
Yeniden Şarj Edilebilir Dekoratif LED Aydınlatma Objeleri
Geçen hafta Philips İmageo Mum Işığı aldığımdan bahsetmiştim. Kullanıyorum ve gayet memnunum. İşlevselliği yanında, tasarımıyla da dekoratif ve şık bir ürün. Görenlerin pek bir ilgisini çektiği ve blog üzerinden de nedir, nerden alabiliriz tarzı benzer sorular geldiği için; kendime almadan önce araştırırken bulduğum bilgi ve diğer başka birkaç modelden daha burada bahsedeceğim.
LED ("Light Emitting Diode", Işık yayan diyot) nedir?
• Ledler yarı iletken malzemelerdir.
• Ana maddeleri silikondur.
• Üzerinden akım geçtiğinde foton açığa çıkararak ışık verirler.
• Değişik açıda ışık verecek şekilde üretilebiliyorlar.
• Led'lerin direnci dinamiktir. Yani bu direnç üzerinden geçen akıma göre değişir. Bu yüzden Led'i bir akım kaynağına doğrudan bağlarsak kısa devre olur. Bu yüzden devreye seri bir direnç bağlamak gerekir. (detay; vikipedia/led)
Philips İmageo Mum Işığı firmanın mağazalarından, alış veriş merkezlerinden veya internet üzerinden online-alışveriş hizmeti sunan mağazalardan temin edilebiliyor.
• METAPHYS LED
Mum ışığı için bir alternatif.
Mum kullanma deneyimine daha yakın bir ürün.
Kendi kibrit çöpüyle yakılıyor, dik durması için bir ayaklığı var. Söndürmek için de bir nefes yeterli oluyor.
İçinde bir pil olduğundan mum gibi taşınabiliyor. Sönmemesi için rüzgardan korumak gerekiyor.
Şarj etmek için bir adaptörü var. Verdiği ışıksa mum alevinin renginde ve aydınlatma şiddetinde. (detay; metaphys web store, assiston)
• Vessel Candela Lights

Dış ortamlarda hoş bir ambiyans yaratmak için uygun bir ürün. Yeniden şarj edilebilme özelliği sayesinde uzun süreli temiz bir aydınlatma sağlıyor. (detay; vessel candela lights, amazon/vessel candela, assiston1, assiston2)
• Vessel Candeloo

Yine benzer bir mantıkla çalışan Vessel Candeloo; mum ışığını eğlenceli bir tasarımla birleştirerek ortamlara renk katıyor. (detay; vessel candeloo, assiston, designpublic, amazon1, amazon2)
• KNOCK-OFF Lamp
Bowling pini/kukası şeklinde tasarlanmış olan lamba, yine aynı mantıkla çalışıyor. Dik durduğunda ışık veriyor, devrildiğinde yatay haldeyken sönüyor. (detay; shopfosters, spluch, gizmodo)
Diğer Dekoratif Led Objeler
•
Rotondo (detay; amazon)
•
AMBIENCE MOOD L (detay; amazon)
• Amazon/Candela
• Amazon/Rechargeable LED Votive Lights
• Amazon/Viatek Rechargeable LED Tea Light Candles
• Amazon/Knock Off Lamp
• Amazon/Candela LED 2-lamp
Alttaki resimdeki kullanım şekli de hoşuma gitti.
Mum ışığının etrafına, ışığı gölgelemek için takılan bunun gibi minik bir dekoratif ilaveyle, daha farklı aydınlatma seçenekleri türetilebilir.
Philips İmageo Mum Işığı veya Vessel Candela Lights ile kullanım için uygun gözüküyor.
(detay; assiston)
İçinde bulunulan mekânın aydınlatmasında yapılan ufak bir değişiklik, mekânı farklı algılamayı sağlayabiliyor. İçinde bulunulan duruma farklı bir ışıkta bakmanın; değişik çıkış yolları, fikirler buldurabildiği gibi...
İmageo Mum Işığım akşamları yanından geçerken bana enteresan fikirler fısıldıyor :) Işığınızı değiştirin ve etrafınızdaki atmosfere dolan ilham noktacıklarının tadını çıkarın...
Bağlantılı konular :
Philips İmageo Mum Işığı
LED Aydınlatma 'Rechargeable LED Lamps'
zaman:
12.2.07
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: aydınlatma, candela, dekorasyon, Imageo Mum Işığı, Led, LED ampul, objeler, Philips
Philips Imageo Mum Işığı

Hafta sonu için planım; Pera Müzesi’ndeki, Ivan Chermayeff ve Tom Geismar sergisini gezmek; An İnconvenient Truth-Uygunsuz Gerçek filmini izleyip; bir kafede görüp beğendiğim, Philips Imageo Mum Işığı'ndan, bulunup almaktı...
Üstte resmini gördüğünüz, bulunduğunuz ortamın havasını bir anda değiştiren; akıllı temiz mumlar; Philips Imageo Mum Işığı.
Gerçek bir mumda olduğu gibi, akkor ve titrek bir ışıltı verebiliyor. Bunu, içindeki LED ampul ile sağlıyor. Yaklaşık 10 saatlik şarj süresi sonrası, 24 saat çalışabiliyor. Üzerinde düğmesi yok, açıp kapamak için, sadece elde tutup sallamak gerekiyor.
An İnconvenient Truth 'Uygunsuz Gerçek' filmi sonrası;
Standart akkor lambanızı floresan (CFL) bir lamba ile değiştirin.bu bilgiyi bir kez daha hatırladıktan sonra; Philips Imageo Mum Işığı aramama, enerji tasarrufu sağlayan böyle bir aydınlatma sistemi araştırmasını da ekledim.
CFL normal bir lambanın kullandığı enerjinin %60'ından daha azını kullanır.
Bu basit değişiklik yılda 150 kg karbondioksit tasarrufu sağlayacaktır. Örneğin Amerika'daki her aile bu değişikliği gerçekleştirirse, karbondioksit yayılımı yılda 90 milyar pound azaltılabilir. Energy Federation.

Yandaki resimdeki; Philips Tornado.
Şık tasarımı yanında, floresan ışığın o bildik beyaz soluk rengi yerine; sarı ışığın sıcak atmosferini yaratabiliyor. 8 yıl ömürlü.
Karbondioksit salınımını azaltmak adına, bu ampullerden kullanmaya başlamak; bireysel destek için iyi bir adım. (Sonrasında belki de, dünyamız ve dolayısıyla kendi geleceğimiz için; 'bir alt sokaktaki markete, arabamızla gitmeme' bilincini de geliştirip, bunu uygulamada da başarıp; bireysel destek yolunda başka iyi bir adım daha atmış oluruz!?)
Imageo Mumlar yanında, denemek için bir tane de Tornadolardan edindim. Mumlardan gayet memnunum. Tornado için avantajlı bir ürün olduğunu ve bu tarz ürünlerin kullanımının yaygınlaşmasının yararlı olacağını düşünüyorum.
Philips, %80 tasarruflu bu ampulleri sayesinde; 150 milyon ağacın temizleyebileceği, yılda 3 milyon ton CO2 (karbondioksit) yayılımı engellenebileceğini öngörüyor.
Philips Aydınlatma; her zevke uygun dekoratif çözümler yaratılabilecek, geniş bir ürün skalasına sahip...
Philips'ten yüzde 80 tasarruflu ampuller
Gelecekte yaşanması muhtemel enerji sıkıntısı, şirketleri de enerji tasarrufu sağlayan ürünlere yönlendiriyor.
Philips, LED teknolojisi ile aydınlatmada yüzde 80 oranında tasarruf sağlayacak ürünlerini Avrupa ile aynı anda Türkiye'de satışa sundu.
Imageo LED Aydınlatma Serisi'nin Türkiye pazarına girmesi nedeniyle düzenlenen basın toplantısında konuşan Philips Ampul Avrupa Başkanı Andreas Wente, küresel elektrik tüketiminin yüzde 19'unun aydınlatmaya gittiğini belirterek herkesin enerji açısından en verimli çözümleri kullanmasıyla küresel anlamda 50 milyar eurodan fazla enerji tasarrufu yapılabileceğini söyledi.
Türkiye'de giderek artan enerji maliyetinin son 2-3 yılda yaklaşık yüzde 20 daha fazla olduğunu belirten Wente, bu şekilde karbondioksit emisyonlarında 270 milyon ton düşüş sağlanacağının, petrol tüketiminde 1 milyar varil azalma olacağının ve 250 elektrik santralının inşasının geciktirilebileceğinin altını çizdi...
zaman:
4.2.07
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: aydınlatma, candela, dekorasyon, Imageo Mum Işığı, küresel ısınma, Led, LED ampul, Philips, sosyal sorumluluk
Light Poem

Edindiğim 'Philips Imageo Mum Işığı'ndan ve 'LED Aydınlatma' ile Led Lambaların mekânlara kattığı derinlikten daha önce bahsetmiştim.
Shapeways.com sitesi ise, şimdi bize, sunduğu 3D design'lar oluşturabilme fırsatı ile, Philips Imageo Mum'larımızla kullanabileceğimiz, seçeceğimiz font ve kelimelerle 'Light Poem' yaratabilmemizi sağlıyor.
Alttaki YouTube videosu ile bir 'Shapeways Creator' uygulamasını görebilirsiniz.
YouTube'a erişim engeli yüzünden videoyu görüntüleyemiyorsanız, aynı videoyu 'Shapeways Creator' bağlantısından da izleyebilirsiniz. Fakat, umarım maruz kaldığımız bu 'sansür'e karşı tavrınızı da gösteriyorsunuzdur. Son olarak 'İzlesene.com ve VidiVodo.com’a da erişim engellendi!' ve, bu yaşadıklarımızı sorgulamamızın artık zamanı geçiyor!
Shapeways.com, hayal gücünü üç böyutlu objelere dönüştürmenin pratik yollarından biri...
zaman:
12.9.08
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: 3d, 5651, aydınlatma, dekorasyon, erişim engeli, Imageo Mum Işığı, Led, LED ampul, Light Poem, objeler, Philips, sansür, tasarım nesnesi, tipografi, trknoloji, video, yaratıcılık, YouTube
Eylül, Ay Evreleri, Etkinlik Takvimim

Eylül ayında Ay evreleri böyle olacakmış. Ay takvimimdeki öncelikli etkinlik, İstanbul Design Week 2007 ve Patti Smith konseri olarak gözüküyor.
• Bazı DMX müziklerini (X Gonn'Give It To Ya, onlardan biri ve arada duyduğunuz Pitt Bull sesi de kendisine ait, şu an burada hafta sonu müziği olarak yer alıyor) beğenirim. Onu, Cradle 2 the Grave filminden de anımsayabilirsiniz.
1 Eylül'de, ClubRiddim.com'un açılışı kapsamında onun da dahil olacağı bir konser olacaktı. Takvimimde ilk o işaretliydi. Fakat, evinde ceza unsuru oluşturan buluntuların varlığı tespit edildiği, hakkındaki soruşturmalarla uğraşıyor olduğu için gelememiş. Yerine Ja Rule ve diğer duyurulan sanatçılar sahne alacağı açıklandı. Sahne performansını merak ediyordum ama, diğerleri çok da ilgimi çekmediği için, isteyenlere biletleri iade etme opsiyonu tanındığından, o hakkımı kullanmayı tercih ettim.
Easter (1996) albümünden, Because The Night (şu an burada hafta sonu müziği olarak yer alıyor).
• İstanbul Design Week 2007
Ünlü tasarımcıları İstanbul'da buluşturan İstanbul Tasarım Haftası, 4-10 Eylül'de Balat'taki Eski Galata Köprüsü üzerinde düzenlenecek. www.istanbuldesignweek.com


• Marmara Fuarcılık tarafından organize edilecek, ülkemizin ilk ve tek Led Sistemleri, Teknolojileri ve Uygulamaları Fuarı 6-9 Eylül 2007'de İstanbul Dünya Ticaret Merkezi'nde. http://www.ledfuari.com
• “Köprü6 - Galata Fotoğrafları” sergisi, 6 Eylül-6 Ocak tarihleri arasında İstanbul Modern Fotoğraf Galerisinde.
Köprü6; 10. İstanbul Bienali’nin odaklandığı Mimari / Kent / Bağlantı / Zaman temalarının yorumlarından oluşan bir dizi yapıttan oluşuyor; İstanbul’un iki simgesini, Boğaziçi ve Haliç'i bir araya getiriyor.Sergide, Galata Köprüsü üzerinde farklı zamanları tek bir karede birleştiren fotoğraflardan, Galata’nın çokkültürlü tarihini çeşitli görsel ve yazınsal malzemeleri birleştirerek yeniden kurgulayan kolaj çalışmalarına; duvardan duvara uzanan geniş, panoramik görüntülerden iç mekânlara odaklanan fotoğraf yerleştirmelerine uzanan bir çeşitlilik görülebilecek.
Bienal, modernliğin karmaşık ve çeşitli biçimleri ile ilgili farklı kültürel bağlamları ve sanatsal görüşleri ortaya çıkarmanın bir yolu olarak kentsel olgulara ve mimari gerçekliğe odaklanacak.• Bienalin geçen 20 senesinin özetini sunacak “Şimdiki Zaman Geçmiş Zaman” başlıklı sergi ise, 6 Eylül-2 Aralık 2007 tarihleri arasında, İstanbul Modern’de.
zaman:
1.9.07
Gönderen
Lyn
1 yorum
Etiketler: 10. Uluslararası İstanbul Bienali, ay evreleri, aydınlatma, hafta sonu müziği, konser, Led, sergi
Köprü Müziği, Fırsat Yakalamak!

Joseph Bertoluzzi, bir müzisyen. Franklin D. Roosevelt Mid-Hudson Köprüsü’nde çekiç ve tahta parçalarıyla, köprüyü büyük bir perküsyon olarak kullanarak, köprünün müziğini yaratıyor. Oluşturduğu müziğe verdiği isim; 'Bridge Music' (köprü müziği). Köprüyü bir orkestraya dönüştürmeyi ve çeşitli perküsyoncularla bu projeyi geliştirmeyi planlıyor.
Çılgınlık mı? Yaratıcı bir düşünce mi? Böyle bir müziği merak edip, dinlemek istemez miydiniz? Peki o köprüyü merak etmez miydiniz, en azından hangi şehirdeymiş bu köprü diye aklınızdan geçmez miydi? Sonra o kenti, müziği yapılan köprüsüyle ileride anımsamaz mıydınız?
'Bridge Music'in, cezbeden müzik ve yaratıcılık tarafını, takdir ederek bir tarafa bırakarak; ben izninizle olayın 'tanıtım' yönüne değinmek istiyorum. Zira, konunun başlığına yazdığım 'Fırsat Yakalamak' kısmı, tam da bu noktada saklı.
Bir kent düşünün, adı İstanbul olsun. Bu kent; kıtaları birleştiren konumu ve barındırdığı doğal, tarihi güzellikler yanında, turistik mekanlarıyla da göz dolduracak bir değer taşısın. (Kaldı ki bir kentin tanıtımı; ülke tanıtımına hizmet eder. İyi bir ülke tanıtımının kazandıracakları konusuna hiç girmiyorum bile.) Fakat, sahip olduğu o pek kıymetli yöneticileri sayesinde o kent, 'tanıtım' fakiri olsun!
Hafta sonu NTV'de, Live Earth konserlerinin canlı yayınlarını ve küresel ısınmaya karşı uyarıcı ve eğitici tanıtım filmlerini az da olsa takip edebildiyseniz; benim gibi sizin de aklınızdan, "iki kıtayı birleştiren bir kentte, İstanbul'da, Live Earth gibi bir organizasyon niçin yapılamaz, bundan kimler sorumludur", gibi düşünceler bir kez daha geçmiş olsa gerek.
Live Earth organizasyonunun çevreci tavrı ve müzik açısından önemi bir tarafa; kent tanıtımı için önemi niçin görülemedi ya da idrak edilemedi de atlandı acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Boğaziçi Köprüsü'nün, yeni Led teknolojisiyle oluşturulan, hiç haz etmediğim aydınlatması bir tarafa; köprü'nün yaya trafiğine açılması, olası sakıncaları tartışmaları da yapıla dursun. Boğaz köprüsünden Formüla 1 yarış arabalarını geçiren, köprüyü ışıklandıran, yaya trafiğine açmayı düşünen o pek değerli yöneticilerimizin; dünya başkenti İstanbul'da, Live Earth organizasyonunu nasıl atladığını anlamak mümkün değil.
Şimdi o pek değerli yöneticilerimize, bakın Joseph Bertoluzzi Franklin D. Roosevelt Mid-Hudson Köprüsü'nü perküsyon olarak kullanarak müzik yapıyor. Bu olayda bir tanıtım fırsatı görebiliyor musunuz, desek; ne yanıt alırız acaba?
Yoksa, "hımm... tanıtım için güzel bir fırsatmış. Bizim de Okay Temiz gibi bir sanatçımız var, esinlenip böyle bir etkinlik hazırlatsak, Boğaziçi Köprüsü'nü yaya trafiğine açıp, açılış gününde de bu etkinliği ilave edip, görkemli bir sunum yaparız" mı derler?!
Fırsatlar uzağımızda değil, etrafımızda; görebilmeyi bilenlere!
Joseph Bertolozzi 'Köprü Müziği'nin, detaylarına; The New York Times'daki ilgili haber sayfasından, Joseph Bertolozzi websitesinden ulaşabilir; 'Bridge Funk' isimli, müziğin küçük bir örneğini ise NewMusicJukeBox'tan dinleyebilirsiniz.
zaman:
10.7.07
Gönderen
Lyn
1 yorum
Etiketler: Boğaziçi Köprüsü, İstanbul, Joseph Bertoluzzi, Köprü Müziği, Live Earth, müzik, Okay Temiz, tanıtım, yaratıcılık
'Sevdiklerim'den 'Don't Complain'e 'Venedik Bienali'
52. Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil edecek 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) adlı eserle ilgili detayları okuduğumda; Siri Hustvedt ‘Sevdiklerim’ kitabındaki karakterlerden biri olan 'William Wechsler' ve eserlerini anımsadım.
Damağımda kalan bu çağrışımın leziz tadıyla, hem herkesin okumasını isteyeceğim 'Sevdiklerim' kitabına, hem de Venedik Bienali'yle ilgili birkaç ayrıntıya değinmek istiyorum.

(Fotoğraf: Venice Biennale 2007 An installation called Action Painting! exhibited at the Nordic pavillion. Photograph: Alberto Pizzoli/AFP)
Görsel sanatlar, sahne sanatları, sinema, mimari, dans, müzik gibi pek çok sanat disiplinini aynı çatı altında toplayan, 1894 yılından bu yana düzenlenen Venedik Bienali; çağımızın en önemli sanat etkinliklerinden kabul ediliyor ve güncel sanatın en büyük destekçisi.
10 Haziran'da başlayan ve 21 Kasım'a kadar sürecek Venedik Bienali 52. Uluslararası Sanat Sergisi’nin bu yılki teması; 'Think with the Senses - Feel with the Mind. Art in the PresentTense' (Duygularla düşün - aklınla hisset. Şimdiki zamanda sanat).
Bienalin yönetimini üstlenen ünlü küratör, eleştirmen ve sanatçı Robert Storr, bu yılki temayı, "Şimdiki zamanda sanat; çünkü sadece şu anda yaşıyoruz ve şu anda ürettiklerimizle varız." diye açıklıyor.
52. Venedik Bienali'ne Türkiye, Hüseyin Bahri Alptekin'in 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) adlı eseriyle katılıyor.
Hüseyin Alptekin, Türkiye Pavyonu için, Gürcistan ve Batı Asya'da görülen bir tür restoran türünden esinlenerek, bir dizi tek hücreli odanın birbirine yarım ay biçiminde kenetlendiği beş odadan oluşan bir enstalasyon (yerleştirme) hazırlamış.52. Venedik Bienali'ne katılan 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) enstalasyonu benzeri bir performansa, Siri Hustvedt ‘Sevdiklerim’ kitabındaki karakterlerden biri olan 'William Wechsler' eserlerinde denk geldiğimi ve bu çağrışımın, Venedik Bienali'yle ilgili beni heyecanlandıran ayrıntılardan biri olduğuna değinmiştim.
Her biri kendi içinde bağımsız tahta odacıklardan oluşan sergi evini Finlandiya’da Hüseyin Alptekin ve “Cheap Finnish Labour” adlı sanatçı grubu üç aylık bir çalışmanın sonunda inşa etmiş. Sonra parçalara ayrılıp Venedik’e getirilmiş ve 15 gün içinde tekrar kurulmuş.
Büyük bir salon yerine daha mahrem kalabileceğiniz, küçük odalar. Dertleşebileceğiniz, sırlarınızı başkalarına duyurmadan anlatabileceğiniz, aşkınızı fısıldayabileceğiniz küçük odalar.
Odaların duvarlarındaki ekranlarda sürekli fotoğraflar geçiyor.
Tahta kulübenin üzerinde ışıklı bir tabelada yazan, aynı zamanda serginin başlığı olan “Don’t Complain” cümlesi bir ikiliği vurguluyor. Aslında “Şikâyet Etme” diyen de bir yandan şikâyet ediyor.
Öykülerinde global değerlerden çok lokal değerlere önem verdiğini söyleyen Alptekin’in “Incidents-Küçük Vakalar” diye adlandırdığı, kültür, ideoloji, ekonomi, ekoloji gibi ana başlıklar taşıyan öyküleri dünyanın dört bir tarafında geçiyor. Kulübenin içindeki odacıklarda gösterilen görüntülerde genel olarak dünyanın farklılıklar değil benzerlikler üzerine kurulduğu vurgulanıyor. Birbiriyle ilgisiz gibi görünen anlık görüntüler bir süre sonra bir öykü oluşturmaya başlıyor.
Bir odada farklı iki ekranda dünyanın iki farklı köşesindeki sahillerde dolaşmaya başlıyorsunuz. Bir yanda Bombay öte yanda Rio De Janeiro plajları. Hayat devam ediyor. Bir anda ikiye bölünüyorsunuz ama kısa bir süre sonra farklılıklar yok oluyor. Görüntüler, sesler, müzikler birbirine karışıyor...
Müslüm Gürses’in “Paramparça” parçası eşliğinde diğer odaya girdiğinizde ise İstanbul’da sokakta yaşayan dilsiz siyah bir çöp toplayıcısının yaşamını dört mevsim boyunca izliyorsunuz. Hüseyin Alptekin 400 gün boyunca kamerasıyla evsiz göçmenin terk edilmiş bir araba ve çöp bidonu arasındaki geçen yaşamını araba belediye tarafından çekilene dek görüntülüyor. Küreselleşmenin bireyler üstündeki etkileri, yerinden yurdundan edilmişlerin durumları izleyeni düşündürmeye başlıyor.
Bir diğer odada ise Jay Jay Johanson'ın “Far A Way”, Alexander Dimitrevich'in “Mr. President” parçaları eşliğinde Kosova ve Çeçenya’da kaybolan insanların internetten alınmış görüntülerini izlerken de uzaklar birden yakın oluyor.
Küratör Vasıf Kortun hüzünlü olarak adlandırabileceğimiz serginin kavramsal çerçevesini, düşünsel anlamda çok ciddi bir eğitimi olan Sorbonne’da felsefe okuyan Hüseyin Alptekin ile birlikte oluşturduklarını, zaten onun yaptığı sanat eserlerinin görsel olsa da birer bilgi nesnesi olduğunu anlatıyor...
1991 yılından beri bienal alanı dışında kiraladığı mekânlarda hazırladığı sergilerle katılan Türkiye’nin pavyonu ilk kez bu yıl bienalin ana mekânı olan Arsenale’nin tarihi Artigliere binasında yer alıyor.
Garanti Bankası’nın sponsorluğunda gerçekleşen ve toplam maliyeti 300 bin euro olan sergiye Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık Tanıtma Fonu ve adını vermek istemeyen beş aile destek olmuş. Serginin küratörlüğünü Vasıf Kortun, koordinasyonunu da İstanbul Kültür Sanat Vakfı yapıyor.
Türkiye Pavyonu'nun Arsenale’de yer alması şerefine bu yıl açılışa Garanti Bankası’nın davetlisi olarak basın, sanatçı ve sanatseverlerden oluşan 80’in üzerinde konuk katıldı. Açılışın ardından San Servolo Adası’nda düzenlenen partide Baba Zula dans ve müziğin iç içe geçtiği bir performans sundu...
'William Wechsler', SoHo'da yaşayan bir sanatçı. Sanat çevrelerince büyük yankı bulan ve beğenilen; görülene, görene ve gösterene yer verdiği resimleriyle tanınıyor. Bu resimleri, sonrasında eski masalları anlatmak için kullandığı çağdaş imgelerin de yer aldığı, 'masal kutuları' takip ediyor.Hepsi aynı büyüklükte, yaklaşık bir metreye bir buçuk metre boyutundaki 'masal kutuları'; hem düz, hem üç boyutlu figürlerden, gerçek objeleri resimlerle birleştirdiği, masalları anlatan imgelerden oluşuyor.
Kutular, küçük odaları andıran bölümlere ayrılmışlar. Kutuların minyatür boyutları, doğal olarak bebek evlerini gözetleyip keyif alma güdüsü olan insanların merakını çekiyor ama umutları yıkıyor, genelde tekin olmayan duyguları uyandırıyor.
'William Wechsler' ilgi gören bu masal kutularının daha büyüğünü, devam eden çalışmalarında da kullanıyor. Bir oda büyüklüğünde, içinde değişik objeler ve resimlerle oluşturulmuş kompozisyonlar yer olan bu çalışmalarında; şaşırtmaya, izleyeninin bir şekilde kendini bulmasını sağlamaya fakat bunu yaparken ayrıntılarda zenginlik sunmaya devam ediyor.
Wechsler sergisini ziyarete gelenler; odaları gezerken hem anlatılan hikâyeyi devam eden odalarda takip ederken şaşırabiliyor, detaylarla zihinsel yolculuklara çıkabiliyorlar; hem de kendilerinden izler bulabiliyor ya da ressamı yarattığı dünyanın içinde fark edebiliyorlar...
'William Wechsler' 'odaları'yla; 52. Venedik Bienali’nde 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) ile Türkiye’yi temsil eden Hüseyin Alptekin'in odaları arasında hoş bir ilgi kurmamı sağlayan Siri Hustvedt ‘Sevdiklerim’ kitabında, elbette ki bundan daha fazlası var.
Norveç asıllı yazar Siri Hustvedt 1955 yılında Minnesota’nın Northfield kasabasında doğdu ve öğrenimini aynı kasabada tamamladıktan sonra, 1978’de Columbia Üniversitesinde 19.yüzyıl romanı konusunda doktora öğrenimi yapmak üzere New York’a geldi.Sevdiklerim kitabında Siri Hustvedt; Sanat Tarihçisi Leo Hertzberg üzerinden, SoHo'da sanatla iç içe bir çevrede yaşayan iki ailenin ilişkilerini anlatıyor.
Kimi eleştirmenlerin Hustvedt’in, özellikle kişinin kimlik arayışını irdeleyen yapıtlarında eşi Paul Auster ile paralel görüşleri dile getirdiğine değinmeleri üzerine Hustvedt, “Eğer çağdaş roman bir şehir ise, Paul ve ben aynı mahallede oturuyor olabiliriz, ama aynı evde değil,” diyerek onları yanıtlamıştı.
20. yüzyıl kadınının ruhsal yapısını ve deneyimlerini başarıyla dile getiren bir yazar olarak tanımlanan Siri Hustvedt’in ilk romanı The Blindfold (Göz Bağının Ardında – Can Yayınları) 1990 yılında yayınlandı. Bunu, The Enchantment of Lily Dahl (Lily Dahl’in Büyülenmesi) adlı ikinci romanı izledi. Sevdiklerim (What I Loved) yazarın üçüncü romanı.
1975 yılında, sanat tarihçisi Leo Hertzberg, New York galerilerinden birinde tanınmamış bir ressam tarafından yapılmış olağanüstü bir resim keşfeder. Yapıtı satın alır, tabloyu yapan ressam Bill Wechsler’i bulur ve iki adam, yaşam boyu sürecek bir dostluğa adım atarlar.Siri Hustvedt, 'Sevdiklerim'de kurguyu ve karakterlerin psikolojik çözümlemelerini aktarmada o kadar başarılı ki; kendinizi okurken olayların içinde, evin, odanın bir kenarında etrafınızda yaşananları izlerken; Erica, Violet, Bill, Lucille, Leo, Matthew, Mark'la sevinip, üzülüp, şaşırıp, umutlanıp, heyecanlanıp, sıkılıp, endişelenip, korkarken bulabiliyorsunuz.
Leo’nun 25 yıla yayılan öyküsü, kendi ailesiyle Bill’in ailesi arasında (oğullarının doğumu, Bill’in ilk evliliğinin çöküşü ve ikincisinin mutlu yılları, iki ailenin SoHo’da aynı apartmanda yaşadıkları ve yazları Vermont’ta aynı evi paylaştıkları dönemler boyunca) gelişen ilişkinin izini sürüyor. Fakat kendileri ve eşleri arasındaki bağlar, önce trajediyle, sonra yavaş yavaş ama aşındırarak yüzeye çıkan korkunç bir ikiyüzlülükle zedeleniyor.
Sevdiklerim, içten anlatımı ve içeriğinin göz kamaştırıcılığıyla, giderek tırmanan tehdit duygusunu, olağanüstü bir titizlikle gözlemlenmiş bir ressam portresiyle ve özellikle ana-babalık, evlilik, cinsellik ve kardeşlik ilişkileriyle harmanlıyor.
İç dünyalardan dış dünyalara, özelin derinliklerinden aleniye, akıl hastalıklarından toplumsal hastalıklara doğru hiç durmadan hareket ederek aşk, kayıp, ihanet ve günümüz dünyasının anlamını irdelemek üzerine çok güzel bir inceleme.
Kitabın ilginç bir özelliği de, Siri Hustvedt - Paul Auster çiftinin yaşamlarındaki olaylarla paralellik taşıması.
İnsan olmaktan kaynaklanan doğal bir hareketin, sonrasında nasıl durumlara sebep olabileceğini bilirken, tüm kalbinizle ilerleyen satırlarda onun olmamasını dilerken kendinizi bulabiliyorsunuz.
Olayların akışının ilerleyen sayfalarda sizi nerelere götüreceğini tahmin etmeye başladığınızı sandığınız noktada ise; olaylar o kadar doğal yön değiştiriyor ki; bu beklenmedik açılımla ayaklarınız yerden kesiliyor ve yaşadığınız sarsıntının etkisiyle ne bekleyeceğinizi şaşırabiliyorsunuz.
'Sevdiklerim'; ilişkilerin, psikolojik süreçler ve sanatla çok iyi harmanlanarak aktarıldığı; ayrıntılarıyla zenginleşen fakat detaylarda boğmayan, akıcı bir kitap.
Kitapla ilgili hoşuma giden diğer bir ayrıntı ise; Siri Hustvedt, 'Sevdiklerim'de olayları sanat tarihçisi Leo Hertzberg ağzından anlatıyor.
Kadın yazarın, kitapta bir kadın karakter üzerinden olayları anlatmasını ve bunu daha başarıyla yapacağını beklersiniz. Oysa 'Sevdiklerim'de Siri Hustvedt; erkek karakterin duygularını, psikolojik süreçlerini öylesine başarıyla anlatıyor ki; kitap sırf bu özelliğiyle de bir kez daha gözünüzde değer kazanıyor.
Siri Hustvedt böylece Simone de Beauvoir, Isabel Allende, Anne Delbee, İris Murdoch, Ann Baer, İris Galey gibi, kitaplığımdaki (maalesef) sayılı kadın yazar arasında haklı yerini aldı.
Tüm bu aktardıklarımdan sonra, bilmiyorum Siri Hustvedt, 'Sevdiklerim'i kütüphanenizde bulundurun, mutlaka rahat bir zamanınızda okuyun dememe gerek kalıyor mu?
52. Venedik Bienali’ne dönersek; bu sanat etkinliğine katılan ülkeler ve sanatçıların eserlerinin her birinin ayrı bir hikâyesi var ve gönül bu hikâyeleri dinleyerek o eserleri yerinde görebilmeyi arzu ediyor.
Burada sadece minik bir parçasına değinebilecek oluşum bana hiç yeterli gelmese de, inanıyorum ki siz daha fazla ayrıntı için gereken aramaları yapacaksınızdır.
Bienalin ana mekânları Arsenale ve Giardini'de 77 ülkeden 100'ün üzerinde sanatçı var.52. Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil edecek 'Don't Complain' (Şikâyet Etme) adlı eserin sahibi Hüseyin Alptekin'in, 'Eskiden bir yerde oturup evrensel düşünürdük, şimdi hepimiz her yerde dolaşıyoruz ama hiç düşünmüyoruz' sözü, üzerinde düşünülecek ve yeni yazı konuları çıkaracak kadar derin. Fakat konuyu daha fazla uzatmamak adına, enstalasyonunda niçin LED kullandığını da açıkladığı, 'Her yerde dolaşıp hiç düşünmüyoruz' başlıklı yazıyı okumanızı öneriyorum.
Arsenale'nin doğusundaki eski tersane ve depolarda Türkiye, Afrika, Çin ve Hindistan için yeni sergi alanları oluşturulmaya çalışılıyor.
Hindistan diplomatik nedenlerle katılamamış olsa da, Çin ikinci kez aynı mekânda.
Çin Pavyonu'nun küratörü, çalışmaları, beyaz duvarlara çeyiz gibi sermeyi sevmeyen Hanru, yağ tanklarını bile kaldırmamış mekândan. Tüm tavanı renkli kumaşlara sarılı mızraklarla kaplayan küratör, tankların aralarına LCD ekranlar serpiştirip kiraz ağaçlı bahçeyi de sergiye dahil etmiş.
Giardini'ye giden yollar pek çok yapıtın ev sahibi. Dar sokaktaki çamaşır asılı iplerin birer eser olduğunu ertesi gün de onları yerlerinde görünce anlayabiliyorsunuz ancak.
İzmir fuarını hatırlatan bahçede irili ufaklı pek çok ülke pavyonu var. Kırmızı ön cephesiyle Fransa en romantik olanı. Çalışmanın hikâyesi şöyle: Sanatçı Sophie Calle, bir adamın bir kadına duyduğu hisleri anlattığı tek sayfalık bir e-mail alır. Kadını seven; ama terk eden adamın mektubu 'kendine dikkat et' cümlesiyle biter. 107 kadından bu maili anlamalarını, yorumlamalarını ve cevaplamalarını isteyen Calle, mektubu okuyan kadınları fotoğraflar ve videoya alır. Tüm yorumları da sergiye dâhil eder. Bunca kadının parkta, merdivende, müzede, ütü yaparken, mutfakta patates soyarken aynı mektubu okuyup bir adamı anlamaya çalışması oldukça içli.
Kanada Pavyonu’ndaki David Altmejd’in çalışması insanı etkileyici güçte. Bir ağacı (enstalasyon) yerleştirmesinin içine koyması doğaya saygısını simgeliyor.
Önünde metrelerce kuyruk olan tek pavyon Almanya'nınki. Kuyruğun sebebi Isa Genzken'in yerleştirmeleri değil yalnız. Sergi, tek bir seferde sadece 25 kişi tarafından gezilebiliyor. Kapıdaki görevlinin dediğine göre bienalin açıldığı gün işlerin birinin bir parçası çalınmış ve böyle bir önlem alınması zorunlu olmuş.
Venedik Bienali, şehre vurduğu sanatsal damga yanında, güneş altında oluşan uzun kuyruklarıyla da, sanata gösterilen sevgi ve saygının, tutkunun bir ispatı olsa gerek.
52. Venedik Bienali’ni yerinde izleyemeyenler için BBC, Guardian, New York Times, bienalden fotoğraflarla imaj galerileri hazırlamışlar. Arzu edenler buralardan da takip edebilirler.
• BBC Galeri,
• Guardian Galeri,
• New York Times 1. Galeri,
• New York Times 2. Galeri,
• New York Times 3. Galeri,
İlgili diğer linkler:
• 'Sevdiklerim', Bir ressamın gözüyle aile ilişkilerine bakış(*).
• 'Sevdiklerim', What I Loved (*).
• www.labiennale.org; Venedik Bienali resmi sitesi.
• www.biennale07-turkey.org; Tüm detaylar için, Bienal, Türkiye sayfası.
• www.iksvpress.com/venedikbienali Venedik Bienali ve Türkiye ile ilgili basın dosyaları.
• Bienal ile ilgili, Vasıf Kortun ve Hüseyin Alptekin'in söyleşisi (*).
• Bienal nedir? (*).
• Enstalasyon nedir? (*).
• 'Türkiye Venedik Bienali'nde' (*).
• 'Alptekin Venedik Bienali için 'şikâyet etmiyor' (*).
• 'Türkiye Pavyonu Venedik Bienali ana mekânında' (*).
• 'İnsanı içine çeken şehir: Venedik' (*).
• 'Venedik'in altı su, üstü sanat' (*).
zaman:
15.6.07
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: 52. Venedik Bienali, Don't Complain, kitap, Led, sergi, Sevdiklerim, Siri Hustvedt













![Flynxs [nokta] blogspot [komik a] gmail [nokta] com](http://lynist.googlepages.com/rmail.jpg)
