Lyn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lyn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Wordle



'
Wordle', ister herhangi bir metin, istenirse de Del.icio.us etiketlerimizi kullanarak eğlenceli tipografik kelime bulutları yaratabildiğimiz bir oyuncak, günden güne de gelişiyor. Del.icio.us etiketlerimi kullanarak wordle/create'i denedim, çeşitli varyasyonlardan sonra üstteki görsel gibi bir sonuca ulaştım.

'
Tipografi' demişken, dikkatlerden kaçmasın istediğim bir haberi de bu fırsatla ileteyim. Friend Feed üzerinde bir 'tipografi odası' açtık, katılımcılar sayesinde tipografiyle ilgili leziz içerikler birikiyor; ayrıca, bir de 'Türkçe' odamız var, Türkçe içeriği, Türkçe blogları öne çıkarmak istiyoruz, bekleriz...

♥ minik bir tatil arası vermiştim blog'uma, artık devam ediyoruz ama, belki yazla birlikte güncellenme sıklığı hafifleyebilir. Bu durumu, ilgili takipçilerimle birlikte web 2.0 nimetlerinden istifade ederek Friend Feed, Twitter ve Del.icio.us üçgeniyle dengeleyebileceğimize inanıyorum...

Kitaplarım [mim]

Yaşanan içerik hırsızlığı sonrası, geçen haftayı Flynxs'te minik bir duraklamayla geçirdik, maalesef. O sırada blog sahillerime birbirinden güzel üç farklı mim pası ulaştı. Şimdi, onlarla beraber olağan seyrimize devam ediyoruz...

İlki, compir'den, birdelininguncesi'nden ve babil'den aldığım, blogum hakkındaki güzel düşüncelerini belirterek tarafıma ilettikleri; blogların bize göre en'lerini sıralayacağımız, severek okuduğumuz bloglar hakkında düşüncelerimizi yazacağımız bir mim pası.

İkincisi, tersmeditasyon'dan gelen; değer verdiğimiz üç kadın hakkında bir şeyler yazacağımız bir mim pası.

Üçüncüsü de wolkanca'dan gelen; okuduğumuz, okuyacağımız kitaplardan bahsedeceğimiz, mümkünse elimizde olan kitapların ön kapaklarını tarayıcı (scanner) ya da herhangi bir kamera ile çekip blog'umuza öyle yazacağımız, hatta kitapları değiştirip okuyalım, diyen; okumaya, kitaplara dikkat çeken bir mim pası.

Mim paslarını gönderen, ismi geçen her bir bloga teşekkürlerimi iletiyorum...

Bu defa, konuları, seçtiğim bloglara paslamaktansa, şimdi bu yazıyı gelip okuyan ve dahil olmak isteyen sizlere, sevgili takipçilerime bırakıyorum; yorumlarınızla ya da kendi bloglarınızda "Lyn'de okudum, böyle bir mim varmış" diyerek bahsederek, bloglar arasındaki bu minik oyuna katılabilirsiniz.

Farklı konularda pek çok blog takip ediyorum. O yüzden en'leri sıralamamızı; sevdiğimiz bloglardan bahsetmemizi isteyen ilk mim'e tam bir cevap verebilmem şu an benim için oldukça zor. Farklı platformlarda -Blograzzi'de, Technorati'de, Google Reader paylaşımımda, kendi blog'umdan bağlantı vererek...- onlara ilgimi mutlaka bir şekilde gösterip hissettirmeye çalışıyorum. Bu mim'in cevabı, oralarda...

Diğer iki mim pasını tek bir konu altında birleştirip cevap vereceğim; kitaplardan bahsedeceğim.

Bu sıralar elimin altındaki, okumuş olduğum kitaplardan birkaçı -altta-, isterseniz, görsellerin üzerlerine tıklayarak, idefix'teki sayfalarına da geçebilirsiniz.



Wired dergisi yayın yönetmeni Chris Anderson, (The Long Tail) "Uzun Kuyruk Geleceğin İşi: Çokun Azını Satmak" kitabında, 'uzun kuyruk' kavramını ve farklı sektörlerde bunun nasıl işlediğini anlatıyor...

Rex Briggs, Greg Stuart (What Sticks) "Akılda Kalan Nedir?"; reklam kampanyaları ve sonuçları üzerine değerlendirmelerin yer aldığı, çözüm odaklı düşünmeyi kışkırtan yanıyla da farkındalık artırıcı, okunası kitaplardan...

Metin Yazarı Howard Gossage, "Reklamcılıktan Nefret Eden Reklamcı" kitabında, yaşamdan kesitler ve esprili tarzıyla reklamcılığa dokunuyor...

Adam Fawer "Empati" isimli kitabı, "Olasılıksız kitabının yazarından, İngilizce'den önce Türkçe'de!", tanıtımıyla yakın zamanda çıktı. Kapak tasarımı ve içeriğiyle dikkat çekici. Edebiyat, bilim, felsefe, yaşam, arzularımız, davranışlarımız etrafındaki kurgusuyla, okunası...



Kolektif yazarlı, Pera Müzesi Yayınları, Sergi Kataloğu Dizisi'nden Chermayeff & Geismar: Son 50 Yılın Amblem, Logo ve Tasarımları Symbols, Logotypes and Graphic Design From the Last Five Decades...

Kolektif yazarlı, Pera Müzesi Yayınları, Sergi Kataloğu Dizisi'nden, Ivan Chermayeff: Kolajlar ve Küçük Heykeller Collages and Small Sculptures...

Zaman Kaybolmaz İlber Ortaylı Kitabı, Nilgün Uysal'dan, soru cevap şeklinde ilerleyen İlber Ortaylı ile sohbet kıvamında leziz bir kitap. Tam bir "dünya insanı"nın yaşamına, bilgi ve tecrübesine temas etme şansı buluyor ve akıcı anlatımı, Ortaylı'nın eğlenceli üslûbu sayesinde, altı yüz sayfadan çok olmasına rağmen kitabın nasıl bittiğini anlamıyoruz bile...

Alain de Botton, (The Romantic Movement Sex, Shopping and the Novel) Romantik Hareket Seks, Alışveriş ve Roman; bir aşk ilişkisinin süreçlerini keşfettiğimiz, düşündürücü olduğu kadar okuması eğlenceli bir kitap...

Clive Cussler, Paul Kemprecos, "The Navigator", sonunda Türkçe çevirisi "Kılavuz" ile bu ay yayımlandı. "The Navigator"da, Austin ve Zavala ile Numa ekibi, Hazreti Süleyman'ın kayıp hazinesi peşinde yine gizli projeleri açığa çıkarırken nefes kesen maceralara atılıyorlar...

Clive Cussler ve Wilbur Smith, daha çok uzun yaşamalarını ve bizleri yazdıkları leziz maceralardan mahrum etmemelerini istediğim yazarlardan. Bilimkurgunun en önemli yazarlarından Arthur C. Clarke sonrasında, şimdi de, üzerine zamanında onlarca kitap okuduğum "Kaos Teorisi"ni ortaya atan Edward Lorenz'i kaybettiğimizi öğrenince (bknz: kaos öksüz kaldı), sevdiğim yazarlara bir şey olmamasını daha çok diler oldum.

Simone de Beauvoir, Camille Claudel, Siri Hustvedt; yaşamları veya eserleriyle yaşamıma etki etmiş, şu an aklıma gelen üç değerli kadın, üç değerli sanatçı; "değer verdiğimiz üç kadın hakkında bir şeyler yazacağımız mim pası"nın kitaplara bağlandığı noktada, cevabı.

Camille Claudel ile Rodin, ve Simone de Beauvoir ile Jean-Paul Sartre, iki uzun hikâye... Camille Claudel'e bir adım yaklaşıp onu anlamak için, Anne Delbee'nin 'Camille Claudel Bir Kadın' kitabı başlangıç olarak okunabilir... Paul Auster bağlantısını kuracağınız Siri Hustvedt'i, 'Sevdiklerim'den 'Don't Complain'e 'Venedik Bienali' yazımda konu etmiştim, isterseniz ordan okumaya devam edebilirsiniz, ki öyle yapın mutlaka...

Konuya yerinde bir açılım getireceğine inandığım, değerli A. Ömer Türkeş'ten
kadın yazarlarla ilgili minik bir alıntıyla bitiriyorum. Makalenin devamı 'Sayılarla Kadın Romanları' bağlantısında, görülesi...
Cumhuriyetin ilanından bu yana roman yazan 449 kadın yazar ismi var kayıtlarımda. Bu yazarların kaleminden çıkan roman sayısı ise 1089.

Romanların dönemleştirilmiş dökümlerine gelince:
1923-1938 arası 55, 1939-1949 arası 125, 1950-1960 arası 74, 1961-1971 arası 89, 1972-1980 arası 84, 1981-1991 arası 133, 1992-1999 arası 154, 2000-2006 arası 377 kadın romanı yayımlanmış.

2000’li yıllardaki artış dikkat çekici olduğu için ayrıntılandırıyorum; 2000’de 35, 2001’de 39, 2002’de 54, 2003’te 59, 2004’te 95, 2005’te 83 ve 2006’da 12 roman...

Zamanda Yolculuk [mim]

Konumuz, CERN'de yapılacak deneyden ilhamla başlamış olan, blog sahillerime sevgili Artemis tarafından ulaşan, 'Zamanda yolculuk gerçekleşebilseydi, gitmek isteyeceğimiz iki zaman dilimi?', sorusu etrafında dolaşan bir mim pası.
CERN'de yapılacak, evrenin nasıl var olduğuyla ilgili bilgilere ulaşılacağı beklenen Atlas deneyi sırasında ortaya çıkan yüksek enerji, zamanda bir kırılma yaratacak, atom düzeyinde bile olsa bir zaman tüneli oluşacak...
Zamanda yolculuk gerçekleşebilseydi, nerede bulunmak isterdim?

Tercihim, gelişkin teknolojili ve daha konforlu yerlerde bulunmaktan yana, ama geşmişte bulunup o zamanın dokusunu deneyimlemek isteyeceğim pek çok zaman dilimi de var.



Meselâ, Leonardo'nun dehasına,
Rönesans'a, şövalyelerin 1500'lerdeki Fransa'sı ve Kraliçe Catherine de Médicis'in Entrikalarına tanıklık etmek ya da İskenderiye kütüphanesi'nde çalışabilen bir bilim insanı olabilmek, isterdim.



Tabii, ülkemizde yaşanagelen son gelişmeleri gördükçe, milletçe özellikle 1923-1925 yılları arasında Atatürk'ün ve Latife Hanım'ın yurt gezilerine katılabilsek, Çankaya'daki köşkteki sohbetlerine kulak verebilsek, Atatürk'ün Türk insanını modernize etme sürecindeki tavrını görüp içselleştirerek zamanımıza dönüp yaşamaya o bilinçle devam edebilsek, ne iyi olurdu, diye de düşünmekten kendimi alamıyorum.

Çünkü okumaya, kaynakları tarayıp gerçekleri doğru öğrenmeye meraklı(!) insanımız, maalesef tüm bu gayretlerine rağmen yönlendirmelere açık kalmaktan kendini alamıyor. Bir yandan masal dünyasında yaşatılmaya çalışılırken, diğer yandan farkında olmadan aptalca oyunlara alet oluyor. Yoksa, sanmıyorum ki 80 yıl önce Atatürk gibi bir dehanın zihninin ışığı, fikirleriyle aydınlanan insanlar, şimdinin suni aydınlığında yaşamaya böyle tahammül edebilsinler!
İşimize bakıp kendimizi geliştireceğimiz, neleri tartışıp çözeceğimiz yerde, nelerle uğraşıp meşgûl ediliyor, oyalanıyoruz!..

Peki. Konunun
fazla dışına çıkmayayım...

Cern ile ilgili, 'Yüzyılın fizik deneyi', diye gazetelerde yer bulan araştırmaya, zamanında 'Palindromik Kelimeler ve Ambigram' başlıklı yazımda ben de biraz değinmiştim, arzu ederseniz oradan okumaya devam edebilirsiniz.

Leonardo'nun eserlerine, drawingsofleonardo.org, universalleonardo.org, leonardo.machines, ve 16 milyar piksellik son akşam yemeği bağlantılarından göz gezdirebilirsiniz.

Kraliçe Catherine de Médicis'in Entrikalarına ise, Michel Zévaco'nun 'Pardayanlar' serisi kitaplarından tanık olmak mümkün, enfes bir deneyim olacaktır, kesinlikle öneririm.

Ve, her zaman mim paslarına yaptığımız gibi, kendimiz blogumuzda cevap verdikten sonra, başka bloglara aynı şeyi yapmaları üzere göndermemiz gerekiyor. Truetypelies, Fikir Atölyesi, Kod ve Us, Wolkanca ve siz, geçmişe yolculuk şansınız olsaydı, hangi zamanı demeyimlemek isterdiniz? Bloglar arası bu mini oyuna dahil olmak isterseniz, düşüncelerinizi ve enteresan yorumlarınızı öğrenmek, benim için zevk olacaktır.

Özellikle yazının uzunluğuna bakmadan sonuna kadar gelebilenlerle alttaki videoyu paylaşmak istiyorum. Aynı zamanda hafta sonu müziğimiz olarak burada yer alıyor olacak.



Yael Naim'in 'New Soul' parçasının videosunu, işlerine dalıp ne zamandır blogunu güncelleyemeyen sevgili Murat Kaya'nın blogunda görünce, hoşuma gitti ve hafta sonu müziğim olsun, diyerek bloguma almak istedim.

Çok hoş bir video, müzik de öyle, ki zaten onu
MacBook Air reklamının müziği olarak anımsayacaksınızdır, diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

Yapmayı Ertelediğimiz Kolay İşler [mim]

Ters Meditasyon'dan Devrim Bey -teşekkür ederim-, "Bir Türlü Yapamadığım Kolay İşler"i merak etmiş. Aslında bu, konusu "Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler" olan, taze bir mim pası. Cevap yazıp, konuyu, bağlantılarımdan rastgele seçeceğim bloglara yönlendireceğim...

Zamanında kolay işler yapılmayıp, biriktirildiğinde; zor işler hâline dönüşürler, biliyoruz. G
enelde tüm işlerimi zamanında yapmaya çalışırım. Fakat yaşamımda kesinlikle, sadece 'zorunda olma' hâli o işi yapmam için yeterli bir kriter değildir. Yapılacak her ne ise, mutlaka öncelikle onu yapmayı istiyor olmam gerekir. Aksi hâlde, başka bir yol bulurum.

Şu sıralar, geçen haftalarda verdiğim birkaç kiloyu geri almak, hem de kan yapsın diye -doktor tavsiyesiyle- kuru üzüm/kayısı taşıyorum çantamda. Sadece taşımamam, arada atıştırmalık olarak değerlendirmem gerekiyor onları ama, a
rada bir şeyler atıştırma alışkanlığım olmadığı için ya da aklıma gelmediklerinden, bu konuda pek başarılı olamadım.

K
imyasal ilaçlar bir taraftan yarar sağlarken diğer taraftan bilmediğimiz olası zararlara kapı açıyorlar. Tercihim, doğal yollarla gereken takviyeyi yapmaktan yana. Kararlıyım. Bakalım zaman ne gösterecek.

Bunlar olurken enfes bir tat da keşfettim, onu da paylaşayım hemen, siz de deneyin isterim. Salata sosunda biraz beklemiş kuru siyah üzümler, içlerine salatanın suyunun girmesiyle yumuşayıp şişiyorlar ve salatayla yerken ağızda dağılarak harika bir tat ortaya çıkarıyorlar...


Bu konu başlığı altında söyleyebileceğim, ertelediğim diğer işlerden biri de, zaman bulup kitaplığımdaki kitapları daha kolay yönetilir hâle getirmek.

Aldığım kitapların listesini, maalesef hâla bir Excel dosyasında tutuyorum. İçerik bilgisi, yazar, yayınevi, kapak görüntülerine -film arşivlerimizi yönettiğim gibi bir yazılımla- tek tıklamayla ulaşabileceğimiz bir sistem oluşturmak istiyorum. Bu maksatla kullandığınız ya da önerebileceğiniz bir program olursa iletebilirsiniz, sevinirim...

"Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler" mim pasını, blog bağlantılarım arasından rastgele seçtiğim dört bloga -evet bu, tarafımdan aldığınız bir mim pası, fakat katılımınız tabii ki keyfi- gönderiyorum. Ferruh Mavituna, DiyomKi, Nahnu, Cisday. Peki siz bu aralar hangi kolay işleri yapmaya üşeniyorsunuz?

[Bloglar arasında bağ kuran eğlenceli minik bir oyun olarak niteleyebileceğimiz, mim, nasıl çalışıyordu, derseniz; ortaya bir konu atılıyor, blog yazarları buna kendi bloglarında değinerek katılıyor, sonrasında seçtikleri başka bir blogu işaret edip, aynı şeyi yapması için gönderiyorlardı...]

Flynxs, nedir?

Öyle anlaşılıyor ki, blogumun isminin anlamı konusunda bir cevap vermem gerekiyor. Ben bu başlık altında bunu açıklayacak zaman bulana kadar peki siz, birbirinden eğlenceli tahminlerinizle FLYNXS'e yeni anlamlar katmaya ne dersiniz?

24/12/07'de konuyu açmıştım, bir cevap yazacak fırsatı ancak bu gün,
15/01/08'de bulabildim.

Aslında konunun etiketlerini, ipucu versin diye önceden yerleştirmiştim ki, FLYNXS'in ne olabileceğini özetledikleri söylenebilir.


Güzel yorumlarınız,
FLYNXS'e yüklediğiniz anlamlardan dolayı tekrar teşekkür ederim. Değerli yorumlarınızın, zihnimin bir köşesinde saklı kalacağını bilmenizi isterim.

'
FLYNXS' aslında blog ismi olsun diye bulunmuş bir ad değil, zaten hâli hazırda kullandığım 'komplike yapıda özel bir isim'; Lyn, biraz da Astronomi'ye merakımla ilgili bir anı sonrasında, okul zamanında Lynx'e evrilmiş, sonrasında da 'Flynxs'e dönüşüp gelişimini tamamlamıştı.

O yüzden
'Flynxs nedir' sorusunun, bir kitaptaki ya da filmdeki bir karakterin ismidir, gibi bir cevabı yok.

Flynxs, sadece kendi bünyesinde barındırdığı anlamlar bütününden oluşuyor ki, bunu da bir nevi harf oyunlarıyla (aslında, içinde blog üzerinde kullanmadığım gerçek ismimi de saklayan), anagramla ve tipografiyle yapıyor.

İşim, görsellikle ilgili olduğu; farklı bakmayı ve sonrasında eldekini farklı gösterebilmeyi gerektirdiği, günümün büyük kısmı da monitör önünde geçtiği için, '
Flynxs' de aslında daha çok tüm bunlara minik göndermelerden oluşuyor.

Nedir o minik göndermeler? Blog üzerinden aktarabileceklerimden birkaçını yazacağım alta. Fakat uyarayım, biraz uzun bir yazı ortaya çıkabilir. O yüzden, "Evet, anlaşıldı,
FLYNXS karışık bir şeymiş", diyenler yan menüdeki 'rastgele yazı göstergeci'yle blogumdaki görseli fazla yazısı az postlar arasında 'keşfet'me maceralarına çıkabilirler (:

Flynxs, Fly+NxS, Lynx, Lyn...

Lynx (vaşak), bildiğiniz üzere sevimli bir kedi türü. Sevimli olması, güçlü, çevik, kolay tırmanması, iz sürüp yön bulabilmesi gibi özellikleri yanında asıl önemli tarafı; gözleri, 'görme özelliği'. Doğada en uzağı görebilme özelliğine sahip canlı,
Lynx [bknz: Wikipedia: Lynx].

Lynx'in, Astronomi'ye merakımla birleşen bir tarafı olması da konunun diğer detayı ki, aynı adla bir Kuzey takımyıldızı var.

Biliyorsunuz, Johannes Hevelius; Güneş lekelerini inceleyip, Güneş'in kendi çevresindeki dolanımını hesaplayan, 1600'lerde yaşamış başarılı bir Alman gökbilimci. Ay'daki dağların yüksekliklerini hesaplamış olması ve 1647'de ilk ayrıntılı Ay Haritası'nı yayımlamış olması,
günümüze yansımaları süren değerli çalışmalarından sadece birkaçı. 1679'da gözlemevi kundaklanmasaydı, gelişmiş bir yıldız kataloğu hazırlama işi de yarıda kalmayacaktı [bknz: Wikipedia: Johannes Hevelius].

Hevelius'tan niçin bahsediyorum? Çünkü o, Büyükayı ve Arabacı takımyıldızları arasındaki o zamana kadar görülememiş bir takımyıldızını keşfedip ona, - ki bizi ilgilendiren hoş kısmı burası - "onu ayırt etmek için ancak 'Vaşak kadar keskin gözlü olmak' gerektiğinden Lynx ismini veren" kâşif [bknz: Wikipedia: Lynx (constellation), chandra.harvard.edu: Lynx, caribooskies: Lynx].

"Evet, işin 'görmek' üzerine olduğu için, doğada bunu en iyi yapan canlıya - nerdeyse ego tatmini vari - bir gönderme içeriyor Flynxs, peki ama kalan diğer harflerin anlamı nedir," derseniz; onlar da, benim kendi doğamdaki alanımı belirtiyor bir biçimde.

FLY+NXS'teki NxS; 'North&South' ifadesindeki gibi, 'x'e tipografik bir anlam da yükleyerek, yön gösterimindeki kullanımlara bürünüyor. Monitör üzerindeki çalışma alanım ya da web üzerindeki gezintilerimdeki 'sürat'-'hareket'e de bir gönderme bu. Mouse'unuzun scroll tuşuyla (Siz de benim gibi sağa/doğuya genişleyen web sayfalarındansa, alta/güneye uzanan tasarımları daha kullanışlı bulanlardan mısınız?) aranız nasıl?

Avatar olarak kullandığım 'Dark Angel' da Flynxs ile eklemlenmiş uzun zamandır kullandığım bir sembol benim için. Konu bu kadar uzamışken ona da değinip bitiriyorum.


'Dark Angel'ın, '
Fantastic Art ilgimle bir alakası var fakat ondan öte, hayal gücünün sınırsız bereketli topraklarında ne kadar özgür olsak da, iş onları gerçeklik düzlemine dökmeye ve ticari kaygıyla bir eser/ürün ortaya çıkarmaya geldiğinde, aslında ne çok bizi bağlayan şey olabildiğine işaret ediyor benim için. O yüzden meleğin kanatları var, özgür ama, sorumlulukları onu bağlıyor, gibi...

Kendimi, yaptığı resmi açıklamak zorunda kalmış ressam gibi hissettim, bunları yazarken, zorlandım nedense. Yazı neredeyse firmaların kurumsal kimlik tanımlarında, firmanın logosunun renginin, çizgisinin
anlamının, hangi grafik öğesinin firmanın değerini-kimliğini nasıl karşıladığının sayfalarca anlatıldığı yazılara döndü. Hızlı bir dip özet yapıp bitireyim.

İlham noktacıkları yakalama becerisi ve yakalananları birleştirip yeni bir şey var etmek arasında gidip gelişler, olarak düşünülebilir Flynxs.

FLYNXS | Lynist weblog ise, yakalayıp istifade ettiklerimin minik bir yansıması. Öncelikle kendim için bir oyun alanı. Görmesini bilenler için ise, arada zihinde ışıklar yakma, beynin odacıklarına oksijen gönderme
fırsatı...

Blog'un Hayatımızdaki Yeri [mim]


'Blogun Hayatımızdaki Yeri' konulu, röportaj kıvamında bir mim dalgası başlatmış, MaFİAMaX* blog.
1-) Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
2-) Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
3-) Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
4-) Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
5-) Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Sevgili Artemis*, cevap bekleyen bu soruları yanıtlayıp, benim de blog sahillerime doğru göndermiş, mim dalgasını.

Yanıt verdikten sonra, zinciri kırmamak için başka bloglara yönlendirmem gerekiyor. Önce kendi cevaplarımı yazıp, bir platform olarak blogların önemine değineceğim. Sonra da 'blogunuzun, hayatınızdaki yeri nedir?', diyerek pasladığım blogları yazacağım...

1.Blog yazmaya ilk defa, 2004'te; forumların devamı olarak yazılarımı bir arada tutmuş olmak ve istifade ettiğim şeyleri not düşmek için başladım.

2005'te, ilk Türkçe reklamblog'unda, şimdikine benzer bir formatta ve başka sitelerde yazıyordum. Sonrasında Flynxs'i düzenleyip, tasarım, reklam ağırlıklı ama, yelpaze aralığını biraz daha geniş tutarak, etkilenimlerimi not düşmeye başladım, devam ediyorum.

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide, fakat bu içimden geldiği gibi yazmama da engel olmuyor. Sonuçta mevzuyu blogumun genel temasına bir şekilde bağlıyorum, ki genel tema da zaten, etkilenimlerimden oluşuyor.

Yaratıcı sürecimi destekleyen, avladığım ilham noktacıkları ve biriktirdiğim bilgi parçacıklarını; ben istifade ettim, başkalarının da işine yarayabilir diye ve ileride, geriye dönüp baktığımda; şu zamanda şunu kullanarak şunu yapmıştım, diye anımsamak için not düşüyorum.

3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat etmem gerekmiyor. Öyle olmasaydı devam edemezdim.

Yazılarımı çoğunlukla, bir seferde oturup yazmıyorum; fırsat bulduğum aralarda parça parça yazıp, tamamlanınca kontrol edip yayımlıyorum. Bu, blog içeriğindeki sürekliliği sağlamamı kolaylaştırıyor.

4. Bloguma ve ziyaretçilerine, imkânım dahilinde özen gösteriyorum. Blog'un devamlılığı için bir stres duyumsamıyorum.

Evet, blogumla ilgilenildiğini, takip edildiğini görmek hoşuma gidiyor, ama sırf bu ilginin varlığını korumak ya da sayısını/derecesini artırmak gibi bir endişem de yok. Hani öyle olmasa, bir sonraki yazıda ne yazacağım, yazıların arasını fazla açmayayım gibi kaygılar, zamanla ömür törpüsü hâline dönüşebilirdi.

Bu rahatlığım; bloguma yaklaşımımla ilgili.
İşim gücüm blog değil, keyfi bir uğraş. İstifade edildiğini görmek de en sevindirici getirisi, şimdilik.

5. Blog yazmayı, zaman ayırabildiğim ve canım yerine başka bir şey koymayı isteyene kadar sürdüreceğimi düşünüyorum. Her an her şey olabilir!

Bloglar, kişilerin kendi alanlarında rahatça düşüncelerini yansıtabilmeleri ve bu doğrultuda bağlantılar kurabilmelerine fırsat veriyor olmasıyla, iletişim, etkileşime açık; farklı kullanımlara müsait, işlevsel platformlar.

Forumlar, mail grupları sonrası, blogların da varlığıyla internette, rahat bilgi akışı için zeminler yaratılabildiğinden; daha çok kaliteli içerik üreten blog olması, bilgiye erişimi daha da kolaylaştıracaktır, diye düşünüyorum.

Yazmak için deneyimlemiş olmamız ya da düşünce sürecinden geçen bilgileri sıraya dizmemiz gerekiyor. Sırf özenli bir üslûpla bunu yapmak için göstereceğimiz gayret bile; düşünce süreçlerimize hakim olmamızı, aktardığımız her ne ise onu daha da idrak etmemizi, etraflıca görmemizi sağladığından, çok önemli.

Yazıp, çizerek bir şeyler üzerinde düşünmenin yararı, okuldayken aşılanan en etkili öğrenme metodu.

K
ullandığımız lisana ne kadar hâkimsek; duygu, düşüncelerimizi de karşı tarafa o kadar rahat aktarabiliyoruz.

Yazmak, beynimizde daha çok bağlantı kurma şansını artırdığından, bilgilerin uzun süreli hafızada yer etmesini sağlıyor, pekiştiriyor.

Zihni canlı tutmanın bir yolu olarak da blogları, yazma deneyiminiz ve gelişimini sağlamak için kullanabileceğinizi, söyleyebilirim.


National Geographic'te, Kasım 2007'nin konularından biri de Hafıza idi. Görsel, işitsel hafıza süreçlerinin, beynin hangi bölümlerini nasıl aktiflediğini diyagramlar, multimedya sunumlarıyla görebileceğiniz online Bellek Haritası sayfasına, müsait bir zamanınızda bakmanızı öneririm. Zihnin işleyişinin farkına varacağınız minik bir yolculuk, sizi bekliyor olacak.

Türkçe içerikli, kaliteli blogların varlığını önemsiyorum. Türkçe Yazım Kuralları'na dikkat eden, düzgün içerikli blogların sayısının çoğaldığını görmek istiyorum.

'Blogun, Hayatımızdaki Yeri', mim pasını crazyabouthome, devletsah, karalamadefteri, muratbuyurgan, followthefever, burcinindenemeleri, isitmekaybi, buzcevheri, geldik.biz, compir bloglarına gönderiyorum.

Fakat tabii ki, katılımınız keyfi ve sadece benim seçtiğim bloglarla sınırlı değil, mevzuyu istediğiniz gibi eğip bükerek blogunuzda da konu edip, düşüncelerini aktarabilirsiniz.
Blogunuzun, hayatınızdaki yeri nedir?

[*: teşekkürler...]

Kadife Karanlık, 187/1 [mim]

Bloglar dunyasina bir mim de biz katmis olalim diye, Lumpenprofessoriat kaynakli bir “mim” ithal edeyim, dedim. Yapmaniz gerekenler kisaca soyle:

1. Yaninizdaki en yakin kitabi alin.
2. Kitabin 187. sayfasini cevirin. (Kitabin sayfa sayisi 187’den buyuk olmali!)
3. 1. cumleyi bulun.
4. O cumleyi blogunuzda postalayin.
5. Bu dediklerimi lutfen en yakininizdaki kitap uzerinde gerceklestirin, favori ya da “cool” oldugunu dusundugunuz bir kitap icin degil.
diyerek,
Çarpım Tablosu'nda başlayan kitap konulu mim; Günlerin Tortusu'ndan tarafıma ulaştı. Çok teşekkür ediyorum, böylesi yararlı mim dalgalarına dahil olmak, benim için zevk diyerek, konum olarak en yakınımda gözüken kitabın 187'nci sayfasının ilk cümlesini aktarıyorum.

Kadife Karanlık
21. Yüzyıl İletişim Çağını Aydınlatan Kuramcılar. Marshall McLuhan, Michel Foucoult, Noam Chomsky, Jean Baudrillard, Neil Postman, Jacques Lacan, Slavoj Zizek.
Su Yayınevi

...Medya, halkı tatmin etmekten çok kuşatır, bağlar. Bir yapımcının memnun etmesi gereken ilk izleyiciler, filmin mali destekleyicileri, yani sponsor şirketler, stüdyo ve TV kanalı patronlarıdır. Çünkü film ve televizyon dizilerinin çoğu, halka gösterilmeden önce tamamlanır. İzleyici tepkisini yansıtacak biçimde değiştirilmeleri artık mümkün değildir... diye devam eden, Michael Parenti'nin sözlerinin aktarıldığı bölümün devam cümlesi;
Bize, ne istiyorsak onu verdiklerini iddia edenler, bizim, onlar ne veriyorsa onu istememizi sağlamak için de her şeyi yaparlar.
Tekme Tokat, Çikolata Çikolata, Ailenizin Kitapçısı, Her Bedene Uygun Deli Gömleği; 187/1'inizi merak ediyorum.
(Evet, bu, tarafımdan aldığınız bir mim pası fakat, ilgi ve zamanınıza bağlı katılımınız tabii ki keyfi.)

187/1 merakım, blog bağlantılarım arasından rastgele seçtiğim sadece bu dört blogu kapsamıyor. Sizin de yakınlarınızda bir kitap varsa ve hatta özellikle beğenerek okuduğunuz bir kitapsa, burada bizimle paylaşın. Böylece bana ve diğerlerine belki de güzel, yeni bir kitap okuma fırsatı sunmuş olacaksınız.

Gözde Teknolojiniz Hangisi?

Gün geçmiyor ki, yeni bir 'Mim Dalgası' türeviyle karşılaşmayalım. 'Gözde Teknolojiniz Hangisi?' de; Autocad Günlüğü tarafından başlatılmış ve Osman.Borutecene'den de bana paslanmış.

Bilmiyorum, haberiniz var mı; İstanbul'da 11 Nisan 2007 itibariyle, 30 saat su kesintisi olacak.
Bu su kesintisi, bakım onarım çalışmaları için yapılacak olsa da, belki önümüzdeki yaz ve sonrasında bizi bekleyen 'su sıkıntısı' için de iyi bir minik prova olabilir.

Şimdi bundan niçin mi bahsediyorum; 'Küresel Isınma' gibi bir gerçek var ve bilinçli davranamazsak çok ciddi sorunlar yakın zamanda bizi bekliyor olacak.
Çünkü bir yandan 'teknoloji'yi kullanıyoruz, ama bir yandan da 'Küresel Isınma'ya da bu sayede ortak oluyoruz.

Yakın zamanda, farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak için, 'Suyumuza Sahip Çıkalım' kampanyasından bahsetmiş ve konuya dikkat çekmeye çalışmıştım. Eğlenceli 'mim dalgaları' rağbet görürken o konuya ne mi oldu; birkaç yüz kişiye ulaştı ve unutuldu.


Günlük hayatlarımızda, sonu nereye varacak diye hesaplamadan, bencilce her şeyi tüketiyoruz. İki üç ay kullandığımız bir cep telefonunun bir üst modeli çıkıyor ve anında ondan kurtulup diğerine geçiyoruz. İhtiyaçtan mı; hayır sadece merak, tüketim çılgınlığı, statü sembolü olarak bu tür şeyleri gördüğümüzden.

Peki umarsızca elimizden çıkardığımız, o sözde eskilerimiz ne oluyor; dünyamızı kirletiyor, öldürüyor. Gelecek nesillerimize açıklayamayacağımız durumlara sebebiyet veriyoruz.

Evet, bu durum beni çok rahatsız ediyor. En azından bireysel olarak bir şeyler yapmamız ve etrafımızdakileri duyarlı davranmaya sevk etmemiz bile çok şey fark ettirir, diye düşünüyorum.

Bu noktada konuyu, bilinçli kullanıcı, tüketici olmanın önemine bağlıyor (arada mesajı alan, almıştır nasıl olsa) ve yaşamımdaki favori teknoloji ürünlerinden bahsetmeye geçiyorum.


Ek$iSözlük'te, teknoloji başlığında (2944528 sayılı entry'de);
"Bilim fakir oğlan, kapital de zengin kızdır. Bunların aşkından doğan gayri meşru çocuğa; teknoloji, adı verilir."
sözü,
Prof. Dr İsmail Duman'ın olduğu belirtilerek aktarılmış. İnce ve hoş bir tanımlama, öyle değil mi?

Aslında teknoloji birçok alanda bize hizmet ediyor. Kullanıcı olarak, yaşamımızı kolaylaştırmasından ve hayatımıza renk katmasından istifade ediyoruz ama, detayları hakkında belki de çok bir bilgimiz bile yok.

Bir çocuğa, "IBM, yüksek çözünürlüklü bir sinema filminin tamamını 1 saniyede iletebilecek kapasitede bir yonga (çip) geliştirdiğini açıkladı.", gibi bir durumu açıklamaya çalışın. Bundan bahsediyorum. Evet, meraklıyız, kullanıyoruz ama içeriği nedir nasıldır noktasında çok da konuya hakim değiliz.

Kaldı ki teknoloji denince, "cep telefonu, internet",le kısıtlı, dar bir algılama da söz konusu. Oysa İstanbul Boğazı'nda köprü geçişlerinde, gişe memuruna elden para vermeyi geride bırakmış olmamız ve bize trafikte hiç olmazsa minik bir rahatlama sağlayan Otomatik Geçiş Sistemi (OGS), Kartlı Geçiş Sistemi (KGS) bile bu teknolojinin bir ayağı.

Konuyu uzattığımın farkındayım, 'Gözde Teknolojileriniz Hangisi?"ne cavaplarımı verip bitiriyorum. Hayatımı kolaylaştıran, teknolojilerden bir kısmı;

Etrafımı, seçtiğim müzik doldursun isterim. Bunun için cep telefonu bünyesindeki radyo veya mp3 çalar da işe yarıyor fakat son zamanlarda sevimli bir oyuncak edindim, onu da yanımdan ayırmıyorum; İPod shuffle.

PDA.

İşim dolayısıyla, günümün büyük kısmı Mac veya Pc önünde geçiyor.
Apple; Lovemark'ım, diyebilirim. Daha birkaç on yıl önce matbaalarda fontların elle dizildiği günlerin zorlukları yanında, şimdi hangi fontu seçeceğimize karar verememenin sıkıntısı solda sıfır kalıyor olsa gerek...

Laser yazıcı. Monitörünüzdekilere, kağıt üzerinde dokunabilmenizin hızlı yolu.

Grafik tablet. Hayal gücünüzü ekrana yansıtabilmenin hızlı yolu; adeta boyut geçişi yapmanızı sağlayan, parmaklarınızın arasındaki sihirli anahtar...

USB bellek. Disketlerden bu güne... Dünyalar cebinizde hissini veren, minik pratik deponuz. Sevimli bir kolyeye bile dönüşebilecek kadar da yaşama adapte edilebilir uyumlu bir teknoloji ürünü...

Dijital fotoğraf makinesi. Cep telefonlarıyla tümleşik gelen kamera/fotoğraf makinesi özelliklerine pek sıcak bakmıyorum. Fotoğraf makinesi, kullanımıyla keyif verecek bir donanıma sahip olmalı...

İnternet. Adsl. Wirelees. Firefox. Rss. Google. Bloglar. Web tasarım teknolojileri (mesela, Ajax teknolojisinin nimetleriyle hazırlanmış arayüzler). Bilgisayar programları. Yazılımlar.

Alış-verişlerimi, banka işlemlerimi, yemek siparişi, kargo takibi, bilet bulmak gibi şeyleri, internet üzerinden online yapmamı sağlayan teknoloji.

Bulaşık makinesi, Kombi gibi cihazları evde olmadan kontrol etmemi sağlayan teknoloji. Mikrodalga sayesinde hazır yiyeceklerin ısıtılıp, zahmetsizce hazırlanması.

DVD kaydedici, player. Divx, mp3ler sayesinde, müzik ve film arşivinin alıp başını, düzenlenmesi ertelenir safhalara gitmesi...

Uydu yayınları. Tek kanallı TRT günlerinden, binlerce kanallı TV günlerine gelmiş ve onca yayın arasından neyi seçip izleyeceklerini şaşırmış insanlar yanında; kendi seçtiği filmler, videolar, müziklerle adeta kendi yayınını kendi oluşturanlar arasındaki tezat düşündürücü öyle değil mi?!

Liste uzadıkça uzuyor...

Herkesin bir beklentisi vardır mutlaka. Ben, şarj aletlerine bağımlı olmadan rahatça yaşayacağımız günlerin en kısa zamanda gelmesini istiyorum.
Artık etrafımızdaki onca dalga ve radrasyonla çevrili olarak nasıl yaşayacaksak?! En zaından, kablo sorunu da böylece ortadan kalkmış olacak. Annem de şu cihazlardan, evinin kapısına yerleştirebileceği günlerin gelmesini istiyor :) Peki, sizin favorileriniz ve istekleriniz neler?

'Gözde teknolojileriniz Hangisi?' pası, yazıyı yazan için olduğu kadar, ziyaretçiler için de yorum bırakarak dahil olabilecekleri, güzel bir pas. Burdan, pası gönderen Osman.Borutecene'ye de teşekkürlerimi iletiyorum...

Blogumdaki linklerden rast gele 5 tanesini seçiyorum. İsterlerse bu mim dalgasına onlar da katılabilirler;
BiriBakarkenÇalışamıyorum, Ersin Akman, istanblog, Jelatin, Pixage.

Teknoloji'nin neresindesiniz?

My Playground

Nedir?

Flynxs | Lynist weblog; ilham noktacıkları avlayan, yaratıcı sürecini desteklemek üzere bilgi parçacıkları biriktiren meraklı bir bünyenin rafine kişisel weblog'udur.

Mevcut olana farklı bir ışıkta bakmak da kimi zaman durumu kurtarıyor ama, edinilmiş daha fazla bilgi parçacığı, daha fazla bağlantı kurma şansını daima artırır.
İçerik; bu süreci tetikleyen, tasarım ekseninde denk geldiğim enteresan şeyleri not düşmemle beslenir. Müzik, sinema, kitap, alıntılar, haberler, kimi zaman da an'lık farkındalıklarımdan bahsederken, bana rastlayabilirsin.

Oyuncak blog'dur; görünümü zaman zaman değişebilir; yeni teknikleri, uygulamaları blog üzerinde denediğimi görebilirsin.

Tüm bunlar olurken, beni takip etmekle yetinmeyip katılabilir, bana ilham vermek için fısıldayabilirsin (: Ziyaretin için teşekkür ederim.

Lyn

Flynxs FriendFeedFlynxs DeliciousFlynxs Google ReaderFlynxs TwitterFlynxs BlograzziFlynxs CocommentFlynxs MyBlogLogFlynxs TechnoratiFlynxs OdeoFlynxs DailymotionFlynxs Vimeo