Güney Kore Sineması hakkında, sizin de biraz önyargılı bir bakış açınız mı var?
Rastgele birkaç film izlemişseniz ve o yönetmenlerin film tekniği ilginizi çekmemişse ya da oyuncuların performansları, ne de görüntüleri sizi cezbetmemişse; Güney Kore Sineması'na pek sıcak yaklaşamıyor olmanız doğal.
Alejandro Agresti'nin, The Lake House (Göl Evi)'ni seyredip de etkilenenlere ya da benim gibi filmde bazı şeyleri eksik bulanlara; bu filmin aslında bir Güney Kore filmi olan, Siworae remake'i olduğunu ve Hyun-seung Lee'nin Siworae(Il Mare)'i izlemelerini öneririm.
Hyun-seung Lee sonrası, Güney Kore sinamasına karşı artan ilgim; arkasından izlediğim diğer birkaç filmle azalmadı, aksine arttı.
Kısaca söyleyebilirim ki; Hollywood filmlerine kıyasla, Güney Kore Sineması'nı sahip oldukları ruh öne çıkarıyor.
Çekim açıları ve planların bazen adeta tek başına sanatsal fotoğraf niteliğinde olması, sekansların uyumu, kimi zaman da senaryonun döngüsü; o ruh'u oluşturmada ve izleyicinin kendini film içinde var etmesinde gerekli ölçütleri barındırıyor.
Kimi zaman oyunculuklar yeterli gözükmese bile, anlatım ve sahnelerin yarattığı dünya, o eksik kısmı kapatabiliyor.
İzlerken ünlü, tanınmış oyuncunun, filmin önüne geçmesi gibi bir durum da yok. Denge sağlanıyor ve uyumlu bir akış içinde filmleri rahatsızlık duymadan seyredebiliyorsunuz.
Gözüken tek bir dezavantaj var; dilleri.
Normal konuşmaların bile sanki tartışır gibi vurgulu olmasını başta yadırgaya bilirsiniz. Fakat, birkaç film sonra kullanılan lisana, fonetiğe aşina hissetmemek mümkün değil.
Güney Kore Sineması'nda gerek hayatın içinden, gerek anlatıla gelen söylencelerden hikaye edilerek kullanılan konular; yabancılık çekilecek bir kültür farkını barındırmıyor. Yadırgamadan, hikayede kendinizle bağdaştırabileceğiniz kısımlar bulabiliyorsunuz.
Hollywood'un içine girdiği konu sıkıntısına rağmen; Güney Kore Sineması'nda konu ve konuları sanki gişe kaygısı olmadan işleme rahatlıkları var.
Güney Kore Sineması'nda öne çıkan filmlerin, Hollywood tarafından yeniden yapılıyor olması da; Hollywood'un konu sıkıntısını aşmaya çalışmasının başka bir yolu olsa gerek.
Ne yazık ki, hazır filmleri alıp uyarlamalarına rağmen; orjinalindeki tadı yakalamak bir tarafa, ona yaklaşamıyorlar bile...
Sinemadaki başarıda, birincil faktörleden biri; yönetmenin becerisi, olduğu için. Kendimce keşfetmeye başladığım bu yeni alanda, Güney Kore Filmleri'ni öncelikle belirli yönetmenler ve oyuncular üzerinden takip ederek, izlemeye başladım.
Şimdilik izlediklerim;
» Hyun-seung Lee, Siworae (2000), (Il Mare) *
» Kaige Chen, Wu-ji (2005), (The Promise) (Mo Gik) *
» Jae-young Kwak, Keulraesik (2003), (The Classic) *
» Chan-wook Park, Oldboy (2003) *
[Daha sonra filmlerden teker teker bahsetmeyi düşünüyorum, şimdilik filmleri sadece isim olarak geçiyorum.]
Listemdeki diğer filmler;
» Hiroyuki Sanada filmleri...
» Takashi Mike filmleri...
» Ji-Woon Kim filmleri...
» Ki-Duk Kim filmlerinden;
- Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom (2003) (İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... ve İlkbahar)
- Bin-Jip (2004), (Boş Ev)
- Hwal (2005), (Yay)
- Shi Gan (2006), Time, (Zaman)
» Hyun-seung Lee filmlerinden;
- Geudaneanui blue (1992)
- Neonsokeuro noeuljida (1995)
» Jae-young Kwak filmlerinden;
- Yeopgijeogin geunyeo (2001) (My Sassy Girl)
- Piano chineun daetongryeong (2002)
- Ark (2004)
- Nae yeojachingureul sogae habnida (2004)
» Kaige Chen filmlerinden;
- Huang tu di (1984)
- Da yue bing (1986)
- Bian zou bian chang (1991)
- Ba wang bie ji (1993)
- Feng Yue (1996)
- Jing ke ci qin wang (1999)
- Killing Me Softly (2002)
- Ten Minutes Older: The Trumpet (2002)
- He ni zai yi qi (2002)
Tabii, imdb, "en yüksek puan alan 100 Güney Kore filmi" listesi de, izleyecek film seçmede bir kriter olabilir.
most popular titles for South Korea by total votes here are the 100 matching titles (evet, Oldboy'un 1. olması için çok haklı sebepleri var...)
Güney Kore Filmleri
zaman:
28.11.06
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: Chan-wook Park, film müzikleri, Güney Kore, Hiroyuki Sanada, Keulraesik, Kim Ki-Duk, kültür, müzik, Old Boy, Shi Gan, sinema, Siworae, The Lake House
5651, İnternet Kanunu Onaylandı
Ankara Anadolu Ajansı'nın geçtiği habere göre; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 5651 sayılı ''İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun''u onaylamış ve yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderilmiş.
• İnternet ortamında Atatürk'e hakaret içeren yayınlar, Telekomünikasyon Kurumu tarafından engellenecek.Durum böyle gözüküyor. Fakat ben bu kanunun nasıl uygulanacağını, içeriğinin neyi kapsadığını, şimdi şu blogu yazan kişi olarak beni nasıl etkileyeceğini halen anlamış değilim. Lütfen biri bana anlatsın.
• Çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik içeren sitelerin yayınını engellemek için Telekomünikasyon İletişim Başkanı'na yetki verilecek.
• İçerik, yer ve erişim sağlayıcıları, tanıtıcı bilgilerini kendilerine ait internet ortamında güncel olarak bulundurmakla yükümlü olacak.
• Kendilerine ait bilgileri internet ortamında bulundurmayanlara 2 bin YTL ile 10 bin YTL arasında para cezası verilecek.
• İnternet ortamında kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten içerik sağlayıcıları, internet ortamında yayınladıkları her türlü yayından sorumlu olacak.
• İçerik sağlayıcı, bir başkasına ait internet sitesinden sağladığı içerikten, kural olarak sorumlu tutulmayacak. Ancak bağlantı sağladığı, içeriği benimsediği ve kullanıcının ulaşmasını amaçladığının anlaşılması halinde, aynı içerikten dolayı sorumlu olacak. Bağlantı sağlanan içeriğin suç oluşturması halinde, bu içeriğe bağlantı sağlayan içerik sağlayıcısı, işlenen suça katılmaktan dolayı sorumlu tutulacak.
• İnternet ortamında hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten yer sağlayıcıları, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü tutulmayacak.
• Yer sağlayıcı, hukuka aykırı içerikte suç unsuru bulunduğundan haberdar edilmesi ve engelleme yeteneği bulunması durumunda, hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlü olacak.
• TCK'da yer alan "intihara yönlendirme", "çocukların cinsel istismarı", "uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma", "sağlık için tehlikeli madde temini", "müstehcenlik", "fuhuş", "kumar oynanması için yer ve imkan sağlama" ile "Atatürk'e hakaret içeren" suçların erişimi engellenecek.
• Erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde hakim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilecek. Soruşturma evresinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı tarafından da erişimin engellenmesine karar verilebilecek. Cumhuriyet Savcısı, bu durumda kararını 24 saat içinde verecek.
• İdari tedbir olarak verilen erişimin engellenmesi kararının yerine getirilmemesi halinde erişim sağlayıcılarına 10 bin YTL'den 50 bin YTL'ye kadar idari para cezası verilecek.
• Koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde 6 aydan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.
• İnternette kişilik haklarına saldırıda bulunanların, bu nitelikteki içeriğin yayından çıkarılması ve buna karşı cevap hakkının kullanılması, Basın Kanununun ilgili hükümleri doğrultusunda sağlanacak.
• Telekomünikasyon Kurumu Başkanı, söz konusu suçları oluşturan yayınların içerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde, bu yayınların tamamını engellemekte yetkili olacak.
• Başkan, içerik veya yer sağlayıcısı yurt içinde bulunan yayınlara ilişkin olarak ise; çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik suçlarına ilişkin yayınları engelleyecek.
Bu iki suç dışında kalan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama ile Atatürk'e hakaret içeren suçların erişiminin engellenmesi ise hakim, mahkeme veya savcı kararıyla yapılacak.
• Başkanlık tarafından, erişimi engellenen yayını yapanların kimliklerinin belirlenmesi halinde, bu kişiler hakkında Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacak.
• Erişim sağlayıcısı herhangi bir kullanıcısının yayınladığı hukuka aykırı içerikten haberdar edilmesi halinde erişimi engelleyecek.
• Erişim sağlayıcısı, sağladığı hizmetlere ilişkin her türlü bilgi, veri tabanı ve ulaşım kayıtlarını 6 aydan 2 yıla kadar saklamakla, bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlü olacak.
• Ticari amaçlı toplu kullanım sağlayıcıları, mahalli mülki amirden izin belgesi alacak. İzne ilişkin bilgiler 30 gün içinde bildirilecek.
• Ticari amaçla olup olmadığına bakılmaksızın bütün toplu kullanım sağlayıcıları, konusu suç oluşturan içeriklere erişimi önleyici tedbirleri almakla yükümlü olacak.
Bu koşulları yerine getirmeyenlere 10 bin YTL'den 50 bin YTL'ye kadar ceza verilecek.
• Kurulacak Telekomünikasyon Kurumunda, aralarında hukuk müşaviri, iletişim uzmanı, mütercim, tekniker ve bilgisayar işletmeni bulunan 93 personel istihdam edilecek.
• Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde İnternet Kurulu oluşturulacak. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı ile Telekomünikasyon Kurumu ve ihtiyaç duyulan diğer bakanlık, kamu kuruluşları, internet servis sağlayıcıları ve ilgili sivil toplum örgütü temsilcileri de bu Kurulda temsil edilecek. Kurul gerekli işbirliği ve koordinasyonu sağlayacak. Ayrıca izleme, filtreleme ve engelleme yapılacak yayınların tespiti ve benzeri konularda yapılacak öneriler ile ilgili her türlü tedbir ve karar Kurulca alınacak.
Burada bir internet günlüğü tutuyorum. Sanatsal içeriğini beğendiğim bir siteden bahsedip, resimlerinden birini burada paylaştığımda; yarın bir gün biri çıkıp da o resmin ve bağlantısı sitenin 'müstehcen' ya da 'çocuklar için uygun olmadığı'nı öne sürerek, şikâyet ederse ne olacak? Sabah uyandığımda, mahkeme kararıyla blogumun erişiminin engellendiği yazısıyla mı karşılaşacağım? Sonra da niçin blogum karartıldı diye öğrenmek için mahkemelere mi taşınacağım?
Ya da bağlantı verdiğim bir yer, içeriğini değiştirirse ve bu kanuna göre suç sayılan bir yere dönüşürse; yine blogum karartılacak mı? Peki ben haftalık virüs taraması yapar gibi, verdiğim tüm linkleri teker teker kontrol etmekle nasıl uğraşabilirim? Ben bununla uğraşamayacakken; kurulacağı söylenen o 93 kişiden oluşacak Telekomünikasyon Kurumu bunlarla nasıl uğraşacak?
Anonim yorumlar cephesi var bir de. Bu kanunla 'anonim yorum' ya da 'takma isim' kullanmak da mümkün olmayacak gibi gözüküyor.
Semih Saka'nın 'Blog Yüzünden Hapse Girmek', ' internet'in Sınırları' başlıklı yazılarını okumuş muydunuz?
Ben burada sadece İnternet'te ufak bir yapı olan blogum üzerinden bunları düşünüp, duruma açıklama getiremezken; forumlar ya da büyük portallar bu durumu nasıl yönetecekler?
Sırf bu kanundan behsederken, yazılar içinde ister istemez 'porno' kelimesini kullanmak durumunda kaldım ve artık bir süredir Google aramalarında o kelime, blogumla ilişikli olarak indeksleniyor. Ben bundan bile rahatsızlık duyarken, ya sırf o kelimeyi barındırıyor diye, bloguma istenmeyen içeriğe sahip bir yer etiketi yapıştırılmaya kalkılırsa? Artık o kadarının da paranoyakça bir yaklaşım olacağını mı düşündünüz? Google Şehri'ndeki 'Kore’de porno içerikli aramalar için devlet filtresi. Nasıl mı ?' yazısını okudunuz mu?
Güney Kore hükûmeti, kendi ülkesine böyle bir 'sansür' uygulaması başlatmış. Google Güney Kore ile Güney Kore hükûmetinin bir anlaşmasıyla; Google Güney Kore’de, belirli bir pornografik listedeki kelimelere ulaşılamayacakmış. Sadece belirli yaş üstünde olanlar aramadaki sonuçları görebilecekmiş. Yapılan arama eğer pornografik bir kelimeyse, Google tarafından sağlanan bir formda, vatandaşlık numarası girilmesi istenecekmiş. Ardından bu numara Güney Kore hükûmetindeki veritabanı ile karşılaştırılacak ve izin verilecekmiş.
Anımsıyor musunuz, '5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri' başlıklı yazımda; "...hazırdaki T.C kimlik numaralarımızla online hereketlerimizi yapsak, daha sade bir çözüm olmaz mı?!" diyerek, 'ironi' yapmıştım. Fakat gördüğümüz gibi, durumu o noktaya getirenler var ve bu ülkede de yakında onu da yaşayacağız gibi gözüküyor...
Tabii ki çocuklar korunsun, istismar edilmesin istiyorum. Fakat bu, içeriği böyle her noktaya çekilebilir, yoruma açık bir kanunla nasıl olacak, bunu anlayamıyorum.
Lütfen bana söyler misiniz, haber sitelerini okurken, içeriğinde sunulan resimler hiç o müstehcen diye engellenmek istenen bir kısım siteleri aratıyor mu? Dikat ederseniz 'magazin' siteleri demiyorum, 'haber' siteleri diyorum ki gazetelerimizin internet sitelerinde de aynı durum söz konusu. Çocukların, gazetelerin internet sayfalarını kullanmasını nasıl önleyeceğiz? Pekiyi, Atatürk'e hakaret içeriyor, diye engellenen YouTube ve o zaman bunu flaş haberlerle geçip kınayan 'haber siteleri'nden biri, benzer içerikli bir videoyu yayınlarken niçin engellenmiyor? Bu kanun, böyle keyfi 'sansür'lere izin mi verecek?
Ekonomi dergisi The Economist’in grubuna ait Economist Intelligence Unit’in yaptığı araştırmaya göre; geçen yıl 45’inci sırada bulunan Türkiye, bu 42’inci sırada yer almış. İnternet'teki sansür ve insan hakları ihlallerine dikkat çekilen raporda; Mısır’da hapse giren blog yazarlarının sayısının arttığı, Çin, Tunus, Özbekistan ve İnternet kullanımında son sırada olan İran’da da yaygın kısıtlamaların görüldüğü belirtiliyor.
5651 sayılı ''İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun''u Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer onaylandı.
Kanunun içeriği, nasıl uygulanacağıyla ilgili endişelerim, zihnimdeki sorular varlıklarını sürdürüyorlar maalesef.
Geleceğin medyası, klasik medyanın kontrol edildiği gibi bir mantıkla kontrol edilebilir mi?
İnteraktif iletişime, teknolojiye bakışımız; kanunlarımızla paralel mi?
Türk İnternet kullanıcısı olarak, İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz?
5651 sayılı Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndaki yoruma açık maddelerin, bilişim hukuku uzmanlarınca takip edilmesi yanında, bilişim medyası ve bilişimle ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla beraber, İnternet kullanıcıları olarak bizlerin de kanun üzerinde konuşarak; eksikliklerine dikkat çekip, yeniden düzenlenmesi için bilinç sağlanmasında hassasiyet göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Yoksa, böyle ilginç(!) düzenlemelere tâbi olmaya devam edeceğiz.
5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?
İlgili bağlantı:
'5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri'
Shi gan/Time/Zaman
Shi gan/Time/Zaman; 2006 Güney Kore yapımı, Kim Ki-Duk imzalı, 96 dakikalık bir dram filmi.iksv "Film Ekimi"ndeki gösteriminden sonra, 5 Ocak 2007 itibariyle Shi gan/Time/Zaman ülkemizde de vizyona girdi.
Sevgilisinin kendisinden sıkıldığını düşündüğü için, operasyon geçirmeyi bile göze alan ve yüzünü değiştiren kıskanç, nevrotik bir genç bayanın; sonrasında yaşamda yüzleşmek durumunda kaldığı gerçekler, altı çizilerek çarpıcı bir şekilde işleniyor.
Günümüz popüler kültürünün etkisinde yeniden tanımlanan güzellik kavramı ve oluşturulan estetik kaygıların insan psikolojisi üzerindeki etkisi; yönetmen Kim Ki-Duk'nun gözüyle, yine enteresan bir açıdan seyirlik zevke dönüştürülüyor.
Güney Kore filmlerine karşı gelişen ilgimden daha önce bahsetmiştim.
Konulara yaklaşımı ve kullandığı etkileyici metaforlarla, Kim Ki-Duk Güney Kore sinemasında ilgimi çeken yönetmenlerden biri. Shi gan/Time da diğer filmleri kadar farklı ve dikkate değer.
Kim Ki-Duk'un, Güney Kore'de özellikle son dönemde değişim merakı uğruna artan estetik operasyonlardan etkilenerek, bu filmi yaptığı söyleniyor.
Şehir hayatının akışı içinde, zamanla körelen değerler ve o boşluk hissini doldurmaya çalışan suni dayatmalar. Bu döngü içinde hızla tüketilen, sıradanlaşan ilişkilerdeki kayıplar. O kayıpları telafi etmeye çalışırken, kapılmaktan geri durulamayan saplantılar.
Değişmek, güzelleşmek adına başlayıp, fark etmeden saplantı boyutuna gelen bu tutum, filmde ikili ilişkiler üzerinden anlatıyor.
Zamana yenilmemek için girilen bu tür bir çaba; sonu olmayan bir sürecin başlangıcı ve kimliksizleşmenin davetiyesini çıkarmaktan başka ne işe yarayabilir ki?!
İkili ilişkilerin geçirdiği süreç, hisler tanıdık. Ancak filmde, bu hislerin dışa vurumu, duyguların etkisine yapılan vurgular uçlarda.
Nerdeyse gerçek bir ameliyat izlemek durumunda bırakıldığımız sahnelerden pek hoşlanmadım. Fakat, kızın değişimini izlediğimiz ameliyat sahnesinin gerçekliği, içe dokunur türden yakalayıcılığı; yönetmenin istediği etkiyi yaratmasına hizmet ettiği için başarılı.Filmdeki oyunculuktan çok, konunun işlenişine; yönetmenin bakış açısına, bize yarattığı dünyaya dikkat çekmek istiyorum. Etkileyiciliği burada.
Farklı filmler ama, belki şöyle bir örnekleme yapılabilir; nasıl ki,"Eternal Sunshine of the Spotless Mind" filminde, Jim Carrey'nin, ilişkisinden sonra, acı çekmemek için hafızasını sildirmek istemesiyle yaşadıkları, izledikten sonra bir şeyleri sorgulamamızı sağladıysa; burada da bizi yine benzer bir sorgulama ve değer yargılarımızı gözden geçirme bekliyor.
Minik bir detay daha; Kim Ki-Duk bu filminde de, önceki filmlerine gönderme yaparak, filmleri arasında bağ kurmaya devam ediyor. Shi gan/Time/Zaman içersinde Bin-Jip'teki sahnelerden birine rastlıyoruz.
Rahat bir zamanınızda, ön yargılarınızı yanınıza almadan izlemenizi önereceğim filmlerden biri :)
zaman:
7.1.07
Gönderen
Lyn
2
yorum
Etiketler: Festival, film müzikleri, Güney Kore, Jim Carrey, Kim Ki-Duk, Shi Gan, sinema, zaman
The Invisible, Juhong geulshi, Fashionably uninvited


İzleyip beğendiğim bir filmin, yönetmen, oyuncu ya da müziklerinin izini takip ederek, bağlantılı diğer filmlerini de arşivime eklemeyi seviyorum.
Fakat bu filmler zamanında izlenemeyince birikiyor, sonrasında da hangisinin izleneceğine karar vermek bile oldukça zaman kaybettirebiliyor.
Karar vermek için zaman kaybetmektense, durumu daha da eğlenceli-sürprizli kılabilen, raflardan rastgele seçerek izlemenin keyfini çıkardığımız, rastgele film izleme geceleri icat ettik.
Geçen gün, rastgele film izleme gecesi atraksiyonumuz yerini animasyonlara bırakınca, seçtiğimiz The Invisible (2007), Juhong geulshi (2004) filmlerini dün akşam izleyebildik.
• 'The Invisible'; konusu ya da oyunculuktan çok müzikleri ve anlatımıyla ilgimi çekti. Yarısından sonra açılan film, sonuyla beğeni topluyor. Tekrar izlemek isteyeceklerim arasına ekleyebileceğim bir film miydi? Hayır. Fakat sevdiğim müziklerden oluştuğu için soundtrack'i, her zaman geri dönüşlerle dinleyeceklerim arasında yerini alacak. The Invisible Soundtrack'in Amazon'daki preview'larından bakarak benimle aynı fikirde olup olmayacağınızı kontrol edebilirsiniz.
Bugün dinlediklerim arasında da yer alan The Invisible Soundtrack'teki beğendiğim gruplardan bir parçayı, hafta sonu müziğimiz olarak burada bize eşlik etsin diye seçtim, post'un sonunda videosunu bulabilirsiniz.
• 'Juhong geulshi', İngilizce adıyla 'The Scarlet Letter' ise, Hyuk Byun yönetmenliğindeki bir Güney Kore filmi.
Güney Kore sinemasına ilgimden burada daha önce de bahsetmiştim. 2006 Güney Kore yapımı, Kim Ki-Duk imzalı, Shi gan/Time/Zaman filmindeki performansı yüzünden izleme listeme aldığım Hyeon-a Seong sayesinde, 'Juhong geulshi' filmini edinmiştim. İyi ki de öyle yapmışım.
Kyeong-hie rolündeki Hyeon-a Seong'un performansı kadar, 'Juhong geulshi'; konusu, anlatımı, müzikleriyle gayet görülesi, üzerinde düşünülesi, arada geri dönüşlerle izlenesi filmlerden biri.
• 'The Invisible' müziklerinden de biri olan, 'Fashionably uninvited'ın videosu.
'Fashionably uninvited' size hafif gelirse, geçen seneden bu zamana üzerimde bıraktığı o hoş etkiden hiçbir şey kaybetmeyen, yine 'Box' albümünde yer alan -daha önce burada bahsettiğim- müziği yanında enfes videosuyla Mellowdrone - 'Oh My'ı izlemeden geçmemenizi öneririm.Konuyla ilgili bağlantılar:
myspace-mellowdrone,
sozluk.sourtimes-juhong geulshi,
amazon-mellowdrone box.
zaman:
8.3.08
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: film, film müzikleri, Güney Kore, hafta sonu müziği, Juhong geulshi, Kim Ki-Duk, Mellowdrone, müzik, rastgele film izleme gecesi, soundtrack, The Invisible, Time
Farewell, My Lovely
Bugün, Old Boy Soundtrack'ini çalışırken fon müziğim olarak kullandım. Yine 'Farewell, My Lovely'de takıldım. Her dinlediğimde, sonrasında kendimi böyle mırıldanırken yakalıyorum.
Sıcak bir (İstanbul) öğleden sonra(sın)da dinlendirici, zihin toparlayıcı minik bir araya gereksinenler, serin bir içecek alıp, bana eşlik etmeye ne dersiniz? Güzel bir teklife benzemiyor mu?
(Müziği, box.net marifetiyle üstteki player'a tıklayarak dinleyebilirsiniz. Olası Blogger kazalarından biri olur da dinleyemezseniz, 'Farewell, My Lovely'e box.net/lyn altından da ulaşmanız mümkün.)
Blogu takip edenler, çalışırken arada dinlediğim müziklerden burada bahsetmeme alışıktır. Olmayanlar için belirtmiş olayım, müzik başlığı altından değindiğim diğer olası fon müziklerime erişebilirsiniz.
Old Boy Soundtrack'indeki 22 numaralı parça, 'Farewell, My Lovely'.
Umuyorum ki filmi izlemişsinizdir, böylece dinlerken filmi anımsayıp, ânınıza daha güçlü bir etki katabilirsiniz. Ama izlemediyseniz bile, 'Farewell, My Lovely' salt kendi başına da o özel etkiyi yaratabilecek güzel müziklerden biri. Ritmine kapılıp, sonuna yaklaşırkenki melodiye kendinizi mırıldanarak eşlik ederken bulursanız, şaşırmayın.
Old Boy'u izleyenlerin arşivinde, mutlaka filmle beraber müzikleri de yer alıyordur ve arada geri dönüşlerle zevkle izlenip, dinleniyordur, diye düşünüyorum. En azından bendeki durum öyle...
Yine de, Old Boy Soundtrack'indeki diğer müziklerin de birbirinden güçlü ve etkileyici olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Zira bir filmde yönetim, senaryo, oyunculuk ne kadar önemliyse; müzik de o kadar önemlidir ve Old Boy müzikleri de o kadar başarılı.
Old Boy'daki müzikler; atmosferi yakalamanızı ve siz dehşet içinde filmi izlerken, onlara sığınıp az da olsa huzur bulabilmenizi sağlıyor.
Güney Kore Sinemasına ilgimden bahsetmeye başlamış ve arkasını getirecek zaman bulamamıştım. Şimdi siz 'Farewell, My Lovely' dinlerken, ben de arada Old Boy ve Chan-wook Park'tan bahsederek, o konuya devam etmiş olayım.
Chan-wook Park, tarzına hayran olduğum yönetmenlerden biri. Old Boy, yönetmenin birbirinden bağımsız filmlerden oluşan 'İntikam Üçlemesi'nin (Sympathy for Mr. Vengeance, Old Boy, Sympathy for Lady Vengeance) ikinci filmi ve bir Japon mangasından uyarlanmış.
2004 Cannes Film Festivalinde gösterilmiş ve 'Grand Prix' ödülüne layık görülmüş, eleştirmenlerden de büyük takdir toplayan Old Boy; IMDB'nin de 'Top 250' listesinde yer almakta...
Karısı ve bebeğiyle mutlu bir hayat süren işadamı Oh Dae-su bir gün evinin önünden kaçırılır. Uyandığında kendini özel yapılmış bir hücrede bulur. Karısının öldürüldüğünü öğrenen Dae-su, 15 yıllık tutsaklığın ardından serbest bırakılır. Oh Dae-su yemin etmiştir. Mutlu hayatını yok eden adamdan intikam alacaktır. Bir Japon lokantasında tanıştığı Mido, intikamını alması için ona yardım sözü verir. Daha sonra ortaya çıkan Evergreen lakaplı bir adam ona 5 gün içinde neden hapsedildiğinin nedenini bulmasını aksi takdirde Mido'yu öldüreceğini söyler. Oh Dae-su, hapsedilmesinin ardındaki gerçeği bulur. Bununla beraber başka bir gerçeği de..Old Boy'un konusu kısaca böyle. Film, 'İhtiyar Delikanlı' ismiyle ülkemizde de gösterilmişti. Filmin isminin niçin 'Old Boy' olduğunun cevabı ise, Oh Dae-su'nun kendisini 15 yıl kimin tutsak ettiğini öğrendiği anda saklı...
Alttaki alıntı, Old Boy üzerine, yönetmeni Chan-wook Park ile yapılan bir röportajdan ve yönetmenin bakış açısının neredeyse bir özeti.
İntikam teması ile büyülenmiş gibisiniz. Bunun sebebi nedir?İntikam kötü bir duygu fakat, bir filmde ancak böyle güçlü işlenebilir, diye düşünüyorum. Evet, Tarantino'yu da severim ve Kill Bill'de de gelinin intikamını alışını keyifle izlemiştim ama, Old Boy'u izledikten sonra, intikam filminin nasıl olacağını gördüm, diyebilirim.
'İntikam muazzam bir enerji ve tutku gerektiren bir duygu. İntikam peşinde koşan kişi, günlük hayatındaki her zevki bir kenara atmak zorunda. İntikam duygusu başka bir tür zevk getiriyor, ama sonunda bu zevk hiçbir işe yaramıyor. İntikam peşinde koşan kişi amacına ulaşıp intikamını alsa bile, bu uğurda kaybettiklerini geri getiremiyor. İşte intikam duygusunda böyle büyük bir paradoks var. İnsanın bütün enerjisini ve tutkusunu sonunda hiçbir yere ulaşmayan bir olaya odaklaması beni çok çekiyor.'
Oldboy, başroldeki Choi Min Sik ile ilk birlikteliğiniz. Kendisi klasik oyunculuk eğitimi almış biri. Senaryoyu yazarken direk olarak onu düşünerek mi yazdınız?
'Oldboy'u çekmemin ilk sebebi Choi Min Sik'dir. Sorduğunuz soruya gelince, evet senaryoyu yazarken özellikle kendisini düşünerek yazdım. Senaryoda düzeltmeler yapmam gerektiği zaman, kendisinin fikrini aldım ve bunların bazılarını ekledim. Choi Min Sik'in Asya'nın en önemli oyuncularından biri olduğuna ve tarihte çok iyi bir yere ulaşacağını düşünüyorum. Onu Amerikan sinemasından Al Pacino ve Sean Penn'e benzetiyorum.'
Filmin tarzının ve görünüşünün Choi Min Sik'in karışık ve özensiz haldeki saç stilinden geldiğini söylediğinizi okuduk. Bunu bir espri olarak mı söylediniz?
'Saç stilini gördüğüm ilk anda Oldboy'un ne tarzda çekileceğine karar verdim. Düzensiz görünen ve gerçekçilik sınırlarını biraz da olsa aşan bir tarz.'
Kore'nin Kuzey ve Güney olarak bölünmesi ilginç hikayeler ortaya çıkmasında etkili oldu mu?
'Kore toplumu çok değişken, gürültülü, karmaşık, hareketli ve aktif. Kuzey ve Güney olarak bölünmesi sebeplerden yalnızca biri. Kısaca söylemek gerekirse, Kore yaşaması zor ama heyacan verici bir yer. Bu yüzden bu kadar çeşitli filmler çıkarabiliyoruz.'
Bazı aleştirmenler Oldboy'da çok fazla şiddet olduğunu söylediler. Şiddet sizin için ne ifade ediyor?'
'Şiddet insanları yokediyor. Herkes bunun farkında. Benim odaklandığım konu, şiddetin sadece şiddet uygulanan kişiyi değil, aynı zamanda şiddeti uygulayanı da yoketmesi. Esas amacım, şiddet uygulanan kişinin vücudu ile şiddeti uygulayanın kişiliğinin birlikte yokoluşunu seyirciye aktarmak.'(*)
Nefreti, kaybedilişleri, acıyı, sabretmeyi bildiğinizi mi düşünüyorsunuz. Bunu Old Boy'u izledikten sonra bir daha düşünün derim.
Old Boy üzerinde konuşacak çok şey var ama, ben burada film içindeki diyaloglardan birkaç alıntıyla bitiriyorum. Gerisini kendi izlenimlerinizle tamamlayabilirsiniz.
Kullanılan sözler, başlı başına düşündürücü olmakla beraber, alttakiler onlardan sadece birkaçı...
'bir hayvandan daha kötü olsam bile... benim de yaşamaya hakkım yok mu?'İzlemediyseniz, mutlaka filmi ve müziklerini arşivinize ekleyin, öneririm.
'ha bir taş ha bir kum tanesi... farketmez, ikisi de suda batar...'
'Bana işkence etmeye kalkışırsan kendimi öldürürüm. İntikam mı almak istiyorsun, yoksa gerçeği öğrenmek mi?'
'...Zilimi çaldığım zaman iki kişiliğe bölüneceksin. Birisi sırrı bilmeyen Oh Daesu, sırları bilen ise canavar.
Ben zili tekrar çaldığımda canavar arkasını dönecek ve yürümeye başlayacak. Her adımıyla sen bir yıl yaşlanacaksın. Canavar yetmişe ulaştığında ölecek. Kaygılanacak bir şey yok. Bu çok huzurlu bir ölüm olacak. Şimdi, sana iyi şanslar...'
zaman:
18.6.07
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: Chan-wook Park, Choi Min Sik, Farewell My Lovely, film müzikleri, Güney Kore, mp3, müzik, Oh Dae-su, Old Boy, sinema, soundtrack
Sonbahar, Ekim, Ay Takvimi, Etkinlikler
Dolunay zamanına kadar artık iyice sararacak yapraklar ay ışığında sessizce yere düşüp kuruyarak; her sonbahar ritüele dönüşen kuruyan yapraklar üzerinde çıtırdatarak yürüme seremonilerimi gerçekleştirmek için, beni bekliyor olacaklar. Belki de bu yüzden serin, bazen yağmurlu, saçlarımda rüzgârı hissedebildiğim sonbaharın, özellikle de Ekim'den Kasım'a geçiş zamanını seviyorum.
Ekim ayının heyecan verici diğer bir yanı da; bir anda yoğunlaşan, etkinlik programı. Ki adeta sergiler, sinema ve tiyatro seçenekleri birbirleriyle yarış eder hâle geliyor.

Ekim ayında Ay evreleri böyle olacak, diyerek; aklınız dökülen yapraklara takılmadıysa, takvimden merakla beklediğim etkinliklerden şimdilik birkaçını not düşmeye geçiyorum.
•19/25 Ekim 2007, Film Ekimi.
İKSV'nin, bu yıl altıncısını gerçekleştireceği 'Sonbahar Film Haftası Etkinliği'; Beyoğlu Emek sinemasında. 21 film gösterilecek. Film Ekimi'yle ilgili detaylar; www.iksv.org/filmekimi_2007 sayfasında.
-Güney Kore sinemasına ilgimin sebebi yönetmenlerden biri, Kim Ki Duk yönetimindeki Soom (2007)/Breath/Nefes,
-Marjane Satrapi'nin çizgi romanından uyarlanan, küçük bir kız çocuğunun gözünden İran Devrimi'ni anlatan; animasyon/dram türündeki Persepolis (2007)
-Julie Delpy yönetimindeki Deoux Jours A Paris (2007)/2 Days in Paris/Paris'te İki Gün, özellikle görmek istediğim filmler.
Julie Delpy'yi, Ethan Hawke ile oynadığı Richard Linklater yönetmenliğindeki Before Sunrise (1995)/Gün Doğmadan ve devam filmi Before Sunset (2004)/Gün Batmadan filmlerinden anımsayacaksınızdır.
Umarım izlemişsinizdir. İlk film Viyana, ikincisi Paris sokaklarında geçen, Jesse ve Celine'in tanışma ve 9 yıl sonra bir sebeple yeniden bir araya gelme hikâyesine tanık olduğumuz; aşkı naif halde işleyen, arka planda kent dokusunu duyumsayabileceğiniz iki güzel film. Şimdi, oyunculuğundan sonra
Julie Delpy'nin yönetmenliğini de görmek fena olmayacak.

•Porof. Zihni Sinir'in 30.yıl sergisi, 31 Aralık'a kadar, Doğuş Power Center'da. Sergiyle ilgili detaylar, www.zihnisinir.com/tr sayfasında.
İrfan Sayar; teknoloji tutkunu bir karikatürist ve tasarımcı. Onu, yaşamlarımıza bir şekilde bir yerde mutlaka dahil olmuş şaşırtan, düşündüren, eğlendiren projeleri ve en önemlisi Porof. Zihni Sinir yaratımı ile tanıyoruz.
“Herkesin içinde var olan Zihni Sinir halini dillendiren bir kahraman” olarak Zihni Sinir'i nitelendiren İrfan Sayar, estetik, mizah ve fonksiyonellik unsurlarının Zihni Sinir Proceleri’nin vazgeçilmez üç temel ögesi olduğunu belirtiyor.
Çocukça merakınızı tatmin edecek, değişik objelerden hangisine sahip olmak isteyeceğinize kara veremeyeceğiniz eğlenceli bir sergi.

•'Seviyor Ki Çiziyor' Ömer Çam karikatür sergisi; 18 Ekim/18 Kasım 2007 tarihleri arasında, Schneidertempel Sanat Galerisinde.
Beğenerek takip ettiğim karikatür ve grafik sanatçılarından biri, Ömer Çam. Sergisinin haberini, 'Kişisel Karikatür Sergisi Açıyorum' başlığında paylaştığı blogunu, 'keşfetmek için bak' bağlantılarım arasından anımsayacaksınızdır.
Kendisini, "Ben karikatüre başladıktan sonra Türkiye'de ve dünyada çok şey değişti. İklimler, ideolojiler, aşklar, insan... Bir tek karikatür değişmedi bende. İyi ki de değişmemiş..." diye ifade ediyor. 27 yıldır eserler üretiyor. Bu, İstanbul'daki ilk sergisi. Sergi, yurt içi ve yurt dışında kazandığı 30 adet renkli, ödüllü çalışmadan oluşuyor.

Bir fil ve bir timsah düşünmenizi istiyorum. Olabildiğince sevimli olanlarından olsun, lütfen. (Evet, size sevdiğim bir karikatürü anlatıyorum.) Timsah ve filiniz hazır mı?
Timsahın filin hortumunu ısırdığını ve filin de hortumundaki havayı üflediğini hayal edin. Hortumu ısırılmış bir fil ve şişmiş bir timsahın üstünde iki konuşma balonu var;
-Üfleme!
-Isırma!
Leman'dan edindiğim, günlük bir doz Komikaze alışkanlığı sahibiyim. Minik yeşil fillerle dolu kapağıyla başlayan komikaze serisi kitapları, kitaplığımdaki ulaşılabilir mesafede; tüm renkli, eğlenceli kahramanlarıyla, oyuncak kitap bölümümün baş köşesini süslüyorlar. Çok eskimesinler diye, Erdil bey'in online arşivi www.komikaze.net'ten düzenli olarak istifade etmeye çalışıyoruz.
Yakın zamanda bu leziz alışkanlığımıza bir yenisi daha eklendi; Erdil bey, bloglamaya başladı; komikaze.net'teki 'diyom ki' köşesini bloga dönüştürdü.
Erdil Yaşaroğlu'nun karikatürlerlerinden komik anekdotlarına, korkularından, masasında sakladığı çin yemek yeme çubuklarına kadar, kim bilir hangi detaylarla yaşamımıza renk katmaya devam edecek diye merakla takip ettiğimiz blogu Diyomki'yi hemen 'keşfetmek için bak' bağlantılarıma ekledim, siz de feedlerini Rss Reader'ınıza eklemeyi unutmayın.
zaman:
1.10.07
Gönderen
Lyn
2
yorum
Etiketler: ay evreleri, ay ışığı, diyomki, Dolunay, Ekim, Erdil Yaşaroğlu, etkinlik, Film Ekimi, Güney Kore, Julie Delpy, karikatür, komikaze, Leman, Ömer Çam, sergi, sinema, Sonbahar, Zihni Sinir
Slide
Slide; slide shows, image hosting, photo sharing.
Resimlerinizi yükleyerek, saklayacak, yayınlayacak free bir alan. Kullanımı son derece pratik.
Farklı görünümlerde ve efektlerle bezenmiş Slaytlar oluşturup; gerek Slide bünyesinde, gerekse website ya da blogunuz altında yayınlamanıza imkan veren işlevsel, eğlenceli bir araç.
İzlediğim Güney Kore filmlerinden spoiler, alıntılarla bahsetmeyi planlıyorum. Bunun için ben müsait bir zaman bulana kadar; hem ilgili filmlerden şimdilik birkaç resim paylaşmış olayım, hem de Slide kullanarak örnek bir uygulama yapmış olalım...
Slide aracında, resimlerin altındaki; (-) işareti ile slayt geçiş hızı yavaşlatılıyor, (+) işareti ile hızlandırılıyor ya da duraklatılabiliyor. Mouse resimlerden birinin üzerine getirildiğinde resmin ismi (filmin adı) gözüküyor.
'All For One, One For All'
Festival sonuçlarından memnun kaldığımı söyleyebilirim. Ödül törenini izlemek de gayet keyifliydi.
Dikkat ettiniz mi bilmem, törende 'Secret Sunshine' filmindeki performansıyla 'en iyi kadın oyuncu' ödülünü alan Do-yeon Jeon'un heyecanı, görülesiydi.
Do-yeon Jeon, ödülünü aldığında, o heyecan içinde konuşmasını yaparken, bulunduğu yerde olduğuna inanamadığını hissedebiliyordunuz. Ve başarısına, bu tabloyu da görmekle bir kez daha sevinmekten kendinizi alamıyordunuz.
Do-yeon Jeon tüm içtenliğiyle, yaşamında o ânı unutmayacağını söylerkenki halini, Güney Kore Sineması'na giden bir ödül olmasına da ayrı bir anlam yükleyerek, zihnimde fotoğrafladım ve sakladım.
Cannes Film Festivali'nde büyük ödül 'Altın Palmiye'yi alan, '4 Months, 3 Weeks, 2 Days' (4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün) filmi ile Rumen yönetmen Christian Mungiu'nun, ödülü aldıktan sonraki teşekkür konuşmasında da, ödülün doğru yere gittiği hissini duyumsayabiliyordunuz.
Çavuşesku rejiminin son yıllarında Romanya'da geçen, yasa dışı kürtaj yaptıran genç bir kızın hikayesini anlatan '4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün' filminin yönetmeni, ''Galiba herkesin dinleyeceği bir hikaye anlatmak için dev bir bütçeye ve bir sürü yıldıza ihtiyaç olmadığı ortada" diyerek konuşmasında; ödülün küçük ülkelerin düşük bütçeli film yapımcıları için teşvik edici olmasını umduğunu söyledi...
'Yaşamın Kıyısında' filmiyle, 'En İyi Senaryo' ödülünü alan Fatih Akın'ın ise; teşekkür konuşmasında Türkiye'ye 'birlik' mesajı göndermesi, dikkat çekiciydi. Türkiye'deki seçimlere gönderme yapan Akın; 'birleşin' çağrısı yapıyordu. Etkileyiciydi...
Alexander Dumas'yı beyaz perdeye de aktarılmış ölümsüz eserleri 'Count of Monte Cristo' (Monte Kristo Kontu), 'The Man in İron Mask' (Demir Maskeli Adam), The Three Musketeers' (Üç Silahşörler) ile anımsarsınız.
Fatih Akın'ın Cannes'taki konuşmasındaki 'birlik' çağrısı bana nedense, Aramis, Athos Porthos, D'Artagnan'ın 'All for one, one for all' (hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için) sözüyle, 'The Musketeers' (Üç Silahşörler)'i çağrıştırdı.
Bu çağrışımda, hafta sonu izlediğim filmlerin de etkisi olabilir tabii. Yine de, geri dönüp baktığımda, 60. Cannes Festivali ve Akın'ın 'birlik' çağrısı, zihinsel arşivimde artık böyle bir çağrışımla da yer bulacak. Hatta çağrışımın fon müziği de var; Bryan Adams, Rod Stewart & Sting ile 'All For Love'.
1993 yapımı 'The Three Musketeers' filmini, Kadıköy Süreyya Sineması'nda izlemiştim. Eğlenceli bir filmdi. Filmin sonunda, filmin soundtrack'i 'All For Love' klibi Bryan Adams, Rod Stewart, Sting ile o görkemli salonda beyaz perdede verilmişti.O yıllarda popüler kültür rüzgârlarıyla şimdiki kadar güçlü savrulmadığımızdan, bir Bryan Adams hayranı olarak, o âna daha fazla değer yüklemiş olmam olası.
Sonrasında 'All For Love'ı her dinlediğimde; o zaman filmi ve sonrasındaki videoyu izlemiş olmanın tadıyla, o zamanki Süreyya Sineması'nı birlikte anımsamaktan, ayrı bir keyif aldım.
Süreyya Sineması'yla ilgili başka anılar da zihinsel arşivimde birikti ama, sanırım bir müzikle eşleşeni sadece bu. Şimdi, artık o eski Süreyya Sineması da olmadığı için, bu anıların değeri de daha fazla oluyor.
Böylece 'All For Love' benim için, 60. Cannes Festivali'nde Fatih Akın'ın 'birlik' çağrısına zihinsel fon müziğim olmasıyla da yeni bir anlam daha kazanmış oldu. Zihinsel süreçlerimiz enteresan işleyebiliyor öyle değil mi?
Yaşamda, müziklerin izleriyle zihinsel kronolojik sıralama yapmaktan, sanırım hoşlanıyorum. Yoksa sizin bir mekânla ya da bir müzikle eşleştirdiğiniz böyle anılarınız yok mu? Alttaki 'All For Love' videosunu izlerken, isterseniz bunu bir düşünün.
zaman:
29.5.07
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: 60. Cannes Film Festivali, All For Love, Bryan Adams, Do-yeon Jeon, Fatih Akın, film festivali, fon müziği, Güney Kore, müzik, Secret Sunshine, Süreyya Sineması, video, Yaşamın Kıyısında
Electrolux, Scan Toaster


2008 Electrolux Design Lab finalisti, Güney Kore'den Sung Bae Chang tasarımı, usb Scan Toaster.
Yazı ve görselleri, usb kablosuyla tost ekmeklerine aktarabilen bu sevimli alet, Ekim'de Zürih'teki final sonrasında umarım sadece bir prototip olmaktan çıkıp, edinebileceğimiz hâle en kısa sürede gelir.
Electrolux Flickr sayfasından finalistlerin 'Totem Fridge', 'Sook', 'Drawer Kitchen', 'iBasket' gibi enteresan diğer ürünlerini de rahatça görebilirsiniz...

zaman:
12.9.08
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: Electrolux Design Lab, Scan Toaster, tasarım, tasarım nesnesi, teknoloji, totem, yaratıcılık, yemek
Happy Pills, Plasebo Etkisine İnanıyorum

İspanya'dan M-M tasarım ofisi projelerinden biri olan Happy Pills; Barselona'da bir şeker mağazası.
Acil durum kiti, günlük belirli sayıdaki dozlarda hazırlanmış kutu ya da şişeler şeklinde şekerlerinizi alabildiğiniz Happy Pills; parlak, rengârenk ve eğlenceli.

(Üzerlerine tıklayarak, görselleri daha büyük görüntüleyebilirsiniz.)
Konsept mağaza fikrine inovatif, eğlenceli yaklaşımıyla Happy Pills, favorim. Yaratıcı fikrinden de, mekândan da çok hoşlandım. Sizce de harika öyle değil mi? Orda olmak istemez miydiniz?

İlaç deneyleri, sahte ilaç verilen bireylerin, gerçek ilaç verilen bireyler gibi tepki gösterebildiklerini ortaya koyuyor. Buna, plasebo etkisi deniyor.
Kimi hastalıklarda uygulanan plasebo etkisi; içeriği kimyasal barındırmayan, ilaç görünümündeki şekerler kullanılarak psikolojik destek sağlayarak, hastanın kendi kendini iyileştirme sürecine yardımcı oluyor.
Baş ağrınızı geçirecek ya da üzerinizdeki gerginliği alacak bir ilaç yerine; Happy Pills kitlerinden birini ilaç yerine kullanmayı tercih etmez miydiniz? Hem eğlenceli minik bir ara vermiş; moralimizi yükselterek keyfimizi yerine getirmiş, hem de yararı kadar zararı da olan ilaçların kimyasallarından bir nebze de olsa uzak kalmış olurduk.

Happy Pills ile şekerlerin sunumları bana, 'A Millionaire's First Love' filmini çağrıştırdı. (Yazının buradan sonrası spoiler içeriyor.)
Tae-gyun Kim yönetmenliğindeki, Güney Kore sinamasının güzel örneklerinden Baekmanjangja-ui cheot-sarang (2006) 'A Millionaire's First Love' filminin bir yerinde; Kang Jae-kyung hoş bir sürpriz yaparak, hasta kız arkadaşı Choi Eun-hwan için bir şişe dolusu ilaç(!) hazırlayıp; 'bu ilaçların bir özelliği var, her gün bir tane alınması gerekiyor' diyerek, kız arkadaşına veriyordu.Choi Eun-hwan, şişedeki renkli antibiyotikler görünümündeki ilaçlardan(!) birini alıp açtığında; minik bir not kâğıdına kendisi için yazılmış güzel bir sözle karşılaşıyor; jestin hoşluğundan ve hastalığı yüzünden fazla zamanı kalmadığını bildiğinden, her gün bir doz alması gereken şişedeki ilaçları(!) tek seferde açıp okuyordu. Overdose'un mutluluk getirdiği ender durumlardan biri, plasebo etkisine nefis bir örnek...

Plasebo etkisine inanıyorum.
Happy Pills'ten, A Millionaire's First Love'a; yenilikçi fikirli bir mağazadan, güzel bir filme plasebo etkisine dokunduğumuz yazımız burada sona eriyor. Happy Pills yanında, www.m-m.es M-M tasarım ofisinin diğer projeleri de birbirinden görülesi ve eğer izlemediyseniz, A Millionaire's First Love'ı izleyeceğiniz filmler listesine eklemeyi sakın unutmayın.
A Millionaire's First Love görselleri dp forum'dan alınmıştır. Happy Pills detaylarına mocoloco'dan ulaşılabilir.
zaman:
27.9.07
Gönderen
Lyn
5
yorum
Etiketler: A Millionaire's First Love, film, Güney Kore, Happy Pills, inovasyon, iyi fikir, konsept, plasebo etkisi, şeker, tasarım, tasarım nesnesi, yaratıcılık, yaşam
Kiss 'Because I'm a Girl' (J-entercom)
Kiss 'Because I'm a Girl' (J-entercom)
Klip; kısa film tadında ve pek enteresan...
"Bakalım, Güney Kore sineması beni nasıl cezbedecek", diye; filmlerinde detay avında olduğum bir dönemde, bu video'nun bana ulaşması da bir işaret olsa gerek.
İlham verici bir fısıltı, olarak da değerlendirilebilir. Yaşamın anlamını da sorgulatabilir; bizim için en değerli olandan, kimin için, ne kadar vermeye hazırız?!
It is a korean movie clip, very famous in asia for its realisation and its nice story
The movie lasts 8mn, with a background music from Kiss - Because I'm a girl, recorded by J-entercom, a Korean record company.
actors: Goo Hye Jin &Shin Hyun Joon
LYRICS TO "BECAUSE I'M A GIRL(K-pop version) " by KISS
Korean:
Dodeche ar suga obso namjadurui maum
wonhar ten onjego da juni ije tonande
ironjog choumirago nonun thugbyorhadanun
gu marur midosso negen hengbogiosso
marur haji guresso nega shirhojyoda go
nunchiga obnun nan nur bochegiman hesso
norur yoghamyonsodo manhi guriurgoya
sarangi jonbuin nanun yojainika
modungor swibge da jumyon gumbang shirhjungnenunge
namjara durosso thollin mar gathjin anha
dashinun sogji anhuri maum mogo bojiman
todashi sarange munojinunge yoja ya
marur haji guresso nega shirhojyodago
nunchiga obnun nan nur boche giman hesso
norur yoghamyonsodo manhi guriurgoya
sarangi jonbuin nanun yojainik
{narration] Onur urin heojyosso budi hengbogharago
noboda johun sarammannagir barandago
nodo darun namjarang togathe nar saranghanda go marhanten onjego
sorjighi na nega jar doenungo shirho
naboda yepun yoja manna hengboghage jar sarmyon otohge
guroda nar jongmar ijoborimyon otohge
nan irohge himdunde himduro juggenunde
ajigdo nor nomu saranghanunde
sarangur wihesoramyon modun da har su inun
yojaui chaghan bonnungur iyong hajinun marajwo
hanyojaro theona sarangbadgo sanunge
irohge himdurgo oryourjur mollasso
ENGLISH:
I just cant understand the hearts of men
they tell you they want you and then they leave you
this is the first time, you're special
I believed those words and I was so happy
you should have told me you didn't like me any more
but I couldn't see that and you just rushed me
although I will curse you I'll still miss you
since I am a girl, to whom love is everything
i heard that if you give up things too easily
to a man, he will get bored with you
i don't think this is wrong
a girl says that she will never be fooled again
but she will fall in love again
you should have told me you didn't like me any more
but I couldn't see that and you just rushed me
although I will curse you I'll still miss you
since I am a girl, to whom love is everything
{narration]
Hey babe
the pain
it's not enough to describe how i feel
we were so happy together
but I know now
I've been blind
you told me that you'd never let me down
whenever I needed you you'd always be here
I can forgive but I cant forget
even though you hurt me
I still love you
I still love you
{Narration} (Guy, only in the music video)
There someone I'm in love with...
Although I can't be with her now...
I'm still in love with her...
"Cuz I'm A Girl (Original English)"
(Original Korean Version by Choi, Joon-Young and Im)
* I just can't understand the ways, Of all the men and their mistakes. You give them all your heart,
and then they rip it all away...
- You told me how much you loved me, And how our love was meant to be. And i believed in you,
i thought that you would set me free...
(chorus)
You should've just told me the truth, That i wasn't the girl for you... Still i didn't have a clue,
So my heart depended on You... Whoah
Although i'll say 'i hate u' now, Although i'll shout and curse you out... I'll always have love for you,
Because i am a girl
* Been told a man will leave you cold, Get sick of you and bored... I know that it's no lie,
I gave my all still i just cry. Never again will i be fooled, to give my all when nothing's true...
I won't be played again, but i will fall in love again...
(chorus)
You should've just told me the truth, That i wasn't the girl for you... Still i didn't have a clue,
So my heart depended on You... Whoah
Although i'll say 'i hate u' now, Although i'll shout and curse you out... I'll always have love for you,
Because i am a girl
--- I loved u so... now u leave me in the cold, How could this be, i thought that u'd only love me...
Into the night, i will pray that you're alright.. You hurt me so, I just can't let u go ---
(bridge)
You took advantage of my willingness to do anything for love, Now i'm the only one in pain...
will you please take it all away~ Oh~
(chorus)
Never thought born being a girl, How i can love you and be burned... And now i will build a wall,
to never get torn again~
Although i'll say 'i hate u' now, Although i'll shout and curse you out... I'll always have love for you,
Because i am a girl
Although i'll say 'i hate u' now, Although i'll shout and curse you out... I'll always have love for you,
Because i am a girl
detay/info
zaman:
12.11.06
Gönderen
Lyn
0
yorum
Etiketler: Because I'm a Girl, hafta sonu müziği, J-entercom, Kiss, müzik, video, video paylaşım













![Flynxs [nokta] blogspot [komik a] gmail [nokta] com](http://lynist.googlepages.com/rmail.jpg)
