film müzikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film müzikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Delta Shelter



'Delta Shelter', 'Olson Sundberg Kundig Allen Architects' bünyesindeki evlerden biri. Evin mimari yapısı, etrafındaki panelleri hareketli kılarak duvarlara özgürlük tanıyor.

Huzur çağrışımı yapıp, orda olma isteği uyandırmasıyla
Delta Shelter, özellikle şu an bana oldukça cezbedici görünüyor. Çünkü, fark ettiğim bir gelişme, yoğun bir gün sonrası gece eve dönüp evinize hırsız girdiğini anlamanız benzeri bir his duyumsattı...

olsonsundberg.com bünyesindeki diğer projeler de en az Delta Shelter kadar heyecanlandırıcı, görülesi.



Harika bir film, Fa yeung nin wa / In the Mood for Love (2000) ve bir o kadar enfes soundtrack'indeki müziklerden 'Yumejis Theme' hafta sonu müziği olarak -radioblog sayesinde- bize eşlik ediyor olacak.



Hafta sonu, 27. Uluslararası Film Festivali'ni değerlendirebilmenizi ve birilerinin de içerik hırsızlığı üzerinde düşünmesini, diliyorum...

The Invisible, Juhong geulshi, Fashionably uninvited



İzleyip beğendiğim bir filmin, yönetmen, oyuncu ya da müziklerinin izini takip ederek, bağlantılı diğer filmlerini de arşivime eklemeyi seviyorum.

Fakat bu filmler zamanında izlenemeyince
birikiyor, sonrasında da hangisinin izleneceğine karar vermek bile oldukça zaman kaybettirebiliyor.

Karar vermek için zaman kaybetmektense,
durumu daha da eğlenceli-sürprizli kılabilen, raflardan rastgele seçerek izlemenin keyfini çıkardığımız, rastgele film izleme geceleri icat ettik.

Geçen gün, rastgele film izleme gecesi atraksiyonumuz yerini animasyonlara bırakınca, seçtiğimiz The Invisible (2007), Juhong geulshi (2004) filmlerini dün akşam izleyebildik.

'The Invisible'; konusu ya da oyunculuktan çok müzikleri ve anlatımıyla ilgimi çekti. Yarısından sonra açılan film, sonuyla beğeni topluyor. Tekrar izlemek isteyeceklerim arasına ekleyebileceğim bir film miydi? Hayır. Fakat sevdiğim müziklerden oluştuğu için soundtrack'i, her zaman geri dönüşlerle dinleyeceklerim arasında yerini alacak. The Invisible Soundtrack'in Amazon'daki preview'larından bakarak benimle aynı fikirde olup olmayacağınızı kontrol edebilirsiniz.

Bugün dinlediklerim arasında da yer alan The Invisible Soundtrack'teki beğendiğim gruplardan bir parçayı, hafta sonu müziğimiz olarak burada bize eşlik etsin diye seçtim, post'un sonunda videosunu bulabilirsiniz.

'Juhong geulshi', İngilizce adıyla 'The Scarlet Letter' ise, Hyuk Byun yönetmenliğindeki bir Güney Kore filmi.

Güney Kore sinemasına ilgimden burada daha önce de bahsetmiştim. 2006 Güney Kore yapımı, Kim Ki-Duk imzalı, Shi gan/Time/Zaman filmindeki performansı yüzünden izleme listeme aldığım Hyeon-a Seong sayesinde, 'Juhong geulshi' filmini edinmiştim. İyi ki de öyle yapmışım.

Kyeong-hie rolündeki Hyeon-a Seong'un performansı kadar, 'Juhong geulshi'; konusu, anlatımı, müzikleriyle gayet görülesi, üzerinde düşünülesi, arada geri dönüşlerle izlenesi filmlerden biri.

'The Invisible' müziklerinden de biri olan, 'Fashionably uninvited'ın videosu.



'Fashionably uninvited' size hafif gelirse, geçen seneden bu zamana üzerimde bıraktığı o hoş etkiden hiçbir şey kaybetmeyen, yine 'Box' albümünde yer alan -daha önce burada bahsettiğim- müziği yanında enfes videosuyla Mellowdrone - 'Oh My'ı izlemeden geçmemenizi öneririm.

Konuyla ilgili bağlantılar:
myspace-mellowdrone,
sozluk.sourtimes-juhong geulshi,
amazon-mellowdrone box.

Farewell, My Lovely

Hımm hmmhmhm hıım hm.. ('Farewell, My Lovely' mırıldanıyorum).

Bugün,
Old Boy Soundtrack'ini çalışırken fon müziğim olarak kullandım. Yine 'Farewell, My Lovely'de takıldım. Her dinlediğimde, sonrasında kendimi böyle mırıldanırken yakalıyorum.

Sıcak bir (İstanbul) öğleden sonra(sın)da dinlendirici, zihin toparlayıcı minik bir araya gereksinenler, serin bir içecek alıp, bana eşlik etmeye ne dersiniz? Güzel bir teklife benzemiyor mu?

(Müziği, box.net marifetiyle üstteki player'a tıklayarak dinleyebilirsiniz. Olası Blogger kazalarından biri olur da
dinleyemezseniz, 'Farewell, My Lovely'e box.net/lyn altından da ulaşmanız mümkün.)

Blogu takip edenler, çalışırken arada dinlediğim müziklerden burada bahsetmeme alışıktır. Olmayanlar için belirtmiş olayım, müzik başlığı altından değindiğim diğer olası fon müziklerime erişebilirsiniz.

Old Boy Soundtrack'indeki 22 numaralı parça,
'Farewell, My Lovely'.

Umuyorum ki filmi izlemişsinizdir, böylece dinlerken filmi anımsayıp, ânınıza daha güçlü bir etki katabilirsiniz. Ama izlemediyseniz bile,
'Farewell, My Lovely' salt kendi başına da o özel etkiyi yaratabilecek güzel müziklerden biri. Ritmine kapılıp, sonuna yaklaşırkenki melodiye kendinizi mırıldanarak eşlik ederken bulursanız, şaşırmayın.

Old Boy'u izleyenlerin arşivinde, mutlaka filmle beraber müzikleri de yer alıyordur ve arada geri dönüşlerle zevkle izlenip, dinleniyordur, diye düşünüyorum. En azından bendeki durum öyle...

Yine de, Old Boy Soundtrack'indeki diğer müziklerin de birbirinden güçlü ve etkileyici olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Zira bir filmde yönetim, senaryo, oyunculuk ne kadar önemliyse; müzik de o kadar önemlidir ve Old Boy müzikleri de o kadar başarılı.

Old Boy'daki müzikler; atmosferi yakalamanızı ve siz dehşet içinde filmi izlerken, onlara sığınıp az da olsa huzur bulabilmenizi sağlıyor.

Güney Kore Sinemasına ilgimden bahsetmeye başlamış ve arkasını getirecek zaman bulamamıştım. Şimdi siz
'Farewell, My Lovely' dinlerken, ben de arada Old Boy ve Chan-wook Park'tan bahsederek, o konuya devam etmiş olayım.

Chan-wook Park, tarzına hayran olduğum yönetmenlerden biri. Old Boy, yönetmenin birbirinden bağımsız filmlerden oluşan 'İntikam Üçlemesi'nin (Sympathy for Mr. Vengeance, Old Boy, Sympathy for Lady Vengeance) ikinci filmi ve bir Japon mangasından uyarlanmış.

2004 Cannes Film Festivalinde gösterilmiş ve 'Grand Prix' ödülüne layık görülmüş, e
leştirmenlerden de büyük takdir toplayan Old Boy; IMDB'nin de 'Top 250' listesinde yer almakta...
Karısı ve bebeğiyle mutlu bir hayat süren işadamı Oh Dae-su bir gün evinin önünden kaçırılır. Uyandığında kendini özel yapılmış bir hücrede bulur. Karısının öldürüldüğünü öğrenen Dae-su, 15 yıllık tutsaklığın ardından serbest bırakılır. Oh Dae-su yemin etmiştir. Mutlu hayatını yok eden adamdan intikam alacaktır. Bir Japon lokantasında tanıştığı Mido, intikamını alması için ona yardım sözü verir. Daha sonra ortaya çıkan Evergreen lakaplı bir adam ona 5 gün içinde neden hapsedildiğinin nedenini bulmasını aksi takdirde Mido'yu öldüreceğini söyler. Oh Dae-su, hapsedilmesinin ardındaki gerçeği bulur. Bununla beraber başka bir gerçeği de..
Old Boy'un konusu kısaca böyle. Film, 'İhtiyar Delikanlı' ismiyle ülkemizde de gösterilmişti. Filmin isminin niçin 'Old Boy' olduğunun cevabı ise, Oh Dae-su'nun kendisini 15 yıl kimin tutsak ettiğini öğrendiği anda saklı...

Alttaki alıntı, Old Boy üzerine, yönetmeni
Chan-wook Park ile yapılan bir röportajdan ve yönetmenin bakış açısının neredeyse bir özeti.
İntikam teması ile büyülenmiş gibisiniz. Bunun sebebi nedir?
'İntikam muazzam bir enerji ve tutku gerektiren bir duygu. İntikam peşinde koşan kişi, günlük hayatındaki her zevki bir kenara atmak zorunda. İntikam duygusu başka bir tür zevk getiriyor, ama sonunda bu zevk hiçbir işe yaramıyor. İntikam peşinde koşan kişi amacına ulaşıp intikamını alsa bile, bu uğurda kaybettiklerini geri getiremiyor. İşte intikam duygusunda böyle büyük bir paradoks var. İnsanın bütün enerjisini ve tutkusunu sonunda hiçbir yere ulaşmayan bir olaya odaklaması beni çok çekiyor.'

Oldboy, başroldeki Choi Min Sik ile ilk birlikteliğiniz. Kendisi klasik oyunculuk eğitimi almış biri. Senaryoyu yazarken direk olarak onu düşünerek mi yazdınız?
'Oldboy'u çekmemin ilk sebebi Choi Min Sik'dir. Sorduğunuz soruya gelince, evet senaryoyu yazarken özellikle kendisini düşünerek yazdım. Senaryoda düzeltmeler yapmam gerektiği zaman, kendisinin fikrini aldım ve bunların bazılarını ekledim. Choi Min Sik'in Asya'nın en önemli oyuncularından biri olduğuna ve tarihte çok iyi bir yere ulaşacağını düşünüyorum. Onu Amerikan sinemasından Al Pacino ve Sean Penn'e benzetiyorum.'

Filmin tarzının ve görünüşünün Choi Min Sik'in karışık ve özensiz haldeki saç stilinden geldiğini söylediğinizi okuduk. Bunu bir espri olarak mı söylediniz?
'Saç stilini gördüğüm ilk anda Oldboy'un ne tarzda çekileceğine karar verdim. Düzensiz görünen ve gerçekçilik sınırlarını biraz da olsa aşan bir tarz.'

Kore'nin Kuzey ve Güney olarak bölünmesi ilginç hikayeler ortaya çıkmasında etkili oldu mu?
'Kore toplumu çok değişken, gürültülü, karmaşık, hareketli ve aktif. Kuzey ve Güney olarak bölünmesi sebeplerden yalnızca biri. Kısaca söylemek gerekirse, Kore yaşaması zor ama heyacan verici bir yer. Bu yüzden bu kadar çeşitli filmler çıkarabiliyoruz.'

Bazı aleştirmenler Oldboy'da çok fazla şiddet olduğunu söylediler. Şiddet sizin için ne ifade ediyor?'
'Şiddet insanları yokediyor. Herkes bunun farkında. Benim odaklandığım konu, şiddetin sadece şiddet uygulanan kişiyi değil, aynı zamanda şiddeti uygulayanı da yoketmesi. Esas amacım, şiddet uygulanan kişinin vücudu ile şiddeti uygulayanın kişiliğinin birlikte yokoluşunu seyirciye aktarmak.'(*)
İntikam kötü bir duygu fakat, bir filmde ancak böyle güçlü işlenebilir, diye düşünüyorum. Evet, Tarantino'yu da severim ve Kill Bill'de de gelinin intikamını alışını keyifle izlemiştim ama,
Old Boy'u izledikten sonra, intikam filminin nasıl olacağını gördüm, diyebilirim.

Nefreti, kaybedilişleri, acıyı, sabretmeyi bildiğinizi mi düşünüyorsunuz. Bunu Old Boy'u izledikten sonra bir daha düşünün derim.

Old Boy üzerinde konuşacak çok şey var ama, ben burada film içindeki diyaloglardan birkaç alıntıyla bitiriyorum. Gerisini kendi izlenimlerinizle tamamlayabilirsiniz.

Kullanılan sözler, başlı başına düşündürücü olmakla beraber, alttakiler onlardan sadece birkaçı...
'bir hayvandan daha kötü olsam bile... benim de yaşamaya hakkım yok mu?'

'ha bir taş ha bir kum tanesi... farketmez, ikisi de suda batar...'

'Bana işkence etmeye kalkışırsan kendimi öldürürüm. İntikam mı almak istiyorsun, yoksa gerçeği öğrenmek mi?'

'...Zilimi çaldığım zaman iki kişiliğe bölüneceksin. Birisi sırrı bilmeyen Oh Daesu, sırları bilen ise canavar.
Ben zili tekrar çaldığımda canavar arkasını dönecek ve yürümeye başlayacak. Her adımıyla sen bir yıl yaşlanacaksın. Canavar yetmişe ulaştığında ölecek. Kaygılanacak bir şey yok. Bu çok huzurlu bir ölüm olacak. Şimdi, sana iyi şanslar...'
İzlemediyseniz, mutlaka filmi ve müziklerini arşivinize ekleyin, öneririm.

Celtic Woman 'A New Journey'

Hafta sonu, İstanbul'da açık güzel bir hava var. Deniz, bu havalara özgü lacivertine bürünmüş ki, bu sevdiğim görünümlerinden biri.

Bu kentin birçok yüzü var.
Evet, denizin havaya göre değişen rengi de, bunun görülesi, yaşanası bir parçası.

Hafta sonu ofise gitmek; aklımda başka planlar varsa, çok isteyerek yapacağım bir şey değil.
Doğaldır ki, biraz çekilmez olup, söylenebilirim de. Fakat, Şu an belki de burada bozulan planlarıma üzülüp, trafikten şikâyet edecekken; yolda fark ettiğim bir durum yüzünden, halimden gayet memnunum.

Motorla Üsküdar'dan Beşiktaş'a geçerken, tadımlık da olsa deniz havasının keyfini çıkardım. Sahilde, olası şehir turlarının bir parçası olarak, İstanbul'un açan erguvanlarını ve boğazı görmeye meraklı bir turist topluluğunun, turlarının hareket edeceği vakti beklerken,
heyecanlı konuşmaları arasında fotoğraf makineleriyle hayran kaldıkları boğazın görüntülerini almaya çalışmalarına tanık oldum.

Onların nasıl bir gözle kenti gördüklerini duyumsamaya çalıştım. Yıllardır bu kentte yaşarken, bu güzelliklere nasıl aşina olduğumuz ve artık bizim için sıradanlaşabilmiş olduğunu, nasıl o heyecanı kaybedebildiğimizi fark ettim bir kez daha.

İstanbul'u, 'âşık olunan hoş bir bayan' olarak düşünürsek; öyle gözüküyor ki, kent sakinleri olarak bizler;
zamanın en tutkulu aşkları bile vardırabildiği bir noktadayız. Kaprislerini çekmekten yorulduğumuzdan, o çarpıcı güzelliğini sadece arada fark edebiliyoruz. Çünkü dışardan bakan değiliz, içinde onunla yaşayanız. Bu da bir süre sonra, tüm güzelliklerini gözümüzde sıradanlaştırabiliyor.

Sonra, bu güzelliğe dışarıdan bakıp hayran olan birini fark ettiğimizde, neye sahip olduğumuzu anımsıyoruz. Meğer, kaprislerinden yorulduğumuz aşkımız (İstanbul); hayran bırakan tüm güzelliğini barındırmaya devam ediyormuş da, zamanla biz göremez oluyormuşuz.

Hafta sonu için, birkaç sergi gezdikten sonra Beyoğlu'ndaki teras kafeleri keşfetme planımı ertelemek durumunda kaldım. Ama bunu önemsemedim, sonra da yapabilirim. Çünkü
İstanbul, farklı yüzleriyle her gün yenilenip onu yaşamamız için burada bekliyor. Önemli olan yaşam telaşı içinde bunu fark edebilmek.

'Pekiyi, bu farkındalık ve enerjiyle ofiste çalışılabilecek mi?', derseniz. Zihin, farklı bir atmosferle meşgul edilirse; çok da verimli çalışılabildiğini biliyorum. Ben bunun için, şu an
'Celtic Woman' müziklerini kullanmayı tercih ettim. Yani İstanbul'dan İrlanda'ya mistik bir yolculuğa çıkacağız.

'Celtic Woman'; geleneksel Kelt şarkılarını modernize edip yorumlayan, hoş bayanlardan oluşan bir grup.

Kelt müziğine ayrı bir ilgim vardır. Zihnimi görkemli, masalsı atmosferlere taşıyıp; sınırsız dingin ovalarda
hayal gücümü serbest bırakmama olanak tanıması da cabası.

İster benim gibi Kelt müziğine meraklı, isterse yeni tanışıyor olun; tüm tınılarıyla ruhunuza ulaşan 'A New Journey' albümünü bir kez olsun dinlememezlik etmeyin, derim.

Bu tür müzikler; hoş bir mekanda bir dostunuzla sohbet ederken, arkada fon müziği olarak da size eşlik edebilecek türden
. Bırakın, o arkada çalsın, siz başka şeylerle meşgul olun. O, verdiği özgürlük, canlılıkla; siz fark etmeden bilinçaltınızı tetikleyecektir.

'Celtic Woman'ın son albümleri 'A New Journey' yakın zamanda piyasaya çıktı. İlk albümleriyle Amerika'da Platin Plak almış ve Bilboard dergisinin dünya listelerinde haftalarca 1 numarada kalmışlardı. Bu albümleri de, geçtiğimiz yıl yayınladıkları ilk albümleri kadar başarılı.

Ben buradan dinletebilmek için, hafta sonu müziği olarak; 'A New Journey' albümünden, 'The Sky and the Dawn and the Sun'ı seçtim.
Alttaki butona tıkladığınızda, Last.fm aparatı aracılığıyla parçayı dinleyebileceksiniz. Last.fm yakında Türkçe arayüzü ile hizmete geçecekmiş, bu da güzel bir haber.

Celtic WomanThe Sky and the Dawn and the Sun

İlgili linkler: 'Celtic Woman' web sayfası. Wikipedia'da Celtic Woman. Amazon'da A New Journey (albümdeki diğer parçalar da buradan tadımlık dinlenebilir).

The Fast and the Furious 'Tokyo Drift'





The Fast and the Furious (2001)
2 Fast 2 Furious (2003)
The Fast and the Furious 'Tokyo Drift (2006)

'Hızlı ve Öfkeli' serisi filmlerinin müzikleri, bu sıralar dinlediklerim arasında olduğu için; hafta sonu müziğini de, serinin üçüncü filmi olan 'Tokyo Yarışı'ndan seçtim.

Hızlı arabalar, tehlikeli yarış pistleri, yarışlar ilginizi çekiyorsa; bu filmleri de anımsayacaksınızdır.

A
rada geri dönüşlerle izlemekten sıkılmadığım filmlerden olduklarını ve filmlerden alacağınız zevkin; neredeyse bu tür oyunlardan alacağınız zevke yakın olacağını, söyleyebilirim. Müzikleri de, hem salt kendi başına hem de filmlerin akışı içindeki tempoyu kaybetmemenizi sağlamasıyla, oldukça iyiler.

The Fast and the Furious: Tokyo Drift Soundtrack'teki
müziklerden benim seçtiklerim; 'Brian Tyler feat. Slash - Mustang Nismo', 'DJ Shadow feat. Mos Def - Six Days', 'N.E.R.D. - RockStar'.


'Slash' etkisinden midir bilinmez, özellikle 'Mustang Nismo' ulaştığı üst notalarıyla; orgazmik müzik kategorisine rahatça dahil edilebilecek türde...

(Blogger sürprizlerinden biri yüzünden, seçtiğim müzikleri buradan dinleyemezseniz; box.net üzerinden de ulaşabilirsiniz.)

Shi gan/Time/Zaman

Shi gan/Time/Zaman; 2006 Güney Kore yapımı, Kim Ki-Duk imzalı, 96 dakikalık bir dram filmi.

iksv "Film Ekimi"ndeki gösteriminden sonra, 5 Ocak 2007 itibariyle Shi gan/Time/Zaman ülkemizde de vizyona girdi.

Sevgilisinin kendisinden sıkıldığını düşündüğü için, operasyon geçirmeyi bile göze alan ve yüzünü değiştiren kıskanç, nevrotik bir genç bayanın; sonrasında yaşamda yüzleşmek durumunda kaldığı gerçekler, altı çizilerek çarpıcı bir şekilde işleniyor.

Günümüz popüler kültürünün etkisinde yeniden tanımlanan güzellik kavramı ve oluşturulan estetik kaygıların insan psikolojisi üzerindeki etkisi; yönetmen Kim Ki-Duk'nun gözüyle, yine enteresan bir açıdan seyirlik zevke dönüştürülüyor.

Güney Kore filmlerine karşı gelişen ilgimden daha önce bahsetmiştim.
Konulara yaklaşımı ve kullandığı etkileyici metaforlarla,
Kim Ki-Duk Güney Kore sinemasında ilgimi çeken yönetmenlerden biri. Shi gan/Time da diğer filmleri kadar farklı ve dikkate değer.

Kim Ki-Duk'un, Güney Kore'de özellikle son dönemde değişim merakı uğruna artan estetik operasyonlardan etkilenerek, bu filmi yaptığı söyleniyor.

Şehir hayatının akışı içinde, zamanla körelen değerler ve o boşluk hissini doldurmaya çalışan suni dayatmalar. Bu döngü içinde hızla tüketilen, sıradanlaşan ilişkilerdeki kayıplar. O kayıpları telafi etmeye çalışırken, kapılmaktan geri durulamayan saplantılar.

Değişmek, güzelleşmek adına başlayıp, fark etmeden saplantı boyutuna gelen bu tutum, filmde ikili ilişkiler üzerinden anlatıyor.

Zamana yenilmemek için girilen bu tür bir çaba; sonu olmayan bir sürecin başlangıcı ve kimliksizleşmenin davetiyesini çıkarmaktan başka ne işe yarayabilir ki?!

İkili ilişkilerin geçirdiği süreç, hisler tanıdık. Ancak filmde, bu hislerin dışa vurumu, duyguların etkisine yapılan vurgular uçlarda.

Nerdeyse gerçek bir ameliyat izlemek durumunda bırakıldığımız sahnelerden pek hoşlanmadım. Fakat, kızın değişimini izlediğimiz ameliyat sahnesinin gerçekliği, içe dokunur türden yakalayıcılığı; yönetmenin istediği etkiyi yaratmasına hizmet ettiği için başarılı.

Filmdeki oyunculuktan çok, konunun işlenişine; yönetmenin bakış açısına, bize yarattığı dünyaya dikkat çekmek istiyorum. Etkileyiciliği burada.

Farklı filmler ama, belki şöyle bir örnekleme yapılabilir; nasıl ki,"
Eternal Sunshine of the Spotless Mind" filminde, Jim Carrey'nin, ilişkisinden sonra, acı çekmemek için hafızasını sildirmek istemesiyle yaşadıkları, izledikten sonra bir şeyleri sorgulamamızı sağladıysa; burada da bizi yine benzer bir sorgulama ve değer yargılarımızı gözden geçirme bekliyor.

Minik bir detay daha; Kim Ki-Duk bu filminde de, önceki filmlerine gönderme yaparak, filmleri arasında bağ kurmaya devam ediyor. Shi gan/Time/Zaman içersinde Bin-Jip'teki sahnelerden birine rastlıyoruz.

Rahat bir zamanınızda, ön yargılarınızı yanınıza almadan izlemenizi önereceğim filmlerden biri :)

Güney Kore Filmleri

Güney Kore Sineması hakkında, sizin de biraz önyargılı bir bakış açınız mı var?
Rastgele birkaç film izlemişseniz ve o yönetmenlerin film tekniği ilginizi çekmemişse ya da oyuncuların performansları, ne de görüntüleri sizi cezbetmemişse; Güney Kore Sineması'na pek sıcak yaklaşamıyor olmanız doğal.

Alejandro Agresti'nin, The Lake House (Göl Evi)'ni seyredip de etkilenenlere ya da benim gibi filmde bazı şeyleri eksik bulanlara; bu filmin aslında bir Güney Kore filmi olan, Siworae remake'i olduğunu ve Hyun-seung Lee'nin Siworae(Il Mare)'i izlemelerini öneririm.

Hyun-seung Lee sonrası, Güney Kore sinamasına karşı artan ilgim; arkasından izlediğim diğer birkaç filmle azalmadı, aksine arttı.

Kısaca söyleyebilirim ki; Hollywood filmlerine kıyasla, Güney Kore Sineması'nı sahip oldukları ruh öne çıkarıyor.

Çekim açıları ve planların bazen adeta tek başına sanatsal fotoğraf niteliğinde olması, sekansların uyumu, kimi zaman da senaryonun döngüsü; o ruh'u oluşturmada ve izleyicinin kendini film içinde var etmesinde gerekli ölçütleri barındırıyor.

Kimi zaman oyunculuklar yeterli gözükmese bile, anlatım ve sahnelerin yarattığı dünya, o eksik kısmı kapatabiliyor.

İzlerken ünlü, tanınmış oyuncunun, filmin önüne geçmesi gibi bir durum da yok. Denge sağlanıyor ve uyumlu bir akış içinde filmleri rahatsızlık duymadan seyredebiliyorsunuz.

Gözüken tek bir dezavantaj var; dilleri.
Normal konuşmaların bile sanki tartışır gibi vurgulu olmasını başta yadırgaya bilirsiniz. Fakat, birkaç film sonra kullanılan lisana, fonetiğe aşina hissetmemek mümkün değil.

Güney Kore Sineması'nda gerek hayatın içinden, gerek anlatıla gelen söylencelerden hikaye edilerek kullanılan konular; yabancılık çekilecek bir kültür farkını barındırmıyor. Yadırgamadan, hikayede kendinizle bağdaştırabileceğiniz kısımlar bulabiliyorsunuz.

Hollywood'un içine girdiği konu sıkıntısına rağmen; Güney Kore Sineması'nda konu ve konuları sanki gişe kaygısı olmadan işleme rahatlıkları var.
Güney Kore Sineması'nda öne çıkan filmlerin, Hollywood tarafından yeniden yapılıyor olması da; Hollywood'un konu sıkıntısını aşmaya çalışmasının başka bir yolu olsa gerek.
Ne yazık ki, hazır filmleri alıp uyarlamalarına rağmen; orjinalindeki tadı yakalamak bir tarafa, ona yaklaşamıyorlar bile...


Sinemadaki başarıda, birincil faktörleden biri; yönetmenin becerisi, olduğu için. Kendimce keşfetmeye başladığım bu yeni alanda, Güney Kore Filmleri'ni öncelikle belirli yönetmenler ve oyuncular üzerinden takip ederek, izlemeye başladım.

Şimdilik izlediklerim;

» Hyun-seung Lee, Siworae (2000), (Il Mare) *
» Kaige Chen, Wu-ji (2005), (The Promise) (Mo Gik) *
» Jae-young Kwak, Keulraesik (2003), (The Classic) *
» Chan-wook Park, Oldboy (2003) *
[Daha sonra filmlerden teker teker bahsetmeyi düşünüyorum, şimdilik filmleri sadece isim olarak geçiyorum.]

Listemdeki diğer filmler;

» Hiroyuki Sanada filmleri...
» Takashi Mike filmleri...
» Ji-Woon Kim filmleri...

» Ki-Duk Kim filmlerinden;
- Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom (2003) (İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... ve İlkbahar)
- Bin-Jip (2004), (Boş Ev)
- Hwal (2005), (Yay)
- Shi Gan (2006), Time, (Zaman)

» Hyun-seung Lee filmlerinden;
- Geudaneanui blue (1992)
- Neonsokeuro noeuljida (1995)

» Jae-young Kwak filmlerinden;
- Yeopgijeogin geunyeo (2001) (My Sassy Girl)
- Piano chineun daetongryeong (2002)
- Ark (2004)
- Nae yeojachingureul sogae habnida (2004)

» Kaige Chen filmlerinden;
- Huang tu di (1984)
- Da yue bing (1986)
- Bian zou bian chang (1991)
- Ba wang bie ji (1993)
- Feng Yue (1996)
- Jing ke ci qin wang (1999)
- Killing Me Softly (2002)
- Ten Minutes Older: The Trumpet (2002)
- He ni zai yi qi (2002)

Tabii, imdb, "en yüksek puan alan 100 Güney Kore filmi" listesi de, izleyecek film seçmede bir kriter olabilir.
most popular titles for South Korea by total votes here are the 100 matching titles
(evet, Oldboy'un 1. olması için çok haklı sebepleri var...)