internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sansüre Sansür!

14-20 Ağustos 2008 tarihleri arasında 'Geleceğin İnternet'inin Önizlemesini Yapıyoruz' diyerek, mahkeme kararlarıyla erişimleri haklı veya haksız olarak engellenen siteler gibi, kendi sitelerimizi 'Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir' uyarısı asarak kapattık.

Bu geçen hafta içinde blog hareketine katılıp, duyarlılık ve özveri göstererek, sansüre karşı tavır sergileyen yüzlerce site sayesinde; ülkemizde mahkeme kararlarıyla sitelere tümden erişimin engellenmesinin; sansürün, bilgiye erişim hakkımızı elimizden alarak, bizi nasıl mağdur ettiğini hep beraber deneyimlemiş, dolayısıyla, geleceğin İnternet'inin sanal bir önizlemesini yapmış olduk.

Yerli ve yabancı basında ve sitelerde de yer bulan, destek gören sansüre karşı bu tavırla; toplumda daha geniş kitlelerin, uygulamalardaki doğru bilinen yanlışları fark etmesi ve üzerinde düşünmesi bir parça da olsa sağlanmış oldu.

flynxs sansüre sansür
Maruz kaldığımız yanlış uygulamaları değiştirmeye çalışmazsak, ileride nasıl bir İnternet deneyimi yaşıyor olacağımızın küçük bir projeksiyonu olan bu hareket, konu üzerinde farkındalık yaratmak ve bir bilinç oluşturmak için sansuresansur.org sitesi altında herkesin katılımıyla gelişmeye, ses çıkarmaya devam ediyor olacak.

5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?

Ülkemizde, 5651 sayılı İnternet Kanunu'nun yoruma açık maddeleri, Bilişim Hukuku alanındaki mevcut eksiklikler yüzünden, uygulamada, geniş kitleleri mağdur eden kararlar verilmesine yol açıyor.

Daha önce burada, bir gecede süratle çıkarılan, üzerinde yeterince çalışılmadığı her hâlinden belli olan
5651 sayılı İnternet Kanunu'nun uygulamada yaratacağı sorunlarla ilgili endişelerimi, aklımdaki soru işaretlerini paylaşmış, konuşmuştuk*. Geçen bir yıl içinde, o sorunlar maalesef gerçeğe, yaşamımızın bir parçasına dönüştüler.

Maalesef ülkemizde, -tıpkı şu günlerde Milli Eğitim Bakanı'nın bir zamanlar eğitim affına kesinlikle karşıyken, nasıl bir anda olası siyasi bir manevra uğruna sıkı bir takipçisi olduğunu gördüğümüz gibi- bir takım siyasi hesaplar uğruna yeterince hazırlıksız uygulamaya konan,
alınan kararların sıkıntılarını yaşıyoruz.

Kanunlar değiştirilebilir, yeniden düzenlenebilirler!

Yanlış uygulamalara tavır gösterip, doğruyu talep etmek hepimizin sorumluluğu.
Oysa, pek çoğumuz, sitelere erişim engeli kararlarını haklı görüp; sebebini araştırma veya bu uygulamaları eleştirme gereğini bile duymuyoruz.

Tüm dünya zengin içeriğini kullanabiliyorken, biz, ülkemizde Youtube, Dailymotion gibi video paylaşım sitelerine erişemiyoruz.

Engellenen siteleri kullanabilmek için bulunan yan yollara rağbet edip; mahkeme kararıyla engellenmiş olsalar da, nasıl olsa o sitelere bir şekilde girebildiğimiz için kendimizi şanslı hissedip, engellenmiş olmalarını dert etmeyebiliyoruz.

Oysa sansür; başlıbaşına bir problem olmaka beraber, erişimi engellenen site içeriklerinin sırf 'eğlence'ye hizmet etmiyor; pek çok farklı meslek alanı için arşiv, bilgi kaynağı teşkil ediyor olmasıyla da, o sitelerden istifade edemediğimiz süre içinde bizi zamandan, güncel zeminden, kaynaklarımızdan geri bırakmış oluyor!

Erişimi engellenmiş siteler sadece Youtube, Dailymotion gibi video paylaşım platformları da değiller. Birilerince olası 'müstehcen' içeriğe sahip görülerek, şikâyet edilip erişimi engellenmiş, pek çok sanat içerikli yabancı site de, bu sansür rüzgârından etkilenmiş durumda.


Evet, sanat eserlerinin söküldüğü, sergilerde üzerlerinin örtüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Ama dünyada başarılara imza atmış yabancı bir fotoğraf sanatçısına, sitesine ülkemizden erişim engeli getirildiğini, eserlerinin sansürlendiğini nasıl açıklayabiliriz?

5651 sayılı İnternet Kanunu'muz, 'müstehcen' içerikli siteleri, şikâyet hâlinde erişime engelleyebiliyor. Peki ama, o içeriklerin kime göre, neye göre müstehcen olduğu kabul ediliyor? O kısmın yoruma açık olması, korkarım ki çok yakın gelecekte bizi sanattan mahrum bırakacak!..


5651 sayılı Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndaki yoruma açık maddelerin, bilişim hukuku uzmanlarınca takip edilmesi yanında, bilişim medyası ve bilişimle ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla beraber, İnternet kullanıcıları olarak bizlerin de kanun üzerinde konuşarak; eksikliklerine dikkat çekip, yeniden düzenlenmesi için bilinç sağlanmasında hassasiyet göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Yoksa, böyle ilginç(!) düzenlemelere tâbi olmaya devam edeceğiz.

Türk İnternet kullanıcısı olarak, İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz? İnteraktif iletişime, teknolojiye bakışımız; kanunlarımızla paralel mi? Geleceğin medyası, klasik medyanın kontrol edildiği gibi bir mantıkla kontrol edilebilir mi?..

'Sansür'le, zihinsel besin kaynaklarıma erişimim engellendi. Rahatsızım, rahatsızız! Bu, anlaşılsın istiyorum. Sizi de sitelerinizde, 'sansür'e karşı aynı tavrı sergilemeye ve daha geniş kitlelere ulaşıp, bu konuda bir bilinç, farklındalık sağlanmasına katkıda bulunmaya çağırıyorum.



*:
ilgili bağlantılar: '5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri', '5651, İnternet Kanunu Onaylandı','WordPress Engellenirken, Mim Dalgalarıyla Serinleyip PageRankımızı Mı Düşünelim?', '23 Kasım, 5651 Sayılı Kanun Işığında İnternet', 'YouTube'a Bir Erişim Engeli Daha', 'Bir YouTube Engeli Daha', 'İnternet Haftası', 'Bir Erişim Engeli De Dailymotion'a', 'Geleceğin İnternet'inin Önizlemesini Yapıyoruz'.

Geleceğin İnternet’inin Önizlemesini Yapıyoruz!


internetinkarariyor.com tanıtım filmi from Webiki.tv on Vimeo.

Flynxs, 'Geleceğin İnternet’inin Önizlemesini Yapıyoruz!' kampanyasını desteklemek için, 'Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir' diyerek, 14 Ağustos'ta içeriğine erişimini engelledi. 20 Ağustos 2008 akşamına kadar da, bu şekilde protestosuna devam edecek!
Her gün yeni bir site daha kapatılıyor.
Bu hızla giderse ileride nasıl bir İnternet deneyimi yaşarız, onun canlandırmasını yapıyoruz.
İki tıklamada bir karşımıza bu görüntü çıkar ise neler hissedersiniz?
Bu amaçla sitelerimizi diğer sansürlenen siteler gibi kapatıyoruz. Aynı şekilde.
'Sansür'le, zihinsel besin kaynaklarıma erişimim engellendi. Rahatsızım, rahatsızız! Bu, anlaşılsın istiyorum. Sizi de sitelerinizde, 'sansür'e karşı aynı tavrı sergilemeye ve bu konuda farklındalık sağlanmasına katkıda bulunmaya çağırıyorum.

Eğer siz de bu kampanyaya destek vermek isterseniz, sitenize eklemeniz gereken kodu buradan alabilirsiniz.

Kampanyaya yer veren bazı siteler: bigumigu, sozluk.sourtimes.org, Radikal, Hürriyet, Marketing Türkiye, MediaCat, MedyaKronik, NTVMSNBC, Techcrunch,
osocio.org, sinema.com, zargan.com, ozgeozberk.net, eksiduyuru.com...

Bir Erişim Engeli De Dailymotion'a


YouTube'a art arda gelen erişim engellerinden sonra, ülkemizden bir erişim engeli de, içlerinde Türkçe'nin de bulunduğu pek çok farklı dilde hizmet veren, sosyal video paylaşım sitesi Dailymotion'a gelmiş bulunuyor.


'Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir' yazıları, İnternet'i bir mecra olarak yeterince anlayamamış, kavrayamamış olduğumuz gerçeğini yüzümüze vurmaya devam ediyor.

Bilgiye erişim hakkımız kitlesel olarak elimizden alınıyor! Bilişim Hukuk'u mağduru olduk! Rahatsızım. Siz değil miziniz?

Paylaştığım YouTube videolarının, ülkemizden YouTube'a erişim engeliyle blog'umda görüntülenememesinden dolayı aylardır yerlerini devasa boşluklara bırakmalarına, şimdi de blog'umda Dailymotion altındaki videoların yerlerinin boşluğu eklendi. Bu, erişim engeli uygulamasının bana yansıyan zararının, gözle görülür tarafına bir örnek. Aynı durum, tüm websiteleri için de geçerli.

Ses ve görüntü kalitesi, içeriğiyle, Dailymotion kullanmaktan ne kadar memnun olduğuma, burada sıkça değinmiştim. Dailymotion, YouTube, Vimeo; öncelikli tercih ettiğim üç video paylaşım sitesi. Ve şu an, ikisini tüm dünya kullanabiliyorken, ben kullanamıyorum! Mahkeme kararıyla engelleniyorum! Engelleniyoruz!

Yoksa siz, bunda bir mantık hatası, uygulamada yanlışlık, daha da önemlisi yaşananın kitlesel olarak
özgürlüklerin kısıtlanması noktasına ulaştığını görmüyor musunuz?

Video paylaşım sitelerini eğlence amaçlı olarak kullanmaktan çok, işimle ilgili gelişmeleri, yayınları takip etmek ve zihinsel besin için kaynak olarak kullanıyorum. O sebeble bu sansürler beni ve benim gibi insanları çok fazla olumsuz etkiliyor.

Fakat, erişimi engellenen bu platformlar ister eğlence, isterse de profesyonel amaçlara hizmet için kullanılıyor olsunlar
, fark etmez, her durumda sonuç aynı. Sansüre maruz kalıyoruz. Mağduruz!

'
O kadar önemli mi? Kullanmayın biraz. Hem, sadece o video siteleri mi var, diğerlerini kullanın', deniyor. Bu maalesef bilinç düzeyinin seviyesini gösteren çok basit bir yaklaşımdan başka bir şey değil. Her video paylaşım platformunun kapasitesi, içeriği, aranan konu başlıklarında videolara ulaşabilmek için yeterli olmayabiliyor. Meselâ, YouTube'da bulabildiğim birçok videoyu başka bir video paylaşım sitesinde bulamıyorum. Haberdar olmam gereken konulardaki videoları bulabileceğim yerler engellendiğinde, etraftan aramakla zaman kaybetmek zorunda kalıyorum, verim düşürücü, sıkıntı verici bir durum bu.

Bilgiye erişimimizin engellenmesi hepimizin sorunu! Video paylaşım sitelerinin sansürlenmesi, geneli etkileyen bir uygulama olduğu için, yanlışın boyutunu fark etmemizi sağlamada iyi birer örnekler.

Tüm meslek gruplarının bu uygulamadan bir şekilde etkilendiğini söyleyebiliriz. Örneğin, bi
r bilim insanını düşünün; yeni yayınları takip edebilmesi, dünyadaki gelişmelerden haberdar olabilmesi için video paylaşım sitelerini kullanıyor olsun.

Dünyanın diğer ucundaki meslektaşının, kalp kapağı değişikliğinde kullanılmak üzere bulduğu cerrahi bir tekniğin uygulama videosunu, bu video paylaşım sitelerinden izleyerek, anında haberdar olabiliyor. Eskisi gibi sadece dergilerdeki yayınlara, kitaplara muhtaç değil; şimdi, yeni tekniklerden videolar üzerinden kolayca haberdar olunabiliyor.

Yeni tekniklerin uygulama videoları, röportaj ve tanıtım filmlerine erşimi engellendiğinde, bir insanın kendini geliştirmesinin önüne çekilen perde, hepimizin zararına değil mi?

İstenmeyen içerik yüzünden mi, izlenen videoların yarattığı yurtdışı çıkışlarındaki yoğunluğu hafifletmek için mi, yoksa başka sebeplerden mi bu tür uygulamalara maruz bırakılıyoruz bilemiyorum ama,
bu karartmalar, sansürlerden çok rahatsızım. Video paylaşım siteleri büyük birer kaynak. Tümden engellenmeleri kabul edilemez.

Konuyla ilgili, Fırat Yıldız'ın
Bigumigu'daki 'Tüm Reklamcılara, Reklamverenlere ve Herkese Duyuru!' başlıklı yazısını ve Düğümküme'de 'Youtube' başlığındaki yazıları, özellikle 'Türkiye’de Kitlesel İfade Özgürlüğü Engellemesi'ni okumadan geçmemenizi öneriyorum.

Blog'dan benzer içerikli yazılar: İnternet Kanunu, 5651, bilişim, internet...
Konuyla ilgisiz dip not: Blog yazarınız iki hafta tatil hakkını kullanıyor olacak.

Google Adsense Reklamlarıyla Gelir Elde Etmenin Kolay Yolu

Google Adsense hizmeti veya başka reklamlarla gelir elde etmenin kolay yolu, içerik hırsızlığı değildir! İçerik hırsızlığı, suçtur!

Peki, hoşumuza giden bir yazıya/görsele web'de denk geldiğimizde, onu kullanmak istersek ne yapacağız?
Sahibinin ne şekilde kullanılmasına izin verdiğine bakmamız ve ona göre davranmamız gerekiyor.

Eğer o
yazı/görselin başka yerlerde kullanılmasına izin veriliyorsa?
Eğer o yazı/görselin başka yerlerde kullanılmasına izin veriliyorsa, kullanabiliriz fakat, kendi yazımız içinde alıntı yaptığımızı belli etmemiz ve kaynak göstererek bunu yapmamız gerekiyor. Wikipedia 'Alıntı Kuralları' ve 'İntihal' başlığı, nasıl yapabileceğimizi gayet güzel anlatıyor.

Önemli olan, kendi düşüncemizi, yorumumuzu yazılarımıza yansıtmamız. Farklı kaynakların desteğine ihtiyaç duyduğumuzda da bunu, kuralına göre yapmamız.

Kopya değil, özgün içerik kazandırır!

Google Adsense reklamlarıyla gelir elde etmenin kolay yolunun, içerik hırsızlığı olduğunu sanan bir işlek zekâ sahibi(!) yüzünden yaşanan içerik hırsızlığı sonrası, geçen haftayı Flynxs'te minik bir duraklamayla geçirdik*. Bunları o yüzden yazıyorum.

Herhâlde RSS yayınımdan blog içeriğimi çalarken, içeriğimin nasıl kullanılmasına izin verdiğime dikkat etmemiştir, kendisine ileteyim belki geri adım atar diye, oyun alanıma girip oyuncaklarımı izinsiz alarak oynamak isteyen kimseye ulaşmaya çalıştım. Geri dönüş alamayınca da onu Utanç Duvarı'na astım ve çalıntı içerikle Google'dan gelir elde etmeye çalıştığı için sitesini Google'a şikâyet edip, Google Adsense hizmetlerine bildirdim. Bunun bir adım ötesi, kanuni haklarımı kullanarak Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmak...

'NoIndex, FeedFlare ve Sploglar', 'Sahicilik, Otokontrol' yazılarımda, içerik hırsızlığından bahsetmiş, blog içeriklerinin saygısızca kullanılmasından duyduğum rahatsızlığı belirtmiştim. Anlaşılıyor ki, üzerinden geçen onca zamana rağmen bu konuda pek de yol alamamışız...

Ben, denk geldiğim spam site/blogları Spam Sonuçları Bildir formunu kullanarak veya Firefox'un SpamReport eklentisi ile Google'a bildiriyorum. Splogları rapor edebileceğimiz splog reporter ve splog spot gibi servisler de var...

Temiz İnternet İçin Google Spam Formunu Kullanalım. Bunu yapmanız sadece birkaç saniyenizi alacak fakat, daha temiz bir İnternet var etmemizi sağlayacak!

Utanç Duvarı, içerik hırsızlıklarını sergileyebileceğimiz bir alan, benzer bir durumla karşılaştığınızda kullanabilirsiniz...

Selçuk Hoca'nın
'Çalıntı İçerikle Mücadele Yöntemleri' ve Güneçin Tam İçinde'denin '(ç)Alıntılama Sanatında Zen!' yazıları da bu konuda son derece bilgilendiriciler, okumadan geçmeyin lütfen...

[*: Bunlar olurken merak edip, ilgi göstererek destek olan herkese çok teşekkür ederim.]

İnternet Haftası



İnternet'in Türkiye'ye gelişinin 15. yılında, 7-20 Nisan tarihleri arasında 'İnternet Yaşamdır!' diyerek 11. 'İnternet Haftası'nı kutluyoruz.

Geçen yıl '
İnternet Haftası'nı kutlarken, buna benzer bir yazı yazmıştım ve o zaman Antoloji ve EksiSözlük'e mahkeme kararıyla getirilen erişim yasağını, bunun ne kadar yanlış olduğunu konuşuyorduk. Geçen süre içinde 5651 sayılı İnternet Kanunu çıktı ve uygulamaya kondu, sansürlenen siteler arttı, şimdi ise ifade özgürlüğünü kısıtlayan İnternet yasaklarının 'ülkeye zarar vermeye başladığını' konuşur olduk.

İnternet haftası kapsamında yapılan, altta okuyacağınız açıklamadaki oranlar, İnternet'in ne olduğunu ve kullanmayı pek de iyi bilmediğimizin ispatı niteliğinde.
Dünyada 1,3 milyar İnternet kullanıcısı, 550 milyon kayıtlı bilgisayar, 158 milyon alan adı, 150 milyon web, 100 milyar civarında web sayfası, 100 milyon civarında video ve 60 milyon civarında kişisel web/blog olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye'deyse 20 milyon civarında kullanıcı; 2,5 milyon bilgisayar; 150 bin Türkiye içinde, 700 bin Türkiye dışında alan adı var.

Nüfusun %27’si İnternet'i düzenli kullanıyor. %70’i hiç İnternet kullanmamış ve %22’sinin İnternet hakkında hiç bilgisi yok.
Evlerin %81’inde İnternet bağlantısı yok.
Kadınların %80’i İnternet kullanmıyor.
İnternet ile yaşamda 15 yılı doldurmuş olduğumuz ve çıkan bu sonuçları yan yana koyduğumuzda, zihninizde canlanan tablo size ne düşündürüyor? Bu gerçeğin neresindesiniz?

5651 sayılı İnternet Kanunu'nu yoruma açık maddeleriyle çıkaran ve tuhaf uygulamalarını izlemek durumunda kaldıklarımıza, acaba İnternet'i nasıl tanıtabiliriz? Kötü, sakınılacak bir yer gibi gösterip, sansürle bizi korumaya çalışanlara, 'İnternet Haftası' bir bilinç yükselmesi sağlayabilir mi? Bilemiyorum. Ama hepimizin bu yönde bir çaba göstermesi gerektiğini düşünüyorum.

Bilişim Sivil Toplum Kuruluşları Platformu (bt-stk.org.tr), bu bağlamda yine her yıl olduğu gibi anlamlı etkinlikler düzenliyor. internethaftasi.org.tr adresinde 'Aktif Katılım' sayfasından, etkinlikler ve amaçlananlarla ilgili detaylı bilgiye ulaşabilir, siz de katılıp destekleyebilirsiniz.

İnternet'ine Sahip Çık, İnternet Yaşamdır!

Blog Ödülleri 2008

blog odulleri 2008 logoTürk Blog Dünyası'nın gelişimine katkıda bulunmak amacıyla organize edilen "Blog Ödülleri", sürekli ve özgün blog içeriğini artırmayı ve böylece Türkiye'de internet sektörünün de ilerlemesine yardımcı olmayı hedefliyor.

Türkiye'de sayısı 1,5 milyonu bulan ve sosyal medyanın en önemli parçalarından birisi haline gelen blogların ödüllendirilmesi, hem kaliteli blog içeriğinin teşvik edilmesi, hem de ülkemizdeki internet kullanıcılarının kendi beğenilerine uygun blogları tanımaları için fırsat sağlayacak...

2008.blogodulleri.com adresinden, blog ödülleri blogundan konuyla ilgili detaylara ulaşabilirsiniz. Blog Ödülleri 2008 için kayıtlar, 15 Nisan'a kadar devam edecek. Şartlara uygun içeriğe sahip bir blogunuz varsa katılıp, en azından blog bilinirliğinizi artırabilirsiniz.

Güzel bir proje, yerinde bir girişim olduğunu düşünüyorum. Bir ilk olması da, heyecan verici. Umarım amacına başarıyla ulaşır. Türk Blog Dünyası'nın böyle bir dinamiğe ihtiyacı vardı.

Blog ödülleri bloguna uğramışken, Blog Ödülleri Logo Hikâyesi'ni de okumadan geçmemenizi öneririm; logo hikâyesinin anlatımı, hoşuma giden taraflarından biriydi...

Çocuk İstismarını Durdurun! [Mim]



Bu afişler [görselleri daha büyük görüntülemek için üzerlerine tıklayabilirsiniz], başlatılan 'Çocuk istismarını önleme' hareketi kapsamında Doctus Bilgi Güvenliği Forumu bünyesinde açılan 'İnternette Çocuk İstismarı' bölümünden. Çıktılarını alarak okul iş yeri gibi ortamlarda görülebilecek yerlere asabilir, konuyla ilgili farkındalık sağlanmasına yardımcı olabilirsiniz.

Doctus'taki 'İnternette Çocuk İstismarı' bölümünden konuyla ilgili tüm detaylara erişebileceğiniz, akademisyenler ve kurumların desteğiyle gelişen bu güzel projeye destek olmanın bir yolu da, şimdi benim yaptığım gibi, konunun daha geniş bir platformda yankı bulmasını sağlayabilmek için 'Dünyayı Güzellik Kurtaracak' mim pasına dahil olmak.

Çocuk istismarına en müsait alanlardan biri olan internette başlayan bu projeye blogkürenin mimleriyle destek olması bekleniyor!
Bunun için sadece 3 şey yapmamız yeterli; 'Çocuk istismarını durdurun' sloganına ve -forumdan edinilebilecek- ilgili banner'a blogumuzda yer verip, çocukluğumuzdan hatırladığınız bir şarkı ve şu anda dinlediğimizde hissettirdiklerinden bahsetmek...
Banner yerine 'Çocuk İstismarı Nedir?', 'Vucudun Senindir, Onu Koru' afişlerine yer vermeyi tercih ettim.

Çocukluğumdan hatırladığım şarkı ise,
Vivaldi - The Four Seasons; ben veya bir başkası bana masal/kitap okurken dinlemeye, İlkbahar ve özellikle Sonbahar'a bayılıyordum.

Salt kendi başına müzik, zihinde masalsı bir dünya yaratmaya yeterken bunu masallarla birleştirmem, hayal gücüme enfes ziyafetler vermekten hoşlandığımın bir göstergesi, olabilir. Şimdi dinlerken de, benzer tadı ve çoşkuyu duyumsayabiliyorum, belki bu, o müziklerin zamanüstü olarak niteleyebileceğimiz bir kategoride olmasındandır. Ya da bazı şeyler/beğeniler hiç değişmiyor, diye de düşünebiliriz...

Nedense, şimdiki imkânlara ve çocuklara kıyasla, 'Susam Sokağı' izleyip, 'sevdiğim sayı 6' şarkılarıyla büyüyen çocukların daha masum ve hayal güçlerini kullanma imkânlarının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Onlardan biriyim. Peki ya siz? Ne dersiniz? Sizce de, seçenekler çoğaldıkça tatminsizlik ve o tercihlerin getirdiği riskler de artmıyor mu?


İnternet'te çocuk istismarına engel olmak için,
'Child Exploitation Tracking System - CETS'in Türkiye'de devreye gireceği haberlerini okumuştuk. Yakın zamanda çıkan 5651 sayılı İnternet Kanun'u da bu anlamda ciddi yaptırımlar içeriyor. Fakat yine de bunlar, toplumca kişisel duyarlılık sahibi olmadan aşılabilecek konular değil. O yüzden her birimize sorumluluklar düşüyor...

Doctus'tan gelen 'Dünyayı Güzellik Kurtaracak' mim pası, sevgili Osman S Börütecene'den tarafıma iletildi. Ben de, blogumdaki bağlantılarımdan seçtiğim Sunipeyk, Devletşah, Yakuter, Ben Konuşuyorum, İzmirde Sanat, İşitme Kaybı, Ben Hayattayken bloglarına ve size, konuya temas edeceğinizi umarak iletiyorum. Çocuk istismarını durdurun!



Susam Sokağı şarkılarından birini post sonuna almak istedim ama YouTube erişilemezliğini koruduğu için çok fazla seçme şansım olmadı. Hâyli eskilerden ama bir o kadar da komik 'Sesame Street-Manamana'...

Konuyla ilgili bağlantılar: Wikipedia Çocuk İstismarı. Bu projeye de dahil olan Ankara Çocuk Koruma Birimi Başkanı Prof. Dr. Betül Ulukol'un zamanında yaptığı bir açıklama 'Tacize Uğrama Yaşı 1'e Düştü'.

Bir YouTube Engeli Daha

An itibariyle blogumdaki yazı alanları arasındaki devasa boşlukların sebebi, -alttaki görselden de görebileceğiniz üzere- ülkemizden YouTube'a erişimin yine engellenmesi yüzünden videoların görüntülenemiyor olmasıdır.

Ne kadar süreceğini bilemediğimiz, blog içeriğini bu hâle getiren bu tuhaf durum için özür dilerim.
Farklı DNS veya proxy kullanmanız bu sıkıntıyı hissettirmeyebilir. Bilişim Hukuku'nun ülkemizdeki durumu böylece her fırsatta yüzümüze vuruluyor maalesef...



Bu durumdan çok rahatsızım. Hani tüm site değil de sadece YouTube'daki içeriğin rahatsızlık verici kısmı engellenecekti? Şimdi yine ne oldu da böyle bir geri adım atıldı! Örnek teşkil edecek düzgün bir karar verilse de, bari bundan sonraki uygulamalarda tüm mahkemeler ona göre davransa, diye umuyorum ama...

Peki bu tür site engellemelerinde, blog içeriklerine dahil edilmiş olan videoların görüntülenmeye devam edebilmesinin bir yolu yok mu? Olsa iyi olurdu...

Konuyla ilgili benzer bir bağlantı: YouTube'a Bir Erişim Engeli Daha.

Twitter



Mikro-blogging servisi Twitter üzerinde deneme turları atıyorum. Twitter nedir sorusuna eğlenceli bir cevap olan video, Twitter in Plain English'den. Ben ise, @flynxs'teyim, yani şimdilik alışmaya çalışıyorum, yandaki blog menüsünde bunun bir yansımasını da bulabilirsiniz...

Bu konu ilginizi çektiyse şu da çekebilir: Online Bookmark Servisleri, Del.icio.us.

A History of Evil



'A History of Evil' videosuna, takip ettiğim feedleri kontrol ederken Murat Kgirgin'de, 'Pictogramlarla Dünya’nın Kısa Tarihi' başlığı altında denk geldim. 'Zamanda Yolculuk' mevzusuna daha yeni değinmişken, tarihte mini bir seyahat yapmayı sağlayan bu eğlenceli animasyon oldukça hoşuma gitti, buraya da almak istedim.

Konuyla ilgili olabilecek bağlantılar:
'Piktogramlar İstanbul`da', Wikipedia-Piktogram.

Konuyla ilgisiz ama, gözden kaçmasa iyi olacak bağlantılar:
'Google'dan buldum, kullandım', gibi bir mantıkla hareket edecek bilinçten çoktan uzaklaşmış olacağımızı düşünmek istesem de, Alıntı Kuralları'nı anımsamanın ve Süleyman Sönmez'in (ç)Alıntılama Sanatında Zen! ile -doğal/konuştuğumuz gibi yazmanın yazım kurallarına dikkat etmemek olmadığını unutmadan- Don Kişot'un 'Üşengeç Blog Yazarının İmlâ Kılavuzu' başlıklı yazılarını, rahat bir zamanımızda detaylı okumamızın kimseyi yormayacağını düşünüyorum.
5651 sayılı yeni internet kanunu ve yaptırımlarından -hapis, para cezası, site engelleme- haberdar olmayanlarımız kaldı mı? 'Erişim Engelleme Çelişkisi' ve 'Şimdi Site Yasaklatmak Çok IN (Moda)', başlıklarını okumalarınıza dahil etmeyi unutmayın.
'MSN'de Yasaklanan Kelime', 'Microsoft'tan "Rahip" Açıklaması'. Kim bilir daha farkında olmadığımız ne şekillerde engellenerek korunuyoruz?! Geçen gün, sistemimde virüs/spy olduğu gerekçesiyle Google, alanlarına erişimimi verdiği uyarıyla engelledi; web'de gezebiliyor ama, Google'ın hiçbir servisini ne de Blogger'ı erişip kullanamıyordum?! Oysa sistemimde de bir sorun yoktu. IP'mi değiştirip çerezleri/logları temizleyerek internete yeniden çıktığımda problem ortadan kalkmıştı! Çok korktum(!) ya bir gün gerçekten Google'a erişemezsek? YouTube'u engelleyen zihniyet, Google'ı engellemeye niçin kalkmasın?
'Hızlı habercilik ve rekabetin empoze ettiği bir duygu'; internet haberciliğinin bugünü, maalesef. Sadece kâğıt üzerinde ve tv'deki yayınları önemseme dönemini aşamadık. 'Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız?' desek de, bir yere kadar...
'Mimari, endüstriyel tasarım, basın, sinema ve... Disiplinler arasında yalpalayan grafik tasarımı!' ise, yine enfes bir A. Selim Tuncer yazısı...

Online Bookmark Servisleri, Del.icio.us

İlgimi çeken konuları biriktirdiğim paralel bir alanın yansıması olarak del.icio.us linklerim, yan menüde yer alıyorlar. Bununla beraber -umarım, feedlerimi takip edenler bu durumdan memnundur- yeni bir gönderi olarak blog feedlerime de yansıyorlar.

İçlerinde buraya post olarak almak istediğim fakat zamansızlıktan yazamadıklarım da olduğu için, post gönderi muamelesi yapabilirsiniz onlara, bu hoşuma gider. Fakat daha çok hoşuma gidecek olan, delicious gibi online bookmark servislerini kullananların sayısının artması olacaktır.



Bilgisayarımızda beğendiğimiz siteleri -
sonradan yeniden bulmak kolay olsun diye- favorilerimize ekleyerek, browser'ımızın yer imlerinde saklıyoruz.

Oysa
online bookmark servisleri bizi hem bu linklerin sadece kendi bilgisayarımızla sınırlı kalmasından kurtarıyor, hem de web üzerinde istediğimiz zaman/yerden erişimimize imkân sağlıyorlar.

İlgimizi çeken konularda aradığımızı bulmak için takip edebileceğimiz iyi bir yol haritası olarak da kullanılabilmesi, bu servislerin benim sevdiğim diğer güzel yanlarından biri.

Etiket ve kategori sistemiyle sakladığımız linkler arasında sonradan arama yapıp, aradığımızı bulmamızı kolaylaştıran, beğendiğimiz linkleri diğer kullanıcılara gönderip tavsiye edebileceğimiz yapısı ve rss üzerinden yayına imkân vermesiyle del.icio.us, oldukça işlevsel ve kullanımı rahat.

Aynı zamanda web üzerinde bir içerik oluşturucusu, meselâ blog yazarıysak; bu paylaşım siteleri, içeriğimizi başkalarınca kolay ulaşılır hâle getirmemizi de sağlıyorlar ki, bu anlamda da oldukça faydalılar.

Alttaki video, 'social bookmarking' mantığını hoş bir şekilde somutlaştırarak sunmasıyla, durumu zihnimizde canlandırmamızı kolaylaştırıyor.



115 Social News and Bookmark Sites Ranked and Rated, wikipedia: Social bookmarking, Bildirgeç: Social bookmarking bağlantıları ise, olası sorulara cevap bulmanın birkaç yolu...

Özellikle blog kullanıcılarındaki paylaşım bilincinin ne kadar gelişmiş olduğunu biliyoruz. Genel web kullanıcılarına da bu iyi bir örnek oluyor. Fakat buna rağmen
maalesef bu anlamdaki sosyal paylaşım ortamlarını yerli kullanıcılar olarak pek değerlendiremediğimizi, henüz bu yönde yeterli alışkanlığı geliştiremediğimizi düşünüyorum.

Online bookmark servislerini kullanıyor musunuz ya da kullanmayı düşünmez miydiniz?
Siz 'social bookmarking' hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bannecker, Chua, Guerlais



İllüstratör Andrew Bannecker portfolyosu altındaki işler, desen ve renk kullanımıyla sade fakat dikkat çekici. Sevimli, eğlenceli bir iletişim dili olduğu söylenebilir.



Charlene Chua ise, daha keskin, derinlikli işleri olan başarılı bir başka illüstratör. Sitesine yeni işlerini eklemiş. Portfolyosu, görülesi...

Bu post'un gönderinin, -hoşuma giden- illüstrasyonlar arasında gezintiye imkân vermesiyle mini bir görsel şölen tadında olmasını istediğimden; basitten karmaşığa gidip, Gérald Guerlais'den bahsetmeyi sona bıraktım.



Gérald Guerlais portfolyosu eminim sizin de içinizde hoş bir ferahlık duyumsamanızı sağlayacaktır, işleri hakkında ayrıca beğeni cümleleri sarfetmeye kalkmıyorum bile.

Kendisi, aynı zamanda ilgiyle takip ettiğim blog yazarlarından biri. sketchtravel.com için hazırlanan, altta izleyebileceğiniz 'Sketchtravel Clip'te de imzası var ve geraldraws.blogspot.com altındaki blogundan bu hoş
video ile ilgili detaylara da ulaşabilirsiniz.


Dip not:
YouTube için yeni bir başvuru daha yapılmış; şikâyet edilen video kaldırılmazsa yine yeni bir engelleme daha gündemde olabilir bu günlerde, maalesef [bknz: Youtube'a beşinci erişim yasağı İzmir'den].
Bu fırsatla, videolar için daha tatmin edici bir ses kalitesi sunduğundan tercihim olan Dailymotion'ı kullanabileceğinizi anımsatmak istiyorum.
Bir de, -sonra, 'haberim yoktu', demek gibi bir lüksümüz olmayacağından- 5651 sayılı yeni internet kanunuyla ilişikli son duyuruyu, yayımlanan yönetmelik ve eklerini okumanızı öneriyorum. Hakan Uygun'un konuya değindiği 'Yer Sağlayıcılığı Faliyet Belgesi' başlıklı yazısı da ilginizi çekebilir...

The Ultimate Break, Nestlé KitKat



Akama Studio imzalı “The Ultimate Break”; Nestlé KitKat Fransa için hazırlanmış eğlenceli olduğu kadar güzel de bir viral reklam çalışması. Detayları, www.kitkat.fr'de.

Şu sıralar ülkemizde de,
televizyonlarda dönen 'molana tat kat' sloganlı -ne kadar etkili olduğu tartışılır- bir Nestlé KitKat reklamı (bknz: YouYube: Pelin Karahan Kit Kat reklamı) var.

“The Ultimate Break”e dönersek, evet, ofiste sıkılıp bunalınca minik bir 'çikolata' molası vermek, enfes olabilir. Fakat bu çikolata, Nestlé ürünü mü olur -boykot mevzuları filan da var firmayla ilgili, konunun o noktası bilmiyorum hiç ilginizi çekmiş miydi-, orası, tartışmaya açık ayrı bir mevzuya gider...

kitkat.fr'den sonra bir de Nestlé Türkiye'nin web sitesine bakayım, dedim. Geçen zamana rağmen değişen pek de bir şey olmadığını gördüm, maalesef.

Geçen zamana rağmen, diyorum. Çünkü, 2005'te
Nestlé ile ilgili bir sorun yaşayıp, web sitesi üzerinden yetkili biriyle temas kurmaya çalışmıştık.

Hoş bir deneyim değildi. Sonrasında blogda yazdığım bir yazıda durumu eleştirmiş; Nestlé Türkiye'nin web sitesinin kullanıcı dostu bir arayüzü olmadığını, bunun da maalesef firmanın Türkiye'de son kullanıcıyla teması pek önemsemediğinin göstergesi olduğuna değinmiştim.

Konuyla ilgili -kendi yazımı şuan bulamadım ama,
blogu hâlen devam ettiği için yazısı erişilebilir durumda olan- Serdar Öner'in 'Nestle.com.tr' başlığındaki benzer eleştirel yazısını okuyabilirsiniz. Göreceksiniz ki Nestlé, zamana yenilmemekte oldukça kararlı(!). Ve öyle anlaşılıyor ki, Türkiye pazarında interneti etkin bir mecra olarak kullanmaya pek ihtiyacı yok(!), yaratıcı(!) tv reklamları yeterli görülüyor.

Haftaya, güzel bir animasyonu paylaşarak başlayalım, istemiştim ama, laf uzadı ve bu gönderinin içeriği hâyli esnedi.
“The Ultimate Break”i beğenmiş olacağınızı umuyorum...

YouTube'a Bir Erişim Engeli Daha

[21 Ocak 2008 itibariyle konu sonuna ilave yapıldı.] Türkiye'den YouTube'a yeni bir erişim engeli kararıyla daha karşı karşıyayız.

Bugün, normal yolla youtube.com'a girmeye çalıştığımızda, açılmayan sayfalarla karşılaştığımız gibi, bloglarımız üzerindeki YouTube kaynaklı videolar da gösterilemedi (bu mevzu devam ettiği sürece de maalesef gösterilemeyecek).

Can sıkıcı bir durum! Şu an bu yazının yerinde, hafta sonu müziği için hazırladığım, Jose Mourinho ilgimden - sayesinde futbolun gözüme ne kadar sevimli gözükmeye başladığından - Fifa 2008 müziklerinden bahsedip içlerinde beğendiklerimden birkaçının videosunu paylaştığım, güzel bir yazı yer alıyor olacaktı. Ama, yazı içinde istediğim videoları göstermeme engel olan bu gelişme yüzünden, memnuniyetsizliğimi ifade eden bu yazıyı yazıyorum.
Savcı Kayral, mahkemeye yazdığı yazıda şunları belirtti:
“Yapılan suç ihbarı üzerine başlatılan 5816 sayılı Atatürk'e Karşı İşlenen Suçlar Hakkında Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299, 301, ve 125/3-a maddelerine aykırılık suçlarından yapılan soruşturmada; youtube.com sitesinde ‘turko maymun' isimli video klibi ile yapılan yayın hakkında 5651 sayılı yasa gereği internet sitesine erişimin engellenmesine karar verilmesi.”

Mahkeme, siteye gerişimi engellerse Türkiye de ilk kez "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"a muhalefet edildiği gerekçesiyle bir site yasaklanmış olacak. [bknz: Atatürk'e Çirkin Saldırı!, YouTube'a Yasak Gündemde]
5651 sayılı yeni internet kanunu uyarınca, istenmeyen içerikli yayınlar engellenebiliyor. Fakat biz şu an, engellenen siteyi normal yollarla Türkiye'den göremezken, tüm dünya görmeye devam ediyor! Bu, ne kadar akla, mantığa uygun bir durum? Bir şeyleri korumanın yolu sansür olabilir mi? Olmamalı!

İstersek, DNS değişikliği ve proxyler üzerinden engellenen siteyi görebiliyoruz ki, bu da uygulamanın tuhaflığının ayrı bir detayı.

Durumu, bilişim konusunda adımıza tarihe geçmiş yeni bir ayıp olarak niteleyeceklere, söylenecek bir laf olabileceğini düşünmüyorum. Kesinlikle haklıdırlar.

İstediğim videoları normal yollarla görüntüleyemediğim için şu an ben ve benim gibi herkes madur edilmiş durumda! Bu da çok saygın kanunlarımız ve işleyişleri sayesinde oluyor. Bir tarafta iyi bir şey yapmaya çalışırken diğer taraftan başkalarını madur etmek niye, bunu anlayamıyorum.

Tabii ki Atatürk'e karşı yapılmış saygısızlıktan rahatsızım, ama arzu ederdim ki bu rahatsız durum, yeni rahatsızlıklar yaratmayacak şekilde ortadan kaldırılabilmiş olsaydı. Bunu yapmanın teknolojinin imkân verdiği yollarının var olduğunu ben biliyorum. Kanun uygulayıcılarımız mı bilmiyor?!

Konu hakkında web'de detaylı bilgi bakarken, 'Savcılar farklı, adalet de farklı!' başlıklı bir gazete haberine denk geldim. Siz de okuyun isterim. Bu olayla ilgili olan savcı Kürşat Kayral'ın da isminin geçtiğini fark edeceğiniz haberde; bir olay karşısında aynı kanunlarla hareket eden iki savcının tavrının ne kadar farklı olabildiğini göreceksiniz.

5651 sayılı kanun'un uygulamasıyla ilgili aklımdaki soru işaretlerinden bahsetmiştim. Bu gelişmeler de, onları doğrular nitelikte gibi gözüküyor, maalesef.

Patlayan ara sokaktaki minik bir boru sokağı ıslatıyorsa ara vanadan su kesilip tamir edilir, tüm kent susuz bırakılmaz!

Kanunları internet üzerinde, normal hayatta uyguladığımız biçimde uygulamaya çalışamayız. Wordpress bloglarının hâlâ kapalı olması ve bu gelişmeler gösteriyor ki, bilişim hukuku üzerine yetkin kimselere ve kanunlarımızın hazırlığı ve uygulamasında bu kişilerin bilgisinden istifade edilmesine ihtiyacımız var.

YouTube
sadece durumun vahametini gösteren bir örnek. Bu gün YouTube, yarın belki Blogger blogları, ve hatta Wikipedia ya da Google! Google ya da Wikipedia'nin başına bunun gelemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? Çin, Wikipedia'yi yasaklayabilmişti...

Bu karartmalar, sansürlerden çok rahatsızım.

21 Ocak 2008 itibariyle konuya ilave:

Benzer şekilde engellenmiş sitelere
opendns ile erişilebilmesine rağmen artık, IP'den engelledikleri için YouTube'a ulaşılamıyor!

Yapılan yanlış, dedikçe; konunun tuhaf yönlerinin altı çizildikçe; aşama aşama bir engelleme durumuyla karşı karşıyayız. Saklanmaya çalış(ıl)anı tüm dünya görüyor, bilmeyen kalmadı sayenizde!

2008 Yemek Başkenti, İstanbul

New York Times gazetesinde, 2008 yılında mutlaka gidilmesi gerekli yerler sıralamasında İstanbul; zengin yemek kültürüyle ilk sırada, Yemek Başkenti olarak gösterildi.

CafeFernando blogunun sahibi
Cenk Sönmezsoy'un önerileriyle tanıtılan İstanbul; “Son yemeğin olacağını bilseydin, İstanbul’da ne yerdin?” sorusu üzerine verdiği Çiya cevabıyla da, yemek kültürüne örnek, güzel mekânlarından birinin ismini dünyaya duyurmuş olarak New York Times'da yer bulmuş oldu.

Bu güzel haberi sevinçle karşıladım ve gurur duydum. İstanbul'un ve beğenerek gittiğim mekânlardan biri, Çiya'nın isminin bu fırsatla dünyaya duyurulmuş olması da çok hoşuma gitti. Fakat ülke gündemi içinde, böyle güzel bir haberin medyada minik bir yer bularak geçiştirilmiş olmasına üzüldüğümden, burada altını önemle çizerek bir kez daha aktarmış olmak istedim.
İstanbul, 2008 Yemek Başkenti; 2010 Dünya Başkenti olacak ama, buna hazırlık yeterli mi, tanıtım fırsatı olarak değerlendirilebilecek mi, tartışılır. Umarım, en iyi şekilde değerlendirilebilir.

Matt Gross kaleminden, New York Times'daki Foodie Destination Istanbul Cultures Meet at the Dinner Table yazısını ve Cenk'in, blogunda 'Son Yemeğim' başlıklı yazısında da aktardığı, bu güzel gelişmeyle ilgili detayları, mutlaka okumanızı öneririm.

2008 yılında 'yemek yemeye' İstanbul'a, önerisine yazıda; 'macera yaşamaya' Grönland'e, 'hesaplı tatile' Arjantin'e, 'aile olarak dünyayı tanımaya' Afrika'ya, 'lüks tatile' Moskova'ya, 'parti yapmaya' Dubai'ye, 'kültür tatiline' Berlin'e davet önerileri eşlik ediyor...

Ülkemizde blog yazarlarına nasıl yaklaşıldığına, geçen günlerde taze bir örnekle tanık olmuş ve tavır göstermiştik. Bu fırsatla, b
ir 'blog yazarı'nın önerilerinin bir gazete için dünyadaki önemine, dikkatinizi çekmek istiyorum. Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız hâlâ?

Keyifle yenilmiş, güzel bir yemek gibisi yoktur. Çiya ve özel mantarlı pilavıyla Gelik'ten karışık bir menü isterdim ben. Ne dersiniz? Peki siz,
son yemeğiniz olacağını bilseydiniz, İstanbul’da ne yerdiniz?

Teşekkürler, Cenk...

Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız?

İnternet ortamı iletişim aracı olarak ne kadar etkili? Moda üslûpla söyleyelim: Blog’lar, Facebook’lar falan yânı(!)... Internet yazarlığı falan yânı(!)...

...blogları kullanarak kurumsal ya da bireysel iletişimin yönetilebileceğini iddia eden ‘trendy’ arkadaşlara da inanmıyorum; ürünleri bu yolla pazarlayacağını ileri süren iletişim ‘sihirbazlarına’ da...
Bu satırlar maalesef, Ali Saydam'ın 'Benim ‘blog’um da yok Facebook üyeliğim de!', yazısından.

Blogların, Facebook'un daha doğrusu İnternetin, bir mecra olarak ötelenmeye çalışıldığı böylesi yaklaşımlardan rahatsızım. Bir de sahip olduğu sıfatla değerli insanlar böyle tavırlar içinde bulununca daha da çok üzülüyorum.

Ali Saydam'ın yazısında; herkes bir Facebook yazısı yazıyorken, ben de muhalif bir Facebook yazısı yazayım mıydı niyet, yoksa kendisinin de
...‘ölçmüyorsan yapma ya da söyleme’ ilkesini şiar edinsem de ölçmeden bir tespit yapmaktan kendimi alamıyorum...
diyerek belirttiği gibi, elde etraflı bir done olmadan, sırf son zamanlardaki magazin programlarına yansıyan Facebook çılgınlığı(!) etkisinden rahatsız olarak yazmış olduğu bir yorum muydu, bilemiyoruz.

Ama,
Ali Saydam'ın kim olduğunu ve bulunduğu noktayı biliyoruz. O yüzden de, bu talihsiz değerlendirme, onun gibi birine hiç yakışmıyor, maalesef, diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz. İlerleyen dönemde edineceği daha etraflı bilgiyle, mevzuya şimdi getirmiş olduğu bu yorumdan nasıl döneceğini, merak ediyorum.

Kaliteli blog içeriklerinin; paylaşım esasıyla ve bir takım çevrelere sevimli gözükme kaygılarından uzak,
özgürce üretildiğini biliyoruz. Takip ettiğim bloglar arasında, birçok gazete köşe yazarının sunabildiği performansı solda sıfır bırakacak kalitede olanları var.

İnternet yazarı sıfatıyla yayın yapan blogların gücünün bu şekilde azımsanmasını, bir kısım medya mensubunun ürktüğü yeni bir rekabet unsurundan kaçınma çabası, ya da daha iyi niyetli bir yaklaşımla,
bir mecra olarak internetin hâlâ yeterince tanınamamış, doğru algılanamamış olmasına bağlıyorum.

Tanımadıklarınızla konuşmayın, sıkı giyinip ailenizle dolaşın”, diyen; çıkardıkları kanunlar ve uygulama şekliyle internet kötü, pis, sakınılacak bir yermiş de korunmak için tek elden sansür en güvenilir yolmuş dayatması getiren; internet’in gerçekliğinden bu kadar uzak yöneticilerin olduğu bir ülkede; algılama yönetimi, iletişim dersleri verecek seviyede olanların da böyle yorumlar yapmasına şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum(!) ama, rahatsızım.

Televizyon, telefon icat edildiğinde de, bunları kim evinde kullanmak ister ki, gibi şeyler söylenmişti. Ama bakın günümüzde nasıl bir seviyeye ulaşmış durumdayız. Bloglar ve internet üzerine kulaktan dolma bilgilerle ahkâm kesmek de, biraz da fark etmeden kendini böyle bir konuma sokmaya neden olmuyor mu sizce de?
İnternet ortamında pozitif mesajlar ilgi görmüyor ve kulaktan kulağa yayılmıyor.
diyor, sayın Ali Saydam, yazısında. Oysa insanlar, bir ürünü tercih etmeden önce, kullanıcı deneyimlerinden istifade etmek için internet üzerinde araştırma yapıyor, bloglar, forumlardaki yorumları okuyorlar.

İster sürekli takipçilerim, isterse arama motorlarından konuyla ilgili gelen ziyaretçiler olsun,
rahatsızlıklarımdan söz ettiğim yazılar kadar, pozitif bir mesaj ilettiğim yazılarımdan da bu etkiyi gözlemleyebiliyorum. Blogunda paylaşmış, O memnunsa, ben de kullanayım, memnun kalırım diye düşünüyor insanlar ve iletişim kurarak fikir edinmek istiyorlar.

Yakından, kendi blogum üzerinden birkaç örnek; paylaştığım Fako deneyimi, Lipton, Termofor, Powerturk.tv yazılarımdan sonra aldığım geri dönüşler, benim için bunun basit somut bir kanıtı.

En cezbedici reklamdansa tüketiciler, diğer tüketicilerin tavsiyelerine inanıyorlar. Sonuçlar, %80 oranında bunun böyle olduğunu gösteriyor. Durum böyleyken, peki ilk ağızdan yorumların aktarıldığı, paylaşıldığı blogların varlığını, azımsamak niye?

Aksine, internet ortamında pozitif mesajlar ilgi görüyor ve kulaktan kulağa yayılıyorlar!

Dünyanın en eski pazarlama yöntemi olan “ağızdan ağıza pazarlama” (WOM), bunun farkına varanlarca kullanılıyor ve bir strateji olarak diğer yöntemlerle kıyaslandığında
ölçülebilir sonuçlar 'WOM marketing'in farkını ortaya çıkarıyor.

İnternet medyasının gücünü azımsamak; reklam bütçelerini kabarık tutmak için eski bildik yöntemlere bir dönem daha tutunabilmek çabasıdır ancak, diye düşünüyorum. Yoksa sanmıyorum ki b
logların iletişimdeki önemine inanmayan reklamcılar, bu zamanın insanları olabilsinler!

Osman S Börütecene'nin, Ali Saydam'dan Sürpriz Bir İnternet Yaklaşımı, başlıklı güzel yazısına uzun bir yorum bırakmaktansa, bir 'internet yazarı' olarak kendi blogumda konudan bahsedip, altını bir kez daha çizmek istedim.

Blogun Hayatımızdaki Yeri, yazımda belirttiğim gibi;
Türkçe içerikli, kaliteli blogların varlığını önemsiyorum. Türkçe Yazım Kuralları'na dikkat eden, düzgün içerikli blogların sayısının çoğaldığını görmek istiyorum.

Düşüncelerinizi rahatça aktaracağınız, iletişim, paylaşım platformu olarak kullanacağınız bir blog sahibi olun ve bilgi, deneyimlerinizi aktararak siz de arkanızda kalıcı, güzel bir iz bırakın.

Yoksa siz de blogların iletişimdeki önemine inanmayanlardan mısınız?

Blog'un Hayatımızdaki Yeri [mim]


'Blogun Hayatımızdaki Yeri' konulu, röportaj kıvamında bir mim dalgası başlatmış, MaFİAMaX* blog.
1-) Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
2-) Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
3-) Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
4-) Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
5-) Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Sevgili Artemis*, cevap bekleyen bu soruları yanıtlayıp, benim de blog sahillerime doğru göndermiş, mim dalgasını.

Yanıt verdikten sonra, zinciri kırmamak için başka bloglara yönlendirmem gerekiyor. Önce kendi cevaplarımı yazıp, bir platform olarak blogların önemine değineceğim. Sonra da 'blogunuzun, hayatınızdaki yeri nedir?', diyerek pasladığım blogları yazacağım...

1.Blog yazmaya ilk defa, 2004'te; forumların devamı olarak yazılarımı bir arada tutmuş olmak ve istifade ettiğim şeyleri not düşmek için başladım.

2005'te, ilk Türkçe reklamblog'unda, şimdikine benzer bir formatta ve başka sitelerde yazıyordum. Sonrasında Flynxs'i düzenleyip, tasarım, reklam ağırlıklı ama, yelpaze aralığını biraz daha geniş tutarak, etkilenimlerimi not düşmeye başladım, devam ediyorum.

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide, fakat bu içimden geldiği gibi yazmama da engel olmuyor. Sonuçta mevzuyu blogumun genel temasına bir şekilde bağlıyorum, ki genel tema da zaten, etkilenimlerimden oluşuyor.

Yaratıcı sürecimi destekleyen, avladığım ilham noktacıkları ve biriktirdiğim bilgi parçacıklarını; ben istifade ettim, başkalarının da işine yarayabilir diye ve ileride, geriye dönüp baktığımda; şu zamanda şunu kullanarak şunu yapmıştım, diye anımsamak için not düşüyorum.

3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat etmem gerekmiyor. Öyle olmasaydı devam edemezdim.

Yazılarımı çoğunlukla, bir seferde oturup yazmıyorum; fırsat bulduğum aralarda parça parça yazıp, tamamlanınca kontrol edip yayımlıyorum. Bu, blog içeriğindeki sürekliliği sağlamamı kolaylaştırıyor.

4. Bloguma ve ziyaretçilerine, imkânım dahilinde özen gösteriyorum. Blog'un devamlılığı için bir stres duyumsamıyorum.

Evet, blogumla ilgilenildiğini, takip edildiğini görmek hoşuma gidiyor, ama sırf bu ilginin varlığını korumak ya da sayısını/derecesini artırmak gibi bir endişem de yok. Hani öyle olmasa, bir sonraki yazıda ne yazacağım, yazıların arasını fazla açmayayım gibi kaygılar, zamanla ömür törpüsü hâline dönüşebilirdi.

Bu rahatlığım; bloguma yaklaşımımla ilgili.
İşim gücüm blog değil, keyfi bir uğraş. İstifade edildiğini görmek de en sevindirici getirisi, şimdilik.

5. Blog yazmayı, zaman ayırabildiğim ve canım yerine başka bir şey koymayı isteyene kadar sürdüreceğimi düşünüyorum. Her an her şey olabilir!

Bloglar, kişilerin kendi alanlarında rahatça düşüncelerini yansıtabilmeleri ve bu doğrultuda bağlantılar kurabilmelerine fırsat veriyor olmasıyla, iletişim, etkileşime açık; farklı kullanımlara müsait, işlevsel platformlar.

Forumlar, mail grupları sonrası, blogların da varlığıyla internette, rahat bilgi akışı için zeminler yaratılabildiğinden; daha çok kaliteli içerik üreten blog olması, bilgiye erişimi daha da kolaylaştıracaktır, diye düşünüyorum.

Yazmak için deneyimlemiş olmamız ya da düşünce sürecinden geçen bilgileri sıraya dizmemiz gerekiyor. Sırf özenli bir üslûpla bunu yapmak için göstereceğimiz gayret bile; düşünce süreçlerimize hakim olmamızı, aktardığımız her ne ise onu daha da idrak etmemizi, etraflıca görmemizi sağladığından, çok önemli.

Yazıp, çizerek bir şeyler üzerinde düşünmenin yararı, okuldayken aşılanan en etkili öğrenme metodu.

K
ullandığımız lisana ne kadar hâkimsek; duygu, düşüncelerimizi de karşı tarafa o kadar rahat aktarabiliyoruz.

Yazmak, beynimizde daha çok bağlantı kurma şansını artırdığından, bilgilerin uzun süreli hafızada yer etmesini sağlıyor, pekiştiriyor.

Zihni canlı tutmanın bir yolu olarak da blogları, yazma deneyiminiz ve gelişimini sağlamak için kullanabileceğinizi, söyleyebilirim.


National Geographic'te, Kasım 2007'nin konularından biri de Hafıza idi. Görsel, işitsel hafıza süreçlerinin, beynin hangi bölümlerini nasıl aktiflediğini diyagramlar, multimedya sunumlarıyla görebileceğiniz online Bellek Haritası sayfasına, müsait bir zamanınızda bakmanızı öneririm. Zihnin işleyişinin farkına varacağınız minik bir yolculuk, sizi bekliyor olacak.

Türkçe içerikli, kaliteli blogların varlığını önemsiyorum. Türkçe Yazım Kuralları'na dikkat eden, düzgün içerikli blogların sayısının çoğaldığını görmek istiyorum.

'Blogun, Hayatımızdaki Yeri', mim pasını crazyabouthome, devletsah, karalamadefteri, muratbuyurgan, followthefever, burcinindenemeleri, isitmekaybi, buzcevheri, geldik.biz, compir bloglarına gönderiyorum.

Fakat tabii ki, katılımınız keyfi ve sadece benim seçtiğim bloglarla sınırlı değil, mevzuyu istediğiniz gibi eğip bükerek blogunuzda da konu edip, düşüncelerini aktarabilirsiniz.
Blogunuzun, hayatınızdaki yeri nedir?

[*: teşekkürler...]