sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Michael Kenna’nın Sessiz İzlenimler'i







Michael Kenna, birçoğumuz henüz uykudayken, peşine düşüp yakaladığı karelerdeki gerçeküstü etkiler sayesinde, izleyene huzur ve dinginlik veren eserlerini, düzyazıdan çok Japon şiiri olan “haiku” ya benzetiyor. Tercihini ayrıntılı mekan betimlemelerinden çok sade kadrajlardan yana kullanarak, hikayeyi izleyenin tamamlamasına olanak veriyor...

İngiliz fotoğraf sanatçısı Michael Kenna eserleri, 25 Eylül – 22 Aralık 2008 tarihleri arasında “Sessiz İzlenimler” sergisinde, Galeri Elipsis'de olacak. İstanbul Modern 'İşgal Altında'! sonrası, heyecanlandıran bir sergi haberi daha. Görülesi...

Pick Me!

flynxs pick me sadi tekin

'Pick Me!' çok eğlenceli, neşeli, biraz muzip ve haylaz... Ama aslında çok da romantik bir hikayesi var 'Pick Me!'nin...

2006 yılında 'Pick Me!' ilk defa insanlarla tanışmak üzere 'İstanbul Design Week'e katıldı ve 'Basic' serisi yüzükleri ile tasarım bahçesinde görücüye çıktı.

'Pick Me!' kendini güneşe bıraktı, parladı, ışıldadı ve neşe saçtı...
Bir akşam üstü güneşin son ışıkları eski Galata Köprüsü'ne son öpücüklerini bırakırken, bir kaç telaşlı ziyaretçisi oldu 'Pick Me!'nin.

Yanındaki hanımefendinin tercümesiyle fuar çıkışı havaalanına; uçağa yetişeceğini, 'Pick Me!'yi çok be
ğendiğini ve bir tanesini kız arkadaşına hediye etmek üzere satın alıp alamayacağını sordu içlerinden bir bey. Design week bünyesinde satış olmadığını, ama arzu ettiği yüzüğü kendisine hediye edebileceğimi söyledim.

Kırmızı bir çift kanatla ülkesine döndü bu bey... Sonradan haberini aldım. O kırmızı kanatlara binip sevgilisine evlenme teklif etmiş... ve sevgilisi de; karısı, eşi olmak üzere kanatlara binmeyi kabul etmiş... kim bilir şimdi nerede uçuyorlardır...


Düşündükçe mutlu eden bi' hikayedir bu beni, 'Pick Me!'ye dair, paylaşmak istedim...


Sadi Tekin, 'Pick Me!'nin macerasını böyle anlatıyor. Ne kadar romantik bir hikâye, öyle değil mi?

flynxs pick me sadi tekin

Pick Me!'ler,
Sadi Tekin'in el çizimlerinden hayata geçirilen ve 3 mm. akrilikten lazerle kesilmiş kolye, küpe, yaka iğneleri ile Basic ve Kamasutra serisi yüzüklerden oluşuyor.

Pick Me!'ler, üzerinde takı değil, tasarım taşımak isteyenleri websitesinde bekliyor. Her biri çok eğlenceli, orijinal, yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz özel tasarımlar.

Çok yakında websitesi üzerinden online alışveriş de yapılabilecek. Fakat, siz de benim gibi
'Pick Me!'leri görür görmez, 'onlardan birine hemen sahip olmak istiyorum' diye düşündüyseniz; yarın başlayacak 'Galata Design' etkinliğini onlara sahip olma fırsatı olarak değerlendirebilirsiniz.

'Pick Me!'ler, 4-8 haziran tarihleri arasında Galata Kulesi'nin orda yeni modelleriyle beraber keşfedilmeyi bekliyor olacak.

Belki sonrasında siz de,
sevgiyle bağlanacağınız Pick Me!'niz ile bir hikâyenizi, diğer Pick Me! severlerle Pick Me! blog'unda paylaşmayı düşünürsünüz...

flynxs pick me sadi tekin

Tasarımcı, illüstratör Sadi Tekin'in portfolyosunun yer aldığı, çizimden oluşan ve klavye tuşlarıyla gezilen eğlenceli websitesi ise, görülesi!..

Typolover




Yağmurlu havalarda sinemaya gitmeyi tercih edenlerden misiniz? Ben,
sergi gezmeyi daha çok seviyorum ve bu doğrultuda şu an sizi, enfes grafikler, fotoğraflar görebileceğiniz bir yere götürmek istiyorum, öğleden sonra minik bir kahve arasında bana katılmaya ne dersiniz?

Typolover, fotoğraf ve grafik sanatçısı Michael Levy'nin oyun alanı. Zengin içeriğinde, yüksek çözünürlüklü görsellerle tipografi, illüstrasyon, fotoğrafların arasında gezmenin keyfini mutlaka daha rahat bir zamanınızda çıkarırsınız. Fakat ben, bu kahve arasını y
enilikçi tasarımcı -ki onu enteresan fotoğraf projesinden de anımsayabilirsiniz- Ahn Sang Soo'nun işlerinden örneklere de rastlayacağımız typolover.com/galeri bölümünde değerlendirelim istiyorum. Hoşunuza gidecek şeyler göreceksiniz.

Street Art, Skelewags, Noktaları Birleştir





Sokakta gözüme böyle bir detay takılsa, ilgimi çeker
, yüzümde minik bir gülümsemeyle o ânın keyfini çıkarırdım. Ne dersiniz? Yoksa siz bu tarz uygulamalar veya grafitilerin görüntü kirliliği yaratacağını düşünenlerden misiniz? Ben, ülkemizde rahatça, yaratıcı Street Art örnekleriyle karşılaşabileceğimiz günleri görmeyi merakla bekliyorum.

Üstteki sevimli görseller, arada takip etmeye çalıştığım forumlardan C
onceptart forum altındaki, 'Skelewags' başlığından. Konu güncellenmeye devam ediyor, daha fazla örneğe ve görsellerin daha yüksek çözünürlükteki hallerine oradan ulaşabilirsiniz. Günün ilk kahvesi yanında veya eğlenceli minik bir mola için, ziyaret etmenizi, öneririm. Tüm forumda gezmek için ise, kendinize daha rahat, geniş bir zaman ayırmayı unutmayın.

'Street Art, nedir?' sorusuna Hafriyat Karaköy'de cevap bulabilir, hatta zamanınız varsa Noktaları Birleştirebilirsiniz (16 Şubat/9 Mart 2008 ).

Coroflot, Float, Polaroid



www.firebrand.com, bugünlerde pek çoğumuzun eğlenceli zaman geçirgeci; kahvelerimizi içip kısa filmler arasında geziniyoruz.

Öğleden sonra, coroflot.com'un '2007'de dünya genelinde tasarımcılar ne kadar kazanmış' araştırması -ki, Coroflot her yıl, grafik, ürün, web, moda, mimari gibi pekçok alanda çalışanlar üzerinden yaptığı anketlerle bu araştırma sonucunu çıkarıyor- üzerinde kritikler yapıp sıkılınca mini bir de firebrand turuna geçtik.

Geçen yazdan anımsayacağınız,
Zune Art filmlerinden 'Float' (the mood of float) izlerken -altaki video-, kızın çantasından çıkarıverdiği Polaroid fotoğraf makinesini görünce arkadaşım, üretimi durdurulan makinelerinden sonra artık filmlerinin de -ki onlar da zor bulunuyordu zaten- üretilmeyeceği haberini, anlattı [bknz: boston.com- polaroid shutting 2 mass, wikipedia-polaroid corporation, instant film] Duyumsattığı, bir sürecin sonu, yeni bir level'a geçişe tanıklığın getirdiği, tuhaf bir histi. Evet, teknoloji rüzgârını arkamıza aldık heyecanla ilerliyoruz...



Float Concept: 72andSunny / Los Angeles, CA. Creative Director: Glenn Cole. Writers: Jason Norcross, Bryan Rowles. Animation: Vitamin / Chicago, IL. Music: "Hopelist" by What Made Milwaukee Famous. Animasyonla ilgili detaylara, Zone Art'daki sayfasından da ulaşılabilmekte.

Hopelist, animasyona oldukça yakışmış. What Made Milwaukee Famous albümü 'Trying to Never Catch Up, Hopelist haricinde başka güzel parçalar da barındırıyor.

Eğer fotoğrafçılıkla ilgiliyseniz, Yıldız Üniveristesi Beşiktaş kampüsü Oditoryum Sergi Salonu'nda, 16 Şubat'ta Murat Germen'in "şimdilerde fotoğraf" ismiyle vereceği semineri de bu fırsatla kaçırmamanızı öneririm. Bahsedeceği farklı ülke ve kültürlerden çeşitli fotoğrafçılık pratikleri, zihin açıcı olacaktır. Katılmak için, PhotoLine seminer kayıt sayfasını kullanabilirsiniz.

Senin Kahvaltın Neli?




'Breakfast' ve 'Couples', enteresan fotoğraf serileri yaratıcısı fotoğrafçı Jon Huck imzalı iki proje. Fotoğraflar fikir ve renk kullanımıyla görülesi olduğu kadar, eğlenceli de.

Portre fotoğraf serisi
'Breakfast', kişiler ve kahvaltılarının fotoğraflarından oluşuyor.

Fotoğraflara bakarken siz de benim gibi minik bir tahmin oyunu oynayabilirsiniz. Önce kahvaltılarına değil de, kişilerin kendilerine bakarak kahvaltılarını tahmin etmeye çalışmaktan oluşan bu oyun, sonuçlarıyla sizi de benim kadar şaşırtacaktır, diye düşünüyorum.

Günün en önemli öğünü kahvaltı, ama nedense asıl atlanması ya da geçiştirilmesi gereken akşam yemeği olmalıyken, çoğunlukla kahvaltı atlanıyor.

On dakika daha erken uyanmam gerekse de, leziz bir kahvaltı yapmadan güne iyi başlamış saymıyorum kendimi.

Bu sabah kahvaltımda elma suyumun yanında; haşlanmış tatlı mısır noktacıkları, biraz patates püresi, peynir, acı pul biberden oluşan bir tost eşlik ediyor bana. Deneyin, öneririm.
Doğaçlama karışımlarla sandviç/tostlar icat etmek(!) hoşuma gidiyor ve genelde iyi sonuçlar aldığımı söyleyebilirim.

Peki, sizin kahvaltınız neli? Umarım atlayanlardansa, kahvaltıyı minik bir şeylerle geçiştirenlerdensinizdir.

Y
aratıcı fikriyle Jon Huck projesinden ilham alanlardan biri de Evan Roberts; yirmi beş Temmuz'dan bu yana kahvaltılı fotoğraflarını Flickr üzerindeki galerisinde biriktirmeye devam ediyor. En son, elma dilimleriyle görüntülenmiş...

Jon Huck fotoğraflarından 'Couples'ın konsepti ise, çiftler.

Çiftlerin portre fotoğraflarından oluşan sergi üzerinden de değişik tahmin oyunları icat edip oynamak, ya da sosyolojik izdüşümler yakalamaya çalışmak olası yan anlamlar olarak değerlendirilebilir...

Sonbahar, Ekim, Ay Takvimi, Etkinlikler

Ekim ayı Ay takviminde dolunay, ayın son dönemine denk gelecek gözüküyor.

Dolunay zamanına kadar artık iyice sararacak yapraklar ay ışığında sessizce yere düşüp kuruyarak; her sonbahar ritüele dönüşen kuruyan yapraklar üzerinde çıtırdatarak yürüme seremonilerimi gerçekleştirmek için, beni bekliyor olacaklar. Belki de bu yüzden serin, bazen yağmurlu, saçlarımda rüzgârı hissedebildiğim sonbaharın, özellikle de Ekim'den Kasım'a geçiş zamanını seviyorum.

Ekim ayının heyecan verici diğer bir yanı da; bir anda yoğunlaşan, etkinlik programı. Ki adeta sergiler, sinema ve tiyatro seçenekleri birbirleriyle yarış eder hâle geliyor.

Ekim ayında Ay evreleri böyle olacak, diyerek; aklınız dökülen yapraklara takılmadıysa, takvimden merakla beklediğim etkinliklerden şimdilik birkaçını not düşmeye geçiyorum.

19/25 Ekim 2007, Film Ekimi.
İKSV'nin, bu yıl altıncısını gerçekleştireceği 'Sonbahar Film Haftası Etkinliği'; Beyoğlu Emek sinemasında. 21 film gösterilecek. Film Ekimi'yle ilgili detaylar; www.iksv.org/filmekimi_2007 sayfasında.

-Güney Kore sinemasına ilgimin sebebi yönetmenlerden biri, Kim Ki Duk yönetimindeki Soom (2007)/Breath/Nefes,

-Marjane Satrapi'nin çizgi romanından uyarlanan, küçük bir kız çocuğunun gözünden İran Devrimi'ni anlatan; animasyon/dram türündeki Persepolis (2007)

-Julie Delpy yönetimindeki Deoux Jours A Paris (2007)/2 Days in Paris/Paris'te İki Gün, özellikle görmek istediğim filmler.

Julie Delpy'yi, Ethan Hawke ile oynadığı Richard Linklater yönetmenliğindeki Before Sunrise (1995)/Gün Doğmadan ve devam filmi Before Sunset (2004)/Gün Batmadan filmlerinden anımsayacaksınızdır.

Umarım izlemişsinizdir. İlk film Viyana, ikincisi Paris sokaklarında geçen, Jesse ve Celine'in tanışma ve 9 yıl sonra bir sebeple yeniden bir araya gelme hikâyesine tanık olduğumuz; aşkı naif halde işleyen, arka planda kent dokusunu duyumsayabileceğiniz iki güzel film. Şimdi, oyunculuğundan sonra
Julie Delpy'nin yönetmenliğini de görmek fena olmayacak.


Porof. Zihni Sinir'in 30.yıl sergisi, 31 Aralık'a kadar, Doğuş Power Center'da. Sergiyle ilgili detaylar, www.zihnisinir.com/tr sayfasında.

İrfan Sayar; teknoloji tutkunu bir karikatürist ve tasarımcı. Onu, yaşamlarımıza bir şekilde bir yerde mutlaka dahil olmuş şaşırtan, düşündüren, eğlendiren projeleri ve en önemlisi Porof. Zihni Sinir yaratımı ile tanıyoruz.

“Herkesin içinde var olan Zihni Sinir halini dillendiren bir kahraman” olarak Zihni Sinir'i nitelendiren İrfan Sayar, estetik, mizah ve fonksiyonellik unsurlarının Zihni Sinir Proceleri’nin vazgeçilmez üç temel ögesi olduğunu belirtiyor.

Çocukça merakınızı tatmin edecek, değişik objelerden hangisine sahip olmak isteyeceğinize kara veremeyeceğiniz eğlenceli bir sergi.


'Seviyor Ki Çiziyor' Ömer Çam karikatür sergisi; 18 Ekim/18 Kasım 2007 tarihleri arasında, Schneidertempel Sanat Galerisinde.

Beğenerek takip ettiğim karikatür ve grafik sanatçılarından biri, Ömer Çam. Sergisinin haberini, 'Kişisel Karikatür Sergisi Açıyorum' başlığında paylaştığı blogunu, 'keşfetmek için bak' bağlantılarım arasından anımsayacaksınızdır.

Kendisini, "Ben karikatüre başladıktan sonra Türkiye'de ve dünyada çok şey değişti. İklimler, ideolojiler, aşklar, insan... Bir tek karikatür değişmedi bende. İyi ki de değişmemiş..." diye ifade ediyor. 27 yıldır eserler üretiyor. Bu, İstanbul'daki ilk sergisi. Sergi, yurt içi ve yurt dışında kazandığı 30 adet renkli, ödüllü çalışmadan oluşuyor.


Bir fil ve bir timsah düşünmenizi istiyorum. Olabildiğince sevimli olanlarından olsun, lütfen. (Evet, size sevdiğim bir karikatürü anlatıyorum.) Timsah ve filiniz hazır mı?

Timsahın filin hortumunu ısırdığını ve filin de hortumundaki havayı üflediğini hayal edin. Hortumu ısırılmış bir fil ve şişmiş bir timsahın üstünde iki konuşma balonu var;
-Üfleme!
-Isırma!

Leman'dan edindiğim, günlük bir doz Komikaze alışkanlığı sahibiyim. Minik yeşil fillerle dolu kapağıyla başlayan komikaze serisi kitapları, kitaplığımdaki ulaşılabilir mesafede; tüm renkli, eğlenceli kahramanlarıyla, oyuncak kitap bölümümün baş köşesini süslüyorlar. Çok eskimesinler diye, Erdil bey'in online arşivi www.komikaze.net'ten düzenli olarak istifade etmeye çalışıyoruz.

Yakın zamanda bu leziz alışkanlığımıza bir yenisi daha eklendi; Erdil bey, bloglamaya başladı; komikaze.net'teki 'diyom ki' köşesini bloga dönüştürdü.

Erdil Yaşaroğlu'nun karikatürlerlerinden komik anekdotlarına, korkularından, masasında sakladığı çin yemek yeme çubuklarına kadar, kim bilir hangi detaylarla yaşamımıza renk katmaya devam edecek diye merakla takip ettiğimiz blogu Diyomki'yi hemen 'keşfetmek için bak' bağlantılarıma ekledim, siz de feedlerini Rss Reader'ınıza eklemeyi unutmayın.

Eylül, Ay Evreleri, Etkinlik Takvimim



Eylül ayında Ay evreleri böyle olacakmış. Ay takvimimdeki öncelikli etkinlik,
İstanbul Design Week 2007 ve Patti Smith konseri olarak gözüküyor.


Bazı DMX müziklerini (X Gonn'Give It To Ya, onlardan biri ve arada duyduğunuz Pitt Bull sesi de kendisine ait, şu an burada hafta sonu müziği olarak yer alıyor) beğenirim. Onu, Cradle 2 the Grave filminden de anımsayabilirsiniz.



1
Eylül'de, ClubRiddim.com'un açılışı kapsamında onun da dahil olacağı bir konser olacaktı. Takvimimde ilk o işaretliydi. Fakat, evinde ceza unsuru oluşturan buluntuların varlığı tespit edildiği, hakkındaki soruşturmalarla uğraşıyor olduğu için gelememiş. Yerine Ja Rule ve diğer duyurulan sanatçılar sahne alacağı açıklandı. Sahne performansını merak ediyordum ama, diğerleri çok da ilgimi çekmediği için, isteyenlere biletleri iade etme opsiyonu tanındığından, o hakkımı kullanmayı tercih ettim.

Bu ayki diğer konser tercihim Patti Smith ise; Garanti Caz Yeşili Efsaneler serisi kapsamında 25-26 Eylül'de Babylon'da olacak.



Easter (1996) albümünden, Because The Night (şu an burada hafta sonu müziği olarak yer alıyor).

İstanbul Design Week 2007
Ünlü tasarımcıları İstanbul'da buluşturan İstanbul Tasarım Haftası, 4-10 Eylül'de Balat'taki Eski Galata Köprüsü üzerinde düzenlenecek. www.istanbuldesignweek.com




Marmara Fuarcılık tarafından organize edilecek, ülkemizin ilk ve tek Led Sistemleri, Teknolojileri ve Uygulamaları Fuarı 6-9 Eylül 2007'de İstanbul Dünya Ticaret Merkezi'nde. http://www.ledfuari.com

Köprü6 - Galata Fotoğraflarısergisi, 6 Eylül-6 Ocak tarihleri arasında İstanbul Modern Fotoğraf Galerisinde.
Köprü6; 10. İstanbul Bienali’nin odaklandığı Mimari / Kent / Bağlantı / Zaman temalarının yorumlarından oluşan bir dizi yapıttan oluşuyor; İstanbul’un iki simgesini, Boğaziçi ve Haliç'i bir araya getiriyor.

Sergide, Galata Köprüsü üzerinde farklı zamanları tek bir karede birleştiren fotoğraflardan, Galata’nın çokkültürlü tarihini çeşitli görsel ve yazınsal malzemeleri birleştirerek yeniden kurgulayan kolaj çalışmalarına; duvardan duvara uzanan geniş, panoramik görüntülerden iç mekânlara odaklanan fotoğraf yerleştirmelerine uzanan bir çeşitlilik görülebilecek.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen, bu yıl küratörlüğünü daha önce Gwangju ve Venedik Bienalleri'nde küratör olarak görev yapan, Çinli küratör Hou Hanru üstleneceği; 10. Uluslararası İstanbul Bienali, 8 Eylül-4 Kasım 2007'de.
Bienal, modernliğin karmaşık ve çeşitli biçimleri ile ilgili farklı kültürel bağlamları ve sanatsal görüşleri ortaya çıkarmanın bir yolu olarak kentsel olgulara ve mimari gerçekliğe odaklanacak.
Bienalin geçen 20 senesinin özetini sunacak “Şimdiki Zaman Geçmiş Zaman” başlıklı sergi ise, 6 Eylül-2 Aralık 2007 tarihleri arasında, İstanbul Modern’de.

Sualtının En İyileri, Tatil, Kitap


Tüm dünyada çok ilgi gören bir konu; sualtı fotoğrafçılığı ve video çekimi.

www.sualtifotovideo.com ise; Türk sualtı fotoğrafçılarını teşvik etmek ve başvuru kaynağı olmak üzere kurulmuş, konuyla ilgili internet üzerindeki ilk ve tek Türkçe web sitesi ve her ay bir fotoğraf yarışması düzenleniyor.

"Alışveriş Denizi" Tepe Nautilus’ta, ziyaretçilerin beğenisine sunulan
sergide; Yıllık Fotoğraf Yarışması’nı kazanan ilk üç fotoğraf yanında, Aylık Yarışma Birincileri ve editörlerin seçtiği birbirinden güzel sualtı fotoğrafları, 3-19 Ağustos 2007 tarihleri arasında görülebilecek.

Bu hafta sonu, tatil için minik bir ara vereceğim. O zamana kadar sualtı görselleriyle oyalanıyorum. Nautilus'taki sergiyi görünce buraya da not düşmeden geçmek istemedim.

Tepe Nautilus'a uğradığınızda, sualtının en iyilerini görmeden gitmeyin.

İç açıcı tasarımı yanında içeriğiyle görülesi www.sualtifotovideo.com'da, "ustaların foto galerileri"; bu sıcaklarda eminim benim kadar sizin de ilginizi çekecek, tatil hayallerine dalmanıza yol açacaktır. Bir diğer hayal kurma aracı da sualtı resimleri sergisi, süresi henüz dolmadı, hayalleri gerçek yapma şansınız sürüyor.

Yanımda götüreceğim kitaplara karar vermeye çalışıyorum. Tatilde okunacaklar seçimime, katkılarınızdan memnun olacağımı belirteyim. En son hangi kitabı okudunuz ya da önerirsiniz?

Sualtında, Sualtı Resimleri



Esra Demirci; İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nden mezun, 2003 Yılından beri senenin dört ayını eşiyle birlikte “Anemone” adındaki 9.6 m boyundaki yelkenlilerinde denizde geçirmekte, denizde ve karada resim çalışmalarını sürdürmekte, BOSAD Bodrum Sualtı Derneği üyesi olan sanatçı sertifikalı bir amatör denizci ve dalıcı.

Sanatçı "Aynanın Öte Yanında" isimli sergisiyle; gördüklerini, bazen de düşlediklerini yansıttığı sualtı resimlerini Bodrum Kara Ada Kaçakçı koyunda 10 metre derinlikte sualtı ve sanat severlerle buluşturuyor.


3 - 26 Ağustos 2007 tarihleri arasında açık olacak sergi, tüplü veya serbest dalış yapılarak gezilebilecek. Suyun altına dalmak istemeyenler içinse eserlerin bir kısmı yüzeyden de görülebilecek.

"Aynanın Öte Yanında" denizin içindeki sanatı keşfedeceksiniz!

Resimleriyle olmasa da, sualtı resimlerini, sualtında sergileme fikriyle ilgimi çekti. Bodrum'a uğrayacaklar için,
3 - 6 Ağustos 2007 tarihleri arasında katılabilinecek hoş bir etkinlik. Esra Demirci'nin web sitesinden, detaylı bilgiyi almak ve galerisini ziyaret ederek resimlerini görmek mümkün.

(Görsellerin büyük hallerini görmek için, üzerlerine tıklayınız.)

'Sevdiklerim'den 'Don't Complain'e 'Venedik Bienali'

Yakın zamanda zevkle okuduğum, Siri Hustvedt (What I Loved) ‘Sevdiklerim’ kitabından, burada da bahsetmek için fırsat arıyordum.

52. Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil edecek 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) adlı eserle ilgili detayları okuduğumda; Siri Hustvedt ‘Sevdiklerim’ kitabındaki karakterlerden biri olan 'William Wechsler' ve eserlerini anımsadım.

Damağımda kalan bu çağrışımın leziz tadıyla, hem herkesin okumasını isteyeceğim 'Sevdiklerim' kitabına, hem de Venedik Bienali'yle ilgili birkaç ayrıntıya değinmek istiyorum.


(Fotoğraf: Venice Biennale 2007 An installation called Action Painting! exhibited at the Nordic pavillion. Photograph: Alberto Pizzoli/AFP)

Görsel sanatlar, sahne sanatları, sinema, mimari, dans, müzik gibi pek çok sanat disiplinini aynı çatı altında toplayan, 1894 yılından bu yana düzenlenen Venedik Bienali; çağımızın en önemli sanat etkinliklerinden kabul ediliyor ve güncel sanatın en büyük destekçisi.

10 Haziran'da başlayan ve 21 Kasım'a kadar sürecek Venedik Bienali 52. Uluslararası Sanat Sergisi’nin bu yılki teması; 'Think with the Senses - Feel with the Mind. Art in the PresentTense' (Duygularla düşün - aklınla hisset. Şimdiki zamanda sanat).

Bienalin yönetimini üstlenen ünlü küratör, eleştirmen ve sanatçı Robert Storr, bu yılki temayı, "Şimdiki zamanda sanat; çünkü sadece şu anda yaşıyoruz ve şu anda ürettiklerimizle varız." diye açıklıyor.

52. Venedik Bienali'ne Türkiye, Hüseyin Bahri Alptekin'in 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) adlı eseriyle katılıyor.
Hüseyin Alptekin, Türkiye Pavyonu için, Gürcistan ve Batı Asya'da görülen bir tür restoran türünden esinlenerek, bir dizi tek hücreli odanın birbirine yarım ay biçiminde kenetlendiği beş odadan oluşan bir enstalasyon (yerleştirme) hazırlamış.

Her biri kendi içinde bağımsız tahta odacıklardan oluşan sergi evini Finlandiya’da Hüseyin Alptekin ve “Cheap Finnish Labour” adlı sanatçı grubu üç aylık bir çalışmanın sonunda inşa etmiş. Sonra parçalara ayrılıp Venedik’e getirilmiş ve 15 gün içinde tekrar kurulmuş.

Büyük bir salon yerine daha mahrem kalabileceğiniz, küçük odalar. Dertleşebileceğiniz, sırlarınızı başkalarına duyurmadan anlatabileceğiniz, aşkınızı fısıldayabileceğiniz küçük odalar.

Odaların duvarlarındaki ekranlarda sürekli fotoğraflar geçiyor.

Tahta kulübenin üzerinde ışıklı bir tabelada yazan, aynı zamanda serginin başlığı olan “Don’t Complain” cümlesi bir ikiliği vurguluyor. Aslında “Şikâyet Etme” diyen de bir yandan şikâyet ediyor.

Öykülerinde global değerlerden çok lokal değerlere önem verdiğini söyleyen Alptekin’in “Incidents-Küçük Vakalar” diye adlandırdığı, kültür, ideoloji, ekonomi, ekoloji gibi ana başlıklar taşıyan öyküleri dünyanın dört bir tarafında geçiyor. Kulübenin içindeki odacıklarda gösterilen görüntülerde genel olarak dünyanın farklılıklar değil benzerlikler üzerine kurulduğu vurgulanıyor. Birbiriyle ilgisiz gibi görünen anlık görüntüler bir süre sonra bir öykü oluşturmaya başlıyor.

Bir odada farklı iki ekranda dünyanın iki farklı köşesindeki sahillerde dolaşmaya başlıyorsunuz. Bir yanda Bombay öte yanda Rio De Janeiro plajları. Hayat devam ediyor. Bir anda ikiye bölünüyorsunuz ama kısa bir süre sonra farklılıklar yok oluyor. Görüntüler, sesler, müzikler birbirine karışıyor...

Müslüm Gürses’in “Paramparça” parçası eşliğinde diğer odaya girdiğinizde ise İstanbul’da sokakta yaşayan dilsiz siyah bir çöp toplayıcısının yaşamını dört mevsim boyunca izliyorsunuz. Hüseyin Alptekin 400 gün boyunca kamerasıyla evsiz göçmenin terk edilmiş bir araba ve çöp bidonu arasındaki geçen yaşamını araba belediye tarafından çekilene dek görüntülüyor. Küreselleşmenin bireyler üstündeki etkileri, yerinden yurdundan edilmişlerin durumları izleyeni düşündürmeye başlıyor.

Bir diğer odada ise Jay Jay Johanson'ın “Far A Way”, Alexander Dimitrevich'in “Mr. President” parçaları eşliğinde Kosova ve Çeçenya’da kaybolan insanların internetten alınmış görüntülerini izlerken de uzaklar birden yakın oluyor.

Küratör Vasıf Kortun hüzünlü olarak adlandırabileceğimiz serginin kavramsal çerçevesini, düşünsel anlamda çok ciddi bir eğitimi olan Sorbonne’da felsefe okuyan Hüseyin Alptekin ile birlikte oluşturduklarını, zaten onun yaptığı sanat eserlerinin görsel olsa da birer bilgi nesnesi olduğunu anlatıyor...

1991 yılından beri bienal alanı dışında kiraladığı mekânlarda hazırladığı sergilerle katılan Türkiye’nin pavyonu ilk kez bu yıl bienalin ana mekânı olan Arsenale’nin tarihi Artigliere binasında yer alıyor.

Garanti Bankası’nın sponsorluğunda gerçekleşen ve toplam maliyeti 300 bin euro olan sergiye Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık Tanıtma Fonu ve adını vermek istemeyen beş aile destek olmuş. Serginin küratörlüğünü Vasıf Kortun, koordinasyonunu da İstanbul Kültür Sanat Vakfı yapıyor.

Türkiye Pavyonu'nun Arsenale’de yer alması şerefine bu yıl açılışa Garanti Bankası’nın davetlisi olarak basın, sanatçı ve sanatseverlerden oluşan 80’in üzerinde konuk katıldı. Açılışın ardından San Servolo Adası’nda düzenlenen partide Baba Zula dans ve müziğin iç içe geçtiği bir performans sundu...
52. Venedik Bienali'ne katılan 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) enstalasyonu benzeri bir performansa, Siri Hustvedt ‘Sevdiklerim’ kitabındaki karakterlerden biri olan 'William Wechsler' eserlerinde denk geldiğimi ve bu çağrışımın, Venedik Bienali'yle ilgili beni heyecanlandıran ayrıntılardan biri olduğuna değinmiştim.

'William Wechsler', SoHo'da yaşayan bir sanatçı. Sanat çevrelerince büyük yankı bulan ve beğenilen; görülene, görene ve gösterene yer verdiği resimleriyle tanınıyor. Bu resimleri, sonrasında eski masalları anlatmak için kullandığı çağdaş imgelerin de yer aldığı, 'masal kutuları' takip ediyor.

Hepsi aynı büyüklükte, yaklaşık bir metreye bir buçuk metre boyutundaki
'masal kutuları'; hem düz, hem üç boyutlu figürlerden, gerçek objeleri resimlerle birleştirdiği, masalları anlatan imgelerden oluşuyor.

Kutular, küçük odaları andıran bölümlere ayrılmışlar. Kutuların minyatür boyutları, doğal olarak bebek evlerini gözetleyip keyif alma güdüsü olan insanların merakını çekiyor ama umutları yıkıyor, genelde tekin olmayan duyguları uyandırıyor.

'William Wechsler' ilgi gören bu masal kutularının daha büyüğünü, devam eden çalışmalarında da kullanıyor. Bir oda büyüklüğünde, içinde değişik objeler ve resimlerle oluşturulmuş kompozisyonlar yer olan bu çalışmalarında; şaşırtmaya, izleyeninin bir şekilde kendini bulmasını sağlamaya fakat bunu yaparken ayrıntılarda zenginlik sunmaya devam ediyor.

Wechsler sergisini ziyarete gelenler; odaları gezerken hem anlatılan hikâyeyi devam eden odalarda takip ederken şaşırabiliyor, detaylarla zihinsel yolculuklara çıkabiliyorlar; hem de kendilerinden izler bulabiliyor ya da ressamı yarattığı dünyanın içinde fark edebiliyorlar...

'William Wechsler' 'odaları'yla; 52. Venedik Bienali’nde 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) ile Türkiye’yi temsil eden Hüseyin Alptekin'in odaları arasında hoş bir ilgi kurmamı sağlayan Siri Hustvedt ‘Sevdiklerim’ kitabında, elbette ki bundan daha fazlası var.
Norveç asıllı yazar Siri Hustvedt 1955 yılında Minnesota’nın Northfield kasabasında doğdu ve öğrenimini aynı kasabada tamamladıktan sonra, 1978’de Columbia Üniversitesinde 19.yüzyıl romanı konusunda doktora öğrenimi yapmak üzere New York’a geldi.

Kimi eleştirmenlerin Hustvedt’in, özellikle kişinin kimlik arayışını irdeleyen yapıtlarında eşi
Paul Auster ile paralel görüşleri dile getirdiğine değinmeleri üzerine Hustvedt, “Eğer çağdaş roman bir şehir ise, Paul ve ben aynı mahallede oturuyor olabiliriz, ama aynı evde değil,” diyerek onları yanıtlamıştı.

20. yüzyıl kadınının ruhsal yapısını ve deneyimlerini başarıyla dile getiren bir yazar olarak tanımlanan Siri Hustvedt’in ilk romanı The Blindfold (Göz Bağının Ardında – Can Yayınları) 1990 yılında yayınlandı. Bunu, The Enchantment of Lily Dahl (Lily Dahl’in Büyülenmesi) adlı ikinci romanı izledi. Sevdiklerim (What I Loved) yazarın üçüncü romanı.
Sevdiklerim kitabında Siri Hustvedt; Sanat Tarihçisi Leo Hertzberg üzerinden, SoHo'da sanatla iç içe bir çevrede yaşayan iki ailenin ilişkilerini anlatıyor.
1975 yılında, sanat tarihçisi Leo Hertzberg, New York galerilerinden birinde tanınmamış bir ressam tarafından yapılmış olağanüstü bir resim keşfeder. Yapıtı satın alır, tabloyu yapan ressam Bill Wechsler’i bulur ve iki adam, yaşam boyu sürecek bir dostluğa adım atarlar.

Leo’nun 25 yıla yayılan öyküsü, kendi ailesiyle Bill’in ailesi arasında (oğullarının doğumu, Bill’in ilk evliliğinin çöküşü ve ikincisinin mutlu yılları, iki ailenin SoHo’da aynı apartmanda yaşadıkları ve yazları Vermont’ta aynı evi paylaştıkları dönemler boyunca) gelişen ilişkinin izini sürüyor. Fakat kendileri ve eşleri arasındaki bağlar, önce trajediyle, sonra yavaş yavaş ama aşındırarak yüzeye çıkan korkunç bir ikiyüzlülükle zedeleniyor.

Sevdiklerim, içten anlatımı ve içeriğinin göz kamaştırıcılığıyla, giderek tırmanan tehdit duygusunu, olağanüstü bir titizlikle gözlemlenmiş bir ressam portresiyle ve özellikle ana-babalık, evlilik, cinsellik ve kardeşlik ilişkileriyle harmanlıyor.

İç dünyalardan dış dünyalara, özelin derinliklerinden aleniye, akıl hastalıklarından toplumsal hastalıklara doğru hiç durmadan hareket ederek aşk, kayıp, ihanet ve günümüz dünyasının anlamını irdelemek üzerine çok güzel bir inceleme.

Kitabın ilginç bir özelliği de, Siri Hustvedt - Paul Auster çiftinin yaşamlarındaki olaylarla paralellik taşıması.
Siri Hustvedt, 'Sevdiklerim'de kurguyu ve karakterlerin psikolojik çözümlemelerini aktarmada o kadar başarılı ki; kendinizi okurken olayların içinde, evin, odanın bir kenarında etrafınızda yaşananları izlerken; Erica, Violet, Bill, Lucille, Leo, Matthew, Mark'la sevinip, üzülüp, şaşırıp, umutlanıp, heyecanlanıp, sıkılıp, endişelenip, korkarken bulabiliyorsunuz.

İnsan olmaktan kaynaklanan doğal bir hareketin, sonrasında nasıl durumlara sebep olabileceğini bilirken, tüm kalbinizle ilerleyen satırlarda onun olmamasını dilerken kendinizi bulabiliyorsunuz.

Olayların akışının ilerleyen sayfalarda sizi nerelere götüreceğini tahmin etmeye başladığınızı sandığınız noktada ise; olaylar o kadar doğal yön değiştiriyor ki; bu beklenmedik açılımla ayaklarınız yerden kesiliyor ve yaşadığınız sarsıntının etkisiyle ne bekleyeceğinizi şaşırabiliyorsunuz.

'Sevdiklerim'; ilişkilerin, psikolojik süreçler ve sanatla çok iyi harmanlanarak aktarıldığı; ayrıntılarıyla zenginleşen fakat detaylarda boğmayan, akıcı bir kitap.

Kitapla ilgili hoşuma giden diğer bir ayrıntı ise; Siri Hustvedt, 'Sevdiklerim'de olayları sanat tarihçisi Leo Hertzberg ağzından anlatıyor.

Kadın yazarın, kitapta bir kadın karakter üzerinden olayları anlatmasını ve bunu daha başarıyla yapacağını beklersiniz. Oysa 'Sevdiklerim'de
Siri Hustvedt; erkek karakterin duygularını, psikolojik süreçlerini öylesine başarıyla anlatıyor ki; kitap sırf bu özelliğiyle de bir kez daha gözünüzde değer kazanıyor.

Siri Hustvedt böylece Simone de Beauvoir, Isabel Allende, Anne Delbee, İris Murdoch, Ann Baer, İris Galey gibi, kitaplığımdaki (maalesef) sayılı kadın yazar arasında haklı yerini aldı.

Tüm bu aktardıklarımdan sonra, bilmiyorum
Siri Hustvedt, 'Sevdiklerim'i kütüphanenizde bulundurun, mutlaka rahat bir zamanınızda okuyun dememe gerek kalıyor mu?

52. Venedik Bienali’ne dönersek; bu sanat etkinliğine katılan ülkeler ve sanatçıların eserlerinin her birinin ayrı bir hikâyesi var ve gönül bu hikâyeleri dinleyerek o eserleri yerinde görebilmeyi arzu ediyor.

Burada sadece minik bir parçasına değinebilecek oluşum bana hiç yeterli gelmese de, inanıyorum ki siz daha fazla ayrıntı için gereken aramaları yapacaksınızdır.

Bienalin ana mekânları Arsenale ve Giardini'de 77 ülkeden 100'ün üzerinde sanatçı var.

Arsenale'nin doğusundaki eski tersane ve depolarda Türkiye, Afrika, Çin ve Hindistan için yeni sergi alanları oluşturulmaya çalışılıyor.

Hindistan diplomatik nedenlerle katılamamış olsa da, Çin ikinci kez aynı mekânda.

Çin Pavyonu'nun küratörü, çalışmaları, beyaz duvarlara çeyiz gibi sermeyi sevmeyen Hanru, yağ tanklarını bile kaldırmamış mekândan. Tüm tavanı renkli kumaşlara sarılı mızraklarla kaplayan küratör, tankların aralarına LCD ekranlar serpiştirip kiraz ağaçlı bahçeyi de sergiye dahil etmiş.

Giardini'ye giden yollar pek çok yapıtın ev sahibi. Dar sokaktaki çamaşır asılı iplerin birer eser olduğunu ertesi gün de onları yerlerinde görünce anlayabiliyorsunuz ancak.

İzmir fuarını hatırlatan bahçede irili ufaklı pek çok ülke pavyonu var. Kırmızı ön cephesiyle Fransa en romantik olanı. Çalışmanın hikâyesi şöyle: Sanatçı Sophie Calle, bir adamın bir kadına duyduğu hisleri anlattığı tek sayfalık bir e-mail alır. Kadını seven; ama terk eden adamın mektubu 'kendine dikkat et' cümlesiyle biter. 107 kadından bu maili anlamalarını, yorumlamalarını ve cevaplamalarını isteyen Calle, mektubu okuyan kadınları fotoğraflar ve videoya alır. Tüm yorumları da sergiye dâhil eder. Bunca kadının parkta, merdivende, müzede, ütü yaparken, mutfakta patates soyarken aynı mektubu okuyup bir adamı anlamaya çalışması oldukça içli.

Kanada Pavyonu’ndaki David Altmejd’in çalışması insanı etkileyici güçte. Bir ağacı (enstalasyon) yerleştirmesinin içine koyması doğaya saygısını simgeliyor.

Önünde metrelerce kuyruk olan tek pavyon Almanya'nınki. Kuyruğun sebebi Isa Genzken'in yerleştirmeleri değil yalnız. Sergi, tek bir seferde sadece 25 kişi tarafından gezilebiliyor. Kapıdaki görevlinin dediğine göre bienalin açıldığı gün işlerin birinin bir parçası çalınmış ve böyle bir önlem alınması zorunlu olmuş.
52. Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil edecek 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) adlı eserin sahibi Hüseyin Alptekin'in, 'Eskiden bir yerde oturup evrensel düşünürdük, şimdi hepimiz her yerde dolaşıyoruz ama hiç düşünmüyoruz' sözü, üzerinde düşünülecek ve yeni yazı konuları çıkaracak kadar derin. Fakat konuyu daha fazla uzatmamak adına, enstalasyonunda niçin LED kullandığını da açıkladığı, 'Her yerde dolaşıp hiç düşünmüyoruz' başlıklı yazıyı okumanızı öneriyorum.

Venedik Bienali, şehre vurduğu sanatsal damga yanında, güneş altında oluşan uzun kuyruklarıyla da, sanata gösterilen sevgi ve saygının, tutkunun bir ispatı olsa gerek.

52. Venedik Bienali
’ni
yerinde izleyemeyenler için BBC, Guardian, New York Times, bienalden fotoğraflarla imaj galerileri hazırlamışlar. Arzu edenler buralardan da takip edebilirler.
BBC Galeri,
Guardian Galeri,
New York Times 1. Galeri,
New York Times 2. Galeri,
New York Times 3. Galeri,

İlgili diğer linkler:
'Sevdiklerim', Bir ressamın gözüyle aile ilişkilerine bakış(*).
'Sevdiklerim', What I Loved (*).
www.labiennale.org; Venedik Bienali resmi sitesi.
www.biennale07-turkey.org; Tüm detaylar için, Bienal, Türkiye sayfası.
www.iksvpress.com/venedikbienali Venedik Bienali ve Türkiye ile ilgili basın dosyaları.
Bienal ile ilgili, Vasıf Kortun ve Hüseyin Alptekin'in söyleşisi (*).
Bienal nedir? (*).
Enstalasyon nedir? (*).
'Türkiye Venedik Bienali'nde' (*).
'Alptekin Venedik Bienali için 'şikâyet etmiyor' (*).
'Türkiye Pavyonu Venedik Bienali ana mekânında' (*).
'İnsanı içine çeken şehir: Venedik' (*).
'Venedik'in altı su, üstü sanat' (*).

Andreas Gursky ve Yoko Ono İstanbul'da





Heyecan verici iki sergi haberim, hatta güzel bir hafta sonu planım var.

Andreas Gursky
Çıplak gözün yakalayamadığı detayları ve detaylardaki mânâyı yansıtabilmekte başarısıyla takdir ettiğim ünlü Alman fotoğrafçı Andreas Gursky, İstanbul Modern'de.

Andreas Gursky’nin, 23 yıllık kariyerini kapsamlı bir biçimde yansıtan 35 fotoğrafın yer aldığı retrospektif sergisi, 30 Mayıs 26 Ağustos 2007 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.
Gursky, fotoğraflarına insanları dâhil ettiğinde, bu insanlar minyatür ölçeğinde resmedilirler. Birer birey olarak davranmayan bu figürler, izleyicinin yerine geçerler. Bir otoyol köprüsü altında gezinenler, Fransa Bisiklet Turu seyircileri, gökdelenlerde yaşayanlar, fabrika işçileri, kumsalda denize girenler ya da Bundestag üyeleri, net ve düzenli görünürler. Yineleme ve çeşitleme yoluyla yaratılan dekoratif yapılar olarak, uzaktan bakıldığında grafik bir nitelik kazanırlar ama yakına gelindiğinde, her bir ayrıntı aşırı bir bilgi yüklemesi sağlar.
Uzaktan bakıldığında, fotoğraflarda insan sadece grafik bir öğe olarak gözükürken, yakından bakıldığındaysa; neredeyse iç dünyasıyla fotoğrafın bütününe etkiyen ve fotoğrafa bakanın kendisini orda görmesini sağlayan bir öğeye dönüşen, böylece bireyin mekân içindeki konumunu düşündüren fotoğraflarıyla Andreas Gursky sergisi, görülesi.

2m x 5m boyutlarına ulaşan fotoğraflarının da olduğu sergide; Gursky’nin, 2006 yılında yapılan bir müzayedede, yaşayan bir fotoğrafçının yapıtına şimdiye kadar ödenen en yüksek ücret olan 3.3 milyon dolar ile bir rekora imza atan, 99 Cent II Diptychon adlı fotoğrafı da yer alıyor..

Sergi Tarihleri : 30 Mayıs, 26 Ağustos 2007
Sergi Salonu : İstanbul Modern Sanat Müzesi
Adres: Meclis-i Mebusan Cad. Liman İşletmeleri Sahası Antrepo No:4 Karaköy
Telefon: 0212 334 73 00

Gitmişken, İstanbul Modern Dükkan'dan, enteresan hediyeler de satın alabilirsiniz.

İstanbul Modern Sanat Müzesi'ndeki 31 Mayıs 15 Haziran tarihleri arasındaki, Sanat Filmleri Bienali'ni de kaçırmayın. 'Sinemaya Övgü', 'Algı Süreçleri', 'İmge Dili' izlenesi gözüküyor.

Yoko Ono
Yoko Ono 'Açık Şehir' sergisi ise; 30 Haziran'a kadar, Sabancı Üniversitesi, Kasa Galeri'de.

Ölümü yeni bir hayat olarak gören Yoko Ono'nun 50 tabut içinden filizlenen zeytin ağaçları söze gerek bırakmıyor.
Sergilenen eserlerinin çoğu ziyaretçilerin etkileşimine açık bırakılmış. Bir masaya oturup seramiklerle oynayabilir, yeni bir hayatın kapısı olan tabutların üzerine kendinizden bir iz bırakabilirsiniz.

Düğümküme'deki, 'Yoko Ono Burada' başlığından, sergi ile ilgili izlenimleri de okuyabilirsiniz.

Sergi tarihleri: 3 Mayıs, 30 Haziran 2007
Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri, Bankalar Cad.No:2 Karaköy
Tel: 0212 292 49 39

Programınızı düzgün yaparsanız, tüm gününüzü buralarda geçirebilir, akşam da İstanbul Modern Cafe’nin manzaralı terasında gününüzü yemekle sonlandırabilirsiniz.

(Resimler, üzerlerine tıklandığında daha büyük ebatta görüntülenebilirler.)

Bahadır Baruter 'Varlık Evhamı'

Bahadır Baruter'in 'tekinsiz' çizgilerinin buluştuğu “Varlık Evhamı” başlıklı sergisi; 10 Mayıs - 2 Haziran tarihleri arasında, Nişantaşı'ndaki Galeri X-İst'te.


Erdil Yaşaroğlu, Selçuk Erdem, Fatih Solmaz, Bahadır Baruter, Cezmi Ersöz, Kaan Ertem, Can Barslan, Galip Tekin, Cem Yılmaz, Mahmut Tibet, Ahmet Yılmaz... gibi şimdi aklıma gelen bu isimlerle, 15 yılı aşan bir serüvenin ortağı; yani, 'Limon' dergisi, sonrasında da iyi bir 'Leman' dergisi takipçisiyim.

Bu süreç içerisinde Limon, Avanak Avni, Leman, Lombak, L-Manyak, Penguen dergileri yanında, çizerlerinin kitaplarının da kitaplığımdaki 'komik kitaplar' kısmında, özel bir yeri olmuştur.

Lise ve üniversite döneminde ağırlık kazanan bu ilgim, belki son yıllardaki siyasi konulara kayan içerikleri dolayısıyla, belki de eski tadı pek bulamadığımı gördüğüm için azalmıştı. Zamanla dergiler de, çizerleri de bizler kadar evriliyorlar ama, kimi zaman bu evrilme eş süreçlerde, birbirine paralel gelişmediğinden olsa gerek; ilgimizi her zaman muhafaza edemeyebiliyoruz.

Yakın zamanda Bahadır Baruter'in 'Varlık Evhamı' sergisi haberini aldığımda; Galip Tekin'in Penguen'de çizmeye başladığını öğrendiğimdeki kadar heyecan hissetmiş, sevinmiştim.

Hafta sonu hem bu hislerle sergiyi gezmek, hem de Bahadır Baruter'in çizgilerinin çağrışımlarını ve sergi sonrası zihinsel süreçlerdeki yansımalarını takip etmek, son derece keyifli bir deneyimdi.


'Reddedemiyorum' isimli çalışma, nedense benim en çok ilgimi çekenlerden biri oldu.

Sergiyle ilgili tanımlamada, Bahadır Baruter 'Varlık Evhamı' hakkında söylenen;
Emin adımlarla gezilebilecek bir seyirlik oluşturmanın aksine, sergi izleyicisini beklenmedik bir şekilde çağrışımlara ve yüzleşmelere maruz bırakıyor.

“Terkedemiyorum”, “Bırakamıyorum”, “Öldüremiyorum”, “Uçamıyorum”, “Tutamıyorum” gibi isimlerle izleyiciye sunduğu ‘interior / iç mekân’ resimleri, Baruter’in gündelik hayat ironisi olmanın ötesinde bir yerde durmanın yanı sıra, gerçek üstü bir dünya kuruyor.
tanımı kadar; sergi mekânı
X-İst ile ilgili söylenen;
Sanat izleyicisini tanıdık, bilindik ve alışılagelmiş olanın ‘konfor’una teslim etmekten ziyade, yeni ve şaşırtıcı olanın tekinsizliğiyle baş başa bırakmayı ‘tercih eden’...
tanımının da son derece doğru ve yerinde bir ifade olduğunu, rahatlıkla söyleyebilirim.

Varlık: Mevcudiyet, vücut
Servet, variyet, mal, mülk

Evham: Vehimler; yanılmak, korku ve yanlıştan meydana gelenler
Korkular, kaygılar, kuruntular, sanılar

Tabiat: Yaradılış, huy
Yaradılıştaki durum ve nitelik
Dünyanın esası
Varlığın ve düzenin kuralı

Eşya: Şeyler
Döşeme ve daha başka türlü ev öteberisi
Yük

Dişi: Erkeği tarafından döllenecek şekilde oluşmuş olan
Yumurta oluşturan veya yavru doğuran
Yumuşak ve kolay işlenen

Çizmek: Tasvir etmek; çizgiyle resmetmek
Çizgi halinde berelemek
Hükümsüz kılmak için üzerine çizgi çekmek

Bahadır Baruter
Şimdi yazarken aklıma geldi; Bahadır Baruter'in, Sanal Müze'deki sergilerde 'Büstler' isimli çalışmasına denk gelmek de heyecan vericiydi. Görmediyseniz onu da mutlaka görmenizi isterim.

'Büstler' ve 'Varlık Evhamı'nı görmemezlik etmemeniz dileğimi yineliyorum.
Belki sonrasında, aynı dönemlerde, aynı çizerleri takip etmenin izlerinden yakaladığınız tadı, burada benimle de paylaşırsınız.

Yer: X-İst
Sergi Tarihleri: 10 Mayıs – 2 Haziran 2007
Telefon: 212 291 77 84
Adres: Eytam Cad. Açıkhava Apt. No:16/5 Nişantaşı.