sosyal sorumluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal sorumluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İnternet Haftası



İnternet'in Türkiye'ye gelişinin 15. yılında, 7-20 Nisan tarihleri arasında 'İnternet Yaşamdır!' diyerek 11. 'İnternet Haftası'nı kutluyoruz.

Geçen yıl '
İnternet Haftası'nı kutlarken, buna benzer bir yazı yazmıştım ve o zaman Antoloji ve EksiSözlük'e mahkeme kararıyla getirilen erişim yasağını, bunun ne kadar yanlış olduğunu konuşuyorduk. Geçen süre içinde 5651 sayılı İnternet Kanunu çıktı ve uygulamaya kondu, sansürlenen siteler arttı, şimdi ise ifade özgürlüğünü kısıtlayan İnternet yasaklarının 'ülkeye zarar vermeye başladığını' konuşur olduk.

İnternet haftası kapsamında yapılan, altta okuyacağınız açıklamadaki oranlar, İnternet'in ne olduğunu ve kullanmayı pek de iyi bilmediğimizin ispatı niteliğinde.
Dünyada 1,3 milyar İnternet kullanıcısı, 550 milyon kayıtlı bilgisayar, 158 milyon alan adı, 150 milyon web, 100 milyar civarında web sayfası, 100 milyon civarında video ve 60 milyon civarında kişisel web/blog olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye'deyse 20 milyon civarında kullanıcı; 2,5 milyon bilgisayar; 150 bin Türkiye içinde, 700 bin Türkiye dışında alan adı var.

Nüfusun %27’si İnternet'i düzenli kullanıyor. %70’i hiç İnternet kullanmamış ve %22’sinin İnternet hakkında hiç bilgisi yok.
Evlerin %81’inde İnternet bağlantısı yok.
Kadınların %80’i İnternet kullanmıyor.
İnternet ile yaşamda 15 yılı doldurmuş olduğumuz ve çıkan bu sonuçları yan yana koyduğumuzda, zihninizde canlanan tablo size ne düşündürüyor? Bu gerçeğin neresindesiniz?

5651 sayılı İnternet Kanunu'nu yoruma açık maddeleriyle çıkaran ve tuhaf uygulamalarını izlemek durumunda kaldıklarımıza, acaba İnternet'i nasıl tanıtabiliriz? Kötü, sakınılacak bir yer gibi gösterip, sansürle bizi korumaya çalışanlara, 'İnternet Haftası' bir bilinç yükselmesi sağlayabilir mi? Bilemiyorum. Ama hepimizin bu yönde bir çaba göstermesi gerektiğini düşünüyorum.

Bilişim Sivil Toplum Kuruluşları Platformu (bt-stk.org.tr), bu bağlamda yine her yıl olduğu gibi anlamlı etkinlikler düzenliyor. internethaftasi.org.tr adresinde 'Aktif Katılım' sayfasından, etkinlikler ve amaçlananlarla ilgili detaylı bilgiye ulaşabilir, siz de katılıp destekleyebilirsiniz.

İnternet'ine Sahip Çık, İnternet Yaşamdır!

World Water Day 2008

World Water Day 2008. 22 Mart Dünya Su Günü'nün bu yılki -tema- konu başlığı ise, 'sanitation'. 2008'in 'Uluslararası Halk Sağlığı Yılı' olması kararlaştırılmış.

Her yıl, Birleşmiş Milletlerce bu güne dair bir tema belirlenir ve faliyetler tüm dünyada o konu başlığı üzerine yürütülür. Gerek 'Su Günü', gerekse 'Uluslararası Halk Sağlığı Yılı' kapsamında, Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) sorumluluğunda yürütülen faliyetlerin dünyada hoş yansımalarını görmek mümkün [1].

Dönüp ülkemize baktığımızda ise, ne WWF Türkiye ve 'Conta Harekâtı' dışında bir kampanyaya, ne de su ile ilgili en üst merci sayılabilecek '(DSİ) Devlet Su İşleri'nde -etkinlikler sayfasındaki kısa bir bilgi yazısı ve komik sonuçlu bir yarışma haricinde- göz dolduracak bir aktiviteye rastlayamadım, maalesef...

Suyumuza sahip çıkıyor muyuz?

'Su' ve 'küresel ısınma' üzerine yazdığım yazılardan, konunun önemi ve nelere dikkat etmemiz gerekir sorusuna cevaplara rahatça ulaşabilirsiniz.

Evet dünyamızın çoğu suyla kaplı, fakat bunun çok az bir kısmı içilebilir kalitede temiz sudan oluşuyor. İçilebilir kalitede temiz su kaynaklarının yetersizliği yanında diğer bir sorun ise hijyen.

Temiz suyla sağlanması gereken hijyen yetersiz kaldığında, hastalıklar ve çok ciddi oranlarda insan yaşamı kaybı gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

2008'in 'Uluslararası Halk Sağlığı Yılı' olmasının bir nedeni de, kirli su kaynaklarının getirdiği bu felakete dikkat çekmek ve bu sorunla savaşmak.

Alttaki görseller wsscc.org'dan, bu konuya dikkat çekmek için hazırlanmış posterler
[görselleri daha büyük görüntülemek için üzerlerine tıklayabilirsiniz].




Hurry up! 2.6 billion people want to use the toilet, Woman, Man. Millions of women have to do it with an audience. 1.2 billion people drink dirty water every day. Diarrhoea kills babies every day. Dirty water kills. In some countries women risk rape by collecting water.

[1: unwater.org, worldwaterday.org, worldwaterday.net, unicef.org.]

Çocuk İstismarını Durdurun! [Mim]



Bu afişler [görselleri daha büyük görüntülemek için üzerlerine tıklayabilirsiniz], başlatılan 'Çocuk istismarını önleme' hareketi kapsamında Doctus Bilgi Güvenliği Forumu bünyesinde açılan 'İnternette Çocuk İstismarı' bölümünden. Çıktılarını alarak okul iş yeri gibi ortamlarda görülebilecek yerlere asabilir, konuyla ilgili farkındalık sağlanmasına yardımcı olabilirsiniz.

Doctus'taki 'İnternette Çocuk İstismarı' bölümünden konuyla ilgili tüm detaylara erişebileceğiniz, akademisyenler ve kurumların desteğiyle gelişen bu güzel projeye destek olmanın bir yolu da, şimdi benim yaptığım gibi, konunun daha geniş bir platformda yankı bulmasını sağlayabilmek için 'Dünyayı Güzellik Kurtaracak' mim pasına dahil olmak.

Çocuk istismarına en müsait alanlardan biri olan internette başlayan bu projeye blogkürenin mimleriyle destek olması bekleniyor!
Bunun için sadece 3 şey yapmamız yeterli; 'Çocuk istismarını durdurun' sloganına ve -forumdan edinilebilecek- ilgili banner'a blogumuzda yer verip, çocukluğumuzdan hatırladığınız bir şarkı ve şu anda dinlediğimizde hissettirdiklerinden bahsetmek...
Banner yerine 'Çocuk İstismarı Nedir?', 'Vucudun Senindir, Onu Koru' afişlerine yer vermeyi tercih ettim.

Çocukluğumdan hatırladığım şarkı ise,
Vivaldi - The Four Seasons; ben veya bir başkası bana masal/kitap okurken dinlemeye, İlkbahar ve özellikle Sonbahar'a bayılıyordum.

Salt kendi başına müzik, zihinde masalsı bir dünya yaratmaya yeterken bunu masallarla birleştirmem, hayal gücüme enfes ziyafetler vermekten hoşlandığımın bir göstergesi, olabilir. Şimdi dinlerken de, benzer tadı ve çoşkuyu duyumsayabiliyorum, belki bu, o müziklerin zamanüstü olarak niteleyebileceğimiz bir kategoride olmasındandır. Ya da bazı şeyler/beğeniler hiç değişmiyor, diye de düşünebiliriz...

Nedense, şimdiki imkânlara ve çocuklara kıyasla, 'Susam Sokağı' izleyip, 'sevdiğim sayı 6' şarkılarıyla büyüyen çocukların daha masum ve hayal güçlerini kullanma imkânlarının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Onlardan biriyim. Peki ya siz? Ne dersiniz? Sizce de, seçenekler çoğaldıkça tatminsizlik ve o tercihlerin getirdiği riskler de artmıyor mu?


İnternet'te çocuk istismarına engel olmak için,
'Child Exploitation Tracking System - CETS'in Türkiye'de devreye gireceği haberlerini okumuştuk. Yakın zamanda çıkan 5651 sayılı İnternet Kanun'u da bu anlamda ciddi yaptırımlar içeriyor. Fakat yine de bunlar, toplumca kişisel duyarlılık sahibi olmadan aşılabilecek konular değil. O yüzden her birimize sorumluluklar düşüyor...

Doctus'tan gelen 'Dünyayı Güzellik Kurtaracak' mim pası, sevgili Osman S Börütecene'den tarafıma iletildi. Ben de, blogumdaki bağlantılarımdan seçtiğim Sunipeyk, Devletşah, Yakuter, Ben Konuşuyorum, İzmirde Sanat, İşitme Kaybı, Ben Hayattayken bloglarına ve size, konuya temas edeceğinizi umarak iletiyorum. Çocuk istismarını durdurun!



Susam Sokağı şarkılarından birini post sonuna almak istedim ama YouTube erişilemezliğini koruduğu için çok fazla seçme şansım olmadı. Hâyli eskilerden ama bir o kadar da komik 'Sesame Street-Manamana'...

Konuyla ilgili bağlantılar: Wikipedia Çocuk İstismarı. Bu projeye de dahil olan Ankara Çocuk Koruma Birimi Başkanı Prof. Dr. Betül Ulukol'un zamanında yaptığı bir açıklama 'Tacize Uğrama Yaşı 1'e Düştü'.

WWF: Family happiness



WWF için hazırlanmış, Ogilvy Stockholm imzalı sade, güzel bir reklam.

Creative Director: Bjorn Stahl. Art Director: Kaerstin Engberg. Copywriter: Bjrn Persson. Country : Poland

WWF-Türkiye'de neler oluyor derseniz; WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) 2008 yılı ajandası, küresel iklim değişikliğinin tehlikeli boyutlara varmasını önlemek için yaşam biçimlerimizde yapabileceğimiz değişikliklere dikkat çekiyor.

WWF-Türkiye ofisinden temin edebileceğiniz, WWF-Türkiye’nin 2008 yılı ajandası ile dikkatinizin tüm yıl doğayı korumak üzerinde olmasını sağlayabilirsiniz.

Ayrıca WWF-Türkiye, şehir şebekelerindeki su kayıplarını azaltmak için "contahareketi" isminde yeni bir duyarlılık kampanyası başlattı.

Belediye başkanlarını su şebekelerini onarmaya çağıran bu kampanyaya katılabilir, detayları ve neler yapabileceğinizi
contahareketi.org 'dan öğrenebilirsiniz.

Love Your Earth, 'a tree is not just a tree'

Designboom ve Design Association'ın düzenlediği organizasyonla, 'love your earth' temalı, ödüllü bir uluslararası grafik tasarım yarışması düzenlenmiş ve 3871 katılımla, geçtiğimiz Eylül ayında yarışma sonlanmıştı.

Sonuçlar dün açıklandı. Yanda gördüğünüz; 'love your earth' temalı uluslararası bu yarışmada ikinci olan, Japonya'dan Naoya Yoko ve Jun Tashiro (Agasuke)'ya ait 'a tree is not just a tree' isimli, çalışma.

Bir yarışma ve sonucundan bahsediliyorsa, önem derecesine göre belki birinci olana yer vermek gerekir ama, katılan tasarımlar içinde en beğendiklerimden biri olduğu için, 'a tree is not just a tree'ye burada yer vermek istedim.

'a tree is not just a tree', ilettiği yalın mesajla; yarışmaya katılan belki de tasarım değeri daha fazla olan diğer bazı tasarımlar yanında çok daha etkileyici.



Dereceye giren ve katılan diğer çalışmalara designboom - love your earth sayfasından ulaşabilirsiniz.

Konu, tasarım yanında çevre, doğayı da içerdiğinden; Tema'nın '2B Arazileri Satılmasın' imza kampanyasından haberdar mısınız, diye sormak ve anımsatmak istiyorum.


Bir ağaç, sadece bir ağaç değildir!


2B arazileri de ne, mi? Arazi satsak, kısa dönemde daha fazla fayda getirecek işletmelere yer açmak için, birkaç orman feda etsek ne mi olur? Tema'nın konuyla ilgili sayfasını rahat bir zamanınızda okuyun, derim.

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Hava Kalitesi İzleme Sistemi www.havaizleme.com da, yaşadığınız bölgenin havasının ne derece sağlıklı olduğu hakkında fikir sahibi olmanızda yardımcı olacaktır.

Sonra belki, geleceğimiz için Meşe Projesi'ne de dahil olup, birkaç meşe tohumu bağışlamak ya da fidan dikmek istersiniz?

Her şeyden önce temiz bir hava için ağaçlara ihtiyacımız var!

Ankara'nın Heykelleri Projesi



Bir süredir takip ettiğim ankaraheykelleri.wordpress.com; internette birçok sitede diğer ülke başkentlerinin ne kadar güzel heykellerle süslü olduğu görülüp, Ankara'nın bu yönden ne kadar fakir kaldığı düşünülerek başlanmış, fakat biriken fotoğraflarla durumun hiç de öyle olmadığı, sadece biraz tanıtıma ihtiyaç duyulduğu anlaşılarak geliştirilen bir web projesi.

Ankara'nın Heykelleri'nde; uydu haritası üzerinde heykelleri görebildiğimiz gibi, fotoğraf ve bilgilerine de erişebiliyoruz.

Ankara'dan sonra, diğer kentler için de projenin geliştirilmesi, hatta kitaba dönüştürülmesi düşünülüyor. Fakat bu güzel projesin gelişmesi için, desteğe ihtiyaçları var.

Fotoğraf ve bilgi paylaşımıyla siz de iyi bir fikirle yola çıkılarak geliştirilen bu güzel projeye destek olabilirsiniz.

Sera Etkisi, Bahçe Çatılar, PetTree'den Yedigün Ormanı'na

...

PetTree'de denk geldiğim bu minik, sevimli bitkilere ve onları oluşturan düşünceye hayran oldum.

Anahtarlığınıza ya da cep telefonunuza takarak, aksesuar olarak kullanmayı düşünebilir, ya da belirli sıcaklık ve nem ortamında sizinle birlikte yaşayacak PetTreeleri, bitkilerle yakınlaşma fırsatı olarak görüp, değerlendirebilirsiniz.

Modern şehir hayatında gerekli önem gösterilmediği, düzenlemeler yapılmadığı için;
beton kaplı, bitkilere uzak, her geçen gün azalan yeşil alanların eksikliği içinde yaşarken; bunun "Sera Etkisi"ne sebep olacağını ve su sorunuyla karşılaşabileceğimizi belki de hiç düşünmemiştik.

Nisan ayından beri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın yaptığı tasarruf çağrılarına; İstanbullular'ın çok az bir kısmının olumlu yanıt verdiği, İzmirliler'in ise tam tersi bir tutum sergileyip kampanyanın 3’üncü ayında büyük bir su tasarrufu sağladığı "İzmirli Suyuna Sahip Çıktı İstanbullu Umursamadı" haberlerini okumak, sizde ne etki yaratıyor bilemiyorum ama ben üzülüyorum.

"2010 Avrupa Kültür Başkenti" olacak İstanbul; Küresel Isınma'dan, İstanbul’un su ihtiyacını sağlayan 10 su kaynağındaki doluluk oranının yüzde 29’a düştüğünden, Suyumuza Sahip Çıkalım Kampanyalarından bu kadar habersiz olabilir mi? Ya da duyarsız? Olmamalı! Kişisel çabaların bile çok şey fark ettireceğini önemseyerek davranan insanların sayısının çoğalmasını ve içinde bulunduğumuz bu şuur tıkanıklığını en kısa sürede aşabilmeyi diliyorum.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul'un sera etkisinden kurtulması için yeni projeler hayata geçirmeye başladıklarını ifade ederek, sera etkisinin azaltılması için evlerin çatılarının bahçe haline getirilmesini amaçladıklarını söyledi. (*)
Bahçe teraslar, çatılar; ufak bir düzenleme ve su yalıtımıyla oluşturulabilecek; kenti ferah ve yeni yüze bürüyecek harika bir fikir.
Beton yığınları haline dönüşen kentlerde, çevrecilik hareketlerinin de artmasıyla, gerek yeşil alan sağlanabilmesi, gerekse doğal dengenin korunabilmesi amacıyla özellikle Batı Avrupa’ da birçok teras çatı Bahçe Çatı olarak tasarlanmakta veya sonradan Bahçe Çatıya dönüştürülmektedir. Almanya’ da 1997 yılında inşa edilen tüm teras çatılı yeni binaların %33’ üne denk gelen 12 milyon metre kare çatı alanı bahçe çatı olarak yapılmıştır.

Bahçe Çatıların yararları
Bahçe Çatılar güzel görünümlerinin yanında, güvenli su yalıtım sistemi ve iyi projelendirme ile yapıldığı sürece, somut ekonomik ve ekolojik yararlar sağlamaktadır.

Ekonomik Yararlar
Yenileme maliyetindeki azalma : Su yalıtım sisteminin ömrü uzar, çünkü güneşin UV ışınlarından daha iyi korunur, düşük veya yüksek sıcaklıklara daha az maruz kalır. Bahçe Çatı uygulamalarında su yalıtım sisteminin ömür beklentisi 40 yıla kadar uzamaktadır. Sistem ömründeki uzama yalıtım yenileme maliyetlerini azaltmaktadır.

Isınma maliyetinde azalma : Bahçe Çatı sistemindeki bitki toprağı, ısı yalıtımına katkıda bulunduğu için enerji maliyetlerinde azalma olur.

Drenaj maliyetinde azalma : Bahçe Çatı sistemi yağış sularının önemli bir miktarının buharlaşma sayesinde tekrar doğaya dönmesini sağladığı için su giderlerine akış miktarını % 50-10 arası azaltır bu da şehir kanalizasyon sistemindeki yükü hafifletir.

Alan kullanımı : Bahçe çatılar, sportif veya boş zaman değerlendirmeye yönelik olarak ta düzenlenebilir ve bu tür tesisler pahalı arsalar üstüne yapılmaktansa çatı alanları değerlendirilerek israf önlenmiş olur.

Ekolojik Yararlar
Toz ve duman seviyelerinde azalma : Bahçe Çatılar şehir havasındaki toz ve diğer zararlı maddeleri filtre eder. Bitkiler zararlı karbondioksit gazlarını emer ve doğaya yararlı oksijen gazı verirler. Ayrıca, yeşillendirilmiş çatılar havayı nemlendirir ve iklime (mikroklima) katkıda bulunur.

Gürültü seviyesindeki azalma : Bahçe Çatılardaki bitki örtüsü ve toprak katmanı ses yutuculuk sağlar. Bu özelliği sayesinde gerek dış ortamdaki gürültü seviyesini gerekse bina içindeki gürültü seviyesini azaltır. Yapılan ölçümlere göre, bahçe çatılar bina ses seviyesini 8 dB kadar azaltır.

Bitki ve hayvanlar için doğal yerleşim : Bahçe Çatılar canlılara doğal ortam sağladıkları için bina ve yollardan kaybedilen doğal ortamları geri kazandırırlar.(*)
Aslında yapılabilecekler hiç de zor değil. Sadece farkında olmak ve biraz çaba göstermek gerekiyor.

Bu anlamda farkıdalık sağlayacak ve bilinç geliştirecek güzel bir proje de içecek markası Yedigün'den geldi.

Sosyal sorumluluk kapsamında web ile gerçek hayatı birleştiren Türkiye'de yapılmış tek proje olma özelliğini taşıyan Yedigün Ormanı projesi ile, gerçek bir Yedigün Ormanı yaratılmış olacak.

Küresel ısınma ve dünyanın kuraklaşmasına dikkat çekmek isteyen Yedigün markasının oluşturduğu web sitesinde ağaç diken herkes, Antalya'da TEMA Vakfı tarafından oluşturulan Yedigün Ormanı'na katkıda bulunmuş olacak. Bir harika fikir daha!

Ağaç dikmek isteyenlerin siteye üye olmaları yeterli. Ücretsiz ağaç dikmeyi sağlayan Yedigün Ormanı projesi ile; 10'dan fazla türde toplam 10 bin ağaç dikilmesi planlanıyor. TEMA Vakfı, sanal ortama dikilen her 5 ağaç için gerçek hatıra ormanına 1 ağaç dikmeyi taahhüt ediyor.

Sanal ortamda, Yedigün Ormanı'nda dikmek istediğiniz ağaç türünü seçip, haritadan ormanda gezerek bir parsel belirleyip fidanınızı dikebiliyorsunuz. Fidanınızın üzerinde isterseniz resminiz ve sloganınız yer alabiliyor ve diktiğiniz ağacın gelişimini siteden takip edebiliyorsunuz.

Üç boyutlu sohbet ve eğlence diyarı, Gazogen projesiyle anımsayacağınız, D4D tarafından; 1 Proje yönetmeni, 1 art direktör, 2 animatör ve 1 de yazılımcı olmak üzere 5 kişiden oluşan bir çekirdek ekiple, yaklaşık 1 ay boyunca aralıksız çalışarak meydana getirilen Yedigün Ormanı'nı, çevreye duyarlı herkesin ilgisini bekliyor. Son baktığımda, on dokuz bin iki yüz kırk dördüncü (19244) ağaca şimdiden ulaşılmış gözüküyordu.

"Sen de çevrene bak! Durma bi' şey yap!"



PetTreelerle, bitkilerle yakınlaşmaya başlayıp, Yedigün Ormanı'nda fidan dikerek; farkında olmadan kazanacağımız bu bilinç ve duyarlı alışkanlıklarla Suyumuza Sahip Çıkacağımızı, hatta belki de sonrasında Babil'in Asma Bahçeleri'ni bilip takdir eden zihnimizin, evlerin çatılarının bahçe haline getirilmesini "Sera Etkisi"ne karşı hoş bir çaba olarak görmemizi sağlayıp, geliştirdiğimiz bu çevre bilinciyle doğamızı, dünyamızı korumaya katılabileceğimizi düşünüyorum. Neden olmasın? Hayal gücüm, çok mu geniş? Evet, biraz(!). Ama biliyorum ki, "sağlam değişim, dönüşümler; minik ve kararlı adımlarla sağlanır".

(Görsellerin büyük hallerini görmek için, üzerlerine tıklayabilirsiniz.)

United Nations World Water Decade!


.


United Nations: Help conserve water; it’s never been so precious.
Help converse it. Visit un.org/waterforlifedecade

Product : United Nations World Water Decade
Agency : Saatchi & Saatchi Sydney
Country : Australia
Creatives : David Nobay (Executive Creative Director), Shannon Sutherland (Art Director), Kathy Mattick (Copywriter), Olivia Wilson (Agency Producer)

Dünyada 'su sorunu' gibi bir gerçek var. Bu her fırsatta söze dökülüyor ve su kaynaklarını ölçülü kullanımla,
kişisel çabalarımızın bile çok büyük fark yaratacağı vurgulanıyor. Ama bu mesajlar kimlere ne kadar ulaşıyor.

Basılı medya için oluşturulmuş,
'su' vurgusu yapan bu çalışma oldukça dikkat çekici.

(Resimler, üzerlerine tıklandığında daha büyük ebatta görüntülenebilirler.)

antismoke.org





www.antismoke.org, antismoke.org/en

Advertising Agency:
Free Picture.
Agency Location: Riyadh, KSA

Creative Director: Abdullah Awad

Art Director: Abdullah Awad

Photographer: Jaime Nefar

antismoke.org tarafından başlatılan etkinlik ve onun dikkat çeken reklam çalışması.

(Resimler, üzerlerine tıklandığında daha büyük ebatta görüntülenebilirler.)

Suyunu Boşa Harcama!

Çok ciddi olarak 'su sorunu' ile karşı karşıya olduğumuz bu günlerde; www.suyunubosaharcama.org; nereden nasıl tasarruf yaparız noktasında bilinç sağlamada yararlı olabilecek bir site.

'Evde Su Kullanmanın 10 Yolu',
'Ne Kadar Su Harcadığını Hesapla',
'Nasıl Tasarruf Edersiniz',
'Evin İçinde Sanal Tur',
başlıklarına sahip olan
suyunubosaharcama.org'ta; ayrıca basit önlemlerle yılda yaklaşık 140 ton suyu kurtarabileceğimizin altı çiziliyor. Çok ciddi bir rakam, öyle değil mi? Sadece biraz dikkat etmemiz gerekiyor!


Dünya yüzeyinin % 70’i suyla kaplı olduğu halde, bunun yalnızca % 2,5’i tatlı su olup içmeye uygundur, kalan % 97,5 tuzlu sudur.
Tatlı su kaynaklarının ise sadece %1’inden az bir bölümü insan kullanımına elverişlidir. Çünkü, tatlı suyun % 70’i kutuplarda donmuş durumda ve kalan tatlı su kaynaklarının büyük bölümü de ya toprakta nem, ya da yerin ulaşılması olanaksız derinliklerindeki yeraltı su kaynaklarında bulunmaktadır.

'Küresel Isınma'nın ne olduğu ve dünyamıza, dolayısıyla da insanlara, geleceğimize etkilerini, nasıl davranırsak bunun önüne geçebileceğimizi, önceki yazılarımda paylaşmaya çalışmıştım. İlgili yazılarımın tümüne, 'Küresel Isınma' başlığından tüm detaylarıyla ulaşabilirsiniz.



Bu kadar önemli bir konunun sadece geçici, belki de abartılan bir akımmış, herkesin üzerinde konuşmaktan hoşlandığı bir modaymış gibi algılanmasını, önemsenmemesini; etrafımda sıkça rastladığım, 'koca dünya, bir şey olmaz', 'koca fabrikalar dünyayı bu hızla kirletirken, sadece benim dikkat etmemle ne olur ki', gibi tutumları anlayamıyorum. Gelecek nesillere iyi bir dünya bırakabilmek için en azından bireysel olarak yapabileceğimiz şeyler var. 'Küresel Isınma' ile ilgili yazılarımda bunlardan uzun uzun bahsettim. Ve evet, sadece senin tek başına yapacakların bile çok şey fark ettirir. Damlayan musluğunun altına bir kap koy da, iki saat sonra ne kadar su biriktirdiğini bir gör! O kadarcık su için, yakında dünyada su savaşları çıkacak!

Dünya, umarsızca an'ı yaşama meraklısı tutumumuz, geleceği düşünmeden hareket ermemiz yüzünden; tehlike sınırını geçtiğimiz, bir şeyler yapmaya başlamazsak hızla sona doğru ilerlediğimiz, sinyalini veriyor!



'Uygunsuz Gerçek' filmi; 'Küresel Isınma'nın ne derece ciddi boyutlara ulaştığını gösteren, bilimsel dökümanlara dayanarak hazırlanmış etkileyici bir sunum.

Biz büyüklerin duyarsızlığına karşı, ilköğretim öğrencilerine belki bir ders konusu olarak, belki de toplu gösterimlerle 'Uygunsuz Gerçek' belgeselinin izlettirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Böylece onlar, daha o yaşta bilinçlenecek ve biz büyüklerini kendi geleceklerini tehlikeye atmamamız konusunda uyarabilecekler.

Ülkece deprem bölgesinde yaşadığımız ve her an hazırlıklı olmamız gerektiği de bir bilinçlenme işiydi. Yetişkinler, bunun farkında olmasa ya da hayat akışı içinde bunun önemini unutsa da; çocuklara okulda verilen bilgiyle, daha duyarlı, bilinçli olup; etraflarındakileri de buna göre davranmaya yönlendirebilmişlerdi.

Böyle ciddi bir konuda da 'ağaç yaşken eğilir' mantığından hareketle, yine öğretmenlere büyük bir sorumluluk düşüyor. Öğretmenler 'Küresel Isınma'nın önemini kavrayıp, öğrencilerini bu konuda yönlendirmeliler. Alışkanlıklar küçük yaşlarda kazanılır ve pekişir. En basit ifadesiyle, küçükken su israfının yaratacağı sıkıntıları öğrenmiş/sezebilmiş bir çocuk; buna yaşamının ileriki yıllarında da dikkat eden bir yetişkin olacaktır.


(Güneşten gelen ışınların bir kısmını buzullar çekiyor eriyorlar, bir kısmı da atmosfere yansıyor ki bu atmosferi ısıyor. Güneşin etkisiyle buzullar tamamıyla eridiklerinde; denizler bu ışınları alacak ve ısınmaya başlayacak)


Sıcak su akıntıları, dünyada iklimlerin oluşmasını sağlıyor.
(Resimdeki kırmızılar sıcak, maviler soğuk su akıntılarını gösteriyor.)


Sıcak su akıntısı (resimdeki kırmızı çizgiler) Avrupa'ya ılıman iklim getiriyor.



'Uygunsuz Gerçek' filmi sunduğu kanıtlar, rakamlar, grafikler, tablolar ile yıllarca süren araştırmaların sonuçlarını ortaya koyan bir belgesel. Filmin web sayfası www.iklimkrizi.net'te 'Küresel Isınma'ya karşı neler yapmamız gerektiği de anlatılıyor.



Bundan başka yaşayacak bir dünyamız yok!

www.iklimkrizi.net'teki 'Bilim' ve 'Harekete Geç' başlıklarını ziyaret edip; 'Küresel Isınma'ya karşı neler yapılmalı noktasında da bilgi alabilirsiniz. Gerekli bilgileri araştırıp, okuyup öğrenecek sabrınız yoksa bile, en azından bir film izleyerek konu hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. 'Uygunsuz Gerçek' filmini izleyin ve etrafınızdakilere de izlettirin. Bir şeyleri değiştirmek için içinizde biraz da olsa istek yaratacaktır, diye umuyorum. Değişim de istekle başlar. İsterseniz, dünyanızı değiştirebilme gücü elinizde!

(Karikatürler, üzerlerine tıklandıklarında orjinal boyutlarında görüntülenebilirler. Global Cartoons başlığından, 'Küresel Isınma' konulu diğer karikatürlere erişmek mümkün.)

9-22 Nisan İnternet Haftası

Türkiye'de İnternet kullanımı; 12 Nisanda, 14. yılını doldurmuş olacak.

Bir zamanlar kitaplar yasaklanır, toplatılıp yakılırdı. Şimdi, bilgi çağında, İnternete erişimi kolaylaştırmak ve yaygınlaştırmak için çalışılacağına; yasaklanıyor, kötü yanlış algılanmasına yol açılıyor. Bu tavrın neresindesin?




Bilişim STK Platformu, İnternetin Türkiye'de 14. yıl dönümünde; Türkiye İnternetini büyütmek, yeni projeler başlatmak, İnterneti geniş kitlelere tanıtmak, yaymak, toplumun gündemine İnterneti yerleştirmek ve Türkiye İnternetine ivme verecek etkinliklerin yapılması amacıyla, 9-22 Nisan'ı İnternet Haftası olarak ilan etti.

Aktif Katılım Çağrısı metninden konuyla ilgili detaylara ulaşılabilir ve www.internethaftasi.org.tr sitesinden, etkinlikler hakkında bilgi alınıp, desteklenebilir.

İnternetine Sahip Çık, İnternet Yaşamdır!

- - -

(İnternet Haftası'yla ilgili bu yazıyı, iki hafta önce, konuya önceden dikkat çekmiş olmak için yayımlamıştım. Fakat, tam da bu 'İnternet Haftası' içersinde olduğumuz dönemde gelişen, birkaç talihsiz olaydan bahsetmek için, an itibariyle güncelleme ihtiyacı hissettim.)

Antoloji ve EksiSözlük'e
mahkeme kararıyla, erişim yasağı getirildi!


Evet, ülkemizde İnternet kullanımı 14 yılını doldurmuş. Beklenirdi ki geçen bunca zaman süresince, bilişimle ilgili hukuki bir alt yapı şekillendirilebilsin. Maalesef böyle bir durum söz konusu değil.

Bir ülke düşünün; bir yanda özelleştirme sevdasına kapılmış yöneticiler, ülke kaynaklarını sata sata bitiremezken; diğer yanda yasaları kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmekten geri durmamak adına da, gece yarıları jet hızıyla kanunlar meclisten geçirilebiliyor olsun(!) Fakat, 14 yıldır ülkelerinde kullanılan bir 'şey'le ilgili; ne bir vizyonları, ne de bir çalışmaları olmasın(!)

'Şey' diyorum. Çünkü o ülkenin yöneticileri; 'internet' nedir, bilmedikleri gibi
(ki, yakın zamanda o ülkenin ulaştırma bakanı; interneti yaygınlaştırma kampanyası yapan fakat, ADSL hizmetini fahiş fiyatlara sunan bir servisi koruyabilmek için savunma yaparken; Gigabyte neymiş, Megabit neymiş habersiz; ezbere bilgiyle beyanatlarda bulunup, potlar kırmazdı), bilinsin ve kullanılsın da istemezler!

Yoksa bir yandan, ülkenin başbakanı; bir gazeteyle beraber, 'temiz internet kampanyası' düzenlerken; diğer yandan da 'üzerinizi sıkı giyin, üşümeyin, çocuklarınızla internette gezin ama tanımadığınız yabancılarla konuşmayın' kıvamında şeyler söyleyerek; internetin çirkin, sakınılması gereken, kötü bir yer olduğu algısını uyandırır mıydı?!

Ya da o 'temiz internet kampanyaları' başlatan gazeteler; internetin kötü bir arka sokakmış gibi, suç yuvası olduğu algısını uyandıracak haberleri; en hassas noktadan -çocuklar üzerinden- giderek, manşetlerine taşır mıydı?!
Haftalarca, çocuk pornosu ve internet kafelerle ilgili haberlerle; bilgiye aç insanların beyinleri yıkandı.

Bu tutumların; 'oraya özgürlük getireceğiz!' diyerek hareket eden, bir kısım insandan ne farkı var? Bu; 'Özgürsünüz ama sadece bizim istediğimiz, izin verdiğimiz kadar' gibi bir durum.

Kısa bir süre önce, tüm dünyaya hitap eden bir video paylaşım ortamı, orda canımızı sıkacak içerikler oluştu diye, sadece bizim ulaşımımıza kapatılmıştı!? Tüm dünya, oradaki hoşumuza gitmeyen içeriğe erişebilirken, bize sansürleniyor olması, ne kadar trajikomik bir durum!?

Çözümü sansürlemekte bulan bu zihniyetin, akıllara durgunluk veren yeni uygulaması da, birkaç gün önce yaşanan Antoloji ve EksiSözlük'ün tüm içeriğinin mahkeme kararıyla ulaşılamaz hale getirilmesi oldu.

Bir site, içeriğinde gözden kaçmış birkaç densiz veya haddini açan söylem bulundu diye, tümüyle erişime kapatılabilir mi? Eğer düşünceye saygı ve
demokrasi varsa o ülkede, kapatılmaması gerekir!

İnternet'teki bir siteye, içeriği için; sanki bir suç yüzünden yakalanmış bir zanlıymış da, kanun karşısına çıkarılacağı vakte kadar gözaltına alınıyormuş, muamelesi yapılabilir mi? Yapılmamalı, ama yapılıyor.

Bir hastane bünyesindeki labaratuvarda, son kullanma tarihi geçmiş ilaçlarla tahlil yapılıyor diye, tüm hastaneyi kapatmak gibi bir mantık bu.
Nokta atışı yap, labaratuvarı kapat, sorumluyu cezalandır. Tüm hastanedekileri madur etmek niye?!

Ne yapılabilir; uyarılır, İnternetteki rahatsızlık yaratan içerik kaldırtılır, ama site yayınına devam eder.


Hukuki alt yapı, teknolojinin gelişimine ayak uyduramamış olabilir. Ama, 14 yıl gibi bir zamandan söz ediyorsak; nasıl bir süreç işletileceğiyle ilgili, daha mantıklı kanuni uygulamalara sahip olmamız gerekmez miydi?!

Bir yandan, 'Antoloji'
ve 'EksiSözlük'e uygulanan hukuki süreç yüzünden; sozluk.sourtimes.org ve www.antoloji.com adresi ulaşılamaz olsun. Ama diğer yandan da, ilgili sitelere www.eksisozluk.com ve www.antoloji.com.tr adreslerinden ulaşılabiliyor olsun!? Böyle de tuhaf bir durum var. Kaldı ki, ulaşılması engellenmiş bir siteye, ulaşmayacaksınız gibi bir durum da söz konusu değil. Proxy kullanarak, başka ülkedeki bir sistem üzerinden, yine isteyen istediği yere ulaşabilir. Bunun ilköğretimdeki çocuklar bile farkındayken, nasıl yasa yürütücüler farkında olmaz?!...

Tek kanaldan, dayatmacı bir bilgiye maruz bırakılmak yerine, çok kanaldan özgürce gerçek-doğru bilgiye ulaşmayı sağlayan bir platformdur
İnternet.

İnternet, yaşamdır! Yaşam Hakkının elinden alınmasına izin verme! Duyarlı ol! Farkında ol! Ses çıkar, tepki göster! Ben tavrımı ortaya koymazsam, sen koymazsan; yanlışlar düzelmez!

'8 Mart'ın Neresindesin?

8 Mart 'Dünya Kadınlar Günü'

8 Mart niçin 'Dünya Kadınlar Günü' olarak takvimlerde yer alır?

Kadınların bakımlı, hoş gözükmeleri için, hediyeler verilen diğer bir mutlu etme günü olduğu için mi?

Yoksa, 'sevgililer günü', 'anneler günü' gibi; alışveriş/tüketim çılgınlığına dönüştürülen popüler kültür oyuncağı olamadığı için, sembolik bir saygı gösterme/değer bilme günü olduğu için mi?


Dünyada ve ülkemizdeki kadınların sorunlarının ne kadar farkındayız?

Kadınları mutlu olmayan bir dünyanın geleceği nasıl olabilir?

Peki, kadınlar haklarının ne kadar farkında ve kullanıyorlar?


Kadınlara seçme ve seçilme hakkı kanunen tanınan, dünyada sayılı Avrupa'da ise ilk ülke hangisidir?


İlk Türk kadın vali, diş hekimi, bakan, pilot kimdi diye anımsanamayabilir belki ama, gereksiz bir dolu şey hakkında fikir sahibi olmaktan geri kalmayan özellikle hemcinslerimin; '8 Mart'ı bilip de, 'Türkiye'de, kadınlara seçme ve seçilme hakkının ne zaman verildiği'ni dahi bilmemesinden utanıyor ve büyük üzüntü duyuyorum.


Söylenecek birçok şey var ve tabii ki yapılması gereken. Ama önce bilmek gerekiyor. Bilgilenmek ve bilgilendirmek.



Türkiye kadın Hakları Kronolojisi
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
International Women's Day (IWD)

ntvmsnbc'den ilgili birkaç haber başlığı;
Avrupalı kadınların dörtte biri şiddet kurbanı
Ankara’da 8 Mart kutlaması
Türk kadını mutsuz
Türkiye’de kadın olmak
Kadınlar açısından son bir yılda
Kadının yükü ağır
8 Mart’ta 8 kadının dramı
Iraklı kadının kutlayacak bir şeyi yok
Alanlarında ilk olan Türk kadınları
Çilenin coğrafyası yok
Türkiye tarihine yön veren kadınlar
Yılın yürekli kadınları ödüllerini aldı
Neden 8 Mart?
Dünden bugüne Türk kadını
İş yaşamında kadın ‘eşit’ değil
Rakamlarla kadının durumu
Kadınların yıllarca süren mücadelesi
Tarihte 8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Trafik ışıklarına etekli kadın silüeti
Kadın namlunun ucunda
Yaşam hakkı çalınan kadınlar
Kadınlar, şiddetten yakınıyor
Vanlı kadın için çare intihar mı?
Kadın yönetici istenmiyor

Sadece 5 Dakika!

1 Mart 2007 Küresel Isınmaya Karşı Ortak Eylem! Yarın! Unutmayın! Sadece 5 dakika!

Mert Ulaş'ın Yaşam İçin Yakarış yazısını okudunuz mu?
Bu içten seslenişe kulak verin, lütfen. Gelecek projeksiyonlarında hiç de haksız olmadığını görmek sarsıcı ama, böyle giderse acı da olsa bunlar gerçeğimiz olacak, öyle değil mi?


WWF-Suyumuza Sahip Çıkalım kampanyasının ciddiyetine duyarlılık göstererek, yazımdaki davetime bloglarında bahsederek katılan Pino ve Mert'e buradan bir kez daha çok teşekkür ediyorum.

Bağlantılı konular:
'Küresel Isınmaya Karşı Ortak Eylem!'
Nil, Maasailer'in Yeni Tanrısı Mı Olacak?
Karbondioksit Temizliğine 25 Milyon $ Ödül
Kutup Ayıları, 'Küresel Isınma' ile Yaşantıları..
An İnconvenient Truth 'Uygunsuz Gerçek', Philips Imageo Mum Işığı,
WWF-Suyumuza Sahip Çıkalım, Evian-waterboy.

'Küresel Isınmaya Karşı Ortak Eylem!'



Sadece 5 dakika!
1 Mart 2007 Perşembe akşamı, saat: 19.55-20.00 arası.
Tüm dünyada küresel ısınmaya karşı ortak bir eylem!

Eylem planı şu: Yerel saatlerin farklılığı gözetilmeksizin bütün dünyada 1 Mart 2007 Perşembe akşamı, saat: 19.55-20.00 arası tüm enerji kaynakları kesilecek.
Evde ya da işteyseniz şalterler inecek. Arabadaysanız yol kenarına çekeceksiniz vs. Yapabilen yapacak.
Amaç, bütün dünyada yer alacak bu 5 dakikalık kesintiyle meydana gelecek enerji tasarrufuyla karar mercilerinin dikkatini çekmek.

Neden olmasın?

Küresel Isınmayla dünyanın karşı karşıya olduğu tehlikeye dikkat çekmek için, başka ülkelerde çeşitli planlar deneniyor. Böyle eylemler dikkat çeker, farkındalık yaratıp ses getirir. Bir kişinin bile bilinçlenip bu kötü gidişe izin vermemek için davranışlarında değişikliğe gitmesi kârdır.

Önemli olan davranışlarımızın bilincinde olarak davranabilmek. Alışkanlıklarımızı bu yönde yeniden düzenlemek.

Her gün 5 dakika bunu yapsak ne olur? Bu sayede her gün yüzlerce ağaç kesilmekten kurtulabilir ya da nesli tükenen bir canlı türü belki hayatta kalmayı başarabilir.



An Inconvenient Truth ‘Uygunsuz Gerçek’; Küresel Isınma'nın dünyayı nasıl etkilediğini, nasıl önlemler alınabileceğini anlatan 100 dakikalık belgesel bir film.

Uygunsuz Gerçek filmini yoksa hâlâ izlemediniz mi?



Global Cartoons başlığında, üstteki karikatürler gibi, konuyla ilgili başka karikatürleri de görebilirsiniz.

Ne kadar farkındayız?

Bağlantılı konular:
Nil, Maasailer'in Yeni Tanrısı Mı Olacak?
Karbondioksit Temizliğine 25 Milyon $ Ödül
Kutup Ayıları, 'Küresel Isınma' ile Yaşantıları..
An İnconvenient Truth 'Uygunsuz Gerçek', Philips Imageo Mum Işığı,
WWF-Suyumuza Sahip Çıkalım, Evian-waterboy.

İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti



İstanbul, 2010 yılı için "Avrupa Kültür Başkenti" seçildi.


Bu önemli olayı kutlamak, duyurmak ve İstanbul'u yaşayanların, bilenlerin ama en önemlisi tasarımcıların gözünden anlatmak amacıyla;
DinoDream tarafından, İstanbul 2010 Afiş Yarışma&Projesi düzenlenmişti.

Üstteki çalışma, '
3 vakte kadar bir yolunuz var' ismiyle, birinci olan Aydın Gürer (tetanoise)'e ait.

Yarışmaya katılan diğer çalışmaları
DinoDream Yarışma&Proje sayfasında görebilirsiniz.

İstanbul, “
2010 Girişim Grubu”nun olağanüstü gayreti ile Avrupa Kültür Başkenti oldu.

Başlangıçta bir grup aydının iyi niyetli girişimi ile başlayan bu süreç, kısa süre içerisinde sivil bir inisiyatif olarak gelişti ve ardından yerel yönetim ve devletin farklı birimlerinin de katılımıyla gerçekten alkışlanacak bir sonuç elde edildi.


İstanbul'un, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasından; İstanbul'un dolayısıyla da ülkenin çok önemli kazanımları olacak.


Avrupa Kültür Başkenti nedir? İstanbul'u neler bekliyor? Neler yapmalıyız? gibi sorulara cevabı ve daha ayrıntılı bilgiyi
www.istanbul2010.org'dan takip edebilirsiniz.

Ayrıca konuyla ilgili, Levent Çalıkoğlu'nun gazetedeki detaylı yazısı'da okunabilir.

Nil, Maasailer'in Yeni Tanrısı Mı Olacak?



Amerikalı ünlü yazar Ernest Hemingway, Afrika’nın en yüksek dağı olan Kilimanjaro’dan şöyle bahseder:

“Kilimanjaro, zirvesi karlarla kaplı 5 bin 895 metre yüksekliğinde bir dağdır. Batı zirvesine Maasai yerlileri ‘Ngaje Ngai’ yani ‘Tanrının Evi’ derler. Batı zirvesine yakın bir yerde donmuş bir leopar leşi vardır. Bugüne kadar hiç kimse o leoparın o kadar yüksekte ne aradığını açıklayamamıştır...”
Hemingway’in Kilimanjaro’su artık aynı Kilimanjaro değil.
Filmlere konu olan efsanevi Kilimanjaro Dağı’nın karları, küresel ısınmayla savaşamadı.

Bölgede yaşayan Maasai yerlilerinin 'Tanrı'nın Evi'olarak gördüğü Kilimanjaro’nun, Karları eriyip Nil (The Nile River) nehrine karışıyor.

Bu olay sadece bir tabiat olayı olarak nitelendirilebilir mi?

Dağ zirvelerindeki karların erimesi, bu dağların eteklerinde yaşayan insanlar için içme suyunun yok olması demek. Yükselen sıcaklıklar sineklerin daha geniş alanlara yayılmasına neden olacak, bu da bölgedeki sıtma vakalarının da artmasına yol açacak. Afrika toplumları, 1970’lerden bu yana bir nebze kontrol altına alınan sıtmanın yeniden kitlesel bir problem haline gelmesinden olumsuz etkilenecek.

Fakat bu gelişen durumun daha da önemli ve içsel derinliği olan başka bir etkisi var ki; o da O insanların inanç sistemlerinde yarattığı sarsıcı etki.

Küresel Isınma'nın, Maasailer'in 'Tanrı'nın Evi' gördükleri Kilinamjaro'ya, dolayısıyla da Maasailer'in inançlarına olan etkisini hayal edebilir miyiz?

Buzulların kutsallığına dair inanışları olan ve Kilimanjaro'yu 'Tanrı'nın Evi' olarak gören Maasai İnsanları'nın inançlarını değiştirip, yerine buzulların eriyip karıştığı Nil'i yeni Tanrıları olarak görmelerini bekleyebilir miyiz?

En güçlü inancınızın sarsılması sizi nasıl etkilerdi?



NASA uydusundan çekilen görüntülere göre, Tanzanya sınırları içerisindeki dağın zirvesindeki karlar, 1993’te çekilen fotoğraftakiyle karşılaştırıldığında 2000 yılında yarı yarıya erimiş durumda.

Bilim insanları, önümüzdeki 20-50 yıl içinde, Kilimanjararo’da, Batı Uganda’daki Rwenzori Dağı’nda ve Kenya Dağı’nda hiç kar kalmayacağını ifade ediyor. Ernest Hemingway’ın romanında bahsettiği Kilimanjaro ise artık tarih olacak.

'Uygunsuz Gerçek/Inconvenient Truth' Filminde bir yerde; küresel ısınmanın yeryüzündeki tahribatını anlatırken Al Gore şöyle diyordu:
"On yıl sonra Kilimanjaro’da hiç kar kalmayacak."
'Uygunsuz Gerçek/Inconvenient Truth' filmi
sponsor desteği yüzünden sadece 5YTL'ye izlenebiliyor. Korku, gerilim, dram filmlerinin en gerçeğiyle yüzleşmek için, cesaretinizi yanınıza alın ve küçücük bir bilinçsiz davranışımızın bile dünyaya yaptığı etkiyi, sonuçlarını izleyin.

11 bin 700 yıldır Kilimanjaro’nun tepesini beyaz bere gibi saran buz kütlesi şimdi yok olmanın eşiğinde. Bunu yapan Küresel Isınma, yani dolayısıyla bizleriz!

Ne kadar farkındayız?

Bağlantılı konular:
Karbondioksit Temizliğine 25 Milyon $ Ödül
Kutup Ayıları, 'Küresel Isınma' ile Yaşantıları..
An İnconvenient Truth 'Uygunsuz Gerçek', Philips Imageo Mum Işığı,
WWF-Suyumuza Sahip Çıkalım, Evian-waterboy.

Karbondioksit Temizliğine 25 Milyon $ Ödül




Atmosfere karışan karbondioksitin temizlenmesinde
en başarılı yöntemi geliştiren tam 25 milyon ABD dolarının sahibi olacak.

Bunun için, atmosferden yılda en az bir milyar ton karbonu temizleyecek öneriler getirilmesi gerekiyor.

Sir Richard Branson, yarışmanın tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında, insanlığın karşı karşıya olduğu felaketin boyutlarını kavraması gerektiğini söyledi ve "Dünya 60 yıl bekleyemez. Ben çocuklarım ve torunlarımın bir geleceği olsun istiyorum ve zaman akıyor" diye konuştu.

Eski başkan adaylarından ve şimdilerde küresel ısınmayla mücadele alanında faaliyet gösteren ve bu konuda 'An Inconvenient Truth - Uygunsuz Gerçek' adlı filmi hazırlayan Al Gore, Virgin şirketinin patronu Branson'a destek verdi. Gore, bunun 'insanoğlunun karşı karşıya olduğu gerçekliği kabullenme yolunda yaşadığı ahlaki bir yüzleşme' olduğuna dikkat çekti.

Çevre örgütleri de yarışmanın, kamuoyunun ve bilimadamlarının küresel ısınmaya ilgisini artırmasını umuyor. (kaynak: BBC)
Küresel Isınmayla Savaş İçin, 3 Milyar Dolar Bağış

Virgin şirketler grubunun sahibi Richard Branson, Eylül 2006'da New York'ta düzenlenen 'Clinton Küresel Girişimi'nin yıllık toplantısında, gelecek 10 yıl içinde 'Küresel Isınma'yla mücadele için, 3 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklamıştı.

Demiryolları ve hava ulaşımcılığı konusunda İngiltere'nin en büyük şirketine sahip olan, uzaya turist yollama projesiyle de tanınan Branson, "Şirketlerimin bütçesinden ayıracağım bu parayı alternatif çevreci enerji kaynakları bulmak ve küresel ısınma ile mücadele için projeler geliştirmek için harcayacağım. Güzel dünyamız bize babalarımızdan, onlara da büyük babalarımızdan miras kaldı. Çocuklarımızın daha iyi bir dünyada yaşayabilmesi için ona sahip çıkmalıyız" şeklinde konuşmuştu.

Trilyoner işadamı 'Sir' Richard Branson, küresel ısınmayla savaş için, 10 yılda 3 milyar dolar harcayacağını açıkladı.

YENİ ŞİRKETİN ADI VIRGIN FUELS
Sir Branson’un Virgin Fuels şirketi, çevreci enerjilerin ArGe’sine 400 milyon dolar bütçe ayıracak. Virgin Fuels ilk etapta, mısırdan biyo-etanol üreten California merkezli Cilion şirketine 60 milyon dolar yatıracak. Ortaklık taslağına göre, 2009 yılına dek 7 adet biyo-etanol rafinerisi kurulacak. Virgin’in trenyolu kanadı Virgin Trains, dizel trenleri, biyo-dizelle çalışacak şekilde modifiye edecek. Virgin Havayolları sözcüsü daha önce de uçaklarda rüzgar enerjisinin kullanımı üzerine çalışmaları olduğunu açıklamıştı.

HAVAYOLU ŞİRKETLERİ VE KÜRESEL ISINMA
Tahminlere göre havayolu şirketlerinin ürettiği kirlilik küresel ısınmanın yüzde 15’ini oluşturacak. Küresel ısınma nedeni fosil bazlı yakıtların kullanımını azaltmayı amaçlayan Kyoto Protokolü, havayolu endüstrisini kapsamıyor. Dünya çapında birçok hükümet havayolu şirketlerine çevre vergileri koymayı amaçlıyor, ancak şirketler bunlara karşı çıkıyor. Sir Branson, Virgin Atlantic şirketinin halen bitkisel bazlı daha çevreci yakıt türlerini kullanılması üzerinde çalıştığını ifade ederek, diğer havayolu şirketlerini de yeni kuşak enerjilere yatırım yapmaya çağırdı.

Havacılık ve diğer nakliye şirketlerinin kullandığı petrol bazlı yakıtlar, küresel ısınmanın başlıca tetikleyicileri. Sir Richard Branson, fosil bazlı enerjilere dayanan nakliye ve havacılık şirketlerinin en kısa zamanda yenilenebilir enerji modellerine geçmesini savunuyor. Her gün binlerce uçak, binlerce kilometre yol katediyor ve bunun için milyonlarca litre fosil bazlı yakıt sarfediliyor ve bunların çıkardığı karbon diyoksit atmosfere karışıyor.

Branson, “İnsanoğlu acilen fosil bazlı yakıtları terketmeli, bugün yola çıksak dahi, bütünüyle yenilenebilir enerjiye geçmemiz yıllar alacak” dedi.

Branson, yenilenebilir enerjiler konusunda araştırmalar yapacak Virgin Fuels adında bir şirket kuracak. Sir Branson’un kendi servetinden ayırdığı para miktarı, ABD devletinin bir yılda yenilenebilir enerjiye ayırdığı toplam bütçenin 3’te 1’ine denk düşüyor. ABD’de devletin rüzgar, güneş, hidrojen ve biyo-etanol gibi yenilenebilir enerjilere aktardığı miktar yıllık 1 milyar dolar.
(kaynak: NTV)
(Al Gore & Richard Branson:
Investing to Solve Global Warming, Eylül 2006)



Ne kadar farkındayız? Ne kadar duyarlıyız?

Bireysel destek çağrısı yapılması yanında, Türkiye'de kimler neler yapıyor?
Ülkemizde, Devlet bakanının 'Bahar yağmurlarını alırsak, bu yaz su sıkıntısı yaşamayız' demesi, nasıl bir bilinç seviyesinde olduğumuzun ispatı olabilir mi?!

Bağlantılı konular:
An İnconvenient Truth 'Uygunsuz Gerçek', Philips Imageo Mum Işığı,
WWF-Suyumuza Sahip Çıkalım, Evian-waterboy.