haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Uluslararası Genç İnteraktif Medya Girişimcisi Yarışması 2008

flynxs british council

British Council, interaktif medya alanında çalışan yaratıcı girişimcileri destekleyip çalışmalarının önemini vurgulamak amacıyla Uluslararası Genç İnteraktif Medya Girişimcisi Yarışmasını başlatıyor.

Yarışmanın birincisi Türkiye’de Yılın Genç İnteraktif Medya Girişimcisi unvanını kazanıp Kasım 2008’de İngiltere’de düzenlenecek olan uluslararası yarışmada Türkiye’yi temsil edecek.

Tüm masrafları British Council tarafından karşılanacak bir program kapsamında Türkiye finalisti İngiltere’nin önde gelen uluslararası üne sahip interaktif medya sektör çalışanlarıyla görüşüp, 27 Kasım 2008'de düzenlenecek olan British Interactive Media Association (BIMA) ödüllerine katılma fırsatını kazanacak...

Başvuru için son tarih, 12 Eylül 2008. Yarışma ile ilgili tüm detayları britishcouncil.org'dan öğrenebilirsiniz...

Sansüre Sansür!

14-20 Ağustos 2008 tarihleri arasında 'Geleceğin İnternet'inin Önizlemesini Yapıyoruz' diyerek, mahkeme kararlarıyla erişimleri haklı veya haksız olarak engellenen siteler gibi, kendi sitelerimizi 'Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir' uyarısı asarak kapattık.

Bu geçen hafta içinde blog hareketine katılıp, duyarlılık ve özveri göstererek, sansüre karşı tavır sergileyen yüzlerce site sayesinde; ülkemizde mahkeme kararlarıyla sitelere tümden erişimin engellenmesinin; sansürün, bilgiye erişim hakkımızı elimizden alarak, bizi nasıl mağdur ettiğini hep beraber deneyimlemiş, dolayısıyla, geleceğin İnternet'inin sanal bir önizlemesini yapmış olduk.

Yerli ve yabancı basında ve sitelerde de yer bulan, destek gören sansüre karşı bu tavırla; toplumda daha geniş kitlelerin, uygulamalardaki doğru bilinen yanlışları fark etmesi ve üzerinde düşünmesi bir parça da olsa sağlanmış oldu.

flynxs sansüre sansür
Maruz kaldığımız yanlış uygulamaları değiştirmeye çalışmazsak, ileride nasıl bir İnternet deneyimi yaşıyor olacağımızın küçük bir projeksiyonu olan bu hareket, konu üzerinde farkındalık yaratmak ve bir bilinç oluşturmak için sansuresansur.org sitesi altında herkesin katılımıyla gelişmeye, ses çıkarmaya devam ediyor olacak.

5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?

Ülkemizde, 5651 sayılı İnternet Kanunu'nun yoruma açık maddeleri, Bilişim Hukuku alanındaki mevcut eksiklikler yüzünden, uygulamada, geniş kitleleri mağdur eden kararlar verilmesine yol açıyor.

Daha önce burada, bir gecede süratle çıkarılan, üzerinde yeterince çalışılmadığı her hâlinden belli olan
5651 sayılı İnternet Kanunu'nun uygulamada yaratacağı sorunlarla ilgili endişelerimi, aklımdaki soru işaretlerini paylaşmış, konuşmuştuk*. Geçen bir yıl içinde, o sorunlar maalesef gerçeğe, yaşamımızın bir parçasına dönüştüler.

Maalesef ülkemizde, -tıpkı şu günlerde Milli Eğitim Bakanı'nın bir zamanlar eğitim affına kesinlikle karşıyken, nasıl bir anda olası siyasi bir manevra uğruna sıkı bir takipçisi olduğunu gördüğümüz gibi- bir takım siyasi hesaplar uğruna yeterince hazırlıksız uygulamaya konan,
alınan kararların sıkıntılarını yaşıyoruz.

Kanunlar değiştirilebilir, yeniden düzenlenebilirler!

Yanlış uygulamalara tavır gösterip, doğruyu talep etmek hepimizin sorumluluğu.
Oysa, pek çoğumuz, sitelere erişim engeli kararlarını haklı görüp; sebebini araştırma veya bu uygulamaları eleştirme gereğini bile duymuyoruz.

Tüm dünya zengin içeriğini kullanabiliyorken, biz, ülkemizde Youtube, Dailymotion gibi video paylaşım sitelerine erişemiyoruz.

Engellenen siteleri kullanabilmek için bulunan yan yollara rağbet edip; mahkeme kararıyla engellenmiş olsalar da, nasıl olsa o sitelere bir şekilde girebildiğimiz için kendimizi şanslı hissedip, engellenmiş olmalarını dert etmeyebiliyoruz.

Oysa sansür; başlıbaşına bir problem olmaka beraber, erişimi engellenen site içeriklerinin sırf 'eğlence'ye hizmet etmiyor; pek çok farklı meslek alanı için arşiv, bilgi kaynağı teşkil ediyor olmasıyla da, o sitelerden istifade edemediğimiz süre içinde bizi zamandan, güncel zeminden, kaynaklarımızdan geri bırakmış oluyor!

Erişimi engellenmiş siteler sadece Youtube, Dailymotion gibi video paylaşım platformları da değiller. Birilerince olası 'müstehcen' içeriğe sahip görülerek, şikâyet edilip erişimi engellenmiş, pek çok sanat içerikli yabancı site de, bu sansür rüzgârından etkilenmiş durumda.


Evet, sanat eserlerinin söküldüğü, sergilerde üzerlerinin örtüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Ama dünyada başarılara imza atmış yabancı bir fotoğraf sanatçısına, sitesine ülkemizden erişim engeli getirildiğini, eserlerinin sansürlendiğini nasıl açıklayabiliriz?

5651 sayılı İnternet Kanunu'muz, 'müstehcen' içerikli siteleri, şikâyet hâlinde erişime engelleyebiliyor. Peki ama, o içeriklerin kime göre, neye göre müstehcen olduğu kabul ediliyor? O kısmın yoruma açık olması, korkarım ki çok yakın gelecekte bizi sanattan mahrum bırakacak!..


5651 sayılı Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndaki yoruma açık maddelerin, bilişim hukuku uzmanlarınca takip edilmesi yanında, bilişim medyası ve bilişimle ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla beraber, İnternet kullanıcıları olarak bizlerin de kanun üzerinde konuşarak; eksikliklerine dikkat çekip, yeniden düzenlenmesi için bilinç sağlanmasında hassasiyet göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Yoksa, böyle ilginç(!) düzenlemelere tâbi olmaya devam edeceğiz.

Türk İnternet kullanıcısı olarak, İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz? İnteraktif iletişime, teknolojiye bakışımız; kanunlarımızla paralel mi? Geleceğin medyası, klasik medyanın kontrol edildiği gibi bir mantıkla kontrol edilebilir mi?..

'Sansür'le, zihinsel besin kaynaklarıma erişimim engellendi. Rahatsızım, rahatsızız! Bu, anlaşılsın istiyorum. Sizi de sitelerinizde, 'sansür'e karşı aynı tavrı sergilemeye ve daha geniş kitlelere ulaşıp, bu konuda bir bilinç, farklındalık sağlanmasına katkıda bulunmaya çağırıyorum.



*:
ilgili bağlantılar: '5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri', '5651, İnternet Kanunu Onaylandı','WordPress Engellenirken, Mim Dalgalarıyla Serinleyip PageRankımızı Mı Düşünelim?', '23 Kasım, 5651 Sayılı Kanun Işığında İnternet', 'YouTube'a Bir Erişim Engeli Daha', 'Bir YouTube Engeli Daha', 'İnternet Haftası', 'Bir Erişim Engeli De Dailymotion'a', 'Geleceğin İnternet'inin Önizlemesini Yapıyoruz'.

Geleceğin İnternet’inin Önizlemesini Yapıyoruz!


internetinkarariyor.com tanıtım filmi from Webiki.tv on Vimeo.

Flynxs, 'Geleceğin İnternet’inin Önizlemesini Yapıyoruz!' kampanyasını desteklemek için, 'Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir' diyerek, 14 Ağustos'ta içeriğine erişimini engelledi. 20 Ağustos 2008 akşamına kadar da, bu şekilde protestosuna devam edecek!
Her gün yeni bir site daha kapatılıyor.
Bu hızla giderse ileride nasıl bir İnternet deneyimi yaşarız, onun canlandırmasını yapıyoruz.
İki tıklamada bir karşımıza bu görüntü çıkar ise neler hissedersiniz?
Bu amaçla sitelerimizi diğer sansürlenen siteler gibi kapatıyoruz. Aynı şekilde.
'Sansür'le, zihinsel besin kaynaklarıma erişimim engellendi. Rahatsızım, rahatsızız! Bu, anlaşılsın istiyorum. Sizi de sitelerinizde, 'sansür'e karşı aynı tavrı sergilemeye ve bu konuda farklındalık sağlanmasına katkıda bulunmaya çağırıyorum.

Eğer siz de bu kampanyaya destek vermek isterseniz, sitenize eklemeniz gereken kodu buradan alabilirsiniz.

Kampanyaya yer veren bazı siteler: bigumigu, sozluk.sourtimes.org, Radikal, Hürriyet, Marketing Türkiye, MediaCat, MedyaKronik, NTVMSNBC, Techcrunch,
osocio.org, sinema.com, zargan.com, ozgeozberk.net, eksiduyuru.com...

Bir Erişim Engeli De Dailymotion'a


YouTube'a art arda gelen erişim engellerinden sonra, ülkemizden bir erişim engeli de, içlerinde Türkçe'nin de bulunduğu pek çok farklı dilde hizmet veren, sosyal video paylaşım sitesi Dailymotion'a gelmiş bulunuyor.


'Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir' yazıları, İnternet'i bir mecra olarak yeterince anlayamamış, kavrayamamış olduğumuz gerçeğini yüzümüze vurmaya devam ediyor.

Bilgiye erişim hakkımız kitlesel olarak elimizden alınıyor! Bilişim Hukuk'u mağduru olduk! Rahatsızım. Siz değil miziniz?

Paylaştığım YouTube videolarının, ülkemizden YouTube'a erişim engeliyle blog'umda görüntülenememesinden dolayı aylardır yerlerini devasa boşluklara bırakmalarına, şimdi de blog'umda Dailymotion altındaki videoların yerlerinin boşluğu eklendi. Bu, erişim engeli uygulamasının bana yansıyan zararının, gözle görülür tarafına bir örnek. Aynı durum, tüm websiteleri için de geçerli.

Ses ve görüntü kalitesi, içeriğiyle, Dailymotion kullanmaktan ne kadar memnun olduğuma, burada sıkça değinmiştim. Dailymotion, YouTube, Vimeo; öncelikli tercih ettiğim üç video paylaşım sitesi. Ve şu an, ikisini tüm dünya kullanabiliyorken, ben kullanamıyorum! Mahkeme kararıyla engelleniyorum! Engelleniyoruz!

Yoksa siz, bunda bir mantık hatası, uygulamada yanlışlık, daha da önemlisi yaşananın kitlesel olarak
özgürlüklerin kısıtlanması noktasına ulaştığını görmüyor musunuz?

Video paylaşım sitelerini eğlence amaçlı olarak kullanmaktan çok, işimle ilgili gelişmeleri, yayınları takip etmek ve zihinsel besin için kaynak olarak kullanıyorum. O sebeble bu sansürler beni ve benim gibi insanları çok fazla olumsuz etkiliyor.

Fakat, erişimi engellenen bu platformlar ister eğlence, isterse de profesyonel amaçlara hizmet için kullanılıyor olsunlar
, fark etmez, her durumda sonuç aynı. Sansüre maruz kalıyoruz. Mağduruz!

'
O kadar önemli mi? Kullanmayın biraz. Hem, sadece o video siteleri mi var, diğerlerini kullanın', deniyor. Bu maalesef bilinç düzeyinin seviyesini gösteren çok basit bir yaklaşımdan başka bir şey değil. Her video paylaşım platformunun kapasitesi, içeriği, aranan konu başlıklarında videolara ulaşabilmek için yeterli olmayabiliyor. Meselâ, YouTube'da bulabildiğim birçok videoyu başka bir video paylaşım sitesinde bulamıyorum. Haberdar olmam gereken konulardaki videoları bulabileceğim yerler engellendiğinde, etraftan aramakla zaman kaybetmek zorunda kalıyorum, verim düşürücü, sıkıntı verici bir durum bu.

Bilgiye erişimimizin engellenmesi hepimizin sorunu! Video paylaşım sitelerinin sansürlenmesi, geneli etkileyen bir uygulama olduğu için, yanlışın boyutunu fark etmemizi sağlamada iyi birer örnekler.

Tüm meslek gruplarının bu uygulamadan bir şekilde etkilendiğini söyleyebiliriz. Örneğin, bi
r bilim insanını düşünün; yeni yayınları takip edebilmesi, dünyadaki gelişmelerden haberdar olabilmesi için video paylaşım sitelerini kullanıyor olsun.

Dünyanın diğer ucundaki meslektaşının, kalp kapağı değişikliğinde kullanılmak üzere bulduğu cerrahi bir tekniğin uygulama videosunu, bu video paylaşım sitelerinden izleyerek, anında haberdar olabiliyor. Eskisi gibi sadece dergilerdeki yayınlara, kitaplara muhtaç değil; şimdi, yeni tekniklerden videolar üzerinden kolayca haberdar olunabiliyor.

Yeni tekniklerin uygulama videoları, röportaj ve tanıtım filmlerine erşimi engellendiğinde, bir insanın kendini geliştirmesinin önüne çekilen perde, hepimizin zararına değil mi?

İstenmeyen içerik yüzünden mi, izlenen videoların yarattığı yurtdışı çıkışlarındaki yoğunluğu hafifletmek için mi, yoksa başka sebeplerden mi bu tür uygulamalara maruz bırakılıyoruz bilemiyorum ama,
bu karartmalar, sansürlerden çok rahatsızım. Video paylaşım siteleri büyük birer kaynak. Tümden engellenmeleri kabul edilemez.

Konuyla ilgili, Fırat Yıldız'ın
Bigumigu'daki 'Tüm Reklamcılara, Reklamverenlere ve Herkese Duyuru!' başlıklı yazısını ve Düğümküme'de 'Youtube' başlığındaki yazıları, özellikle 'Türkiye’de Kitlesel İfade Özgürlüğü Engellemesi'ni okumadan geçmemenizi öneriyorum.

Blog'dan benzer içerikli yazılar: İnternet Kanunu, 5651, bilişim, internet...
Konuyla ilgisiz dip not: Blog yazarınız iki hafta tatil hakkını kullanıyor olacak.

Dinner in the Sky 'Gökyüzünde Yemek'

flynxs Dinner in the Sky gokyuzunde yemek

Yerden yüksekte olmakla ilgili benzer şeyler hisseden fakat, duruma biraz da farklı yaklaşan insanlar olarak geçenlerde,
Dinner in the Sky 'gökyüzünde yemek' konusunda FriendFeed'de konuşuyorduk.

Sonrasında,
Dinner in the Sky organizasyonunun Yolculuk Atölyesi girişimi olarak yakında Türkiye'de de olacağını öğrendim. Organizasyonun web sitesi gokyuzundeyemek.com'da, tarih için Mayıs ayı gösteriliyor.

Bir seansta en fazla yirmi iki kişi oturma kapasitesine sahip olan masa, vinç yerleşimi ve platform konumu müsait olan herhangi bir alana konumlandırılabilecek, platformun altı ise reklam alanı olarak değerlendirilebilecekmiş. Etkili bir reklam alanı olacaktır, özellikle de yaratıcı işlerle bütünleştirilebilirse...

New York Times gazetesinde, 2008 yılında mutlaka gidilmesi gerekli yerler sıralamasında İstanbul; zengin yemek kültürüyle ilk sırada, Yemek Başkenti olarak gösterilmişti. O tadların şimdi böyle bir platformda keşfedilebilecek olması, eşsiz bir deneyim, güzel bir şans olsa gerek.

Dinner in the Sky'ın düşüncesi bile heyecan verici, soluk kesici ama, bilemiyorum denemeye cesaret edebilir miyim? Meselâ, Ortaköy'de boğazın üstünde böyle bir yemek, harika olmaz mıydı, ne dersiniz?

World Water Day 2008

World Water Day 2008. 22 Mart Dünya Su Günü'nün bu yılki -tema- konu başlığı ise, 'sanitation'. 2008'in 'Uluslararası Halk Sağlığı Yılı' olması kararlaştırılmış.

Her yıl, Birleşmiş Milletlerce bu güne dair bir tema belirlenir ve faliyetler tüm dünyada o konu başlığı üzerine yürütülür. Gerek 'Su Günü', gerekse 'Uluslararası Halk Sağlığı Yılı' kapsamında, Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) sorumluluğunda yürütülen faliyetlerin dünyada hoş yansımalarını görmek mümkün [1].

Dönüp ülkemize baktığımızda ise, ne WWF Türkiye ve 'Conta Harekâtı' dışında bir kampanyaya, ne de su ile ilgili en üst merci sayılabilecek '(DSİ) Devlet Su İşleri'nde -etkinlikler sayfasındaki kısa bir bilgi yazısı ve komik sonuçlu bir yarışma haricinde- göz dolduracak bir aktiviteye rastlayamadım, maalesef...

Suyumuza sahip çıkıyor muyuz?

'Su' ve 'küresel ısınma' üzerine yazdığım yazılardan, konunun önemi ve nelere dikkat etmemiz gerekir sorusuna cevaplara rahatça ulaşabilirsiniz.

Evet dünyamızın çoğu suyla kaplı, fakat bunun çok az bir kısmı içilebilir kalitede temiz sudan oluşuyor. İçilebilir kalitede temiz su kaynaklarının yetersizliği yanında diğer bir sorun ise hijyen.

Temiz suyla sağlanması gereken hijyen yetersiz kaldığında, hastalıklar ve çok ciddi oranlarda insan yaşamı kaybı gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

2008'in 'Uluslararası Halk Sağlığı Yılı' olmasının bir nedeni de, kirli su kaynaklarının getirdiği bu felakete dikkat çekmek ve bu sorunla savaşmak.

Alttaki görseller wsscc.org'dan, bu konuya dikkat çekmek için hazırlanmış posterler
[görselleri daha büyük görüntülemek için üzerlerine tıklayabilirsiniz].




Hurry up! 2.6 billion people want to use the toilet, Woman, Man. Millions of women have to do it with an audience. 1.2 billion people drink dirty water every day. Diarrhoea kills babies every day. Dirty water kills. In some countries women risk rape by collecting water.

[1: unwater.org, worldwaterday.org, worldwaterday.net, unicef.org.]

Bir YouTube Engeli Daha

An itibariyle blogumdaki yazı alanları arasındaki devasa boşlukların sebebi, -alttaki görselden de görebileceğiniz üzere- ülkemizden YouTube'a erişimin yine engellenmesi yüzünden videoların görüntülenemiyor olmasıdır.

Ne kadar süreceğini bilemediğimiz, blog içeriğini bu hâle getiren bu tuhaf durum için özür dilerim.
Farklı DNS veya proxy kullanmanız bu sıkıntıyı hissettirmeyebilir. Bilişim Hukuku'nun ülkemizdeki durumu böylece her fırsatta yüzümüze vuruluyor maalesef...



Bu durumdan çok rahatsızım. Hani tüm site değil de sadece YouTube'daki içeriğin rahatsızlık verici kısmı engellenecekti? Şimdi yine ne oldu da böyle bir geri adım atıldı! Örnek teşkil edecek düzgün bir karar verilse de, bari bundan sonraki uygulamalarda tüm mahkemeler ona göre davransa, diye umuyorum ama...

Peki bu tür site engellemelerinde, blog içeriklerine dahil edilmiş olan videoların görüntülenmeye devam edebilmesinin bir yolu yok mu? Olsa iyi olurdu...

Konuyla ilgili benzer bir bağlantı: YouTube'a Bir Erişim Engeli Daha.

IDéEFIXE, Değişim, Algı

IDéEFIXE, 'idefix' oluvermiş! Logo ve site görünümündeki renk değişimi yanında, kullanımda birkaç değişiklik daha fark ediliyor.

İdefix ekibinin anasayfada yer alan açıklamasında; bazı kitapların ilk sayfalarını okuyabilmek, dvd'lerin tanıtımlarını izleyebilmek gibi yenilikleri de yakında görebileceğimiz belirtilmiş...

Allta, değerlendirmemi okumadan önce
IDéEFIXE'in yeni hâlini ziyaret edip gelirseniz, sonrasında bırakacağınız yorumlarınızda -olası- benim etkim altında kalma ihtimâlinizi de ortadan kaldırmış oluruz.

Yakın zamanda
Webrazzi'de Arda Kutsal'ın 'EBİ siteleri üçü birarada satışa hazırlanıyor' yazısını okumuştuk. Sonrasında gerçekleşen bu değişikliği görünce, şaşırdım. Ve pek de hoşlandığımı da söyleyemiyorum, maalesef.

1997'den bu yana varolan
IDéEFIXE'in, özellikle çokça kitap ağırlıklı online alışverişler yapan bir müşterisi olarak, bu değişiklikten şans eseri haberdar olmaktan hoşlanmadım. Konuyla ilgili bir bülten almadım, oysa yeniliklerden düzenli olarak e-posta üzerinden haberdar edilirdim...

Şaşırdığım ve hoşlanmadığım diğer nokta ise, on yıl gibi bir geçmişi olan böyle bir oluşumun, tasarım değişikliği ve bunu yaparken büründüğü -idefix ekibinin anasayfadaki değişiklik duyurusunda okuduğumuz- mütevazı(!) tavırla, yerleşik marka algısını nasıl böyle kolay harcayabildiği!

Geçen yıl Nisan ayında 'IDéEFIXE Dostlarına Mektup' başlıklı yazımda, A. Behçet Akalın'ın, isim ve tasarım değişikliğine gidileceği yönündeki paylaşımını aktarmıştım. Bir anket düzenlenmiş ve pekçok eleştiri yapılmış, sonucunda da 'IDéEFIXE', 'idefiks', 'idefix' olarak her üç şekilde de siteye erişilebileceği belirtilip, tasarım eski şekliyle sürdürülmüştü...

Eskiye kıyasla yeni görünümünde; renk seçimi ve logodan kaynaklanan soğukluk yanında, üslûptan kaynaklanan güven telkin edememe hâli duyumsanıyor ve IDéEFIXE'i daha önce bilmeyen bir ziyaretçinin nerdeyse rahatça, tasarımı aceleye getirilmiş yeni açılan alış veriş sitelerinden birinde olduğunu bile sanabileceğini düşünüyorum, maalesef.

Doğrusu, yeni tasarımı kimin hazırladığını ve nasıl bir stratejiyle buna onay verildiğini çok merak ediyorum.

Benim burada yer alan değerlendirmem; bir taraftan tasarım, kullanılabilirlik, marka algısı üzerine profesyonel bakışımı barındırmakla beraber, diğer taraftan da, kullanıcısı olduğum ve hizmetinden memnun kaldığım
, zamanında müşteri olarak duygusal bağ geliştirmemi bile sağlayan bir servise karşı, beklentilerimi haklı olarak yüksek tutuyor olmamın izlerini de taşıyor olabilir.

Ne dersiniz, yoksa zamanla alışır mıyız? Umuyorum, IDéEFIXE harakiri yapmamıştır ve yakın zamanda iyi yönde gelişmelere beraber tanık oluruz.

Blogdan, konuyla lgili olabilecek diğer yazılar:
İdeefixe, Sanal Kitap Fuarı, Tercihler,
Kitap Önerileri[(m)iz],
Sanal Kitap Fuarı,
IDéEFIXE Dostlarına Mektup,

YouTube'a Bir Erişim Engeli Daha

[21 Ocak 2008 itibariyle konu sonuna ilave yapıldı.] Türkiye'den YouTube'a yeni bir erişim engeli kararıyla daha karşı karşıyayız.

Bugün, normal yolla youtube.com'a girmeye çalıştığımızda, açılmayan sayfalarla karşılaştığımız gibi, bloglarımız üzerindeki YouTube kaynaklı videolar da gösterilemedi (bu mevzu devam ettiği sürece de maalesef gösterilemeyecek).

Can sıkıcı bir durum! Şu an bu yazının yerinde, hafta sonu müziği için hazırladığım, Jose Mourinho ilgimden - sayesinde futbolun gözüme ne kadar sevimli gözükmeye başladığından - Fifa 2008 müziklerinden bahsedip içlerinde beğendiklerimden birkaçının videosunu paylaştığım, güzel bir yazı yer alıyor olacaktı. Ama, yazı içinde istediğim videoları göstermeme engel olan bu gelişme yüzünden, memnuniyetsizliğimi ifade eden bu yazıyı yazıyorum.
Savcı Kayral, mahkemeye yazdığı yazıda şunları belirtti:
“Yapılan suç ihbarı üzerine başlatılan 5816 sayılı Atatürk'e Karşı İşlenen Suçlar Hakkında Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299, 301, ve 125/3-a maddelerine aykırılık suçlarından yapılan soruşturmada; youtube.com sitesinde ‘turko maymun' isimli video klibi ile yapılan yayın hakkında 5651 sayılı yasa gereği internet sitesine erişimin engellenmesine karar verilmesi.”

Mahkeme, siteye gerişimi engellerse Türkiye de ilk kez "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"a muhalefet edildiği gerekçesiyle bir site yasaklanmış olacak. [bknz: Atatürk'e Çirkin Saldırı!, YouTube'a Yasak Gündemde]
5651 sayılı yeni internet kanunu uyarınca, istenmeyen içerikli yayınlar engellenebiliyor. Fakat biz şu an, engellenen siteyi normal yollarla Türkiye'den göremezken, tüm dünya görmeye devam ediyor! Bu, ne kadar akla, mantığa uygun bir durum? Bir şeyleri korumanın yolu sansür olabilir mi? Olmamalı!

İstersek, DNS değişikliği ve proxyler üzerinden engellenen siteyi görebiliyoruz ki, bu da uygulamanın tuhaflığının ayrı bir detayı.

Durumu, bilişim konusunda adımıza tarihe geçmiş yeni bir ayıp olarak niteleyeceklere, söylenecek bir laf olabileceğini düşünmüyorum. Kesinlikle haklıdırlar.

İstediğim videoları normal yollarla görüntüleyemediğim için şu an ben ve benim gibi herkes madur edilmiş durumda! Bu da çok saygın kanunlarımız ve işleyişleri sayesinde oluyor. Bir tarafta iyi bir şey yapmaya çalışırken diğer taraftan başkalarını madur etmek niye, bunu anlayamıyorum.

Tabii ki Atatürk'e karşı yapılmış saygısızlıktan rahatsızım, ama arzu ederdim ki bu rahatsız durum, yeni rahatsızlıklar yaratmayacak şekilde ortadan kaldırılabilmiş olsaydı. Bunu yapmanın teknolojinin imkân verdiği yollarının var olduğunu ben biliyorum. Kanun uygulayıcılarımız mı bilmiyor?!

Konu hakkında web'de detaylı bilgi bakarken, 'Savcılar farklı, adalet de farklı!' başlıklı bir gazete haberine denk geldim. Siz de okuyun isterim. Bu olayla ilgili olan savcı Kürşat Kayral'ın da isminin geçtiğini fark edeceğiniz haberde; bir olay karşısında aynı kanunlarla hareket eden iki savcının tavrının ne kadar farklı olabildiğini göreceksiniz.

5651 sayılı kanun'un uygulamasıyla ilgili aklımdaki soru işaretlerinden bahsetmiştim. Bu gelişmeler de, onları doğrular nitelikte gibi gözüküyor, maalesef.

Patlayan ara sokaktaki minik bir boru sokağı ıslatıyorsa ara vanadan su kesilip tamir edilir, tüm kent susuz bırakılmaz!

Kanunları internet üzerinde, normal hayatta uyguladığımız biçimde uygulamaya çalışamayız. Wordpress bloglarının hâlâ kapalı olması ve bu gelişmeler gösteriyor ki, bilişim hukuku üzerine yetkin kimselere ve kanunlarımızın hazırlığı ve uygulamasında bu kişilerin bilgisinden istifade edilmesine ihtiyacımız var.

YouTube
sadece durumun vahametini gösteren bir örnek. Bu gün YouTube, yarın belki Blogger blogları, ve hatta Wikipedia ya da Google! Google ya da Wikipedia'nin başına bunun gelemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? Çin, Wikipedia'yi yasaklayabilmişti...

Bu karartmalar, sansürlerden çok rahatsızım.

21 Ocak 2008 itibariyle konuya ilave:

Benzer şekilde engellenmiş sitelere
opendns ile erişilebilmesine rağmen artık, IP'den engelledikleri için YouTube'a ulaşılamıyor!

Yapılan yanlış, dedikçe; konunun tuhaf yönlerinin altı çizildikçe; aşama aşama bir engelleme durumuyla karşı karşıyayız. Saklanmaya çalış(ıl)anı tüm dünya görüyor, bilmeyen kalmadı sayenizde!

Into The Night, Santana İle 2008'e...

Ultimate Santana albümünden, Into The Night (featuring Chad Kroeger) parçasının videosu, hafta sonu müziğimiz olarak burada yer alacak.

Her hafta sonu, dinlediğim müziklerden bazılarını hafta sonu müziği olarak burada paylaşıyorum. Takip edenler, blogun gidişatındaki bu alışkanlığın farkındadırlar. Genelde o gün ne dinlemişsem, hoşuma gittiyse, onlardan biri oluyor paylaştığım müzik.


Aslında 2007'nin müzikle ilgili son yazısında; 2007'de bir ilki gerçekleştiren Radiohead'i konu etmeyi; 2007'nin müzik cephesinde başka neler olmuş, diye minik birkaç not düşmeyi planlıyordum. Bakalım şimdi tümünü fazla uzatmadan yapabilecek miyim?


Santana, Feat. Chad Kroeger - Into The Night videosu.

Geçen ay, Santana, Smooth yazımda; konuyu Rob Thomas ekseninde tutarak, Ultimate Santana albümüne biraz değinmiş, Santana ilgimden bahsetmiştim.

Into The Night videosuyla yeniden albümü gündeme getiriyor olmamın bir sebebi de bu ilgim ve Santana'nın kiminle çalışacağını biliyor olduğuna bu videonun
bir anlamda iyi bir örnek olması.

Ayrıca, müzik ve
Chad Kroeger'ın vokali bir yana, arkasındaki dev ışık(lı)sız panonun altında Santana'nın gitarını konuşturduğu sahnenin renk dokusu, tipografik vurguyla planın görselliği, videodaki beni yakalayan önemli noktalardan da biri.

Videolarda, gitara odaklanılan böyle anlar özellikle hoşuma gidiyor. Çölde, geniş açıdan gitariste yaklaşarak onu müzikle devleştiren November Rain videosu da, gösterilebilecek buna benzer iyi örneklerden.

Kullanılan renk dokusu, beni cezbeden noktalardan biri, demiştim. Evet,
Into The Night'taki, Satriani'nin yalnız sahnelerinden bahsediyorum hâlâ. Tamam, merak etmeyin, bir videoyu sahne sahne yorumlayacak değilim, burada. Motorola reklamlarında ve enfes müziğiyle Mellowdrone - Oh My videosunda da o renk dokusuyla benze tatlar yakalanabiliyordu. Into The Night'ın YouYube'taki canlı performans kaydını da görün mutlaka, deyip bu kısmı geçiyorum...

Radiohead'in, 2007 "In Rainbows" albümü için bir plak şirketiyle anlaşmayıp, grubun internet sitesinden şarkıları indirmeye ve ücret olarak hayranlarının "gönüllerinden kopan" miktarı ödemelerine izin vermesi; pazarlama yaklaşımı olarak dünyada bir ilkti. Yorumuna katıldığım, suetkafa.blog'taki radiohead in rainbows yazısını, bu noktada okuyabilirsiniz.

2007'de, müzikte neler olmuş, sorusuna; British Phonographic Industry (BPI) tarafından açıklanan, 2007'nin en çok satan ilk 10 albümü listesi, bir cevap olabilir.
1-Amy Winehouse: Back To Black, 2-Leona Lewis: Spirit, 3-Mika: Life In Cartoon Motion, 4-Take That: Beautiful World, 5-Arctic Monkeys: Favourite Worst Nightmare, 6-Kaiser Chiefs: Yours Truly Angry Mob, 7-Westlife: Back Home, 8-Snow Patrol: Eyes Open, 9-The Eagles: Long Road Out Of Eden, 10-Nelly Furtado: Loose.
Fakat, bu listenin içindekilere kıyasla, dışındaki gelişmelerin ilgimi daha çok çekmiş olduğunu söyleyebilirim, ki onlara da arada blogumda müzik başlığında değinmeye çalışmıştım...

Son olarak, 2007'den bir haber; Keane 'Everybody's Changing' yazımda değindiğim, İngiliz rock müzik grubu Keane; hayranlarına yeni yıl hediyesi olarak bir Gwen tefani parçasına, 2006 yılında yayınlanan ‘The Sweet Escape’ albümünden ‘Early Winter’a, cover versiyon kaydeti. Ve bu canlı performans kaydı, ‘Early Winter’ın akustik versiyonunu; keanemusic.com web-sitesinden yılbaşı hediyesi olarak ücretsiz bir şekilde indirilip dinlenebiliyor olacak.

Albüm yerine, tek tek parçalar satmaya yönelim; yakında,
"hiç boşu olmayan albümler" listelerimizin, tarih olacağını gösteriyor. Popüler kültürün hızla dönen çarkları arasında, kaliteden ödün vermek, maalesef kaçınılmaz...


Yeni yıl yaklaşıyor. '2008 yılı Ocak ayı, Ay Takvimi' ve 'Flynxs, nedir?' sorusunun cevabıyla ben geri dönene kadar bu, blogumdaki son yazım olacak.

Yeni yılınız kutlu olsun.
2008'in, beklediğinizden de fazlası olmasını diliyorum. Sevgiler...

2007'nin Öne Çıkanları, Son Haberleri

Yıl sonunda, geride bırakılacak yılın trendlerinin sıralandığı listelere bakıp, minik feedback geri dönüşlerle hafıza tazelemeyi severim.

Araya giren tatilin de etkisiyle, sonrasında yoğun bir hafta geçiriyoruz, maalesef. Biraz rahat bir zaman ayarlayıp, 2007'nin En İyi Animasyon Reklamları'na ve Time'ın 50 'top 10' listesiyle, del.icio.us'taki birkaç kaynağa bakabildim sadece. Dışarıdaki sisin dağılmasını ümit ederken onları not düşmüş olayım bloguma. Evet, sisli puslu bir İstanbul sabahındayız...

The First Post'un
2007'nin En İyi Animasyon Reklamlarını birarada izlemek eğlenceliydi. Listedeki, Coca-Cola'nın Mutluluk Fabrikası'nı gördüğünüzde, anımsayacaksınızdır. Site üzerinden 2006'nın sıralamasına ve tüm zamanların en iyi animasyon reklamlarına da ulaşmak mümkün, onları da uğramışken görün mutlaka.

Time'ın farklı kategorilerdeki
50 'top 10' listelerine bakarken; daha çok Website, Gadget, Viral Video, TV Ads, Magazine Cover, Richard Schickel'in film seçimleri başlığındakiler ilgimi çekti, ama listenin 2007'nin bir özeti olduğu söylenebilir.

2007'de, Küresel ısınma; Apple iPhone; Web 2.0'ın gelişmesi, sosyal ağlar; Gmail kapasitesi, ADSL kapasitesi artırımı; web girişimleri ve el değiştiren servisler ile fiyatları; bloglar, WordPress bloglarının kapanması, gibi pek çok şey konuşuldu. Bunlar benim şimdi ilk aklıma gelenler, 'nasıl unuttun, bunlar da önemliydi' dediklerinizi de siz ekleyin lütfen.

Düğümküme'deki 2007 Yılı İnternet Tüketici Davranışları yazısı, Antifit'deki, 2007'nin En İyi Viralleri, 2007 değerlendirmenizde zihin açıcı olacaktır.


The Wind; Epuron için, rüzgâr enerjisiyle ilgili farkındalık yaratmak amacıyla Nordpol tarafından hazırlanan bu ödüllü reklam,
benim için viraller içindeki en etkileyicilerinden biriydi, bu fırsatla tekrar anımsamış olalım.

Son haberler olarak, enteresan gelebilecek, YKM'nin yılbaşına kadar sürecek olan www.vitrindekicocuk.com projesinden (bildik, uyarlama bir proje ve web sitesini de pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim) ve adinteractive imzalı, ev sahibi olup sonrasında interaktif uygulamalara dahil olabileceğimiz, heyecan verici gelişmeler yaşanacak www.boschworld.com'dan bahsedebiliriz... [330. post]

2008 Yemek Başkenti, İstanbul

New York Times gazetesinde, 2008 yılında mutlaka gidilmesi gerekli yerler sıralamasında İstanbul; zengin yemek kültürüyle ilk sırada, Yemek Başkenti olarak gösterildi.

CafeFernando blogunun sahibi
Cenk Sönmezsoy'un önerileriyle tanıtılan İstanbul; “Son yemeğin olacağını bilseydin, İstanbul’da ne yerdin?” sorusu üzerine verdiği Çiya cevabıyla da, yemek kültürüne örnek, güzel mekânlarından birinin ismini dünyaya duyurmuş olarak New York Times'da yer bulmuş oldu.

Bu güzel haberi sevinçle karşıladım ve gurur duydum. İstanbul'un ve beğenerek gittiğim mekânlardan biri, Çiya'nın isminin bu fırsatla dünyaya duyurulmuş olması da çok hoşuma gitti. Fakat ülke gündemi içinde, böyle güzel bir haberin medyada minik bir yer bularak geçiştirilmiş olmasına üzüldüğümden, burada altını önemle çizerek bir kez daha aktarmış olmak istedim.
İstanbul, 2008 Yemek Başkenti; 2010 Dünya Başkenti olacak ama, buna hazırlık yeterli mi, tanıtım fırsatı olarak değerlendirilebilecek mi, tartışılır. Umarım, en iyi şekilde değerlendirilebilir.

Matt Gross kaleminden, New York Times'daki Foodie Destination Istanbul Cultures Meet at the Dinner Table yazısını ve Cenk'in, blogunda 'Son Yemeğim' başlıklı yazısında da aktardığı, bu güzel gelişmeyle ilgili detayları, mutlaka okumanızı öneririm.

2008 yılında 'yemek yemeye' İstanbul'a, önerisine yazıda; 'macera yaşamaya' Grönland'e, 'hesaplı tatile' Arjantin'e, 'aile olarak dünyayı tanımaya' Afrika'ya, 'lüks tatile' Moskova'ya, 'parti yapmaya' Dubai'ye, 'kültür tatiline' Berlin'e davet önerileri eşlik ediyor...

Ülkemizde blog yazarlarına nasıl yaklaşıldığına, geçen günlerde taze bir örnekle tanık olmuş ve tavır göstermiştik. Bu fırsatla, b
ir 'blog yazarı'nın önerilerinin bir gazete için dünyadaki önemine, dikkatinizi çekmek istiyorum. Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız hâlâ?

Keyifle yenilmiş, güzel bir yemek gibisi yoktur. Çiya ve özel mantarlı pilavıyla Gelik'ten karışık bir menü isterdim ben. Ne dersiniz? Peki siz,
son yemeğiniz olacağını bilseydiniz, İstanbul’da ne yerdiniz?

Teşekkürler, Cenk...

23 Kasım, 5651 Sayılı Kanun Işığında İnternet

[30/11'de yazı sonuna bilgi ilavesi yapılmıştır.]

İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki,
5651 sayılı kanun kapsamında uygulamalara, başlandı.

Konuyla ilgili bilgileri kısaca aktarırken, yazı sonunda da aklıma takılan ilgili birkaç soruyu paylaşacağım.

İntihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyuşturucu madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama, 'Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunu'nda yer alan, suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlara erişim engellenecek.
Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek'in açıklamalarında, "Vatandaşlardan, kamu kurum ve kuruluşlarından Başkanlığımıza, telefonla ve web sayfası üzerinden doldurulacak form ile ya da elektronik posta yoluyla gelen ihbarlar kabul edilebilecek'' olduğunun altı çiziliyor.

5651 sayılı kanunun nasıl uygulanacağıyla ilgili olarak toplam 5 yönetmelik yayımlanıyor.

Bu yönetmeliklerden ikisi, bu kanunu uygulayacak olan bölümün teşkilatlanması ve kariyer sistemi ile ilgili, 3 tanesi ise ilk olarak "Toplu Kullanım Sağlayıcılar" olarak tanımlanan ve özellikle internet cafeleri ilgilendiren yönetmelik, İnternet Servis Sağlayıcılar ve Hosting (yer) sağlayıcılarla ilgili yönetmelik ve son olarak da bizzat sitelerle yani online yayıncılık ile ilgili yönetmelik.


Telekomünikasyon Kurumunca hazırlanan, erişim sağlayıcılara ve yer sağlayıcılara faaliyet belgesi verilmesine ilişkin usul ve esasları düzenleyen; ''Erişim Sağlayıcılara ve Yer Sağlayıcılara Faaliyet Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'' ve
İnternet toplu kullanım sağlayıcıları ve ticari amaçla internet toplu kullanım sağlayıcılarının yükümlülükleri ve sorumlulukları ile denetimlerine ilişkin esas ve usulleri düzenleyen ''İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelik''. yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek, içerik sağlayıcıların, yer sağlayıcıların ve erişim sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile, internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usulleri düzenleyen ''İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik''in ise, Başbakanlık tarafından yayımlanmasının beklendiğini söylüyor...

'Sahicilik, Otokontrol' başlıklı yazımda; yakında burada da böyle uygulamalar görebiliriz, diyerek; Çin'de İnternet sanal polise emanet, haberine değinmiştim.

'
5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri' ve '5651, İnternet Kanunu Onaylandı' yazılarımda da, kanunun farklı yorumlamaya müsait yönleri, eksikleri olduğuna değinip, kaygılarımdan bahsetmiştim.

Yayımlanan yönetmelikler, kanunun nasıl uygulanacağına dair cevaplar bulmamızı kolaylaştırdıysa da, kanun yapıcı ve uygulayıcıların internet ve bilişim suçlarına yaklaşımlarındaki donanımsızlıklarından kaynaklanan kaygılarım, varlığını korumaya devam ediyor.

İzlenme oranı (reyting) ve etik arasında kalmış bir kısım görsel medyamız yüzünden, sansürlenerek korunmaya çalışılırken; yakın zamanda çıkacağı söylenen online yayıncılık ile ilgili yönetmelik ve uygulaması ne kadar sağlıklı olacak, merak ediyorum.

Bahsi geçen 8 maddeye uymayan içerikler engellenecek. Ama, bu kararlar kime göre, neye göre alınacak?

Sonuçta, kurul üyelerinin yaşam görüşü ve insiyatifine kalan bir değerlendirmeye tabi/bağlı olacağız, gibi gözüküyor ki bu nokta; konunun istismar edilmesine farklı amaçlar doğrultusunda kullanılmasına da müsait olabileceğini gösteriyor.

Meselâ müstehcenlik konusunun sınırını kim çizecek? Daha bugün, kadın temalı bir resim sergisinde resimlerin bir kısmının örtülerek sergilendiği haberleri geçiyordu gazetelerde!

Burada beğendiğim bir fotoğrafçının çalışmalarından bahsedecek ya da beğendiğim bir müzik videosunu paylaşacak
olsam, diyelim ki bana göre aşmayan ama belki bir başkası için müstehcenlik kriterlerini aşacak olsa bu materyaller, ne olacak? İlgili yazıyı yayından kaldırmam konusunda bir uyarı mı alacağım? Ya da direkt sitem mi kapatılacak?

WordPress bloglarından birkaçında birilerinin hoşuna gitmeyen yazılar yer alıyordu diye, tüm WordPress bloglarına ülkemizden erişimin engellenmesi gibi, acaba bizi yeni başka nasıl karartmalar, sansürler bekliyor?

5651 Sayılı Kanun Işığında İnternet, ne kadar aydınlık olacak? Ampullerin aydınlatabildiği kadar mı, güneşin aydınlatabildiği kadar mı? Ne kadar? Merak ediyorum. Yoksa daha temiz, güvenli bir internet istemediğimden değil!

Konuyla ilgili benzer kaygılara değinen Hürriyet gazetesi'ndeki İnternet Sansürü ve turk.internet.com'daki Yeni Online Yayıncılık Yasasının (5651) Uygulamaları yazısını okumanızı öneririm.

~~~~~~

İnternetten işlenen suçlar için "Bilgi İhbar Merkezi" kuruldu.

www.ihbarweb.org.tr'den online olarak; ihbar@ihbarweb.org.tr adresine e-posta gönderilerek; web sayfasında kategorilendirilmiş konularla ilgili SMS numaralarından herhangi biriyle ya da 0 312 582 82 82 numaralı telefondan, rahatsızlıklar bildirilebilecek...

İdeefixe, Sanal Kitap Fuarı, Tercihler

Bu yıl, beşincisi düzenlenen İdeefixe Sanal Kitap Fuarı, başladı.

"Türkiye'nin Okuma Bayramı" sloganıyla
İdeefixe; 125 yayınevi, kırk bin kitap ve %45'e varan indirimler, kampanyalar, yarışmalarla; 13 Kasım - 16 Aralık tarihleri arasında, kitap severlerin uğrak noktası olacak gibi gözüküyor.

Her yıl, İdeefixe'in bu etkinliğini, okuma listeme eklediğim ya da okuduğum fakat bir şekilde yitirdiğim kitaplarımı yerine koymak için iyi birer fırsat olarak değerlendiriyorum.

Gelen paketler dolusu kitapları karşılamak ve onları koyacak yer bul(ama)mak, önce hangisini okumaya başlayacağıma karar ver(eme)mek, gayet keyifli bir deneyim.

Neye göre kitap alırım, okuma tercihlerimde ya da kitap/yazar değerlendirmelerimde "çok satanlar" listelerinin etkisi var mıdır?

Bizi bu soruların hedefi yapan, izmirdesanat blogunun sahibesine de,
İdeefixe sanal kitap fuarından bahsederken, bu fırsatla arada cevap vermiş olalım.



Sanmıyorum ki, belli bir seviyede okuma kültürü sahibi olan insanlar, "çok satar" listelerinin rüzgârlarına kapılarak, kitap tüketiyor olsunlar.

İyi pazarlama stratejileriyle desteklenmiş ne çok içi boş kitap/albüm geçiyor o "çok satar" listelerinden ama, bunun yanında içlerinde kayda değerleri de yer almıyor değil.

O yüzden, "çok satar" listelerine giren kitap ya da müziklerin tümden pazarlama harikası, içerik olarak vasat ya da altı olduğunu söylemek pek de doğru olmaz.

Yeni kitaplardan haberdar olmanın yollarından biri olarak kullanılabilir, o listeler. Gerisi, bilincimize, zevkimize, o anki ihtiyacımıza kalıyor.

Yazarlar, yayınevleri, çevirmenler, kapak tasarımları, içerik gibi pek çok unsur; ilgim, merakım, o an ihtiyaç gördüğüm temayla birleşerek; kitap tercihlerimde etkili oluyorlar.

Takip ettiğim yazarın yeni bir kitabı çıktıysa alıyorum. Beğendiğim yayınevlerinin yeni yayınlarını takip ediyorum.

Evet, yayınevi ayrımı yapıyorum. Yapmaya çalışıyorum, demek daha doğru olur. Bazen çok da seçme şansınız olmayabiliyor. Fakat her alanda olduğu gibi kitaplarda da "kalite" önemli; bunda yazarı kadar yayınevinin, matbaasının da payı var.

Evet, internet üzerinden kitap içerikleri hakkında kolayca bilgiye, yorumlara ulaşıp karar verebiliyoruz. Fakat, almadan önce bir kitap hakkında etraflı bir bilgiye sahip olmamız da gerekmiyor, diye düşünüyorum.

B
ir kitapçı gezerken, raflar arasından belki de hiç tanımadığım bir yazarın kitabı, sadece kapak tasarımıyla ilgimi çekebiliyor, ilk sayfalarına, arka kapağına baktıktan sonra almaya karara verebiliyorum. Arada böyle maceralara atılmak, yeni harika kitaplar keşfetmekte kullandığım yollardan biri.

Kapak tasarımları zevkime, dokunma duyuma hitap edip etmemesiyle de önemli benim için.

Kapaklarının bir yüzünü kaplayan yazar fotoğrafları olan kitaplardan hoşlanmıyorum. Maalesef, yayınevleri öyle bir trend olduğu yönlendirmesi yaparak yazarları, o şekide fotoğraf kullanmaya sevkedebiliyorlar.

İçeriğiyle kendini gösteren kitapları, vitrinde yüzünü gösteren yazarların kitaplarına tercih ediyorum. Olmazsa, kitapla geçirdiğim süre zarfında o tür kitaplar tarafımdan yeni bir kapak sahibi edilip, öyle kullanılıyorlar.

Anlamadığımız, pek de ilgimizi çekmeyen bir konuda ya da yaşımıza hitap etmeyen kitaplarla okuma deneyimimiz başladığında, ileride pek kitaplara dost kimseler olamayabiliyoruz. Bu anlamda ilk tanışıklıklar önem kazanıyor.

Kitaplara dost olsak da, çeviriler damağımızda pek hoş bir tad bırakmayacak kadar yavan kalabildiğinde de okuma zevkimiz örselenebiliyor. Bu noktada da yayınevlerine büyük iş düşüyor.

Konu paragraflarca yazabileceğim kadar önemli benim için ama, uzatarak sizi daha fazla meşgûl etmek istemiyorum. Yorumlarınızla katılarak düşüncelerinizi, tercihlerinizde nelerin bağlayıcı olduğunu not düşebilirsiniz.
Meselâ, en son ne aldınız ya da beğenerek okudunuz? Olası, akıllarında soru işaretleri olanlar da bu fırsatla fikir sahibi olmuş olurlar.

Online alışverişe imkân sunan, İdeefixe gibi siteler; bilgi, yorum, kıyas şansı yaratması ve seçtiğimiz kitapların pratik bir şekilde elimize ulaşmasını sağlamasıyla, oldukça avantajlı.

Bu fırsatı kaçırmayayım ama tercihlerimde kararsızım diyenler için, sanal fuarın "Editör Seçkisi", "Yazarlardan Öneriler" bölümleri yararlı olacaktır.

Mesela, Ahmet Ümit kitaplarını beğenirim; yazarın seçtikleri arasında "Günlerin Köpüğü", "Gülün Adı" gibi sevdiğim kitapların olması; kitap seçiminde yazarların önerilerinden istifade etmenin yararlı olabileceğine bir örnek olabilir...


16 Milyar Piksellik Son Akşam Yemeği



Milan'da Santa Maria delle Grazie kilisesinde sergilenen
'Son Akşam Yemeği' (Last Supper), Leonardo Da Vinci'nin en önemli eserlerinden biri.

Resim üzerine, resmedilen karakterlerin aslında başkalarını sembolize ettiği, yansımasıyla dijital ortamda üst üste getirildiğinde normalde görünmeyen başka karakterlerin de resme dahil olduğu, İsa gibi gözükenin aslında Meryem olduğu gibi birçok şey söylendi. 'Son Akşam Yemeği tablosu', birçok kitaba konu oldu.

Napolyon tarafından tezgâh olarak kullanılmış, bombalamalara dayanmış tablo, 1999'da başlayan projeyle yenilenmişti. Yılda 250 bin kişinin görebildiği, 15'inci yüzyıldan kalma bir duvar resmi olan Last Supper, şimdi de yüksek çözünürlüklü hâliyle internete taşındı.

milan.arounder.com altından,
Leonardo Da Vinci'nin 'Son Akşam Yemeği tablosu'nun 16 milyar piksellik dijital versiyonu, artık izlenebilecek.

Tablonun, 2007'de nasıl göründüğü üzerine tarihi belge niteliği de taşıyan bu imkânla; Leonardo'nun resmi yapmadan önce bıraktığı çizim izleri, normalde fark edilmeyen ama bu çözünürlükte belirginleşen kupaların şeffaflığı, tablonun aşınma oranı da görülebilecek.

Bartolomeo, Giacomo Minore, Andrea, Giuda, Pietro, Giovanni, Gesù Cristo, Tammaso, Giacomo Maggiore, Filippo, Matteo, Giuda Taddeo, Simone Zelota ile 'Son Akşam Yemeği'ni böyle görebilmek; 15'inci yüzyıldan günümüze, internete, hoş bir yansıma, güzel bir gelişme...

link: haltadefinizione.com

Sualtının En İyileri, Tatil, Kitap


Tüm dünyada çok ilgi gören bir konu; sualtı fotoğrafçılığı ve video çekimi.

www.sualtifotovideo.com ise; Türk sualtı fotoğrafçılarını teşvik etmek ve başvuru kaynağı olmak üzere kurulmuş, konuyla ilgili internet üzerindeki ilk ve tek Türkçe web sitesi ve her ay bir fotoğraf yarışması düzenleniyor.

"Alışveriş Denizi" Tepe Nautilus’ta, ziyaretçilerin beğenisine sunulan
sergide; Yıllık Fotoğraf Yarışması’nı kazanan ilk üç fotoğraf yanında, Aylık Yarışma Birincileri ve editörlerin seçtiği birbirinden güzel sualtı fotoğrafları, 3-19 Ağustos 2007 tarihleri arasında görülebilecek.

Bu hafta sonu, tatil için minik bir ara vereceğim. O zamana kadar sualtı görselleriyle oyalanıyorum. Nautilus'taki sergiyi görünce buraya da not düşmeden geçmek istemedim.

Tepe Nautilus'a uğradığınızda, sualtının en iyilerini görmeden gitmeyin.

İç açıcı tasarımı yanında içeriğiyle görülesi www.sualtifotovideo.com'da, "ustaların foto galerileri"; bu sıcaklarda eminim benim kadar sizin de ilginizi çekecek, tatil hayallerine dalmanıza yol açacaktır. Bir diğer hayal kurma aracı da sualtı resimleri sergisi, süresi henüz dolmadı, hayalleri gerçek yapma şansınız sürüyor.

Yanımda götüreceğim kitaplara karar vermeye çalışıyorum. Tatilde okunacaklar seçimime, katkılarınızdan memnun olacağımı belirteyim. En son hangi kitabı okudunuz ya da önerirsiniz?

Rekabet Stratejisi Hürriyet'i!

Bugün beni gülümseten haberlerden bir diğeri de; Hürriyet Gazetesi'nin aldığı ve marifetmiş gibi duyurduğu o önemli(!) karardı.

'Kadın teşhirinin rekabetini reddediyoruz' başlıklı haber, sunuş şekli ve gazetenin bu güne kadarki bildik tutumuyla, sizin de dikkatinizi çekmiştir.

...Biliyoruz ki internet siteleri eğer haber verecekse yalnızca haber vermelidir.

Biliyoruz ki internet sitelerine girebilmek çok kolaydır. Yarı pornografik ve kadın teşhirine dayanan üstelik hiçbir haber değeri olmayan fotoğraflara ne yazık ki çocuklarımız da kolayca ulaşabilmektedir...

Bunun için de kaldırıyoruz...
diyerek, sizce de ilgili gazete, bir anlamda bu güne kadar yarı pornografik yayın yaptığını kabul etmiş ve bu günden sonra bunu daha kontrollü yapacağını belirtmiş olmadı mı?

Hürriyet gazetesi'nin minik bir öngörüstratejik bir yaklaşımla birleştirip, attığı adımla diğer gezeteler arasında kahraman yerine kendini koyması, sizce de düşündürücü ve komik değil miydi?

Balık hafızası sahibi ve muhakeme yeteneği fakiri okuyucuların varlığına inanç ancak, gözükülmeye çalışılan bu yeni saygılı(!), onurlu(!) gazetecilik duruşundan etkilenip, gurur duyulabileceğini düşündürtmüş olabilir, diye düşünüyorum. Zira bu kararları alanla, eleştirdikleri daha önceki yayını benimseyen, aynı gazete.

Anımsarsınız, özellikle çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik içeren sitelerle mücadele için, 5651 sayılı ''İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun' ivedilikle çıkarılmıştı.

'5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri' başlıklı ve '5651, İnternet Kanunu Onaylandı' başlıklı yazımda, bu yeni İnternet Kanun'u ve getireceklerinin altını çizmeye çalışmıştım.

22 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan, yeni İnternet Kanun'u;
Cumhurbaşkanı'nca onaylandığı an itibariyle, altı ay içinde; kanunun nasıl uygulanacağına açıklık getirecek çıkacak ilgili yönetmelikle, gereken düzenlemelerin yapılmasını gerektiriyor. Altıncı aydan itibaren, bu kanuna uymayan içerik, cezai yaptırıma tâbi olacak.
Lütfen bana söyler misiniz, haber sitelerini okurken, içeriğinde sunulan resimler hiç o müstehcen diye engellenmek istenen bir kısım siteleri aratıyor mu? Dikat ederseniz 'magazin' siteleri demiyorum, 'haber' siteleri diyorum ki gazetelerimizin internet sitelerinde de aynı durum söz konusu. Çocukların, gazetelerin internet sayfalarını kullanmasını nasıl önleyeceğiz?
diye serzenişte bulunmuştum, İnternet Kanunu'ndan bahsettiğim yazımda.

Tabii ki, gazetenin gittiği değişiklik iyidir, olması gerekendir ama, bu şekilde, gitmek durumunda kaldıkları değişiklik üzerinden pirim yapmaya çalışmaları ne kadar doğrudur?

Sizin için bakın şunu şunu da yaptık diyerek, yapılan değişiklik haberleri arasında, bunu usturuplu bir şekilde bildirince; geçmişteki yayıncılık anlayışlarını unutmuş mu olacağız?

İlgili gazetenin, terk ettiğini söylediği yayın tarzının; yurtdışındaki bazı firmalar ve internet servis sağlayıcıları tarafından bile filtrelenmelerine neden olması da konunun manidar diğer bir tarafı...

"Aziz Nesin'in, '%60"ına güvenen(!), bir rekabet stratejisi Hürriyet'i, kabul edilebilir mi?

Söylenecek daha çok şey var ama, Hürriyet Gazetesi'nin aldığı kararı doğru bir şekilde uygulayabilmesini diliyorum.

Gazete'nin tavrını kutlayan bünyesindeki ilgili yorumlardansa; hak verdiğim ilgili başka yorumları da okumanızı isterim.