marka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Brand Name Pencils



Bob Truby'nin,
www.brandnamepencils.com altından ayrıntılı olarak görülebilen koleksiyonu, farklı ülkelerden değişik tür ve markalarda kalemlerden oluşuyor. An itibariyle 138 gibi bir sayıya ulaşmış...

Yazmayı sevmekten, kağıt-kalem temâsından hoşlanmaktan kaynaklanan mütevazı bir kalem koleksiyonum var. Ama sırf görünümünden ya da akıcı yazısından hoşlandığım için kalem almaya devam ettiğimden, sayısını bilmediğim düzensiz bir gelişim sürdürüyor, maalesef. Oysa böyle tek bir alana odaklanmış, kontrollü, kararlı ilerleyen bir koleksiyon ne hoş gözükebiliyormuş...

American Gangster

Bir filmi izlemeden önce bir süre soundtrack'ini dinlemeyi, hoşlandığım tınıları sonrasında filmde yakalamayı seviyorum. American Gangster Soudtrack'i de, arşivimde yerini alan albümlerden biriydi.

Üç saate yaklaşan süresi yüzünden Denzel Washington, Russell Crowe'lu; Ridley Scott yönetmenliğindeki American Gangster (2007)'i, sinemada değil de 'bir ara evde izlenecekler' listeme dahil etmiştim. Bu akşam izleme fırsatı bulabildim, beklentilerimi karşıladığını hatta detaylarıyla da oldukça hoşuma gittiğini, söyleyebilirim.



Frank Lucas'ın
(Denzel Washington), iş yaşamındaki sınır tanımamazlığına kıyasla özel yaşamının sadelikten yana olması ve yanındakilerden de bunu talep etmesi ve Blue Magic'in (Mavi Büyü) marka değerini korumak için sergilediği tavır, filmi başka bir gözle izlememe, ayrı bir tad almama sebep olan ders niteliğindeki detaylardandı.

Sonrasında hemen web'de, bloglarda filmin bu yönüne değinilmiş mi, diye merak edip baktığımda; Önder Kiremitçi'nin, Marka Gündemi'ndeki 'Amerikan Gangaster'ten marka dersleri' başlıklı yazısını gördüm, hoşuma gitti, siz de okuyun -tabii, filmi de izlemediyseniz mutlaka izleyin- isterim.

Steven Zaillian imzalı senaryo, yönetim, sahneler -ki, müziklerin kullanımıyla özenli olduğu kadar etkileyiciydiler de-, oyunculuk performansları; dram, suç konulu filmlerin -üstelik, bu kadar uzunsa- hantal, ağır işleyen ve sıkıcı olabilecek yapısından oldukça uzaktı. Evet, özeleştiri psikolojik çözümlemenin derin olduğu ama bunu yaparken yormayan bir film, American Gangster.



American Gangster'ı izlerken -sevdiğim iki film-; Al Pacino ve Robert De Niro'lu, Heat (1995)/Büyük Hesaplaşma
ve Denzel Washington ile Ethan Hawke'lı Training Day (2001)/İlk Gün filmlerini anımsamak da güzeldi.

Ethan Hawke'ı Before Sunrise (1995)'da -ki, gayet hoş bir filmdi- gördükten sonra diğer filmlerini de takip etmeye başlamıştım. Onun o zamanlardaki görünümünün nedense daha sonra
Josh Brolin gibi olacağını düşündüğümden midir bilinmez -ki, öyle olmadı-, American Gangster'ı izlerken Josh Brolin'i de görünce zihnim hemen kolayca Training Day bağlantısını da kuruverdi...

Tabii bir de, Russell Crowe'un başka etkileyici filmleri de olmasına rağmen, -ki, genelde Gladiator (2000) ile hatırlanır- onu gördüğümde aklıma daha çok A Beautiful Mind (2001)/Akıl Oyunları'nın gelmesi var ki, bu filmde de aynı şey oldu; özellikle panonun önünde durduğu sahne; sanki Akıl Oyunları'ndaki, duvarlarına notlar iliştirdiği çalışma alanlarına bizi götürüp, getiriyor...



İzlemediyseniz,
American Gangster izlenecek filmler listenize eklemenizi öneririm. Ben, 'geri dönüşlerle arada yeniden izlenebilecek filmler' listeme ekledim bile...

Flynxs'teki, konuyla ilgili olabilecek diğer yazılar:
Righteous Kill, 2008,
Ethan Hawke.

İz Peşinde Type Bear'dan Type City'e



James Sequire giriş sayfasının altında yer alan,
hoş bir detayla zenginleştirilmiş üstte gördüğünüz bu görsel, oldukça hoşuma gitti.

Markanın ürünlerinin içeriklerinin, farklı bardaklarda tipografi oyunlarıyla yansıtıldığı bu görselin yüksek çözünürlüklü hâlini ve hazırlayanın diğer işlerini görmek istedim.

Flash kullanılarak hazırlanan web sayfalarının code kısmı, karıştırıp ayrıntı öğrenmeye pek müsait olmuyor ama, tasarımın Sidney'den hostville.com.au tarafından hazırlanmış olduğu bilgisine ulaştım;
görselin büyük hâlini bulamasam da - Virgin Mobile'ın, Staedtler kalemlerinin de bünyesinde olduğu - diğer güzel işlerini de görmüş oldum.

'Never Forsake Flavour', diyen James Sequire'in ürünleri nasıldır, meraklıları daha iyi bilecektir ama, web sayfasındaki bu hoş detayla benim gibi başkalarını da cezbediyor olduklarını düşünüyorum.

Markanın web'deki yüzünün yarattığı ilk izlenimin önemine de güzel bir örnek olsun bu konu, ben, tipografi
[bnz: Wikipedia: Tipografi] kısmıyla devam edeyim; Type City gelerisinde keyifli bir turla bitirelim, istiyorum.

Bembo's Zoo için, bilmeyen yoktur, diye düşünüyorum. Ama, bu fırsatla Type City'i yeniden anımsamış olalım. Projenin güzelliği bir yana, farklı fontlardan, harflerin tipografi oyunlarından
oluşan şehirlerde dolaşmak, ayrı bir keyif.

Apple Store Poster




Üstteki görselde, bir metro girişinde yer alan; New York, 14. caddedeki Apple Store'u işaret eden bir posteri görüyoruz.


İlanın konumu ve konumuna göre hedefe yönelik hazırlanmış sade, fakat mesajını başarıyla ileten tasarımı güzel, dikkat çekici bir örnek olduğu için hoşuma gitti, buraya da almak istedim. Tam da, yakın zamanda MarketingMa'da Alper Akcan'ın aktardığı güzel
Apple Store deneyimi yazısı üzerine.

Alper Akcan yazısında, Apple Store'da tüm ürünlerin, müşterinin fonksiyonlarını rahatça deneyebilmesi için kullanıma açık; personelin ise çözüme-sonuca odaklı yaklaşımının etkisinden bahsediyordu.


Apple'ın farkını, mağazalarında nasıl hissedebiliyorsak; 'metroyu mu kullanacaksınız, biz de 14. caddedeyiz' diyerek, hedefini bulacak şekilde yormadan, akıl karıştırmadan ilettiği mesajını gördüğümüz üstteki bölgesel ilanında da, o farkı görebiliyoruz.

Evet, marka olmak, büyük marka olmak kolay değil.
Fakat bilinç, vizyon ve istikrarlı gelişmek için, bu uygulamalar, yani büyük markaların tavırları, değerlendirmesini bilecekler için iyi birer ders aslında...

Apple Store posteri, ilgiyle takip ettiğim Michael Surtees'in designnotes.info'da keyifle aktardığı, kendi deneyiminden.
Onu ve MarketingMa'daki yazıyı okumadan geçmemenizi öneririm.

Tea Forte, Lipton Piramit Çaylar



TeaForte; ambalaj tasarımı ve sunumuyla, çay keyfini çok ötelere taşıyan; ayaküstü içilen bir çaydan ziyade, çay seremonisini hak eden, etkileyici bir ürün.

Benim gibi tercihi kahveden yana olan, ama arada meyve çaylarında maceraya girmekten de hoşlanan biriyseniz, sizi de cezbedecektir. Ki, salt dekoratif bir obje olarak kullanmaya müsait olmasıyla da, hoş bir alternatif.

Tea Forte Teabag, Tea Forte Tear Drop Tea Set yanında Aamzon/TeaForte'dan da ürüne ulaşmak mümkün. Ayrıca, wrapables.com'da da var ve oraya girdiğinizde zamanınızın nasıl geçtiğini anlayamayabilirsiniz; çok şık başka çay-kahve araç-gereçleri yanında, enteresan bir dolu şey; hizmet edecekleri üretiliş amaçları haricinde, adeta beklenmedik fikirlere esin kaynağı olmak için sizi bekliyor.

Ürün ambalaj ve sunumları, alış verişlerde bizi nasıl da cezbediyor. Zevkli bir tasarımcının elinden çıkmışsa, içeriğini çok da bilmememize rağmen, marketteki rafından alıp eve götürmekte çok da tereddüt etmiyoruz.

Sorun şu ki; tasarım-sunumu etkileyici olan bir ürünün, tadına sıra geldiğinde vaadini yerine getiremiyorsa, ne faydası var?


Geçen kış,
Lipton Yaban Mersini Çayı eğlenceli bir iletişim dili kullanarak, tvlerde ve sonra da sokaklara taşarak reklamlarıyla yaşamlarımıza girmişti. Alıp denediğimde, ambalaj tasarımıyla sunduğu lezzet vaadi arasında uçurumlar olduğunu görüp, hayal kırıklığına uğramıştım.

Lipton isminin yaratmış olduğu marka algısı ve ambalaj sunumunu beğenmiş olmam arasında, içeriğini okumayı es geçmemiş olsaydım; Lipton Yaban Mersini Çayı'nın içinde bu meyveden sadece %3 olduğunu görüp, diğer bir dolu eklenmiş ilave madde arasında, hiç de arzu edebileceğim bir içim zevkine ulaştıramayacağını belki de anlayabilirdim.

İçinde sadece %3 olan bir maddenin, çayın adı olarak lanse edilmesi; tüketiciyi yanıltmak değil de nedir? Evet, pazarlama stratejisidir. Peki, bu durum ne kadar doğrudur? Tartışılır. Bu örnekle bir kez daha anlıyoruz ki, güzel bir tasarımla birleştirilmiş pazarlama stratejisi; ürünü satın aldırmaya yetiyor ama, sadece bir defalık.


Yanılıp yeniden bu tür bir şey yeniden yapar mıyım? Sanmıyorum. En azından, mümkünse önce denerim. Ki,
Lipton Yaban Mersini Çayı'yla yaşadığım hayal kırıklığı bana bir ders olmuş ve sonrasında Lipton Karamel Çayı'nı, karamel tadını sevmeme ve ürün ambalajı ilgimi çekmeyi başarmış olmasına rağmen, önce deneyip sonra almıştım.

Şimdi Lipton, şeffaf piramit poşetlerde sunulan üç yeni çayıyla karşımızda.

Lipton Piramit Çaylar; Siyah İnci Siyah Çay, Orman Meyveli Siyah Çay, Beyaz Çay seçeneğiyle; uzun çay yapraklarının kırılmadan yer aldığı şeffaf piramit poşetleriyle, daha lezzetli bir içim keyfi vaad ediyor.

Sadece merak ettiğim için, Beyaz Çay'ını denedim; meyve tadı alabileceğiniz oldukça 'hafif' bir çay. Ama, yerine tercih edebileceğim daha lezzetlileri olduğunu bildiğimden; Lipton Piramit Çayları sadece, 'görünümüyle farklılaştığı için cezbedecek ürünler' kategorime koymakla yetindim.

Tadı, damak zevkine kalmış Lipton Piramit Çayların, bu farklı sunumlarıyla ilgi çekerek, pazarda yer bulacaklaına inanıyorum. TeaForte ile bağlantıyı ise kurmuş olacağınızı düşündüğümden, konuyu uzatmayıp burada bitiriyorum.

Sahicilik, Otokontrol

Miryokuteki hinshitsu ifadesini Japonlar, beklenenin üzerinde, etkileyici kaliteye sahip, anlamında kullanırlar. Atarimae hinshitsu yani, "ödenen paraya göre kalitede" bir ürünle karşılaştıklarında ise, kendilerini kandırılmış hissederler.

Sydney kenti, 2000 Olimpiyat Oyunları Sırasında korsan kopyalarla mücadele için, Marka DNA'yı kullanmıştı.

Seçilmiş bir grup atletin kanından, DNA örnekleri alınarak kopyalanmış ve bu, Olimpiyat logosunu taşıyan bütün resmi ürünlerde kullanılan mürekkebe katılmış, ellerindeki özel cihazlı görevliler tarafından, sahte ve gerçek ürünler böylece ayırt edilip, imha edilmişti.

Tatil öncesi, bir müşterimizin ajansımıza hazırlattığı fakat sonra vazgeçtiği bir işi, geçen hafta başka bir ajansa,
ellerindeki (bizim hazırlamış olduğumuz) taslak fikri sanki kendi fikirleriymiş gibi götürerek, yaptırmak istedikleri haberini aldık. Belki, ticari kaygı güden başka bir ajans olsa ses çıkarmaz, işi hazırlardı. Fakat, durum tarafımıza bildirildi, ve olan o firmanın prestijine oldu.

Cd, kitap ya da herhangi bir ürün fark etmiyor. Korsan kopyalar her alanda karşımıza çıkıp, emeği istismar etmeye devam ediyor. Üstte verdiğim üç örnek; haklı kalite beklentisi, o kaliteyi sunabilmek adına gösterilen çabaya ve etik değer sahibi olmaya sadece birer örnek.

Kendimizi neye değer buluyorsak, onu talep ederiz. Tercihlerimiz, kişiliğimizi gösterir; tıpkı, "talep ediyorlardı, biz de arz ettik" anlayışıyla, pazarda yer bulmak isteyen, küçük hesaplar peşinde günü kurtarma kaygısıyla hareket edenlere karşı pirim vermememiz gerektiği gibi.

Sahicilik!
Sahicilik, kalite, tutarlılık, süreklilik ve güven teşkil etmenin öneminin ayırdına varamamış hiçbir firma, kişi, oluşum; zamanın çarkları arasında yitip gitmekten kurtulamaz.

Yaşamımızda, "değerlerimize" ne kadar bağlıyız? Ne kadar bağlı kalabiliyorsak, o kadar yerimiz sağlam ve uzun vadeli olur. Büyük markalar ya da işlerinde toplumda saygın bir yer bulmuş kişilerin yaşamları, hep buna bir örnektir.

Konuyu bloglara bağlayacağım. Aynı kurallar bloglar ve içerikleri için de geçerli.

Günümüzde maalesef, henüz yerli blogların değeri bilinmiyor. Bir taraftan WordPres
'e erişim engellenip, özgürlükler kısıtlanırken; diğer taraftan da, blog yazarları görgüsüz, bilinçsiz hatta saygısız tavırlarla karşı karşıya kalıp, istismas edilebiliyor.

Kendi bloglarımız için gösterdiğimiz hassasiyet, duyarlılığı; en azından takip ettiğimiz diğer bloglar için de gösterirsek; sorumluluk hissederek gösterdiğimiz bu tavır, bir bilinç geliştirilmesine katkı sağlamış olacağı gibi, kendi blogumuzu da korumamızı sağlamış olacaktır.

Çin, internet üzerinde baskıcı ve sansüre dayanan politikası gereği politik ya da ahlaki olarak zararlı bulduğu siteleri sık sık yasaklıyor. Fakat buna rağmen ülkede, içeriğinde çıplaklık, küfür, yasadışı kumar ile korsan müzik, kitap ve film bulunan sitelerin sayısında artış olduğu gözleniyor.

Demek ki, sansür de bir yere kadar. Fakat bu, işe yarar bir yol değil.

Çin örneği bunu bir kez daha gösteriyor ki; yasaklar, daima câziptir.

Geçen gün Teknolatte'de, Çin'de İnternet Sanal Polise Emanet başlıklı bir haber vardı; Pekin'de başlatılacak yeni bir uygulama ile animasyon karakterleri şeklinde tasvir edilen polis ekipleri, internet sayfalarında devriye gezecekmiş.

Daha sonra bu sanal polisler, Pekin'deki sunuculara kayıtlı tüm internet siteleri g
ezilirken görünecek; kullanıcılar, polise ihtiyaç duyduğunda, sanal polis görüntülerine tıklayarak yetkili mercilere ulaşma imkânına da sahip olacaklarmış...

Bir sanal polisler eksik kalmıştı! Kendi kendini kontrol eden bir davranış modeliyle (otokontrol), etrafa da örnek olarak, bir bilinç geliştiremezsek, yakında burada da farklı şeyler olmayacak.

'NoIndex, FeedFlare ve Sploglar' yazımda, İçerik Hırsızlığından bahsetmiş, blog içeriklerinin saygısızca kullanılmasından duyduğum rahatsızlığı belirtmiştim.

Palindromik Kelimelerim (Ç)alındı!
Yazımın üzerinden henüz fazla bir zaman geçmemişti ki, benzer bir olaya mâruz bırakıldığımı fark ettim;
'Palindromik Kelimeler ve Ambigram' başlıklı yazım, kaynak gösterilmeden, izinsiz (ç)alındı!

Alıntı yapılmamış; görselleri hariç tüm yazı; kişisel deneyimlerimi mi aktarıyorum, diye bakılmadan komple alınmış; izin almak bir kenara, kaynak bile gösterme gereği duyulmadan.


Şimdi web üzerinde, benim ofis maceralarımdan ve okuduğum kitaptan aktardığım anekdotlardan bahseden bir alan daha oldu. Üstelik yazım, blog bilgisi bölümünde,
"... sevgili ziyaretçi, kendi şiirlerimi yazılarımı yayınladığım blogumda iyi vakit geçirmeni dilerim...", diyen bir blogda yer alıyor!

Tüm iyi niyetimle, kaynak göstermeyi unutmuş olacağını düşünüp, buradan kendisine anımsatmak istiyorum. İletişim bilgisini profilinde bulundurmayan, kopyala-yapıştır ile içerik üreten bir blogumsu tarafından, rahatsızlığım algılanabilecek mi bilemiyorum ama, konuyu ilgili bir platforma Utanç Duvarı'na taşıdım.
5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?
Japonlar'da kalite anlayışı için, Wikipedi-Japanese quality başlığına bakılabilir.

(Bu yazı, 03/09/07 itibariyle editlenmiştir.)