içerik hırsızlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içerik hırsızlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Google Adsense Reklamlarıyla Gelir Elde Etmenin Kolay Yolu

Google Adsense hizmeti veya başka reklamlarla gelir elde etmenin kolay yolu, içerik hırsızlığı değildir! İçerik hırsızlığı, suçtur!

Peki, hoşumuza giden bir yazıya/görsele web'de denk geldiğimizde, onu kullanmak istersek ne yapacağız?
Sahibinin ne şekilde kullanılmasına izin verdiğine bakmamız ve ona göre davranmamız gerekiyor.

Eğer o
yazı/görselin başka yerlerde kullanılmasına izin veriliyorsa?
Eğer o yazı/görselin başka yerlerde kullanılmasına izin veriliyorsa, kullanabiliriz fakat, kendi yazımız içinde alıntı yaptığımızı belli etmemiz ve kaynak göstererek bunu yapmamız gerekiyor. Wikipedia 'Alıntı Kuralları' ve 'İntihal' başlığı, nasıl yapabileceğimizi gayet güzel anlatıyor.

Önemli olan, kendi düşüncemizi, yorumumuzu yazılarımıza yansıtmamız. Farklı kaynakların desteğine ihtiyaç duyduğumuzda da bunu, kuralına göre yapmamız.

Kopya değil, özgün içerik kazandırır!

Google Adsense reklamlarıyla gelir elde etmenin kolay yolunun, içerik hırsızlığı olduğunu sanan bir işlek zekâ sahibi(!) yüzünden yaşanan içerik hırsızlığı sonrası, geçen haftayı Flynxs'te minik bir duraklamayla geçirdik*. Bunları o yüzden yazıyorum.

Herhâlde RSS yayınımdan blog içeriğimi çalarken, içeriğimin nasıl kullanılmasına izin verdiğime dikkat etmemiştir, kendisine ileteyim belki geri adım atar diye, oyun alanıma girip oyuncaklarımı izinsiz alarak oynamak isteyen kimseye ulaşmaya çalıştım. Geri dönüş alamayınca da onu Utanç Duvarı'na astım ve çalıntı içerikle Google'dan gelir elde etmeye çalıştığı için sitesini Google'a şikâyet edip, Google Adsense hizmetlerine bildirdim. Bunun bir adım ötesi, kanuni haklarımı kullanarak Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmak...

'NoIndex, FeedFlare ve Sploglar', 'Sahicilik, Otokontrol' yazılarımda, içerik hırsızlığından bahsetmiş, blog içeriklerinin saygısızca kullanılmasından duyduğum rahatsızlığı belirtmiştim. Anlaşılıyor ki, üzerinden geçen onca zamana rağmen bu konuda pek de yol alamamışız...

Ben, denk geldiğim spam site/blogları Spam Sonuçları Bildir formunu kullanarak veya Firefox'un SpamReport eklentisi ile Google'a bildiriyorum. Splogları rapor edebileceğimiz splog reporter ve splog spot gibi servisler de var...

Temiz İnternet İçin Google Spam Formunu Kullanalım. Bunu yapmanız sadece birkaç saniyenizi alacak fakat, daha temiz bir İnternet var etmemizi sağlayacak!

Utanç Duvarı, içerik hırsızlıklarını sergileyebileceğimiz bir alan, benzer bir durumla karşılaştığınızda kullanabilirsiniz...

Selçuk Hoca'nın
'Çalıntı İçerikle Mücadele Yöntemleri' ve Güneçin Tam İçinde'denin '(ç)Alıntılama Sanatında Zen!' yazıları da bu konuda son derece bilgilendiriciler, okumadan geçmeyin lütfen...

[*: Bunlar olurken merak edip, ilgi göstererek destek olan herkese çok teşekkür ederim.]

Delta Shelter



'Delta Shelter', 'Olson Sundberg Kundig Allen Architects' bünyesindeki evlerden biri. Evin mimari yapısı, etrafındaki panelleri hareketli kılarak duvarlara özgürlük tanıyor.

Huzur çağrışımı yapıp, orda olma isteği uyandırmasıyla
Delta Shelter, özellikle şu an bana oldukça cezbedici görünüyor. Çünkü, fark ettiğim bir gelişme, yoğun bir gün sonrası gece eve dönüp evinize hırsız girdiğini anlamanız benzeri bir his duyumsattı...

olsonsundberg.com bünyesindeki diğer projeler de en az Delta Shelter kadar heyecanlandırıcı, görülesi.



Harika bir film, Fa yeung nin wa / In the Mood for Love (2000) ve bir o kadar enfes soundtrack'indeki müziklerden 'Yumejis Theme' hafta sonu müziği olarak -radioblog sayesinde- bize eşlik ediyor olacak.



Hafta sonu, 27. Uluslararası Film Festivali'ni değerlendirebilmenizi ve birilerinin de içerik hırsızlığı üzerinde düşünmesini, diliyorum...

Tasdix, Blog İçeriğini De Korur!


Bir süre önce, Fikri Haklar Artık Tasdix ile Korunacak diyerek, dökümanlara Tasdix ile zaman damgası eklemenin, onları korumak için yeni ve pratik bir yol olduğundan bahsetmiştim. Geçen zaman zarfında, profesyonel çalışmalarımız için Tasdix'i rahatça kullandık.

Tekme Tokat'ta 'Problogger'ın Türkçesi Kroblogger mı?' yazısı üzerine konuşurken, bloglardaki içerik hırsızlığına karşı Tasdix'i önermiş, 'özgün içeriğini Tasdix'le koruyan ilk site, National Geographic oldu' gelişmesini aktarmıştım.

Şimdi Tasdix, gayet güzel bir adım atarak, başlattığı yeni kampanyayla bir yıl süreyle, blog içeriklerini korumaya destek olacağını duyurdu.
Tasdix, internette özgün içerik üretimini teşvik etmek ve paylaşımını kolaylaştırmak için yeni bir kampanya başlattı.

Yazı, fotoğraf ve tasarımlarıyla özgün web içeriği üreten tüm amatör ve profesyonellere yönelik, bir yıl sürecek olan bu kampanya kapsamında; internette özgün içerik üreten ve yayınlayan web sitesi ya da blog sahipleri, Tasdix’e yayınlarının linkini bildirerek başvuruda bulunabilecekler.

Kampanya koşullarına uygun olan site veya blog yöneticisi, ilgili web sitesinde Tasdix ibaresini bulundurması karşılığında bir yıl süresince ayda 10 kontör kazanacak. Böylece özgün üretimini internette paylaşmadan önce, eseri üzerindeki fikri haklarını koruma altına alabilecek...
Tasdix'in, blogları da kapsayacak bu yeni kampanyası ile ilgili detaylar Tasdix.com/Haberler 'web sitelerini tasdixliyoruz' başlığı altında.

Özgün içerik üretmekten aciz bir avuç girişken(!) yurdum insanına karşı, blog yazarlarının, emeklerini Tasdix'in zaman damgasıyla mülkiyet altına alarak korumaları, rahatlık sağlayacak pratik bir seçenek gibi gözüküyor.

Tasdix'de, her tasdixleme işlemi bir kontör, 5 YTL idi. Bir yıl sürecek bu kampanya kapsamında blog sahipleri, en azından ayda kazanacakları 10 kontör ile içeriklerinin bir kısmını ücretsiz korumuş olacaklar...

Plagiarism, PowerTurk

[15 Ekim'de yayımlanan bu post, 18 Ekim'de Power Türk'ten gelen açıklama post'un sonuna ilave edilerek, editlenmiştir.]



Televizyondaki yerli müzik kanallarıyla aranız nasıl? Benim pek iyi olduğu söylenemez ama en azından uydudaki binlerce seçenek arasında, yerli müzik kanallarından birkaçının ismini biliyorum. www.powerturk.tv de onlardan biri.

Üstteki görselden sonra, bir de alttakine bakmanızı istiyorum. Evet, alltaki Power Türk için sonradan hazırlanmış olanı!


Benzerlik şaşırtıcı mı? Müzik ödülleri töreninin de bu kadar benzer olduğunu söylesem!

Hatta Power Türk ile Fransız M6 kanalı arasında kullanılan font, logo, jenerikler, arkaplan resmi gibi daha birçok benzerlik olduğunu?






(soldaki görseller asılları, sağdakiler taklitleri)

Bu benzerliğe vurgu yapan iki video M6 & Powerturk TV same Jingle Pub Design 2007 ve Les NRJ Music Awards "pompés" en Turquie ile üstteki görsellerden sonra ne düşünüyorsunuz? Haberiniz var mıydı?

Ben, konudan,
forum lenodal.com'da 'M6 & POWERTURK TV jingle, design similaire' başlığında denk geldiğimde haberdar oldum.

Onun haricinde benim fark ettiğim Incredible: dressing M6 plagiarized by a Turkish chain, M6 plagiarized by a Turkish TV!, The skin of M6 copied in Turkey!, Insolite : l'habillage de M6... sur une chaîne turque ! gibi, daha bir çok alanda mevzunun geçmiş olduğu.


Plagiarism; bu talihsiz, üzücü, utanç verici, ondan da öte prosedürlere aykırı
ve etik olmayan durumun, ismi.

Türk Dil Kurumu, Plagiarism'i; intihâl, yani aşırmacılık olarak tanımlıyor.

Biliyorum ki,
çok da uğraştırmadan, bir iki programla, bu kopyalanmış işlerin daha da iyisini çıkarmak mümkün.

powerturk.tv istese, kopyacılığa gitmek yerine, profesyonel bir yaklaşımla düzgün bir tasarımcının elinden çıkan orijinal işler kullanabilirdi...

Bu tür kopya, taklit, sahte işlere zerre kadar saygım olmadığını söylememe bilmem gerek var mı? Hitap ettiklerini düşündükleri insanları aptal yerine koymak değil de nedir, yapılan?

Konuyu, kopyacılığın kimseyi bir yere getirmeyeceğine bağlamak istiyorum. Hangi alanda olursa olsun, özgün işler üretilmedikçe bir yere varılamaz.

Aklınıza, akademik çalışmalarda bile aşırmacılık yapıldığının yakın zamanda ortaya çıktığı haberleri ve her alanda buna rastlanıyor, düşünceleri geliyor olabilir. Fakat bunun böyle olması, olanı kanıksayacağımız ve normal göreceğimiz anlamına gelmiyor. Aksine, yanlış olanı gösterip, doğrusuna vurgu yapmak için tüm bunlar birer fırsat olarak değerlendirmeliyiz ki gelecek daha kötü olmasın!

Aşırmacılık, en fazla, öğrenci ödevlerinin hazırlandığı zamanlarda kalmalı; öğretmen tarafından kolayca ortaya çıkarıldığında, gereken ders alınıp, yaşamın ileriki yıllarına bu kötü davranış taşınmamalı, diye düşünüyorum.

Ufak bir olasılık da olsa, bazı insanlar aşırmacılığın “ahlâksızlık” olduğunu, disiplin suçu olduğunu bilmiyor olabilirler. Mümkünse insanlara öğrencilik yıllarında bu bilgiyi verelim ki, yaşamlarının tümünde yanlış değerler benimsemiş olmasınlar!

Bloglardaki içerik hırsızlığı da mevzuya çok uzak bir bağlamda değil ama, şimdilik yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum.
Wikipedia-alıntı kuralları ve intihâl, plagiarism başlıkları altındaki yazılara müsait bir zamanınızda bakmayı unutmayın, lütfen...

~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~
~ ~ ~

15 Ekim tarihinde yayımladığım üstteki yazı sonrasında, bugün, 18 Ekim'de, Power Türk Yayın Sorumlusu Emre T. Karakurt'tan,
şu andaki yayın konseptlerinin farklı olduğuna işaret eden alttaki e-posta iletisini aldım.
Powerturk TV ile ilgili yazilmis olan yorumlari gormus bulunmaktayiz. Sayfada gorulen konsept kullanilmamakla beraber ekte su anda Powerturk TV'de yayinlanan konseptimizin tamamen farkli oldugunu gosteren ekran gorunumunden ornekler mevcuttur. Bu konu ile ilgili yapilan guncel tum suclamalarin yersiz oldugunu dusunuyoruz.

Saygilarimizla

Emre T. Karakurt
Powerturk TV Yayin Sorumlusu





Power Turk Tv'nin konuya gösterdiği duyarlı ve bilgilendirici tutumları için, teşekkür ediyorum.

İlgili ileti ve görüntüler,
su andaki konseptin farklı olduğunu göstermekle beraber, önceki benzer konseptin kullanılmadığına işaret etmiyor.

Hoş bir izlenim yaratmadığını ve konunun bahsinin geçtiği yabancı sitelerde, şu an burada verildiği gibi, Power Türk'ten bir cevap verilmemiş olduğunu gördüğümden, konuya temas etmek ve olması gereken tutumun altını çizmek istedim. O sebeple, konuda 'yersiz' olarak nitelendirilecek bir durum görmüyorum.

Umuyorum, üstteki yazıda bağlantılarını da verdiğim, mevzudan bahseden yabancı web sitelerinde de, buradaki gibi duruma açıklık getiren bir geri dönüşte bulunulur...

Sahicilik, Otokontrol

Miryokuteki hinshitsu ifadesini Japonlar, beklenenin üzerinde, etkileyici kaliteye sahip, anlamında kullanırlar. Atarimae hinshitsu yani, "ödenen paraya göre kalitede" bir ürünle karşılaştıklarında ise, kendilerini kandırılmış hissederler.

Sydney kenti, 2000 Olimpiyat Oyunları Sırasında korsan kopyalarla mücadele için, Marka DNA'yı kullanmıştı.

Seçilmiş bir grup atletin kanından, DNA örnekleri alınarak kopyalanmış ve bu, Olimpiyat logosunu taşıyan bütün resmi ürünlerde kullanılan mürekkebe katılmış, ellerindeki özel cihazlı görevliler tarafından, sahte ve gerçek ürünler böylece ayırt edilip, imha edilmişti.

Tatil öncesi, bir müşterimizin ajansımıza hazırlattığı fakat sonra vazgeçtiği bir işi, geçen hafta başka bir ajansa,
ellerindeki (bizim hazırlamış olduğumuz) taslak fikri sanki kendi fikirleriymiş gibi götürerek, yaptırmak istedikleri haberini aldık. Belki, ticari kaygı güden başka bir ajans olsa ses çıkarmaz, işi hazırlardı. Fakat, durum tarafımıza bildirildi, ve olan o firmanın prestijine oldu.

Cd, kitap ya da herhangi bir ürün fark etmiyor. Korsan kopyalar her alanda karşımıza çıkıp, emeği istismar etmeye devam ediyor. Üstte verdiğim üç örnek; haklı kalite beklentisi, o kaliteyi sunabilmek adına gösterilen çabaya ve etik değer sahibi olmaya sadece birer örnek.

Kendimizi neye değer buluyorsak, onu talep ederiz. Tercihlerimiz, kişiliğimizi gösterir; tıpkı, "talep ediyorlardı, biz de arz ettik" anlayışıyla, pazarda yer bulmak isteyen, küçük hesaplar peşinde günü kurtarma kaygısıyla hareket edenlere karşı pirim vermememiz gerektiği gibi.

Sahicilik!
Sahicilik, kalite, tutarlılık, süreklilik ve güven teşkil etmenin öneminin ayırdına varamamış hiçbir firma, kişi, oluşum; zamanın çarkları arasında yitip gitmekten kurtulamaz.

Yaşamımızda, "değerlerimize" ne kadar bağlıyız? Ne kadar bağlı kalabiliyorsak, o kadar yerimiz sağlam ve uzun vadeli olur. Büyük markalar ya da işlerinde toplumda saygın bir yer bulmuş kişilerin yaşamları, hep buna bir örnektir.

Konuyu bloglara bağlayacağım. Aynı kurallar bloglar ve içerikleri için de geçerli.

Günümüzde maalesef, henüz yerli blogların değeri bilinmiyor. Bir taraftan WordPres
'e erişim engellenip, özgürlükler kısıtlanırken; diğer taraftan da, blog yazarları görgüsüz, bilinçsiz hatta saygısız tavırlarla karşı karşıya kalıp, istismas edilebiliyor.

Kendi bloglarımız için gösterdiğimiz hassasiyet, duyarlılığı; en azından takip ettiğimiz diğer bloglar için de gösterirsek; sorumluluk hissederek gösterdiğimiz bu tavır, bir bilinç geliştirilmesine katkı sağlamış olacağı gibi, kendi blogumuzu da korumamızı sağlamış olacaktır.

Çin, internet üzerinde baskıcı ve sansüre dayanan politikası gereği politik ya da ahlaki olarak zararlı bulduğu siteleri sık sık yasaklıyor. Fakat buna rağmen ülkede, içeriğinde çıplaklık, küfür, yasadışı kumar ile korsan müzik, kitap ve film bulunan sitelerin sayısında artış olduğu gözleniyor.

Demek ki, sansür de bir yere kadar. Fakat bu, işe yarar bir yol değil.

Çin örneği bunu bir kez daha gösteriyor ki; yasaklar, daima câziptir.

Geçen gün Teknolatte'de, Çin'de İnternet Sanal Polise Emanet başlıklı bir haber vardı; Pekin'de başlatılacak yeni bir uygulama ile animasyon karakterleri şeklinde tasvir edilen polis ekipleri, internet sayfalarında devriye gezecekmiş.

Daha sonra bu sanal polisler, Pekin'deki sunuculara kayıtlı tüm internet siteleri g
ezilirken görünecek; kullanıcılar, polise ihtiyaç duyduğunda, sanal polis görüntülerine tıklayarak yetkili mercilere ulaşma imkânına da sahip olacaklarmış...

Bir sanal polisler eksik kalmıştı! Kendi kendini kontrol eden bir davranış modeliyle (otokontrol), etrafa da örnek olarak, bir bilinç geliştiremezsek, yakında burada da farklı şeyler olmayacak.

'NoIndex, FeedFlare ve Sploglar' yazımda, İçerik Hırsızlığından bahsetmiş, blog içeriklerinin saygısızca kullanılmasından duyduğum rahatsızlığı belirtmiştim.

Palindromik Kelimelerim (Ç)alındı!
Yazımın üzerinden henüz fazla bir zaman geçmemişti ki, benzer bir olaya mâruz bırakıldığımı fark ettim;
'Palindromik Kelimeler ve Ambigram' başlıklı yazım, kaynak gösterilmeden, izinsiz (ç)alındı!

Alıntı yapılmamış; görselleri hariç tüm yazı; kişisel deneyimlerimi mi aktarıyorum, diye bakılmadan komple alınmış; izin almak bir kenara, kaynak bile gösterme gereği duyulmadan.


Şimdi web üzerinde, benim ofis maceralarımdan ve okuduğum kitaptan aktardığım anekdotlardan bahseden bir alan daha oldu. Üstelik yazım, blog bilgisi bölümünde,
"... sevgili ziyaretçi, kendi şiirlerimi yazılarımı yayınladığım blogumda iyi vakit geçirmeni dilerim...", diyen bir blogda yer alıyor!

Tüm iyi niyetimle, kaynak göstermeyi unutmuş olacağını düşünüp, buradan kendisine anımsatmak istiyorum. İletişim bilgisini profilinde bulundurmayan, kopyala-yapıştır ile içerik üreten bir blogumsu tarafından, rahatsızlığım algılanabilecek mi bilemiyorum ama, konuyu ilgili bir platforma Utanç Duvarı'na taşıdım.
5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?
Japonlar'da kalite anlayışı için, Wikipedi-Japanese quality başlığına bakılabilir.

(Bu yazı, 03/09/07 itibariyle editlenmiştir.)

NoIndex, FeedFlare ve Sploglar

FeedBurner, NoIndex

Feedlerimi Nasıl Yönetirim? yazısında; blog Feedlerimin, Google aramalarında içerikten önce listelendiğini fark ettiğimden ve buna bir çözüm getirmeye çalıştığımdan bahsetmiştim.

Blog Feedlerini FeedBurner'a yönlendirip, FeedBurner ayarlarından NoIndex'i aktiflemem; Google aramalarında hiç olmazsa blog Feedlerimin içerikten önce üst sıralarda çıkmasına engel olmuş gibi gözüküyor.

FeedBurner, FeedFlare

FeedBurner'a uğramışken, içeriğin işaretlenmesini ve paylaşılmasını sağlayan FeedFlare özelliğini de aktifledim.

Böylece, her post(gönderi)nin altında göreceğiniz;
"Add This", "Bağ-kur", "linkibol'una ekle"
linkleri ile, kolayca beğendiğiniz ya da anımsamak istediğiniz konuları işaretleyip, paylaşabileceksiniz.

FeedBurner, bu özellikleri, blogu
RSS üzerinden takip ederken de kullanabilmemize imkân tanıyor.

RSS'imizi Sömüren Sploglar, İçerik Hırsızları

Yakın zamanda, Pazarlama blogu yazarı Cengiz Çatalkaya'nın, çekinmeden içeriğini kopyalayan bir splogla mücadelesine tanık olmuştuk.

Kopyalama olayı Utanç Duvarı blogunda yayınlanmış ve izinsiz kopyalanan içerikler, muhtemelen Google Adsense’ye şikayet sonrası kaldırılmıştı.

Utanç Duvarı blogunun, bu anlamda çıkan sorunlarda yardımcı olacağına inandığımdan, linkini banner'ıyla beraber bloguma yerleştirip, destekliyorum.

İçeriğinizin izinsiz kopyalandığını fark ettiğinizde,
Utanç Duvarı'nı kullanın. Tavrınızı ortaya koyun. Bu tarz oluşumlar sayesinde bloglarımızı koruyabiliriz.

Karalama Defteri'nden, blogundaki yeni düzenleme sonrası
'feedburner'ı 'özet' değil de 'tam metin' olarak feedleri sunacak şekilde ayarlamanız mümkün mü'
diyerek, RSS'ini tam açmasını rica etmiştim. Kendisi de sploglar'ın içerik hırsızlığından söz etmiş, yine de RSS'ini tam açmıştı...

Sonrasında ona yazdığım cevabı buraya da alarak, konuya burada da bir kez daha değinmek istedim.
hımm... evet Sploglar RSS'ten tüm içeriği çekip haksız yere Google AdSense reklamlarıyla kazanç sağlıyorlar, bundan ben de çok rahatsızım.

FeedBurner marifetiyle, RSS yayınına 'bu blog tarafıma aittir, içerik izinsiz alınamaz' gibi bir yazı iliştirilebiliyor. Bu, blog üzerinden değil, RSS üzerinden görünebiliyor. Dolayısıyla da RSS içeriğini çeken mekanizmalar o eklediğiniz notu da çekip yayınlıyorlar, böylece kopyacılara bir anlamda izin vermediğiniz kendi alanlarında da görüntüleniyor.

Buna karşı bir de RSS üzerinden reklam yayınlamak gibi, karşı bir tavıra da girilebilir.

RSS'i çeken mekanizmalar ister istemez kendi yayınladıkları alanda RSS'le beraber o reklamınızı da yayınlamak durumunda kalacaklar ki, reklam görüntülemek istemeyecekleri için bu, yayınınızı sistemlerinden çıkarmalarını sağlayabilir. Madem onlar benim içeriğimi görüntüleyip para kazanıyorlar, ben de onların alanındaki görüntülenen içeriğimden gelir sağlayarak telafi yoluna giderim, gibi bir mantık oluyor bu.

'RSS'iniz açıksa, çekebilen herkes içeriğinizi çekip kullanabilir' gibi de bir tavır (pişkinlik mi artık bilemiyorum) içinde olanlar var ki, onları hiç anlayamıyorum.

Sploglar yüzünden RSS'imi kapatmak istemiyorum, özet olarak da yayımlamak istemiyorum çünkü, açık olmasını önemsiyorum.

FeedBurner'dan bahsettiğim şeyi de yapmak istemiyorum çünkü, onu yapınca içeriği text'e dönüştürüyor, html modundan çıktığı için RSS'te resimler, paragraf düzeni ortadan kalkıyor...


Sploglardan rahatsızım ama peki ben ne yapıyorum, şimdilik ben de bir şey yapamıyorum maalesef :|

RSS'inizi özet'te tutmak isterseniz sizi anlarım...
Blogla ilgili sorun giderip, iyileştirmeler yaparken fark ettim ki, daha ciddi bir rahatsızlığım var; bu birçok blogger'ın ortak derdi; özgün ve güvenilir içerik üreten blogların içeriğinin, doğrudan veya dolaylı olarak çalınması; içerik hırsızlığı.

Google üzerinde blog içeriğim farklı birçok sayfada indekslenmiş olduğuna denk geldim ki, bunlar hiç bilgi dahilimde olan yerler değildi. Hatta öyle tuhaf durumlar söz konusu ki, şaşırayım mı güleyim mi bilemedim. Örneğin, bu sploglar; blogumun içinden, hiç ilgisiz iki kelimeyi (adres+kızlar) biraraya getiriyorlar ve sanki
(msn+kız+adresleri) öyle bir içeriğe sahipmişim gibi, oltaya gelecek bilinçsiz kullanıcıları bloguma yönlendiriyorlar, tabii arada da kendi siteleri üzerinden sanki çok faydalı bir iş yapıyorlarmış gibi, reklam geliri elde etmeye çalışıyorlar!

Kendi blogum üzerinden, reklam geliri elde etmek gibi
hiçbir tasarrufum bulunmazken; başkalarının bunu blogum üzerinden pervasızca yapmaya çalışmasının yarattığı rahatsızlığı, tahmin edebileceğinizi sanıyorum.
Splog nedir?

Geçmişi 2002 yılına kadar uzansa da 2005 ağustosunda Weblogs Inc. yatırımcılarından Mark Cuban’ın kullanımıyla popülerleşen spam blog’lar günümüzde arama sonuçlarında sıkça karşımıza çıkarak arama deneyimimizi olumsuz etkiliyor, zamanımızı çalıyor dolayısıyla bilgiye erişimimizi güçleştiriyor.

Blogküredeki oranı yüzde seksenlere kadar ulaşan spam bloglar (splog) genellikle reklam geliri elde etmek ve google’ın arama algoritmasında önemli bir yer tutan Page Rank değerlerini artırmak için hazırlanıyorlar (hazırlanıyordan kasıt sadece bir kaç tık). Splogların sayısı o kadar çok ki blogkürenin içinde bir de splogküre (splogosphere) barındırdığı, weblogs.com‘u pingleyen blogların yüzde yetmiş beşinin splog olduğu söyleniyor. Blogların bu kadar popüler olmasına ön ayak olan blogger üzerindeki her beş blogdan birinin spam amaçlı yapıldığı da splog konulu araştırmalarda yer alan bilgiler arasında.

Splogları üretim açısından ikiye ayırmak mümkün. Bunlardan ilkinde splog sahibi konuları, anahtar kelimeleri ve link verilecek siteleri belirleyerek otomatik bir içerik üretiyor. İkincisi ise belirlenen sitelerin (genellikle bunlar çok okunan siteler arasından seçiliyor) rss kaynaklarını kullanarak diğer sitelerdeki içeriği olduğu gibi kopyalıyor.(*)
RSS Yayınını Açık Tutmanın Önemi

RSS ile blogları takip ettiğimden ve blog Feedlerinin tam metin olarak görüntülenmesini önemsediğimden, her fırsatta bahsediyorum.

Özellikle bloglarda, RSS yayınlarını özette tutmak; seri şekilde yeni içeriğe ulaşmak isteyen ilgili blog takipçilerinin, takip ettikleri birçok blog arasında içeriğinize yeteri ilgiyi gösterememesine yol açıyor.

Bloglarken amaçlardan biri de içeriğimizin ilgililere rahat bir şekilde ulaşmasıysa; bunu sağlayanlardan biri de RSS yayınımız. Feedlerden içeriğe (yazılara ve yorumlara) erişen takipçiler, ilgileri doğrultusunda, bloga giriş yaparak yorum bırakabildiği gibi, blogunuzun diğer bileşenleriyle de ilgilenebilirler...

RSS kullanımına arada güncel, güzel bir örnek de vermek istiyorum.
Semih Saka, blogunda bahsetmiş; artık RSS ile rahatça sanal muhtıra takibi bile yapabileceğiz.

TSK'nın geceyarısı sanal muhtıralarını kaçırmak istemeyenler; TSK'nın RSS adresini [feedyes.com/feed.php?f=iO0D71lJj8UB28A7 (denedim çalışıyor)], RSS Readerlar'ınıza eklemeyi unutmayın. (RSS linki görünürde olmayan yerler için; FeedYes ile, RSS linki üretilebiliyordu.)

Bir taraftan kendi ve takipçilerinizin yararı için RSS yayınımızı açık tutarken, diğer taraftan da maalesef birkısım zekâ sahibinin(!) çıkarcı tutumuna kurban oluyoruz.

Okyanus Ötesi, 'RSS Beslemenizi Özgürleştirin' yazısında haklı olarak RSS'leri tam yayınlamanın önemine değinmişti.

Ceyhun Aksan da 'RSS üzerinden Reklam Yayınlamak' yazısıyla, Sploglara bir ihtimal mani olacak, yararlı bir uygulamadan bahsetmişti.

'Blog Küreyi Sploglar Bastı' yazısında da konuya değinilmişti.

Sploglara karşı ne yapılabilir?
Sploglara karşı en etkili yöntem; rapor etmek.
Splogları rapor edebileceğiniz splog reporter ve splog spot gibi servisler var. Bu servisler bildirdiğiniz splogları arama motorlarına ileterek arama sonuçlarından bu blogların çıkarılmasını sağlıyor.(*)
Ben ne yapıyorum; Splogları denk geldiğimde rapor ediyorum. Firefox'un SpamReport eklentisini kullanıyorum.

Bunları yapmak gerekiyor ama, görüyorum ki;
bunlar pek de etkili, işe yarar yöntemler değiler. Belki de, bu duyarlılığa sahip kişi sayısı fazla olmadığı için pek işe yarar yöntemler olamıyorlar.

Sanmıyorum ki, komşunuzun evine giren hırsızı görüp, sessiz kalasınız. En azından, O hırsızın yakın zamanda size de uğrayabileceğini bildiğinizden, birşeyler yaparsınız. İnternette de her dakika yeni fırsatçılar artmaya devam ederken, yapabileceğimiz; sadece
Splogları rapor etmekse, bunu yapmalıyız.

Sploglara karşı başka şeyler de yapılabilmeli!

Bu ülkede yakın zamanda 5651 sayılı bir kanun çıkarıldı. Bu İnternet kanunuyla, belki de özgürce içerik bile üretemeyeceğiz.

5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?

İçerik üretmede ciddi sıkıntılar yaratacağa benzeyen bu kanunun, yaratılmış olan kaliteli içeriği nasıl koruyacağını çok merak ediyorum!

Geliştirmemiz gereken bir 'İnternet Kültürü' var, diye düşünüyorum. Kendine ve etrafına saygılı insanlar,
örnek olarak bu kültürün yaygınlaşması, gelişmesini sağlayacaklardır.

Kaynak göstermek nedir; alıntı yapmak nedir; umarsızca kopyala-yapıştır yaparak, başkasının emek harcayarak ürettiği içeriği niçin almamalıyızı öğrenmekle yerleşecek bu kültür. Bu kültürün gelişimi, var olan yanlışları ortadan kaldırmakla devam edecek.

Zaman içinde birçok duyarlı blogda, içerik hırsızlığı konu edilmiş, bir bilinç yaratılmaya sağlanmıştı. İçerik hırsızlığına dikkat çekip, üzerimize düşenler konusunda ne kadar bilinç sağlayabilirsek, o kadar kendimizi ve etrafımızı koruyabiliriz diye düşünüyorum.

Bu yazı, hem kendi içeriğimin saygısızca kullanıldığını görmekten duyduğum rahatsızlıkla, hem de olası bu sorunla karşılaşacak olanlara fayda sağlayacağını düşündüğümden yazılmıştır.

Temiz İnternet İçin Google Spam Formunu Kullanalım

(20/07/07'de, görünüm editlenmiştir.)