soundtrack etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soundtrack etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Iron Man


Iron Man ile ilgili şimdi burda bir
yorum yapmayacağım. Fakat, Black Sabbath'ın da yer aldığı birbirinden güzel müzikleriyle soundtrack'ine, özellikle dikkat çekmek istiyorum. Sıkça çevirip dinleyeceğim albümlerden biri olacak, gibi gözüküyor.

Iron Man resmi sitesi, trailer ve IMBD bağlantılarından filme ilgili detaylara ulaşmak mümkün...

Delta Shelter



'Delta Shelter', 'Olson Sundberg Kundig Allen Architects' bünyesindeki evlerden biri. Evin mimari yapısı, etrafındaki panelleri hareketli kılarak duvarlara özgürlük tanıyor.

Huzur çağrışımı yapıp, orda olma isteği uyandırmasıyla
Delta Shelter, özellikle şu an bana oldukça cezbedici görünüyor. Çünkü, fark ettiğim bir gelişme, yoğun bir gün sonrası gece eve dönüp evinize hırsız girdiğini anlamanız benzeri bir his duyumsattı...

olsonsundberg.com bünyesindeki diğer projeler de en az Delta Shelter kadar heyecanlandırıcı, görülesi.



Harika bir film, Fa yeung nin wa / In the Mood for Love (2000) ve bir o kadar enfes soundtrack'indeki müziklerden 'Yumejis Theme' hafta sonu müziği olarak -radioblog sayesinde- bize eşlik ediyor olacak.



Hafta sonu, 27. Uluslararası Film Festivali'ni değerlendirebilmenizi ve birilerinin de içerik hırsızlığı üzerinde düşünmesini, diliyorum...

Last Night, Moby, Mixwit

Moby'nin son albümü 'Last Night' birkaç gün önce piyasaya çıktı.

Moby
müziklerini seviyorum. Arada denk gelince dinlemek eğlenceli oluyor. Fakat, genelde albümlerindeki parçaları, öyle zevk için art arda dinleyebildiğim sanatçılardan biri değil.

Bir kategoriye koymak gerekirse onun müzikleri benim için daha çok, reklam veya film müziği olarak değerlendirmek için düşüneceğim isimler arasında.

Dün gece yolda dinleme fırsatım oldu ve 'Last Night' albümündeki müziklerden biri, hemen bu bağlamda zihnimdeki bir film sahnesinin fonuna, iki tanesi de konsepti genel hatlarıyla şekillenen reklam fikirlerimin yanına yerleşi verdi. Albümü dinlerken bir de bu gözle bakın, eminim siz de müzikleri hoş çağrışımlarla bir yerlere yakıştıracaksınızdır...

'Last Night'da 'Mothers Of The Night', I'm In Love'ı buraya not düşmüş olayım. 'Ooh Yeah', 'The Stars'a da her an bir yerlerde denk gelebiliriz...

Cloverfield (2008)* filminin soundtrack'inden de tanıdığımız 'Disco Lies', aynı zamanda Moby'nin yeni albümünün çıkış parçası ki, O'nun müzikleri bu şekilde zaten çokça kullanılıyor.

'Last Night' albümünden örnek parçaları amazon.com'da dinleyebilir, moby.com'da da detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Ben buraya upload edecek zamanı bulamadım, onun yerine hazırda başka birkaç parçasını seçerek bir playlist oluşturdum. Böylece eğlenceli bir müzik player'la da sizi tanıştırmak* istiyorum; mixwit.com.

Mixwit, eğlenceli ve kolay kullanımlı arayüzüyle dikkatimi çekti.
Böyle farklılaşabilen müzik playerlar görmek hoşuma gidiyor.

Eskiden 90'lık kasetler alıp kendi karışık müziklerimizi kaydeder, paylaşırdık. Şimdi ise, Mixwit ile kaset formunda görünümlere sahip müzik player'lar yaratıyoruz.


Mixwit ile, veritabanındaki müzikleri kullanabildiğimiz gibi, kendi müziklerimizi de yükleyerek playlist'imizi oluşturabiliyoruz. Kasetin üzerine isim yazabiliyor, yükleyeceğimiz bir görsel de, kasetin arkaplan imajı olabiliyor ya da altta benim yaptığım gibi görselimizi minik bir ikon/belirteç olarak da küçültebiliyoruz...

Bloglarımızda kullanabileceğimiz değişik bir oyuncak daha. Ne dersiniz?


James Bond Theme, Lift Me Up, Beautiful, Slipping Away, Mixwit player'daki Moby müzikleri. Play tuşuna bastıktan sonra kasetin altında çıkan yönetim paneliyle önceki sonraki parçalar arasında hareket edebilirsiniz. Bağlantı hızınıza göre müziklerin yüklenmesini biraz beklemeniz gerekebilir...

*:
'Canavar' ismiyle ülkemizde de gösterilen 'Cloverfield', geçen ay bir hata edip izlediğim filmlerden biriydi. İzlemediyseniz -bu fırsatla- pek bir şey kaçırmadığınızı söyleyebilirim...

*: Yeni, güzel bir şey buldum, blogumda paylaşacağım diye sevinmiştim. Post'u yayınlamadan kontrol ettiğimde, Wanadoo Bey'in (Bildirgeç-'Mixwit') benden hızlı davrandığını fark ettim. Kendisine sevgilerimi iletiyorum, enteresan detaylar yakalama becerisiyle, Bildirgeç'i zevkle takip edilir kılan yazarlardan biri...

Anthony Minghella, Arthur C. Clarke

İngiliz yönetmen, senarist Anthony Minghella ve bilimkurgunun en önemli yazarlarından Arthur C. Clarke yaşamlarını kaybetmişler. Eserleriyle yaşamımı zenginleştiren iki değerli insan...

Seksenden fazla kitabı olan Arthur Clarke
, Stanley Kubrick'in 1968’de filme aldığı '2001: A Space Odyssey'in ilham kaynağı olan 'The Sentinel' (Gözcü) adlı eserin sahibiydi. '2010: Odyessey Two' romanı da 1984’te filme çekilmişti.

Clarke, K
itaplarındaki kavramların uyduyla haberleşme düşüncesini geliştirmesi nedeniyle Franklin Enstitüsü’nün altın madalyasıyla, bilim yazarı olarak da UNESCO’nun Kalinga ödülüyle ödüllendirilmişti...

The English Patient (1996), The Talented Mr. Ripley (1999), Cold Mountain (2003) filmlerinden anımsayacağınız Anthony Minghella ise, 'İngiliz Hasta' filmi ile 1996 yılında en iyi film dahil 9 dalda Oscar ödülü kazanmış, 1999'da 'Yetenekli Bay Ripley' ile En İyi Uyarlama Senaryo Akademi Ödülü'ne ve 2003'de 'Soğuk Dağ' ile BAFTA En İyi Uyarlama Senaryo Ödülü'ne aday gösterilmişti...

Anthony Minghella filmlerini zevkle izlemiş olsam da, şimdi burada özellikle biri üzerinde durmak istiyorum; The English Patient 'İngiliz Hasta'.



Ralph Fiennes, Kristin Scott Thomas, Juliette Binoche ile The English Patient 'İngiliz Hasta' filmini, Mart 1997'de sanırım Beyoğlu Atlas'ta izlemiştim. Ne kadar etkilendiğimi şimdi bile anımsıyorum. Sonrasında geri dönüşlerle birçok defa daha izlediğimde bile, o etki varlığını korumayı sürdürdü.

İki Avrupalı insanın Afrika'da ihanet, savaş, tutkuyla harmanlanmış, şiirsel, hüzünlü aşkına tanık olduğumuz
'İngiliz Hasta'; 1992'de yayımlanmış olan Michael Ondaatje romanından uyarlanmıştı.

Okuduğumda, kendi hayal dünyamda konumlandırdığım yere yaklaşamadıkları için, k
itaplardan uyarlanan filmleri izlemeyi pek sevmiyorum. Fakat The English Patient 'İngiliz Hasta' istisnalardan, özel filmlerden biri.

Aldığı birçok ödülün içinde en iyi müzik ödüllerinin de bulunması bir tarafa, The English Patient Soundtrack'i geri dönüşlerle dinlemeyi sevdiğim albümlerden biri ve tetikleyici olduğu kadar, yağmurlu günlerde dinlemeye de uygun parçalardan oluşuyor.


powered by ODEO
Albümün filmle aynı ismi taşıyan ilk parçası 'The English Patient'i Odeo player ile buradan dinleyemezseniz, Odeo'daki alanımdan da edinebilirsiniz
.

The Invisible, Juhong geulshi, Fashionably uninvited



İzleyip beğendiğim bir filmin, yönetmen, oyuncu ya da müziklerinin izini takip ederek, bağlantılı diğer filmlerini de arşivime eklemeyi seviyorum.

Fakat bu filmler zamanında izlenemeyince
birikiyor, sonrasında da hangisinin izleneceğine karar vermek bile oldukça zaman kaybettirebiliyor.

Karar vermek için zaman kaybetmektense,
durumu daha da eğlenceli-sürprizli kılabilen, raflardan rastgele seçerek izlemenin keyfini çıkardığımız, rastgele film izleme geceleri icat ettik.

Geçen gün, rastgele film izleme gecesi atraksiyonumuz yerini animasyonlara bırakınca, seçtiğimiz The Invisible (2007), Juhong geulshi (2004) filmlerini dün akşam izleyebildik.

• 'The Invisible'; konusu ya da oyunculuktan çok müzikleri ve anlatımıyla ilgimi çekti. Yarısından sonra açılan film, sonuyla beğeni topluyor. Tekrar izlemek isteyeceklerim arasına ekleyebileceğim bir film miydi? Hayır. Fakat sevdiğim müziklerden oluştuğu için soundtrack'i, her zaman geri dönüşlerle dinleyeceklerim arasında yerini alacak. The Invisible Soundtrack'in Amazon'daki preview'larından bakarak benimle aynı fikirde olup olmayacağınızı kontrol edebilirsiniz.

Bugün dinlediklerim arasında da yer alan The Invisible Soundtrack'teki beğendiğim gruplardan bir parçayı, hafta sonu müziğimiz olarak burada bize eşlik etsin diye seçtim, post'un sonunda videosunu bulabilirsiniz.

• 'Juhong geulshi', İngilizce adıyla 'The Scarlet Letter' ise, Hyuk Byun yönetmenliğindeki bir Güney Kore filmi.

Güney Kore sinemasına ilgimden burada daha önce de bahsetmiştim. 2006 Güney Kore yapımı, Kim Ki-Duk imzalı, Shi gan/Time/Zaman filmindeki performansı yüzünden izleme listeme aldığım Hyeon-a Seong sayesinde, 'Juhong geulshi' filmini edinmiştim. İyi ki de öyle yapmışım.

Kyeong-hie rolündeki Hyeon-a Seong'un performansı kadar, 'Juhong geulshi'; konusu, anlatımı, müzikleriyle gayet görülesi, üzerinde düşünülesi, arada geri dönüşlerle izlenesi filmlerden biri.

• 'The Invisible' müziklerinden de biri olan, 'Fashionably uninvited'ın videosu.



'Fashionably uninvited' size hafif gelirse, geçen seneden bu zamana üzerimde bıraktığı o hoş etkiden hiçbir şey kaybetmeyen, yine 'Box' albümünde yer alan -daha önce burada bahsettiğim- müziği yanında enfes videosuyla Mellowdrone - 'Oh My'ı izlemeden geçmemenizi öneririm.

Konuyla ilgili bağlantılar:
myspace-mellowdrone,
sozluk.sourtimes-juhong geulshi,
amazon-mellowdrone box.

Sweetness and Light, Whistle Song

Zihninizde dolaşan bir müziğe eşlik ettiğiniz ya da sırf ondan kurtulmak için üzerine başka müzikler dinleyip, o yeni melodilere takılmak istediğiniz olmuştur. Kill Bill: Volume 1 Soudtrack'ten, Twisted Nerve tüm gün dilime dolandı. Eve dönerken arabada -Feridun Düzağaç'ın yeni albümü- 'Uykusuza Masallar'ı bile dinledim. Olmadı, hâlâ mırıldanıyorum. Bu sebeple onu, hafta sonu müziği olarak burada bırakıp, yeni başka şeyler mırıldanmaya geçebileceğimi umuyorum. Fakat ondan önce, bu post gönderi sınırları içinde Şubat ayı Ay takvimimiz yer alsın ve güzel de bir animasyon izleyelim.



Christof [bknz: üstteki görsel], işlerini keyifle takip ettiğim Job Joris & Marieke animasyon stüdyosu ürünü, birbirinden eğlenceli 3D karakterlerden biri.


''...yollar/seçenekler ne kadar çok olsa da kalbimizin sesini dinleyip istediğimizi yaptığımız sürece, doğru yolda olduğumuz''u bana eğlenceli bir şekilde anımsattığı için daha bir hoşuma gittiğinden; Christof'un yer aldığı, bir tanıtım için hazırlanan Shape your desire animasyonuna [linke ya da görsele tıklayarak izleyebilirsiniz] burada yer vermek istedim.


Zaten siz, www.jobjorisandmarieke.com ziyaret edip, Pelle ve -sanatı sevmesine rağmen bir türlü anlayamadığı için tuhaf durumlara düşen- Blanca gibi diğer daha birçok karakterin dünyasında keşfe çıkmaktan kendinizi alamayacak, bu keyifli gezintinın tadını çıkaracaksınızdır, diye düşünüyorum.

20 Şubat'a denk gelen dolunayıyla, bu ayki Ay'ın aydınlık yüzü Ay evreleri takvimimiz, altta.



20 Şubat'ı 21 Şubat'a bağlayan gece tam Ay tutulması olacak. Meraklılarına duyurulur. Eğer hava açık olursa, tam tutulma evresi Türkiye'den, Ay batarken izlenebilecek, tabii erken bir kahvaltı macerasına girmek isterseniz -çünkü 06:30 gibi bir saate denk geliyor- [bknz: 21 Şubat 2008 Tam Ay Tutulması].

Tatmin edici parçalardan oluşan bir albüm, Kill Bill: Volume 1 Soudtrack'ten, 'Twisted Nerve' iki farklı yorumuyla hafta sonu müziği olarak burada yer alıyor.

Tabii, bu arada filmi de biraz anımsamak hiç fena olmazdı, derseniz; Youtube'daki Kill Bill-In the Hospital (Twisted Nerve) videosunu izlemenizi önerebilirim.

Tercihim 'Whistle song'un techno remix olarak hazırlanmış hâlinden yana ama, hazırda web'den buraya alabileceğim sadece bu iki yorumu bulabildim -dinlemek için imeem player'ın play tuşuna bastıktan sonra, bağlantı hızınıza bağlı olarak dinlemek için biraz beklemeniz gerekebilir-, onu da imeem servisi marifetiyle gerçekleştirdik.



Peki sizin bu sıralar zihninizde hangi müzikler dolaşıyor? Varsa, dilinize dolanan melodilerden kurtulma yöntemlerinizi de paylaşabilirsiniz benimle.

Farewell, My Lovely

Hımm hmmhmhm hıım hm.. ('Farewell, My Lovely' mırıldanıyorum).

Bugün,
Old Boy Soundtrack'ini çalışırken fon müziğim olarak kullandım. Yine 'Farewell, My Lovely'de takıldım. Her dinlediğimde, sonrasında kendimi böyle mırıldanırken yakalıyorum.

Sıcak bir (İstanbul) öğleden sonra(sın)da dinlendirici, zihin toparlayıcı minik bir araya gereksinenler, serin bir içecek alıp, bana eşlik etmeye ne dersiniz? Güzel bir teklife benzemiyor mu?

(Müziği, box.net marifetiyle üstteki player'a tıklayarak dinleyebilirsiniz. Olası Blogger kazalarından biri olur da
dinleyemezseniz, 'Farewell, My Lovely'e box.net/lyn altından da ulaşmanız mümkün.)

Blogu takip edenler, çalışırken arada dinlediğim müziklerden burada bahsetmeme alışıktır. Olmayanlar için belirtmiş olayım, müzik başlığı altından değindiğim diğer olası fon müziklerime erişebilirsiniz.

Old Boy Soundtrack'indeki 22 numaralı parça,
'Farewell, My Lovely'.

Umuyorum ki filmi izlemişsinizdir, böylece dinlerken filmi anımsayıp, ânınıza daha güçlü bir etki katabilirsiniz. Ama izlemediyseniz bile,
'Farewell, My Lovely' salt kendi başına da o özel etkiyi yaratabilecek güzel müziklerden biri. Ritmine kapılıp, sonuna yaklaşırkenki melodiye kendinizi mırıldanarak eşlik ederken bulursanız, şaşırmayın.

Old Boy'u izleyenlerin arşivinde, mutlaka filmle beraber müzikleri de yer alıyordur ve arada geri dönüşlerle zevkle izlenip, dinleniyordur, diye düşünüyorum. En azından bendeki durum öyle...

Yine de, Old Boy Soundtrack'indeki diğer müziklerin de birbirinden güçlü ve etkileyici olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Zira bir filmde yönetim, senaryo, oyunculuk ne kadar önemliyse; müzik de o kadar önemlidir ve Old Boy müzikleri de o kadar başarılı.

Old Boy'daki müzikler; atmosferi yakalamanızı ve siz dehşet içinde filmi izlerken, onlara sığınıp az da olsa huzur bulabilmenizi sağlıyor.

Güney Kore Sinemasına ilgimden bahsetmeye başlamış ve arkasını getirecek zaman bulamamıştım. Şimdi siz
'Farewell, My Lovely' dinlerken, ben de arada Old Boy ve Chan-wook Park'tan bahsederek, o konuya devam etmiş olayım.

Chan-wook Park, tarzına hayran olduğum yönetmenlerden biri. Old Boy, yönetmenin birbirinden bağımsız filmlerden oluşan 'İntikam Üçlemesi'nin (Sympathy for Mr. Vengeance, Old Boy, Sympathy for Lady Vengeance) ikinci filmi ve bir Japon mangasından uyarlanmış.

2004 Cannes Film Festivalinde gösterilmiş ve 'Grand Prix' ödülüne layık görülmüş, e
leştirmenlerden de büyük takdir toplayan Old Boy; IMDB'nin de 'Top 250' listesinde yer almakta...
Karısı ve bebeğiyle mutlu bir hayat süren işadamı Oh Dae-su bir gün evinin önünden kaçırılır. Uyandığında kendini özel yapılmış bir hücrede bulur. Karısının öldürüldüğünü öğrenen Dae-su, 15 yıllık tutsaklığın ardından serbest bırakılır. Oh Dae-su yemin etmiştir. Mutlu hayatını yok eden adamdan intikam alacaktır. Bir Japon lokantasında tanıştığı Mido, intikamını alması için ona yardım sözü verir. Daha sonra ortaya çıkan Evergreen lakaplı bir adam ona 5 gün içinde neden hapsedildiğinin nedenini bulmasını aksi takdirde Mido'yu öldüreceğini söyler. Oh Dae-su, hapsedilmesinin ardındaki gerçeği bulur. Bununla beraber başka bir gerçeği de..
Old Boy'un konusu kısaca böyle. Film, 'İhtiyar Delikanlı' ismiyle ülkemizde de gösterilmişti. Filmin isminin niçin 'Old Boy' olduğunun cevabı ise, Oh Dae-su'nun kendisini 15 yıl kimin tutsak ettiğini öğrendiği anda saklı...

Alttaki alıntı, Old Boy üzerine, yönetmeni
Chan-wook Park ile yapılan bir röportajdan ve yönetmenin bakış açısının neredeyse bir özeti.
İntikam teması ile büyülenmiş gibisiniz. Bunun sebebi nedir?
'İntikam muazzam bir enerji ve tutku gerektiren bir duygu. İntikam peşinde koşan kişi, günlük hayatındaki her zevki bir kenara atmak zorunda. İntikam duygusu başka bir tür zevk getiriyor, ama sonunda bu zevk hiçbir işe yaramıyor. İntikam peşinde koşan kişi amacına ulaşıp intikamını alsa bile, bu uğurda kaybettiklerini geri getiremiyor. İşte intikam duygusunda böyle büyük bir paradoks var. İnsanın bütün enerjisini ve tutkusunu sonunda hiçbir yere ulaşmayan bir olaya odaklaması beni çok çekiyor.'

Oldboy, başroldeki Choi Min Sik ile ilk birlikteliğiniz. Kendisi klasik oyunculuk eğitimi almış biri. Senaryoyu yazarken direk olarak onu düşünerek mi yazdınız?
'Oldboy'u çekmemin ilk sebebi Choi Min Sik'dir. Sorduğunuz soruya gelince, evet senaryoyu yazarken özellikle kendisini düşünerek yazdım. Senaryoda düzeltmeler yapmam gerektiği zaman, kendisinin fikrini aldım ve bunların bazılarını ekledim. Choi Min Sik'in Asya'nın en önemli oyuncularından biri olduğuna ve tarihte çok iyi bir yere ulaşacağını düşünüyorum. Onu Amerikan sinemasından Al Pacino ve Sean Penn'e benzetiyorum.'

Filmin tarzının ve görünüşünün Choi Min Sik'in karışık ve özensiz haldeki saç stilinden geldiğini söylediğinizi okuduk. Bunu bir espri olarak mı söylediniz?
'Saç stilini gördüğüm ilk anda Oldboy'un ne tarzda çekileceğine karar verdim. Düzensiz görünen ve gerçekçilik sınırlarını biraz da olsa aşan bir tarz.'

Kore'nin Kuzey ve Güney olarak bölünmesi ilginç hikayeler ortaya çıkmasında etkili oldu mu?
'Kore toplumu çok değişken, gürültülü, karmaşık, hareketli ve aktif. Kuzey ve Güney olarak bölünmesi sebeplerden yalnızca biri. Kısaca söylemek gerekirse, Kore yaşaması zor ama heyacan verici bir yer. Bu yüzden bu kadar çeşitli filmler çıkarabiliyoruz.'

Bazı aleştirmenler Oldboy'da çok fazla şiddet olduğunu söylediler. Şiddet sizin için ne ifade ediyor?'
'Şiddet insanları yokediyor. Herkes bunun farkında. Benim odaklandığım konu, şiddetin sadece şiddet uygulanan kişiyi değil, aynı zamanda şiddeti uygulayanı da yoketmesi. Esas amacım, şiddet uygulanan kişinin vücudu ile şiddeti uygulayanın kişiliğinin birlikte yokoluşunu seyirciye aktarmak.'(*)
İntikam kötü bir duygu fakat, bir filmde ancak böyle güçlü işlenebilir, diye düşünüyorum. Evet, Tarantino'yu da severim ve Kill Bill'de de gelinin intikamını alışını keyifle izlemiştim ama,
Old Boy'u izledikten sonra, intikam filminin nasıl olacağını gördüm, diyebilirim.

Nefreti, kaybedilişleri, acıyı, sabretmeyi bildiğinizi mi düşünüyorsunuz. Bunu Old Boy'u izledikten sonra bir daha düşünün derim.

Old Boy üzerinde konuşacak çok şey var ama, ben burada film içindeki diyaloglardan birkaç alıntıyla bitiriyorum. Gerisini kendi izlenimlerinizle tamamlayabilirsiniz.

Kullanılan sözler, başlı başına düşündürücü olmakla beraber, alttakiler onlardan sadece birkaçı...
'bir hayvandan daha kötü olsam bile... benim de yaşamaya hakkım yok mu?'

'ha bir taş ha bir kum tanesi... farketmez, ikisi de suda batar...'

'Bana işkence etmeye kalkışırsan kendimi öldürürüm. İntikam mı almak istiyorsun, yoksa gerçeği öğrenmek mi?'

'...Zilimi çaldığım zaman iki kişiliğe bölüneceksin. Birisi sırrı bilmeyen Oh Daesu, sırları bilen ise canavar.
Ben zili tekrar çaldığımda canavar arkasını dönecek ve yürümeye başlayacak. Her adımıyla sen bir yıl yaşlanacaksın. Canavar yetmişe ulaştığında ölecek. Kaygılanacak bir şey yok. Bu çok huzurlu bir ölüm olacak. Şimdi, sana iyi şanslar...'
İzlemediyseniz, mutlaka filmi ve müziklerini arşivinize ekleyin, öneririm.

The Fast and the Furious 'Tokyo Drift'





•
The Fast and the Furious (2001)
• 2 Fast 2 Furious (2003)
• The Fast and the Furious 'Tokyo Drift (2006)

'Hızlı ve Öfkeli' serisi filmlerinin müzikleri, bu sıralar dinlediklerim arasında olduğu için; hafta sonu müziğini de, serinin üçüncü filmi olan 'Tokyo Yarışı'ndan seçtim.

Hızlı arabalar, tehlikeli yarış pistleri, yarışlar ilginizi çekiyorsa; bu filmleri de anımsayacaksınızdır.

A
rada geri dönüşlerle izlemekten sıkılmadığım filmlerden olduklarını ve filmlerden alacağınız zevkin; neredeyse bu tür oyunlardan alacağınız zevke yakın olacağını, söyleyebilirim. Müzikleri de, hem salt kendi başına hem de filmlerin akışı içindeki tempoyu kaybetmemenizi sağlamasıyla, oldukça iyiler.

The Fast and the Furious: Tokyo Drift Soundtrack'teki
müziklerden benim seçtiklerim; 'Brian Tyler feat. Slash - Mustang Nismo', 'DJ Shadow feat. Mos Def - Six Days', 'N.E.R.D. - RockStar'.


'Slash' etkisinden midir bilinmez, özellikle 'Mustang Nismo' ulaştığı üst notalarıyla; orgazmik müzik kategorisine rahatça dahil edilebilecek türde...

(Blogger sürprizlerinden biri yüzünden, seçtiğim müzikleri buradan dinleyemezseniz; box.net üzerinden de ulaşabilirsiniz.)

'The Jackal Soundtrack' Rüzgârı

Hafta sonu müziği olarak, The Jackal filmi Sondtrack'ini seçtim.

The Jackal filmi 16 Ocak 1998'de ülkemizde vizyona girmişti. Soundtrack'ini alıp uzun süre repeat list'imde tuttuğumu anımsıyorum. Evet, hayli zaman geçse de unutulmayacak filmlerden biridir. Her ne kadar Bruce Willis'a kötü adam rollerini pek yakıştıramasam da...

The Jackal Soundtrack'inin, sevdiğim grupların seçme müziklerinden oluşması bir yana, gerek müziklerin film içersinde kullanımlarıyla gerekse yalın halde dinlenildiğinde; albüm tümüyle güzel, es geçilmemesi gereken parçalardan oluşuyor.


Apollo 440 - Raw Power


Fatboy Slim - Going Out of My Head

The Jackal Sondtrack'inden, burada dinletmek için, 'Fatboy Slim-Going Out of My Head' ve 'Apollo Four Forty-Raw Power' müziklerini seçtim. Blogger embeddable playerları kabul etmede son zamanlarda sorun çıkarır oldu, codeları benimseyemiyor. Eğer yine bir Error yüzünden burada dinleyecek bir player bulamazsanız; Odeo sayfamdan The Jackal Soundtrack'inden 'Fatboy Slim-Going Out of My Head' ve 'Apollo 440 - Raw Power' mp3lerini bulabilirsiniz.

Hafta sonu geldi ve maalesef içim rahat bir şekilde ay sonu ve hafta sonunun tadını çıkaramayacağım.
Aslında 5 gün önce bitmiş olması gereken bir iş, elinizde olmayan sebeplerle uza(tıl)mış ve mutlaka ay sonuna kadar yetişmesi gerekiyorsa; kendiniz ve ekibinizin mental sağlığını koruyarak bu durumu nasıl aşarsınız?

Evet, elinizde geç saatlere kadar çalışmaya ya da sabahlamaya alışmış bünyeler varsa bile, bir noktadan sonra, zaman faktörü stresi arttırıyor ve en canlı zihinlerin bile algı süreçlerini etkileyebiliyor.

Hedefe ulaşmak için, yelkenleri şişirip yol almada müziğin gücünü kullanmak, benim çıkış yollarımdan biri.

Hafta içersinde projeksiyon perdesine yansıttığımız, gereksiz replikleri kesilmiş, müziğin ve hareketin yoğun olduğu sahnelerden oluşan Blade serisini, algı açıcı zihinsel besin olarak kullandık (Blade I - Soundtrack, Blade II - Soundtrack, Blade III - Soundtrack müzikleri gayet harekete geçiricidir). Bunun yanında The Jackal filmi ve müzikleri de bize eşlik etti.

Hafta sonunu da benzer şekilde geçirip, bu günleri atlatmayı ve Nisan ayına sakin bir başlangış yapmayı planlıyorum. Zira, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın, 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali; 31 Mart - 15 Nisan 2007 tarihleri arasında. Görmek istediğim birçok film ve katılınacak etkinlikler var. Eğer yapmadıysanız, size de programınızı buna göre şimdiden ayarlamanızı tavsiye ederim.

300 '300 Spartalı' Soundtrack

300 '300 Spartalı' filminin müzikleri, 25 parçadan oluşuyor, soundtrack'indeki; 'Tyler Bates' düzenlemesi olan, 'Fever Dreams'; hafta sonu müziğimiz olsun, demiştim...

Blogger'dan dolayı veya başka sebeplerden, eğer TuneFeed player ile rahat edemediyseniz; albümdeki 'Fever Dreams', 'Xerxes' Final Offer', 'A God King Bleeds' parçalarını Lynist on Odeo sayfasından dinleyebilir, playlist'inize ekleyebilir veya download edebilirsiniz...

'Fever Dreams' '300 Spartalı' Soundtrack



300 '300 Spartalı' filminin, 25 parçadan oluşan soundtrack'inden; 'Tyler Bates' düzenlemesi olan, 'Fever Dreams'; hafta sonu müziğimiz olsun.

Albümdeki 'Fever Dreams'parçası yanında,
TuneFeed player ile 'Xerxes' Final Offer', 'A God King Bleeds' parçalarını da dinleyebilirsiniz. Albümdeki diğer parçaları keşfetmeyi ve filmi izlemeyi unutmayın.

Bu arada, 'Fever Dreams'i blogda nasıl dinletebileceğimi düşünürken, üstte player'ını gördüğünüz (kullanabilmeniz için sisteminizde flashplayer yüklü olması gerekiyor) TuneFeed zamazingosunu keşfettim.

TuneFeed'deki alanınıza yüklediğiniz mp3 formatındaki müzik dosyanızı, TuneFeed player ile website alanınızda kolayca yayınlayabiliyorsunuz.

'Quick & Easy music sharing' hizmeti sunan TuneFeed, 100% 'Legal and totally Free'.

Üzerindeki menü yardımıyla; sevdiyseniz müziğin code'unu kendi alanınızda yayınlamak üzere alabileceğiniz gibi, müzikle ilgili yorum bırakabiliyor, yıldız sistemiyle beğeni belirterek raiting'e karar verebiliyor, RSS ile paylaşacağım müziklere abone olabiliyor, dilerseniz dinlediğiniz müziği satın alabilmeniz için amazon gibi bir alana yönlendirmesini seçebiliyorsunuz...

TuneFeed'le beraber Faces.com alanınız oluyor ve isterseniz video, resim, müzik paylaşımı; blog; sosyal mekân olarak orayı da kullanmaya devam edebiliyorsunuz, gibi...

Faces.com'da biraz vakit geçirince; Blogger bünyesinde bunlar niçin yok ki, Google'ın imkânaları onlardan daha mı az, demekten kendimi alamadım.

Bitirirken enteresan bir dip not: Bir iki post önce, 'ERROR veriyorsun ama sebeplerini açıklamıyorsun, kendim bulup giderene kadar sıkılıyorum, uğraştırmasan beni olmaz mı, böyle yaparak WordPress'e geçme isteğimi artırdığının farkında değil misin', gibisinden sitem etmiştim Blogger'a.

O olaydan sonra artık Blogger'dan açıklamalı ikazlar-uyarılar (error'un nazik hali) alıyorum. Yoksa Blogger beni duydu mu?!

'Somewhere Over The Rainbow/What A Wonderful World'



Israel Kamakawiwo'ole 'Somewhere Over The Rainbow/What A Wonderful World'; sevdiğim 3 (hatta 4) filmi ortak paydada birleştiren bu güzel müziği, 'hafta sonu müziği' olarak seçtim.

'Somewhere Over The Rainbow' müziğinin yer aldığı o 3 film ise; Meet Joe Black (1998), Finding Forrester (2000) ve 50 First Dates (2004). Bu müziğin, Harry Nilsson yorumuyla yer aldığı You've Got Mail (1998) filmini de bu listeye ilave edebilirim.

50 First Dates; belki de şimdiye kadar izlediğim en eğlenceli romantik komedilerden biri. Meet Joe Black ise;
Joe Black rolündeki Brad Pitt'in bakışları ve mimikleriyle ve Anthony Hopkins, Claire Forlani ile; fantastik/romantik/dram başlığındaki unutulmayacak örneklerden biri. Bu yüzden bu iki film dikkat çekmiş fakat, Finding Forrester belki gözden kaçmış olabilir. Eğer öyleyse; Sean Connery, William Forrester rolündeki performansını mutlaka görmenizi, 'Somewhere Over The Rainbow' müziğini bir de film içinde yakalamanızı, mutlaka öneririm.

En iyi film müziklerinden biri kabul edilen 'Somewhere Over The Rainbow'; ayrıca birbirinden dinlenesi lezzette birçok kişi tarafından coverlanmış ve başka birçok filmin soundtrack'inde de kullanılmıştı.

'What a wonderful world' ve 'Somewhere over the rainbow' parçalarını birleştirip , böylesine huzur veren bir müzik yaratan, Hawaii'li müzisyen Israel "IZ" Kamakawiwo'ole; 340Kg'ı bulan kilosuna rağmen, yumuşak sesi ve Hawaii esintisi taşıyan müzikleriyle; birçok filmde, televizyon programlarında ve reklamlarda yer almıştı. 1997'de yaşamını yitiren müzisyenin, Amazon'daki 'Israel "IZ" Kamakawiwo'ole' başlığından diğer müzikleri de keşfedilebilir.

- - -
(9.3.2007 tarihli bu yazıya, 17.9.2008'de, 'Somewhere Over The Rainbow' müziğinin kullanıldığı Akbank ve Boyner'in yeni kredi kartı Fishcard tv reklamı eklenerek editlenmiştir.)



'FishCard: Akbank Reklamı'nın burada yer alan YouTube videosunu görüntüleyemiyorsanız, Fish card reklamı bağlantısı üzerinden de aynı videoyu izleyebilirsiniz.