayıp gerçekleri doğru öğrenmeye meraklı(!) insanımız, maalesef tüm bu gayretlerine rağmen yönlendirmelere açık kalmaktan kendini alamıyor. Bir yandan masal dünyasında yaşatılmaya çalışılırken, diğer yandan farkında olmadan aptalca oyunlara alet oluyor. Yoksa, sanmıyorum ki 80 yıl önce Atatürk gibi bir dehanın zihninin ışığı, fikirleriyle aydınlanan insanlar, şimdinin suni aydınlığında yaşamaya böyle tahammül edebilsinler!
İşimize bakıp kendimizi geliştireceğimiz, neleri tartışıp çözeceğimiz yerde, nelerle uğraşıp meşgûl ediliyor, oyalanıyoruz!..

Peki. Konunun
fazla dışına çıkmayayım...

Cern ile ilgili, 'Yüzyılın fizik deneyi', diye gazetelerde yer bulan araştırmaya, zamanında 'Palindromik Kelimeler ve Ambigram' başlıklı yazımda ben de biraz değinmiştim, arzu ederseniz oradan okumaya devam edebilirsiniz.

Leonardo'nun eserlerine, drawingsofleonardo.org, universalleonardo.org, leonardo.machines, ve 16 milyar piksellik son akşam yemeği bağlantılarından göz gezdirebilirsiniz.

Kraliçe Catherine de Médicis'in Entrikalarına ise, Michel Zévaco'nun 'Pardayanlar' serisi kitaplarından tanık olmak mümkün, enfes bir deneyim olacaktır, kesinlikle öneririm.

Ve, her zaman mim paslarına yaptığımız gibi, kendimiz blogumuzda cevap verdikten sonra, başka bloglara aynı şeyi yapmaları üzere göndermemiz gerekiyor. Truetypelies, Fikir Atölyesi, Kod ve Us, Wolkanca ve siz, geçmişe yolculuk şansınız olsaydı, hangi zamanı demeyimlemek isterdiniz? Bloglar arası bu mini oyuna dahil olmak isterseniz, düşüncelerinizi ve enteresan yorumlarınızı öğrenmek, benim için zevk olacaktır.

Özellikle yazının uzunluğuna bakmadan sonuna kadar gelebilenlerle alttaki videoyu paylaşmak istiyorum. Aynı zamanda hafta sonu müziğimiz olarak burada yer alıyor olacak.



Yael Naim'in 'New Soul' parçasının videosunu, işlerine dalıp ne zamandır blogunu güncelleyemeyen sevgili Murat Kaya'nın blogunda görünce, hoşuma gitti ve hafta sonu müziğim olsun, diyerek bloguma almak istedim.

Çok hoş bir video, müzik de öyle, ki zaten onu
MacBook Air reklamının müziği olarak anımsayacaksınızdır, diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

Recycled Words, Will Ashford



Will Ashford, Recycled Words. Yaratıcı bir fikir ve onu takip eden görülesi uygulamalar. Desen bilgisi, derinlik algısı, biraz ışık-gölge oyunu ve karalamayla, kelimelerin heyecan verici dönüşümü. Sizce de heyecan verici değil mi? Eski kitap sayfalarının sanat eserleri hâline dönüşmesi bir yana, ben, fikirden çok hoşlandım. Zihnimde farklı uyarlamalar şekillenmeye ve yeni çağrışımlar uçuşmaya başladı bir anda... Yoksa, Exlibris olarak bırakmak için gidip, kitaplarınızda kelimlelerle oynayıp değişik karalamalar yapma isteği mi uyandı üzerinizde? Normaldir. Tutmayın kendinizi. Umarım hoşunuza giden şeyler yaratırsınız.

Yapmayı Ertelediğimiz Kolay İşler [mim]

Ters Meditasyon'dan Devrim Bey -teşekkür ederim-, "Bir Türlü Yapamadığım Kolay İşler"i merak etmiş. Aslında bu, konusu "Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler" olan, taze bir mim pası. Cevap yazıp, konuyu, bağlantılarımdan rastgele seçeceğim bloglara yönlendireceğim...

Zamanında kolay işler yapılmayıp, biriktirildiğinde; zor işler hâline dönüşürler, biliyoruz. G
enelde tüm işlerimi zamanında yapmaya çalışırım. Fakat yaşamımda kesinlikle, sadece 'zorunda olma' hâli o işi yapmam için yeterli bir kriter değildir. Yapılacak her ne ise, mutlaka öncelikle onu yapmayı istiyor olmam gerekir. Aksi hâlde, başka bir yol bulurum.

Şu sıralar, geçen haftalarda verdiğim birkaç kiloyu geri almak, hem de kan yapsın diye -doktor tavsiyesiyle- kuru üzüm/kayısı taşıyorum çantamda. Sadece taşımamam, arada atıştırmalık olarak değerlendirmem gerekiyor onları ama, a
rada bir şeyler atıştırma alışkanlığım olmadığı için ya da aklıma gelmediklerinden, bu konuda pek başarılı olamadım.

K
imyasal ilaçlar bir taraftan yarar sağlarken diğer taraftan bilmediğimiz olası zararlara kapı açıyorlar. Tercihim, doğal yollarla gereken takviyeyi yapmaktan yana. Kararlıyım. Bakalım zaman ne gösterecek.

Bunlar olurken enfes bir tat da keşfettim, onu da paylaşayım hemen, siz de deneyin isterim. Salata sosunda biraz beklemiş kuru siyah üzümler, içlerine salatanın suyunun girmesiyle yumuşayıp şişiyorlar ve salatayla yerken ağızda dağılarak harika bir tat ortaya çıkarıyorlar...


Bu konu başlığı altında söyleyebileceğim, ertelediğim diğer işlerden biri de, zaman bulup kitaplığımdaki kitapları daha kolay yönetilir hâle getirmek.

Aldığım kitapların listesini, maalesef hâla bir Excel dosyasında tutuyorum. İçerik bilgisi, yazar, yayınevi, kapak görüntülerine -film arşivlerimizi yönettiğim gibi bir yazılımla- tek tıklamayla ulaşabileceğimiz bir sistem oluşturmak istiyorum. Bu maksatla kullandığınız ya da önerebileceğiniz bir program olursa iletebilirsiniz, sevinirim...

"Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler" mim pasını, blog bağlantılarım arasından rastgele seçtiğim dört bloga -evet bu, tarafımdan aldığınız bir mim pası, fakat katılımınız tabii ki keyfi- gönderiyorum. Ferruh Mavituna, DiyomKi, Nahnu, Cisday. Peki siz bu aralar hangi kolay işleri yapmaya üşeniyorsunuz?

[Bloglar arasında bağ kuran eğlenceli minik bir oyun olarak niteleyebileceğimiz, mim, nasıl çalışıyordu, derseniz; ortaya bir konu atılıyor, blog yazarları buna kendi bloglarında değinerek katılıyor, sonrasında seçtikleri başka bir blogu işaret edip, aynı şeyi yapması için gönderiyorlardı...]

The Gum Thief

Douglas Coupland, kitapları ve diğer yaratıcı çalışmalarıyla beğenerek takip ettiğim sanatçılardan. Onu, 'Komadaki Sevgilim', 'X Kuşağı' kitaplarından tanıyorsunuzdur.

Yakın zamanda çıkan yeni kitabı 'The Gum Thief'in
promosyonu için hazırlanmış YouTube'daki videoları, fikri ve animasyon kalitesiyle gayet başarılılar.

The Gum Thief by Douglas Coupland: Bethany, Part 1, Part 2, Part 3 olarak, Youtube'daki videolar üç parçadan oluşuyor. Üç video burada fazla yer kaplayacağından ben sadece ilkini buraya, alta alıyorum, diğerlerini bağlantılara tıklayarak izleyebilirsiniz, ki rahat bir zamanınızda izleyin mutlaka.


The Gum Thief by Douglas Coupland: Bethany, Part 1

Douglas Coupland, çok yönlü bir sanatçı. Web sayfasından diğer eserlerini de görebilirsiniz, uğramışken özellikle beğendiklerimden 'Art' başlığındaki
legolardan yarattığı dünya 'Super City' enstalasyonunu ve tasarım nesnelerine getirdiği boyutla 'Canada House'u da görmeden geçmemenizi öneririm. İlham verici etkilerinden oldukça istifade edeceğinize eminim.

Peki, kitap tanıtımı için böyle videolar hazırlanmış olması fikri sizi şaşırtıyor mu? Ne dersiniz, güzel olmamış mı?

İlgili linkler: Amazon-The Gum Thief. Wikipedia-The Gum Thief, Douglas Coupland.

Kitap Önerileri[(m)iz]

'İdeefixe, Sanal Kitap Fuarı, Tercihler' yazım sonrası, hangi kitapları aldığım ya da ne önerebileceğim, gibi iletiler alıyordum. Hazır fuar ve indirimleri de sürerken, yakın zamanda okuduğum kitaplardan birkaçını not düşeyim, istedim. Umarım yardımı olur.



Alain Weil, Grafik Tasarım. Ron Burnett, İmgeler Nasıl Düşünür? Emre Becer, Modern Sanat ve Yeni Tipografi. Clive Cussler, Jack Du Brul İskelet Sahili. Patrick Barclay, Jose Mourinho, Başarının Anatomisi.

Siz de, yeni okuduklarınızı ya da bu kitabı okuma fırsatını kaçırmayın, dediklerinizi yorum olarak not düşerek ilave ederseniz,
eminim önerileri[(m)iz]den birçok istifade eden olacaktır.

Denklem Rafı(ndaki Film)


Brezilya'dan, Estudio Breder tasarım ofisi ürünlerinden biri “Equation Bookshelves”.

Kitapları ya da objeleri düzenlemek, yerleştirmek için sade, ama yaratıcı bir çözüm.

Denklem rafı, sizce de hoş bir tasarım nesnesi olmamış mı?

Öyle olmadığını düşünüyorsanız, bir de ona yükleyeceğim anlamla değerlendirin.

Belki, bahsedeceğim kullanımla artık gözünüze daha enteresan görünebilir.


Mekân kullanımlarında, tasarım nesnesi olarak atmosfere esprili bir renk katması yanısıra; işleri sıraya koymakta ya da unutmamamız gereken şeyleri sakladığımız zihnimizdeki hayali rafların bir yansıması olarak da görülüp, değerlendirilebilir, denklem rafı.

Nasıl mı? Meselâ, hafta sonu Elizabeth, The Golden Age'i izlemeyi düşünüyorum. Cate Blanchett, Cliwe Owen'lı güzel bir dönem filmi olmasını ümit ediyorum. En azından kıyafetler ve ortamla o atmosferi yakalayabilmek bile yeterli olacaktır, fazlası için bir beklenti içinde değilim. Neyse.. Sinema programını unutmamak için, zihnimizde canlandırdığımız bu planın, hayali yansımasını, denklem rafının bir yerine, örneğin iç parantezine yerleştiriyoruz. Böylece, sadece bizim orada olduğunu bildiğimiz, gözükmeyen bir anımsatıcımız olmuş oluyor. Rafı gördükçe, planımızı anımsıyoruz.

(NLP) Zihin Dili Programlamasıyla, hatırlamamız ya da öğrenmemiz gereken şeylerin bir hikâye içine yerleştirilerek saklanması/anımsanmasına dayanan, bir anlam yükleme şekli bu.

Ana konumuza dönersek, farklı konseptlerde tasarım çözümleri sunan Estudio Breder'in enteresan diğer ürünleri de görülesi.

Denklem rafının kullanımı tabii ki keyfi ama, bu fırsatla iki temel bilgiyi de anımsamış olalım, bitirirken dip notumuz olsun.

Aritmetik işlemlerin tümünde hatta
Javascript gibi kodlarda işlem sırası; çarpma (*), bölme (/), toplama (+) ve çıkarma (-) şeklindeydi. Ve denklemlerdeki parantezler, içten dışa doğru çözülüyordu...

İdeefixe, Sanal Kitap Fuarı, Tercihler

Bu yıl, beşincisi düzenlenen İdeefixe Sanal Kitap Fuarı, başladı.

"Türkiye'nin Okuma Bayramı" sloganıyla
İdeefixe; 125 yayınevi, kırk bin kitap ve %45'e varan indirimler, kampanyalar, yarışmalarla; 13 Kasım - 16 Aralık tarihleri arasında, kitap severlerin uğrak noktası olacak gibi gözüküyor.

Her yıl, İdeefixe'in bu etkinliğini, okuma listeme eklediğim ya da okuduğum fakat bir şekilde yitirdiğim kitaplarımı yerine koymak için iyi birer fırsat olarak değerlendiriyorum.

Gelen paketler dolusu kitapları karşılamak ve onları koyacak yer bul(ama)mak, önce hangisini okumaya başlayacağıma karar ver(eme)mek, gayet keyifli bir deneyim.

Neye göre kitap alırım, okuma tercihlerimde ya da kitap/yazar değerlendirmelerimde "çok satanlar" listelerinin etkisi var mıdır?

Bizi bu soruların hedefi yapan, izmirdesanat blogunun sahibesine de,
İdeefixe sanal kitap fuarından bahsederken, bu fırsatla arada cevap vermiş olalım.



Sanmıyorum ki, belli bir seviyede okuma kültürü sahibi olan insanlar, "çok satar" listelerinin rüzgârlarına kapılarak, kitap tüketiyor olsunlar.

İyi pazarlama stratejileriyle desteklenmiş ne çok içi boş kitap/albüm geçiyor o "çok satar" listelerinden ama, bunun yanında içlerinde kayda değerleri de yer almıyor değil.

O yüzden, "çok satar" listelerine giren kitap ya da müziklerin tümden pazarlama harikası, içerik olarak vasat ya da altı olduğunu söylemek pek de doğru olmaz.

Yeni kitaplardan haberdar olmanın yollarından biri olarak kullanılabilir, o listeler. Gerisi, bilincimize, zevkimize, o anki ihtiyacımıza kalıyor.

Yazarlar, yayınevleri, çevirmenler, kapak tasarımları, içerik gibi pek çok unsur; ilgim, merakım, o an ihtiyaç gördüğüm temayla birleşerek; kitap tercihlerimde etkili oluyorlar.

Takip ettiğim yazarın yeni bir kitabı çıktıysa alıyorum. Beğendiğim yayınevlerinin yeni yayınlarını takip ediyorum.

Evet, yayınevi ayrımı yapıyorum. Yapmaya çalışıyorum, demek daha doğru olur. Bazen çok da seçme şansınız olmayabiliyor. Fakat her alanda olduğu gibi kitaplarda da "kalite" önemli; bunda yazarı kadar yayınevinin, matbaasının da payı var.

Evet, internet üzerinden kitap içerikleri hakkında kolayca bilgiye, yorumlara ulaşıp karar verebiliyoruz. Fakat, almadan önce bir kitap hakkında etraflı bir bilgiye sahip olmamız da gerekmiyor, diye düşünüyorum.

B
ir kitapçı gezerken, raflar arasından belki de hiç tanımadığım bir yazarın kitabı, sadece kapak tasarımıyla ilgimi çekebiliyor, ilk sayfalarına, arka kapağına baktıktan sonra almaya karara verebiliyorum. Arada böyle maceralara atılmak, yeni harika kitaplar keşfetmekte kullandığım yollardan biri.

Kapak tasarımları zevkime, dokunma duyuma hitap edip etmemesiyle de önemli benim için.

Kapaklarının bir yüzünü kaplayan yazar fotoğrafları olan kitaplardan hoşlanmıyorum. Maalesef, yayınevleri öyle bir trend olduğu yönlendirmesi yaparak yazarları, o şekide fotoğraf kullanmaya sevkedebiliyorlar.

İçeriğiyle kendini gösteren kitapları, vitrinde yüzünü gösteren yazarların kitaplarına tercih ediyorum. Olmazsa, kitapla geçirdiğim süre zarfında o tür kitaplar tarafımdan yeni bir kapak sahibi edilip, öyle kullanılıyorlar.

Anlamadığımız, pek de ilgimizi çekmeyen bir konuda ya da yaşımıza hitap etmeyen kitaplarla okuma deneyimimiz başladığında, ileride pek kitaplara dost kimseler olamayabiliyoruz. Bu anlamda ilk tanışıklıklar önem kazanıyor.

Kitaplara dost olsak da, çeviriler damağımızda pek hoş bir tad bırakmayacak kadar yavan kalabildiğinde de okuma zevkimiz örselenebiliyor. Bu noktada da yayınevlerine büyük iş düşüyor.

Konu paragraflarca yazabileceğim kadar önemli benim için ama, uzatarak sizi daha fazla meşgûl etmek istemiyorum. Yorumlarınızla katılarak düşüncelerinizi, tercihlerinizde nelerin bağlayıcı olduğunu not düşebilirsiniz.
Meselâ, en son ne aldınız ya da beğenerek okudunuz? Olası, akıllarında soru işaretleri olanlar da bu fırsatla fikir sahibi olmuş olurlar.

Online alışverişe imkân sunan, İdeefixe gibi siteler; bilgi, yorum, kıyas şansı yaratması ve seçtiğimiz kitapların pratik bir şekilde elimize ulaşmasını sağlamasıyla, oldukça avantajlı.

Bu fırsatı kaçırmayayım ama tercihlerimde kararsızım diyenler için, sanal fuarın "Editör Seçkisi", "Yazarlardan Öneriler" bölümleri yararlı olacaktır.

Mesela, Ahmet Ümit kitaplarını beğenirim; yazarın seçtikleri arasında "Günlerin Köpüğü", "Gülün Adı" gibi sevdiğim kitapların olması; kitap seçiminde yazarların önerilerinden istifade etmenin yararlı olabileceğine bir örnek olabilir...