2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Into The Night, Santana İle 2008'e...

Ultimate Santana albümünden, Into The Night (featuring Chad Kroeger) parçasının videosu, hafta sonu müziğimiz olarak burada yer alacak.

Her hafta sonu, dinlediğim müziklerden bazılarını hafta sonu müziği olarak burada paylaşıyorum. Takip edenler, blogun gidişatındaki bu alışkanlığın farkındadırlar. Genelde o gün ne dinlemişsem, hoşuma gittiyse, onlardan biri oluyor paylaştığım müzik.


Aslında 2007'nin müzikle ilgili son yazısında; 2007'de bir ilki gerçekleştiren Radiohead'i konu etmeyi; 2007'nin müzik cephesinde başka neler olmuş, diye minik birkaç not düşmeyi planlıyordum. Bakalım şimdi tümünü fazla uzatmadan yapabilecek miyim?


Santana, Feat. Chad Kroeger - Into The Night videosu.

Geçen ay, Santana, Smooth yazımda; konuyu Rob Thomas ekseninde tutarak, Ultimate Santana albümüne biraz değinmiş, Santana ilgimden bahsetmiştim.

Into The Night videosuyla yeniden albümü gündeme getiriyor olmamın bir sebebi de bu ilgim ve Santana'nın kiminle çalışacağını biliyor olduğuna bu videonun
bir anlamda iyi bir örnek olması.

Ayrıca, müzik ve
Chad Kroeger'ın vokali bir yana, arkasındaki dev ışık(lı)sız panonun altında Santana'nın gitarını konuşturduğu sahnenin renk dokusu, tipografik vurguyla planın görselliği, videodaki beni yakalayan önemli noktalardan da biri.

Videolarda, gitara odaklanılan böyle anlar özellikle hoşuma gidiyor. Çölde, geniş açıdan gitariste yaklaşarak onu müzikle devleştiren November Rain videosu da, gösterilebilecek buna benzer iyi örneklerden.

Kullanılan renk dokusu, beni cezbeden noktalardan biri, demiştim. Evet,
Into The Night'taki, Satriani'nin yalnız sahnelerinden bahsediyorum hâlâ. Tamam, merak etmeyin, bir videoyu sahne sahne yorumlayacak değilim, burada. Motorola reklamlarında ve enfes müziğiyle Mellowdrone - Oh My videosunda da o renk dokusuyla benze tatlar yakalanabiliyordu. Into The Night'ın YouYube'taki canlı performans kaydını da görün mutlaka, deyip bu kısmı geçiyorum...

Radiohead'in, 2007 "In Rainbows" albümü için bir plak şirketiyle anlaşmayıp, grubun internet sitesinden şarkıları indirmeye ve ücret olarak hayranlarının "gönüllerinden kopan" miktarı ödemelerine izin vermesi; pazarlama yaklaşımı olarak dünyada bir ilkti. Yorumuna katıldığım, suetkafa.blog'taki radiohead in rainbows yazısını, bu noktada okuyabilirsiniz.

2007'de, müzikte neler olmuş, sorusuna; British Phonographic Industry (BPI) tarafından açıklanan, 2007'nin en çok satan ilk 10 albümü listesi, bir cevap olabilir.
1-Amy Winehouse: Back To Black, 2-Leona Lewis: Spirit, 3-Mika: Life In Cartoon Motion, 4-Take That: Beautiful World, 5-Arctic Monkeys: Favourite Worst Nightmare, 6-Kaiser Chiefs: Yours Truly Angry Mob, 7-Westlife: Back Home, 8-Snow Patrol: Eyes Open, 9-The Eagles: Long Road Out Of Eden, 10-Nelly Furtado: Loose.
Fakat, bu listenin içindekilere kıyasla, dışındaki gelişmelerin ilgimi daha çok çekmiş olduğunu söyleyebilirim, ki onlara da arada blogumda müzik başlığında değinmeye çalışmıştım...

Son olarak, 2007'den bir haber; Keane 'Everybody's Changing' yazımda değindiğim, İngiliz rock müzik grubu Keane; hayranlarına yeni yıl hediyesi olarak bir Gwen tefani parçasına, 2006 yılında yayınlanan ‘The Sweet Escape’ albümünden ‘Early Winter’a, cover versiyon kaydeti. Ve bu canlı performans kaydı, ‘Early Winter’ın akustik versiyonunu; keanemusic.com web-sitesinden yılbaşı hediyesi olarak ücretsiz bir şekilde indirilip dinlenebiliyor olacak.

Albüm yerine, tek tek parçalar satmaya yönelim; yakında,
"hiç boşu olmayan albümler" listelerimizin, tarih olacağını gösteriyor. Popüler kültürün hızla dönen çarkları arasında, kaliteden ödün vermek, maalesef kaçınılmaz...


Yeni yıl yaklaşıyor. '2008 yılı Ocak ayı, Ay Takvimi' ve 'Flynxs, nedir?' sorusunun cevabıyla ben geri dönene kadar bu, blogumdaki son yazım olacak.

Yeni yılınız kutlu olsun.
2008'in, beklediğinizden de fazlası olmasını diliyorum. Sevgiler...

2007'nin Öne Çıkanları, Son Haberleri

Yıl sonunda, geride bırakılacak yılın trendlerinin sıralandığı listelere bakıp, minik feedback geri dönüşlerle hafıza tazelemeyi severim.

Araya giren tatilin de etkisiyle, sonrasında yoğun bir hafta geçiriyoruz, maalesef. Biraz rahat bir zaman ayarlayıp, 2007'nin En İyi Animasyon Reklamları'na ve Time'ın 50 'top 10' listesiyle, del.icio.us'taki birkaç kaynağa bakabildim sadece. Dışarıdaki sisin dağılmasını ümit ederken onları not düşmüş olayım bloguma. Evet, sisli puslu bir İstanbul sabahındayız...

The First Post'un
2007'nin En İyi Animasyon Reklamlarını birarada izlemek eğlenceliydi. Listedeki, Coca-Cola'nın Mutluluk Fabrikası'nı gördüğünüzde, anımsayacaksınızdır. Site üzerinden 2006'nın sıralamasına ve tüm zamanların en iyi animasyon reklamlarına da ulaşmak mümkün, onları da uğramışken görün mutlaka.

Time'ın farklı kategorilerdeki
50 'top 10' listelerine bakarken; daha çok Website, Gadget, Viral Video, TV Ads, Magazine Cover, Richard Schickel'in film seçimleri başlığındakiler ilgimi çekti, ama listenin 2007'nin bir özeti olduğu söylenebilir.

2007'de, Küresel ısınma; Apple iPhone; Web 2.0'ın gelişmesi, sosyal ağlar; Gmail kapasitesi, ADSL kapasitesi artırımı; web girişimleri ve el değiştiren servisler ile fiyatları; bloglar, WordPress bloglarının kapanması, gibi pek çok şey konuşuldu. Bunlar benim şimdi ilk aklıma gelenler, 'nasıl unuttun, bunlar da önemliydi' dediklerinizi de siz ekleyin lütfen.

Düğümküme'deki 2007 Yılı İnternet Tüketici Davranışları yazısı, Antifit'deki, 2007'nin En İyi Viralleri, 2007 değerlendirmenizde zihin açıcı olacaktır.


The Wind; Epuron için, rüzgâr enerjisiyle ilgili farkındalık yaratmak amacıyla Nordpol tarafından hazırlanan bu ödüllü reklam,
benim için viraller içindeki en etkileyicilerinden biriydi, bu fırsatla tekrar anımsamış olalım.

Son haberler olarak, enteresan gelebilecek, YKM'nin yılbaşına kadar sürecek olan www.vitrindekicocuk.com projesinden (bildik, uyarlama bir proje ve web sitesini de pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim) ve adinteractive imzalı, ev sahibi olup sonrasında interaktif uygulamalara dahil olabileceğimiz, heyecan verici gelişmeler yaşanacak www.boschworld.com'dan bahsedebiliriz... [330. post]

18-3943 Blue İris

Pantone Selects Color of the Year for 2008: PANTONE® 18-3943 BLUE IRIS. Tasarım endüstrileri için profesyonel renk standartları üreticisi, renk otoritesi Pantone, 2008 yılının rengini Blue İris olarak belirlemiş.

Blue İris; Süsen Çiçeği olarak bildiğimiz, mavi-mor arası renkteki bir çiçek.

Çok sevdiğim bir çiçek ya da kullanmayı tercih ettiğim bir renk olduğunu maalesef pek söyleyemem. Fakat, ilgiyle takip ettiğim bloglardan biri, bahcevan.com'un yazarı Murat Pilevneli, zamanında bir yazısında;
Süsen Çiçeği'nin mitolojide gökkuşağı tanrıçası olduğuna, dikildiği topraklara mutluluk getirdiğine inanıldığını belirterek; uğursuzluk getiren bir çiçek olarak algılanmaması ve bahçelerde fazla ilgilenemeyeceğimiz bol güneşli az sulanan yerlere rahatlıkla dikilebileceğimizden bahsediyordu...

Konuyla ilgili haberin detaylarına Pantone'deki sayfasından ulaşabilir, önceki yıllardaki renk tercihlerine de bakabilirsiniz.

Pantone'ye uğramışken, 2008 bahar modası için belirlenen en gözde on rengin tanıtıldığı, daha iç açıcı gözüken Pantone 2008 Baharı Moda Renklerini de görmeden geçmemenizi öneririm.

2007'nin rengi ise, Chili Pepper'dı.

2008 Takviminiz Hazır Mı?


2008 calendars; print, cut, fold and glue… kıvamında; takvim hazırlamak için eğlenceli alternatif önerilerim var.

Kolayca çıktı alıp, kesip, yapıştırarak; masa üstü takvimi, monitör kenarı takvimi gibi farklı alanlarda bu hazır takvimleri kullanabiliyoruz.

Bu önerilerin arasında, Dodecahedron, yani 12 pentagon şeklinden oluşan, futbol topunu andıran bir takvim de var ki; ofiste masa üstlerinde durmaktan çok havalarda uçarak oyuncak olarak kullanılan, her yıl defalarca print edip yerlerine yenisini koymamıza rağmen nasıl olup da kaybolduklarını anlayamadığımız takvimlerden de biri ve bu yılki favorimiz olmayı sürdürmeye devam edecek gibi gözüküyor, yanına eklediğimiz sevimli cardboy takvimiyle beraber.

del.icio.us/flynxs/calendar başlığından, 2008 takvimleri için işaretlediğim değişik takvim örneklerinin bağlantılarına ulaşabilirsiniz.

Geçen yıl 2007 calendars - takvimin hazır mı? başlığında aktardığım takvim önerilerimin bağlantılarının da çoğu çalışıyor, o sitelerde takvimlerin 2008 versiyonları da var, onlardan da istifade edebilirsiniz.

Sadece büyükler için değil, ayrıca, bu tür takvimler hazırlamak; hayal güçlerini kullanma, el becerilerini geliştirmek için, çocukların zihinsel gelişimlerinde yararlı olacak keyifli paylaşımlara sebep vermeleriyle de değerlendirilebilir...

budundesign wallpaper

Dip not: Minik bir tatil arası veriyorum bloguma, 24 Aralık'a kadar yeni bir yazı yayımlamıyor olacağım. O zamana kadar önceki yazılarıma bakabilir, yandaki 'rastgele yazı göstergeci'mizle blogum içinde minik keşiflere çıkabilirsiniz. Ya da gezintinizi
del.icio.us/Flynxs altından, ilgimi çekip de sakladığım bağlantılarda veya blogumdaki 'keşfetmek için bak' bölümünde paylaştığım bloglarda sürdürebilirsiniz. Blograzzi/Flynxs'e uğrayıp, blogum hakkında fikirlerinizi not düşmek isterseniz, bunu da memnuniyetle karşılarım. Sevgiler...

Starbucks Coffee 'Mutluluğun Resmi'ni Buldu


Starbucks Coffee’nin düzenlediği ve bu sene dördüncüsü gerçekleştirilen 'Mutluluğun Resmi' konulu Tasarım Yarışmasından bahsetmiştim.

Yarışma sonuçlanmış ve üstte gördüğünüz birinci olan eser; Deniz Erdinçler’e ait. Diğer derece alan eserler ve yarışma detayları; Starbucks Coffee web sayfasında. Web sayfasını ziyaret edenler, yeni haberler arasında da görecektir ki; Starbucks Coffee, Caddebostan Sahile de açılmış...

(Dip not: Görseli eklerken yeni fark ettim. Meğer Blogger'ın resim ekleme kapasitesi sınırsız değilmiş. 1024 MB gibi bir sınırı varmış. Henüz %7'sini kullanmışım. Resimlerin büyüklükleri çok fazla olmadığından, resim upload sınırı birkaç yıl idare edebilecek gibi gözüküyor.
Sanırım önceden bu oranı kullanıcıya yansıtmadığı için, 'Blogger'ın resim ekleme kapasitesi sınırsız' gibi yanlış genel geçer bir kanıya varmıştım?!)

300 '300 Spartalı'


Heyecan ve merakla beklediğim 300 '300 Spartalı' filmi, 16 Mart 2007'de, ülkemizde vizyona giriyor.

Frank Miller'ın grafik romanından sinemaya uyarlanan, Zack Snyder yönetmenliğindeki; görsel ve işitsel şölen vadeden böylesi bir filmden bünyenizi mahrum etmemenizi öneriyorum.

Benim gibi, 'Sin City'nin üzerinizde yarattığı etkiden hoşlananlardansanız; 'Sin City'nin yaratıcısı, Frank Miller'ın çizgi romanına dayanan bu filmin, yapım aşamasıyla ilgili haberleri ilgiyle takip etmiş, arada çizgi romanını okumuş, sonrasında da filmin fragmanını belki de defalarca izleyip, fotoğraf ve müziklerini çoktan arşivinize eklemişsinizdir.

Bir süredir filmin 25 parçadan oluşan soundtrack'ini dinliyorum. Tyler Bates düzenlemesi olan, güçlü duygular uyandırmayı başaran bu müziklerin her biri o kadar etkileyici ki;
daha izlemeden tarihi bilgilerinizle kendinizi o destansı öykünün içinde bulabiliyor, o atmosferi soluyabiliyorsunuz.

Albümdeki 'Fever Dreams', 'Xerxes' Final Offer', 'A God King Bleeds' parçalarının ilham verici, zihni harekete geçirici etkilerinden istifade etmiş biri olarak diyebilirim ki; yeni bir fikre veya hazırdaki fikrinizi nasıl şekillendireceğinizle ilgili desteğe mi ihtiyacınız var, o gücü bu müziklerden alabilirsiniz. Müzikler, keşfedilmemiş renk ve dokulara ulaşmanıza aracı olabilecek kadar etkili. Ofiste uçuşan taze fikirleri şu an burada yazamayacağım ama, ileride bir filmin müziklerinin etkisiyle başarıyla kotarılmış bir projeden bahsedersem, siz bağlantıyı kurmakta zorlanmayacaksınızdır.

Eğer denk gelip de sinemada fragmanını izleyerek, filmin etkisine kapılıp, vizyon tarihini
bekleyenlerden bile değilseniz; aktardığım detaylar belki ilginizi çekmeyi sağlayabilir.

Tarihin en büyük savaşlarından birini veren Spartalılar'ın tutku, cesaret, özgürlük ve fedakârlığının destansı hikâyesinin anlatıldığı; yönetmenliğini Zack Snyder'ın yaptığı; Gerard Butler, Lena Headey, David Wenham ve Dominic West başrollerini üstlendiği filmin senaryosu; 'Sin City'nin yaratıcısı, çizgi romancı Frank Miller ve Lynn Varley'nin çizgi romanına dayanıyor.

Filmde,
Kral Leonidas ve 300 Spartalı'nın, Zerhas ve dev Pers ordusuna karşı ölümüne mücadele ettiği, M.Ö. 480 yılında geçen, tarihi Thermopylae Savaşı (Termopil Savaşı) tüm şiddetiyle anlatılıyor.

300

Sparta Kralı'nın ordusu ile Pers ordusu arasında başlayan bu kanlı savaş, tüm Yunanistan'ın Persler'e karşı birlik olmasını sağlıyor.

300 Spartalı'nın, Termopylae geçidinde Pers Kralı'nın büyük ordusuna karşı duruşuyla ölümüne bir savaş olmasına rağmen, bu durum dünyada ilk demokrasinin oluşumunu sağlayacağı için de ayrı bir öneme sahip.

Savaşın ilk gününde, Xerxes Yunanlılar'a silahlarını bırakmalarını söylediğinde, Leonidas şöyle cevap veriyor: Molon Labe ('Gelin kendiniz alın').
Üçüncü gün ise, Leonidas adamlarına güzel bir kahvaltı etmelerini, çünkü akşam yemeğini Hades'te yiyeceklerini söylüyor.

Spartalılar, Perslerin
Termopylae geçidini bir türlü geçmesine imkân vermiyorlar. Ancak, Efsaneye göre efialtis (kabus) adında bir çoban persleri dağların arasında bulunan bir geçitten spartalıların arkasına geçiriyor, Spartalılar bunu öğreniyor ama yerlerini terketmiyorlar, sadece erkek çocuğu olmayan erkekler (soylarını devam ettirebilmek için) gönderiliyor ve kalan Spartalılar her iki tarafları sarılı şekilde savaşarak ölüyorlar.



Leonidas'ın yaşamı; Frank Miller'ın 1998 yılında yayınladığı '300' adlı çizgi romanında çarpıcı bir şekilde anlatılmıştı.
Miller Thermopylae'i 'Sin City' adlı çizgi romanlarından uyarladığı filminde de 'Dwight McCarthy' adlı karakter üzerinde Leonidas'a gönderme yaparak göstermişti.
Hikaye ayrıca Steven Pressfield'ın 'Gates of Fire' (Ateş Geçidi) adlı romanında da anlatılmıştı.

Savaş sahneleriyle Gladiator (2000), Troy (2004), Brave Heart (1995) gibi filmlerin arasında yer alabilecek gibi gözüken 300 '300 Spartalı' filminde; diğerlerine kıyasla çekimler bilgisayar ortamında oluşturulmuş. 'Sin City'deki çekim tekniği ve renk kullanımından hoşlanmış olanların, 300 '300 Spartalı'daki efektleri ve renk dokusunu yadırgamayacaklarını düşünüyorum.

Tüm bunların yanında, filmde
Gerard Butler gibi bir oyuncu var. Beğendiğim aktörlerden biri olduğu için söylemiyorum. Onu Tomorrow Never Dies (1997), Dracula 2000 (2000), Attila (2001), Lara Croft Tomb Raider: The Cradle of Life (2003), Timeline (2003), The Phantom of the Opera (2004) filmlerinden anımsarsınız.

ABD'de filmi beğenmeyen izleyici yorumları, filmin sinemadan çok PS2 oyununa benzediği yönünde. Fakat filmden hikâye derinliği beklemek yerine, Frank Miller'ın grafik romanından sahne sahne alınarak, aslına sadık kalınıp yapıldığını unutmayıp, 300 mükemmel savaşçı üzerine kurulu görsel işitsel bir şölen izlemek, beklentisiyle filme yaklaşmanın daha doğru bir yaklaşım olacağını düşünüyorum..

Bakıldığında film tekniği, konusu, müziği, oyuncularıyla ve fragmanıyla izlenmeye değer gözüküyor. Film, fragmanı ve müziklerinin yarattığı beklentiyi karşılayamayacak gibi çıksa bile, bırakacağı o farklı tadla da olsa sinemadan ayrılabilinir.

300 '300 Spartalı' filmi web sitesi, fragmanı.

'8 Mart'ın Neresindesin?

8 Mart 'Dünya Kadınlar Günü'

8 Mart niçin 'Dünya Kadınlar Günü' olarak takvimlerde yer alır?

Kadınların bakımlı, hoş gözükmeleri için, hediyeler verilen diğer bir mutlu etme günü olduğu için mi?

Yoksa, 'sevgililer günü', 'anneler günü' gibi; alışveriş/tüketim çılgınlığına dönüştürülen popüler kültür oyuncağı olamadığı için, sembolik bir saygı gösterme/değer bilme günü olduğu için mi?


Dünyada ve ülkemizdeki kadınların sorunlarının ne kadar farkındayız?

Kadınları mutlu olmayan bir dünyanın geleceği nasıl olabilir?

Peki, kadınlar haklarının ne kadar farkında ve kullanıyorlar?


Kadınlara seçme ve seçilme hakkı kanunen tanınan, dünyada sayılı Avrupa'da ise ilk ülke hangisidir?


İlk Türk kadın vali, diş hekimi, bakan, pilot kimdi diye anımsanamayabilir belki ama, gereksiz bir dolu şey hakkında fikir sahibi olmaktan geri kalmayan özellikle hemcinslerimin; '8 Mart'ı bilip de, 'Türkiye'de, kadınlara seçme ve seçilme hakkının ne zaman verildiği'ni dahi bilmemesinden utanıyor ve büyük üzüntü duyuyorum.


Söylenecek birçok şey var ve tabii ki yapılması gereken. Ama önce bilmek gerekiyor. Bilgilenmek ve bilgilendirmek.



Türkiye kadın Hakları Kronolojisi
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
International Women's Day (IWD)

ntvmsnbc'den ilgili birkaç haber başlığı;
Avrupalı kadınların dörtte biri şiddet kurbanı
Ankara’da 8 Mart kutlaması
Türk kadını mutsuz
Türkiye’de kadın olmak
Kadınlar açısından son bir yılda
Kadının yükü ağır
8 Mart’ta 8 kadının dramı
Iraklı kadının kutlayacak bir şeyi yok
Alanlarında ilk olan Türk kadınları
Çilenin coğrafyası yok
Türkiye tarihine yön veren kadınlar
Yılın yürekli kadınları ödüllerini aldı
Neden 8 Mart?
Dünden bugüne Türk kadını
İş yaşamında kadın ‘eşit’ değil
Rakamlarla kadının durumu
Kadınların yıllarca süren mücadelesi
Tarihte 8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Trafik ışıklarına etekli kadın silüeti
Kadın namlunun ucunda
Yaşam hakkı çalınan kadınlar
Kadınlar, şiddetten yakınıyor
Vanlı kadın için çare intihar mı?
Kadın yönetici istenmiyor

Müzedechanga mı, Cengiz Han mı?

Mart ayında yağmur yağmasını artık şaşkınlık ve sevinçle karşılar olduk. Hafta sonu, kentin puslu manzarasına bir de Emirgan'dan bakalım, Müzedechanga'da sohbet eder, Orta Asya'dan gelen göçebe konuklarımızı da görürüz, diyerek Atlı Köşk'e gittik.

Emirgan'daki Sakıp Sabancı Müzesi Atlı Köşk; 7 Aralık'tan beri, Moğol İmparatorluğu'nun Cengiz Han tarafından kuruluşunun 800'üncü yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen, 'Cengiz Han ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu' sergisine ev sahipliği yapıyordu.

Sabancı Müzesi, daha önce Picasso ve Rodin'e de ev sahipliği yapmıştı.

Rodin-Camille Claudel ilişkisine ve eserlerine özel bir ilgim olduğu için, Rodin'in heykellerini görmeye gittiğim gün, benim için heyecan vericiydi ve Sabancı Müzesi'ne karşı ayrı bir sempatim oluşmuştu.

Belki de orda, Rodin'deki o tadı bir daha yakalayamam diye, "Cengiz Han ve Mirasçıları"nı görmeye gitmeyi ertelemiştim. Ama, sunulan eserler ve bilgiyle o dönemin dokusunu, aynı atmosferi soluyormuş hissi yaratan mekanı deneyimlemek, beklediğimden de etkileyiciydi.

Öyle bir tarih ve mirasa hayran kalmamak zaten mümkün değil. Sergiyle, sanki zamanda bir kapı açıp, minik bir seyahat ederek; bunu bir kez daha iyice anlıyoruz.

Film gösterimleri ve atölye programları gibi etkinlikleri de bünyesinde bulunduran sergi; tüm ihtişamıyla hafızalarda yer etmek ve tarihi anımsatmak için 8 Nisan'a kadar ziyaretçilerini bekliyor. Daha detaylı bilgiye; SSM'den, Cengiz Han Hakkında ve Eserlerden Seçmeler başlığından ulaşabilirsiniz...

Müzedechanga ise, Sakıp Sabancı Müzesi'nin içinde bir lokanta, kafe. Yemekleri, mekân tasarımıyla müdâvimi olacağınız bir yer.

Geleneksel Türk tadlarından uzaklaşmadan, yaratıcılığın işin içine girmesiyle oluşturulan enteresan yemekleri Müzedechanga'da keşfedebilir, hatta hiç yemem dediğiniz bir yemeğin, başka tadlarla harmanlanmış bir sunumunu, beğenerek yerken bulabilirsiniz kendinizi.

Sıcak atıştırmalıklar, soğuk atıştırmalıklar derken keşfedeceğiniz diğer çeşitlere yeriniz kalmayabilir. Kendinizi sıkça burada yeni tadlar keşfederken, arada da müzeye gelmiş yeni sergileri de takip ederken bulabilirsiniz.

Evet, müzeye değil de doğrudan restorana gitmekten bahsediyorum. Farklı bir yaklaşım gibi gözüküyor ama dünyada buna benzer örnekler var. İyi müze restoranlarına gidenlerin sayısı, sergileri gezmeye gidenler kadar çok. Cezbedici bir mekân, yanında ilgi çekecek etkinlikleri, sergileri de takip etmeye imkân veriyorsa; neden öncelikli tercih müze değil de mekân olmasın?!

'Cengiz Han ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu' sergisini görmeye gittiğinizde, isterseniz önce Boğaz'a karşı oturup içeceğiniz bir kahve yanında kurabiyelerinden denemek için Müzedechanga'ya uğrayın. Sonrasında, kendinizi yemekle ilgili nefis bir tecrübenin kollarına bırakmak için, sıkça Müzedechanga'ya uğramaktan alamayacaksınız.

Yaratıcı süreçlerinizi beslemekte kullanacağınız bir parça Cengiz Han, bir parça da Müzedechanga etkisi; zihninizde, fark edilir yeni açılımların meydana çıkmasına yol açacaktır (denenmiş, onaylanmıştır :) yoksa blog sahibi yeni ilham noktacıkları mı yakalamıştır, galiba öyledir).

Sis ve Gece - Polis


Ahmet Ümit'in ünlü romanı 'Sis ve Gece'den aynı adla beyaz perdeye uyarlanan film, 23 Şubat 2007'de vizyona girdi.

Polisiye romanlarla aranız nasıldır?
Zihni canlı tutup; tetikte, detay peşinde koşmayı sağlayan iyi bir romansa, ben, zevkle okurum.

Yerli polisiye romanlarla pek ilgili değildim, ta ki 'Sis ve Gece'yi okuyarak, Ahmet Ümit'i keşfedene kadar. Sonrasında da takip edip diğer kitaplarını da zevkle kitaplığıma ekledim.

Okurken akıcı bir anlatım; kıvrak zekâ oyunlarını takdir edebileceğim sağlam bir kurgu; hikâyedeki karakterlerle ilgili, onları çözmeme, benimsememe ya da kendimle özdeşleştirebilmeme yetecek kadar detaylı doneler, hikâyenin geçtiği zaman ve tarihi dokusuyla ilgili bilgi bulabiliyorsam; bu benim için keyifli bir okuma deneyimi oluyor.

Ahmet Ümit'in kitaplarında tüm bunları bulabildiğimi ve sayesinde artık iyi bir yerli polisiye yazara da sahip olduğumuzu söyleyebilirim.

'Sis ve Gece', 'Patasana', 'Beyoğlu Rapsodisi'; Ahmet Ümit'in en beğendiğim kitapları.

Daha önce Ahmet Ümit'in 'Karanlıkta Koşanlar' ve 'Şeytan Ayrıntıda Gizlidir' adlı eserleri dizi film olmuştu. 'Sis ve Gece'yi izledikten sonra, eğer o da bunun gibi sinemaya aktarılabilecekse, 'Beyoğlu Rapsodisi'ni de bir an önce vizyonda görmek isterim, diye düşündüm.

İstanbul'da Beyoğlu'nun sokaklarında zaman geçirmiş olanların, 'Beyoğlu Rapsodisi'ni okurken; hikâyedeki kahramanlarla o sokaklarda bire bir bulunuyormuş hissini yaşaması, romandan ayrı bir tad alınmasını sağlıyor.

Bildik bir atmosferden aktarılan bu ayrıntılar, 'Beyoğlu Rapsodisi'ndeki kahramanlarla sanki geçtiğiniz sokağın bir köşesinde denk gelebilecekmişsiniz hissini taşımanıza yol açıyor. Kitabın zamanıyla sizin okurken içinde bulunduğunuz zaman, uzayda bir yerlerde kıvrılıp denk geliyor ve iki yerde de bulunuyormuşsunuz algısını tattırıyor.

Beyoğlu'ndan hiç yolu geçmeyenler için de 'Beyoğlu Rapsodisi' aynı oranda okuyucuyu içine çekip, dünyasına katacak ve bir solukta okuyup bitirmeden rahat ettirmeyecek kadar iyi bir roman.

'Beyoğlu Rapsodisi'nden uzun uzun bahsedecek durumdayım ama şu anki konumuz 'Sis ve Gece'.

Yönetmenliğini ve senaristliğini Turgut Yasalar'ın yaptığı 'Sis ve Gece'; yönetmenin bakış açısı, romandaki karakterleri perdeye başarıyla yansıtabilecek ideal oyuncu seçimleriyle, izlemeye değer filmlerden biri.

Kitabın aslına sadık kalarak sinemaya uyarlanması için hayli uzun bir süreç geçirilmişti. Yönetmen Turgut Yasalar, kitabı okuyup çok beğendiğini ve filmini çekmek istediğini söylemesiyle bu süreç hızlanmıştı.

Güzel bir kitabın sinema uyarlaması çoğunlukla hayal kırıklığı yaratır. Turgut Yasalar'ın kitabın özünü iyi anlamış olması ve bunu kendi sinema diliyle birleştirerek ekrana yansıtabilmesi; filmin başarısının ayaklarından biri. Diğeri de oyuncu seçimi.

Kitabın baş karakteri, gizli servis elemanı Sedat'ı; Uğur Polat'tan başka, bu kadar iyi canlandırabilecek bir isim daha düşünemezdim. Aynı rol için önceden Cem Özer düşünülmüş ama işleri çakıştığı için Uğur Polat seçilmişti. İyi ki, böyle olmuş.

Uğur Polat; tiyatrodan tanıdığım ve zevkle izlediğim, beğendiğim aktörlerden biridir. Aldığı her rolü üzerine giyip, hakkıyla canlandırabilen özel bir oyuncu. Takip edebildiğim tüm rollerinde, kendisini canlandırdığı karaktere adeta iç içe yaşayıp bürüyebildiğini gözlemledim. Bu da başarısının sebebi olsa gerek.

Yetkin Dikinciler, Selma Ergenç, Mehmet Güleryüz, Oktay Kaynarca, Tardu Flordun, İlyas Salman 'Sis ve Gece'deki güçlü kadroyu oluşturan diğer isimlerden.

Polisiye ve gerilim türünden çok, bir aşk ve gizem öyküsü olan 'Sis ve Gece'de; gizli servis elemanı Sedat (Uğur Polat), karısı ve çocuğuyla normal bir yaşam sürerken bir gün amiri Yıldırım'ın ölüm haberini alıyor. Onun öldürülmüş olduğunu düşünüyor. Arada işle ilgili sorunlar yaşarken bir boşluğa düşüyor, ailesiyle durumunu sorguluyor, onu hayata yeniden bağlayacak tutkulu bir şeye ihtiyaç duyarken, Mine (Selma Ergenç) isimli bir kızla tanışıyor ona aşık oluyor ama Mine de ortadan kayboluyor ve Sedat, Mine'nin de ortadan kaybolmasıyla neye uğradığını şaşırıp, onu bulmaya çalışıyor...

'Sis ve Gece'nin web sayfasını ziyaret edip detaylı bilgi alabilirsiniz.

İzlemediyseniz filmi mutlaka izlenecek filmler listenize ekleyin. Hatta okumadıysanız Ahmet Ümit romanlarından edinip okumaya başlamak için de bu filmi iyi bir adım olarak değerlendirebilirsiniz.


Hafta sonu izlediğim diğer bir film de Onur Ünlü'nün yönetmenliğini yaptığı, Haluk Bilginer (Musa Rami), Özgü Namal (Funda), Ragıp Savaş (Komser Yılmaz)'li 'Polis'ti.

Yönetmenin filmi, ünlü Japon yönetmen Takeshi Kitano’ya ithaf etmesinden de anlaşılabileceği gibi, Polis; kendi çapında gayet iddalı ve Türk izleyicisi için şaşırtıcı olabilecek bir tür.

Filmi izlerken eğlendim. Böyle bir filmin çekilmeye cesaret edilmesi hoşuma gitti. Şu zamanda ülkemizde görebileceğimiz yerli film türlerinin dışında, heyecan verici ve orjinal bir tür denemesi.

Yönetmenin beğendiği sinema dili ve bunu başarıyla aktaran yabancı yönetmenlerden etkilenerek oluşturduğu özgün anlatımı; Haluk Bilginer'in oyunculuğu; (Özgü Namal'ı da atlamayalım tabii, o da sade ve duru bir detay filmde) müzikleriyle; şu günlerde hereketlenen yerli sinema için farklı bir açılım getirecek, değişik bir soluk katacak türde izlenesi bir film olduğunu söyleyebilirim.

Yönetmen kimi zaman Kitano, kimi zaman da Tarantino gibi davranarak; çizgisel zamanın dışına çıkıp, kurgu oyunları yaparak, çoğu zaman beklentilerin aksine gelişmelerle hikâyesini anlatıyor.

Filmde bir Oldboy tadı yakalayabileceğiniz gibi, Haluk Bilginer'de Something's Gotta Give filminde Harry Sanborn karakterinde izlediğimiz Jack Nicholson kıvamı çağrışımı da görüp eğlenebilirsiniz.

Eksiklikleri yok muydu filmin? Vardı tabii ama, dediğim gibi gücünü, yönetmenin beğendiği sinema dilinin örneklerini çokça izlemiş olmasının verdiği ilhamdan ve Haluk Bilginer gibi bir oyuncudan alan, müzikler ve oluşturulan atmosferle tamamlandığı için, eksikleri göz ardı edilebilecek bir film.

Yönetmenin denediği, gönderme yaptığı film türlerinden hiç habersiz olsanız bile, enteresan bir tür izlemiş olmanın damağınızda bıraktığı tad ve eğlenceli bir aksiyon filmi izlemiş olmanın keyfiyle sinemadan çıkmanız muhtemel.

Ceza 'Sitem', fon müziğiyle ziyaretçileri karşılayan Polis filminin web sitesinde, detaylı bilgilere ulaşmak mümkün.

İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti



İstanbul, 2010 yılı için "Avrupa Kültür Başkenti" seçildi.


Bu önemli olayı kutlamak, duyurmak ve İstanbul'u yaşayanların, bilenlerin ama en önemlisi tasarımcıların gözünden anlatmak amacıyla;
DinoDream tarafından, İstanbul 2010 Afiş Yarışma&Projesi düzenlenmişti.

Üstteki çalışma, '
3 vakte kadar bir yolunuz var' ismiyle, birinci olan Aydın Gürer (tetanoise)'e ait.

Yarışmaya katılan diğer çalışmaları
DinoDream Yarışma&Proje sayfasında görebilirsiniz.

İstanbul, “
2010 Girişim Grubu”nun olağanüstü gayreti ile Avrupa Kültür Başkenti oldu.

Başlangıçta bir grup aydının iyi niyetli girişimi ile başlayan bu süreç, kısa süre içerisinde sivil bir inisiyatif olarak gelişti ve ardından yerel yönetim ve devletin farklı birimlerinin de katılımıyla gerçekten alkışlanacak bir sonuç elde edildi.


İstanbul'un, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasından; İstanbul'un dolayısıyla da ülkenin çok önemli kazanımları olacak.


Avrupa Kültür Başkenti nedir? İstanbul'u neler bekliyor? Neler yapmalıyız? gibi sorulara cevabı ve daha ayrıntılı bilgiyi
www.istanbul2010.org'dan takip edebilirsiniz.

Ayrıca konuyla ilgili, Levent Çalıkoğlu'nun gazetedeki detaylı yazısı'da okunabilir.

Incubus

Yoğun bir haftaydı, arada Incubus coverlarıyla oyalanıp, eğlendiğim için; 'hafta sonu müziği' olarak da bu grubu seçtim. Hatta, beraberinde güzel de bir haberim var.


Üstteki müzik o coverlardan biri. radioblogclup/incubus'dan diğer bazı coverları ve Incubus müzikleri kolayca ulaşılıp dinlenebilir.


Alternative rock grubu Incubus için, Amerika'dan çıkmayı başaran iyi gruplardan biri, denebilir. İyi çıkış yapabilmiş bir grubun bir süre sonra müziklerinde kendini tekrar ettiği çok görülen bir durumdur. Incubus müziklerinde, kaliteli sözler ve birbirine benzemeyen farklı ruh hallerinde dinlenebilecek parçalar bulmak mümkün. Albümleri takip edildiğinde, geçen zaman sürecinde müziklerindeki gelişmenin daha da bir fark edilir olduğu görülecektir.

Profesyonel kariyerlerine ilk adımı, 1995 yılında yayınladıkları ilk albüm olan ‘Fungus Amongus’ ile atıyorlar.

1997'de 'Spawn' filminin soundtrack'inde, 'Incubus & DJ Greyboy-Familiar' ile yer alıyorlar. Arkasından da ikinci stüdyo albümleri ‘S.C.I.E.N.C.E’ı piyasaya çıkıyor. Benim grubu keşfetmem de Spawn filmiyle, bu zamanlara denk geliyor.

Sonraki albümleri 1999'da, 'Make Yourself'.
'Drive', 'I Miss You', 'Pardon Me', 'Make Yourself'; albümdeki sevdiğim parçaları sıralıyorum ama, nerdeyse tüm parçaları buraya yazmam gerekecek. 'Pardon Me' kliplerini ve 'Drive' kliplerini, tadımlık izlemenizi öneririm.
Ara not : Drive klibindeki çizimler; vokaldeki Brandon Boyd ve davuldaki Jose Pasillas ait. ‘Drive’, haftalarca Billboard Modern Rock Listesi’nde 1 numarada kalmış ve albümün diğer gözde parçaları ‘Pardon Me’ ve ‘Stellar’ da benzer bir başarı yakalayarak, Incubus’a 2 Platin Plak kazandırmıştı...

2001'deki albümleri, 'Morning View'.
11am, Wish You Were Here, Are You In?, Have You Ever; evet, yine sevdiğim parçaları sıralamaya kalkıp bırakıyorum. Çünkü, dinlenesi bir albüm daha...
'Wish You Were Here' klibini ve '11 Am' (Live version) izlemeniz, benimle aynı düşünceyi paylaşmanıza yol açabilir.

2004'deki albümleri, 'A Crow Left of the Murder'.
Megalomaniac, Agoraphobia, Here in My Room aklıma gelen parçaları.
Ara not : ‘Morning View’ ve ‘A Crow Left Of The Murder’ albümleri de Billboard Modern Rock Albümleri Listesi’nde uzun sure liste başında kalarak Incubus’un dünya çapında tanınmasına neden olmuştu. ‘Wish You Were Here’, ‘Warning’, ‘Nice To Know You’, ‘Circles’, ‘Are You In?’, ‘Megalomaniac’ ve ‘Talk Shows On Mute’ kendilerine Amerika ve Avrupa Modern Rock Listeleri’nde yer bulan parçalardan...

2006 kasım ayında çıkan, an itibariyle son albümleri; 'Light Grenades'.

Ara not :
Albüm yayınlandığı ilk hafta Billboard 200 listesine 1 numaradan giriş yaptı. Albümden çıkan ilk single ‘Anna Molly’ ise şu anda Billboard Modern Rock Listesi’nde 1 numarada yer alıyor…

Incubus 'Anna Molly' video.


Incubus - Dig video ve
'Light Grenades' albümünden dikaktimi çeken diğer parçalar;

Anna-Molly (Acoustic)
Incubus-Quicksand
Incubus-Dig
Incubus-Love Hurts
Incubus-Light Grenades
Incubus-Earth To Bella Part 1
Incubus-Oil And Water
Incubus-Earth To Bella Part 2

Zamanla olgunlaşan grup üyelerinin, müziklerinde de bu etkiyi görüyoruz. Artık canlı performansları görülesi kıvamdaki bir grup olduklarını söylemekte bir yanlışlık olmaz.
Vokaldeki Brandon Boyd, sırtına yaptırdığı dövme ve kaslarını çokça geliştirmeden önceki hâliyle daha bir görülesiydi ama, önemli olan müzikleri. Kaldı ki, 'Light Grenades' albümlerinin tanıtım için çıktıkları dünya turnesi kapsamında yolları 8 Mart Perşembe akşamı BJK Akatlar Arena’dan da geçecek.

Evet güzel haberim de bu;
Incubus, 08 Mart Perşembe, 19:00, Beşiktaş ColaTurka Arena- İstanbul'da.

Starbucks Coffee 'Mutluluğun Resmi'


Starbucks Coffee "mutluluk seçimlerinizdedir" diyerek;
kendi zevklerine ve ruh hallerine göre kahvelerini yaratıp kahve keyiflerini mutluluğa dönüştürebilen kahve tutkunlarını, yaşadıkları bu deneyimi resme dökerek duygularını anlatmaya çağırıyor.


"Mutluluğun Resmi" konulu 4. Tasarım Yarışmasında yaratıcılığı ile birinci seçilecek tasarım, Starbucks’ın özel koleksiyon kupaları arasında yerini alırken, tasarımcısına üç günlük bir Amsterdam seyahati de kazandıracak.

4. Starbucks Coffee Tasarım Yarışması'
Başvuru tarihleri :
01 Mart – 02 Nisan 2007
Konu : 'Mutluluğun Resmi'
Sonuçlar, 19 Nisan 2007'de açıklanacak.
Başvuru formları, www.starbucks.com.tr'de.

Nil, Maasailer'in Yeni Tanrısı Mı Olacak?



Amerikalı ünlü yazar Ernest Hemingway, Afrika’nın en yüksek dağı olan Kilimanjaro’dan şöyle bahseder:

“Kilimanjaro, zirvesi karlarla kaplı 5 bin 895 metre yüksekliğinde bir dağdır. Batı zirvesine Maasai yerlileri ‘Ngaje Ngai’ yani ‘Tanrının Evi’ derler. Batı zirvesine yakın bir yerde donmuş bir leopar leşi vardır. Bugüne kadar hiç kimse o leoparın o kadar yüksekte ne aradığını açıklayamamıştır...”
Hemingway’in Kilimanjaro’su artık aynı Kilimanjaro değil.
Filmlere konu olan efsanevi Kilimanjaro Dağı’nın karları, küresel ısınmayla savaşamadı.

Bölgede yaşayan Maasai yerlilerinin 'Tanrı'nın Evi'olarak gördüğü Kilimanjaro’nun, Karları eriyip Nil (The Nile River) nehrine karışıyor.

Bu olay sadece bir tabiat olayı olarak nitelendirilebilir mi?

Dağ zirvelerindeki karların erimesi, bu dağların eteklerinde yaşayan insanlar için içme suyunun yok olması demek. Yükselen sıcaklıklar sineklerin daha geniş alanlara yayılmasına neden olacak, bu da bölgedeki sıtma vakalarının da artmasına yol açacak. Afrika toplumları, 1970’lerden bu yana bir nebze kontrol altına alınan sıtmanın yeniden kitlesel bir problem haline gelmesinden olumsuz etkilenecek.

Fakat bu gelişen durumun daha da önemli ve içsel derinliği olan başka bir etkisi var ki; o da O insanların inanç sistemlerinde yarattığı sarsıcı etki.

Küresel Isınma'nın, Maasailer'in 'Tanrı'nın Evi' gördükleri Kilinamjaro'ya, dolayısıyla da Maasailer'in inançlarına olan etkisini hayal edebilir miyiz?

Buzulların kutsallığına dair inanışları olan ve Kilimanjaro'yu 'Tanrı'nın Evi' olarak gören Maasai İnsanları'nın inançlarını değiştirip, yerine buzulların eriyip karıştığı Nil'i yeni Tanrıları olarak görmelerini bekleyebilir miyiz?

En güçlü inancınızın sarsılması sizi nasıl etkilerdi?



NASA uydusundan çekilen görüntülere göre, Tanzanya sınırları içerisindeki dağın zirvesindeki karlar, 1993’te çekilen fotoğraftakiyle karşılaştırıldığında 2000 yılında yarı yarıya erimiş durumda.

Bilim insanları, önümüzdeki 20-50 yıl içinde, Kilimanjararo’da, Batı Uganda’daki Rwenzori Dağı’nda ve Kenya Dağı’nda hiç kar kalmayacağını ifade ediyor. Ernest Hemingway’ın romanında bahsettiği Kilimanjaro ise artık tarih olacak.

'Uygunsuz Gerçek/Inconvenient Truth' Filminde bir yerde; küresel ısınmanın yeryüzündeki tahribatını anlatırken Al Gore şöyle diyordu:
"On yıl sonra Kilimanjaro’da hiç kar kalmayacak."
'Uygunsuz Gerçek/Inconvenient Truth' filmi
sponsor desteği yüzünden sadece 5YTL'ye izlenebiliyor. Korku, gerilim, dram filmlerinin en gerçeğiyle yüzleşmek için, cesaretinizi yanınıza alın ve küçücük bir bilinçsiz davranışımızın bile dünyaya yaptığı etkiyi, sonuçlarını izleyin.

11 bin 700 yıldır Kilimanjaro’nun tepesini beyaz bere gibi saran buz kütlesi şimdi yok olmanın eşiğinde. Bunu yapan Küresel Isınma, yani dolayısıyla bizleriz!

Ne kadar farkındayız?

Bağlantılı konular:
Karbondioksit Temizliğine 25 Milyon $ Ödül
Kutup Ayıları, 'Küresel Isınma' ile Yaşantıları..
An İnconvenient Truth 'Uygunsuz Gerçek', Philips Imageo Mum Işığı,
WWF-Suyumuza Sahip Çıkalım, Evian-waterboy.

Patrick Süskind’in 'Koku'su Sinemalarda

Patrick Süskind'in 'Koku' isimli romanından, yönetmen Tom Tykwer tarafından sinemaya uyarlanan; Koku: Bir Katilin Hikayesi 'Perfume: The Story of a Murderer' 16 Şubat 2007'de vizyona giriyor.

Sevdiğim bir kitabın sinema uyarlamasını izlemenin, beni hayal kırıklığına uğratmadığı pek nadirdir. Kitabın anlatımını zevkle takip eden bir zihnin, hayal gücünün sınırsız imkânlarıyla yarattıklarının yanına hiç bir film yaklaşamaz. Bu yüzden eğer kitabı okumuşsam, çoğunlukla filmini izlemekten kaçınırım. Fakat bu film, bu konudaki istisnalardan biri.

Almanya doğumlu ve babası Wilhelm Emanuel Süskind de bir yazar olan Patrick Süskind'in, 1985 tarihli 'Das Parfum' romanı; dokuz yıl boyunca en çok satanlar listesinde yer aldı, 33 ayrı dile çevrildi ve tüm dünyada 12 milyon kopya sattı. Kitap, 1987 yılında "Koku" adıyla Tevfik Turan tarafından dilimize de çevrilerek, Can Yayınları tarafından yayınlandı.

Sinemaya uyarlanması kolay bir kitap olmadığı için sürekli ertelenen 'Koku'; Lola rennt (1999) 'Koş Lola Koş', Heaven (2002) 'Cennet' filmlerinden tanıdığımız yönetmen Tom Tykwer tarafından, hiç kimsenin izlemekten kendini mahrum etmemesini dileyeceğim kadar etkileyici, seyirlik bir filme dönüştürüldü.

'Hafta sonu müziği' olarak, blogda bir video bırakırdım, onun yerine bu defa 'hafta sonu filmi' olarak;
Koku: Bir Katilin Hikayesi 'Perfume: The Story of a Murderer 'ı bırakıyorum. Mutlaka izleyin. Eğer okumadıysanız filmden sonra kitabı da alıp, rahat bir zamanınızda orjinal öyküyü de okumayı ihmâl etmeyin.



18. yüzyıl Fransa’sında geçen 'Koku', tüm insani duyum ve duygulardan yoksun olmakla birlikte kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı bir genç adamın, Jean-Baptiste Grenoullie’in ergenlik döneminde yabancı kokular diyarı Paris sokaklarını keşfinin ardından yaşadıklarını konu alıyor.

Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dahi olan Grenouille, kendi kokusunun bulunmadığını, onun bulunduğu yerlerde insanların insan kokusunu alamadıklarını anladığı gün, dünyasını da yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına onun için sanki insanmış izlenimini verebilecek kokular sürünmektir..

Filmin yönetmeni Tykwer, 20’li yaşlarının başında okuduğu kitabın kendisini nasıl etkilediğini şöyle anlatıyor: “Romanın zamanı ve mekânı anlatma tarzı muhteşemdi. 18. yüzyılda günlük hayat, çöplükte yaşayanlar ve karanlıktan ibaretti. Kitap inanılmaz dramatik bir görsel çiziyor ve bu tarihte sizi yaşatmayı başarıyor: Balık pazarındaki doğum, Paris’in keşfedilmesi, birbirini izleyen cinayetler ve tabii ki muhteşem ve beklenmeyen bir son...


Karbondioksit Temizliğine 25 Milyon $ Ödül




Atmosfere karışan karbondioksitin temizlenmesinde
en başarılı yöntemi geliştiren tam 25 milyon ABD dolarının sahibi olacak.

Bunun için, atmosferden yılda en az bir milyar ton karbonu temizleyecek öneriler getirilmesi gerekiyor.

Sir Richard Branson, yarışmanın tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında, insanlığın karşı karşıya olduğu felaketin boyutlarını kavraması gerektiğini söyledi ve "Dünya 60 yıl bekleyemez. Ben çocuklarım ve torunlarımın bir geleceği olsun istiyorum ve zaman akıyor" diye konuştu.

Eski başkan adaylarından ve şimdilerde küresel ısınmayla mücadele alanında faaliyet gösteren ve bu konuda 'An Inconvenient Truth - Uygunsuz Gerçek' adlı filmi hazırlayan Al Gore, Virgin şirketinin patronu Branson'a destek verdi. Gore, bunun 'insanoğlunun karşı karşıya olduğu gerçekliği kabullenme yolunda yaşadığı ahlaki bir yüzleşme' olduğuna dikkat çekti.

Çevre örgütleri de yarışmanın, kamuoyunun ve bilimadamlarının küresel ısınmaya ilgisini artırmasını umuyor. (kaynak: BBC)
Küresel Isınmayla Savaş İçin, 3 Milyar Dolar Bağış

Virgin şirketler grubunun sahibi Richard Branson, Eylül 2006'da New York'ta düzenlenen 'Clinton Küresel Girişimi'nin yıllık toplantısında, gelecek 10 yıl içinde 'Küresel Isınma'yla mücadele için, 3 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklamıştı.

Demiryolları ve hava ulaşımcılığı konusunda İngiltere'nin en büyük şirketine sahip olan, uzaya turist yollama projesiyle de tanınan Branson, "Şirketlerimin bütçesinden ayıracağım bu parayı alternatif çevreci enerji kaynakları bulmak ve küresel ısınma ile mücadele için projeler geliştirmek için harcayacağım. Güzel dünyamız bize babalarımızdan, onlara da büyük babalarımızdan miras kaldı. Çocuklarımızın daha iyi bir dünyada yaşayabilmesi için ona sahip çıkmalıyız" şeklinde konuşmuştu.

Trilyoner işadamı 'Sir' Richard Branson, küresel ısınmayla savaş için, 10 yılda 3 milyar dolar harcayacağını açıkladı.

YENİ ŞİRKETİN ADI VIRGIN FUELS
Sir Branson’un Virgin Fuels şirketi, çevreci enerjilerin ArGe’sine 400 milyon dolar bütçe ayıracak. Virgin Fuels ilk etapta, mısırdan biyo-etanol üreten California merkezli Cilion şirketine 60 milyon dolar yatıracak. Ortaklık taslağına göre, 2009 yılına dek 7 adet biyo-etanol rafinerisi kurulacak. Virgin’in trenyolu kanadı Virgin Trains, dizel trenleri, biyo-dizelle çalışacak şekilde modifiye edecek. Virgin Havayolları sözcüsü daha önce de uçaklarda rüzgar enerjisinin kullanımı üzerine çalışmaları olduğunu açıklamıştı.

HAVAYOLU ŞİRKETLERİ VE KÜRESEL ISINMA
Tahminlere göre havayolu şirketlerinin ürettiği kirlilik küresel ısınmanın yüzde 15’ini oluşturacak. Küresel ısınma nedeni fosil bazlı yakıtların kullanımını azaltmayı amaçlayan Kyoto Protokolü, havayolu endüstrisini kapsamıyor. Dünya çapında birçok hükümet havayolu şirketlerine çevre vergileri koymayı amaçlıyor, ancak şirketler bunlara karşı çıkıyor. Sir Branson, Virgin Atlantic şirketinin halen bitkisel bazlı daha çevreci yakıt türlerini kullanılması üzerinde çalıştığını ifade ederek, diğer havayolu şirketlerini de yeni kuşak enerjilere yatırım yapmaya çağırdı.

Havacılık ve diğer nakliye şirketlerinin kullandığı petrol bazlı yakıtlar, küresel ısınmanın başlıca tetikleyicileri. Sir Richard Branson, fosil bazlı enerjilere dayanan nakliye ve havacılık şirketlerinin en kısa zamanda yenilenebilir enerji modellerine geçmesini savunuyor. Her gün binlerce uçak, binlerce kilometre yol katediyor ve bunun için milyonlarca litre fosil bazlı yakıt sarfediliyor ve bunların çıkardığı karbon diyoksit atmosfere karışıyor.

Branson, “İnsanoğlu acilen fosil bazlı yakıtları terketmeli, bugün yola çıksak dahi, bütünüyle yenilenebilir enerjiye geçmemiz yıllar alacak” dedi.

Branson, yenilenebilir enerjiler konusunda araştırmalar yapacak Virgin Fuels adında bir şirket kuracak. Sir Branson’un kendi servetinden ayırdığı para miktarı, ABD devletinin bir yılda yenilenebilir enerjiye ayırdığı toplam bütçenin 3’te 1’ine denk düşüyor. ABD’de devletin rüzgar, güneş, hidrojen ve biyo-etanol gibi yenilenebilir enerjilere aktardığı miktar yıllık 1 milyar dolar.
(kaynak: NTV)
(Al Gore & Richard Branson:
Investing to Solve Global Warming, Eylül 2006)



Ne kadar farkındayız? Ne kadar duyarlıyız?

Bireysel destek çağrısı yapılması yanında, Türkiye'de kimler neler yapıyor?
Ülkemizde, Devlet bakanının 'Bahar yağmurlarını alırsak, bu yaz su sıkıntısı yaşamayız' demesi, nasıl bir bilinç seviyesinde olduğumuzun ispatı olabilir mi?!

Bağlantılı konular:
An İnconvenient Truth 'Uygunsuz Gerçek', Philips Imageo Mum Işığı,
WWF-Suyumuza Sahip Çıkalım, Evian-waterboy.

Kutup Ayıları, 'Küresel Isınma' ile Yaşantılarını Bozduğumuz Dostlarımız



Hayvanları severim. Aslan, Kutup Ayısı, Panda; sorulduğunda ilk nefeste sıralayacağım öncelikli sevdiğim hayvanlardandır.


Bu yazı; son dönemde Küresel Isınma konusuna gösterdiğim hassasiyet sonrası, denk gelip izlediğim Kutup Ayılarıyla ilgili bir belgeselin ardından, durumun yarattığı üzüntüyle yazılmıştır.

O belgeselin bir kısmını video olarak yazının sonuna ekleyeceğim. Yazıyı okumak ve videoyu izlemek 10 dakikanızı alacaktır ama üzerinde düşünmek için lütfen bunu rahat bir zamanınızda yapın. Sonrasında, üzerinizdeki etkisini ve düşüncelerinizi paylaşmanızdan memnunluk duyarım.

Küresel Isınma Maduru Kutup Ayıları

Amerikan, İngiliz ve Avustralyalı bilim insanları hazırladıkları 1800 sayfalık ortak bir raporla, dünyanın 10 yıl sonra çevre felaketleri açısından geri dönülemez noktaya geleceğini duyurdu.

Norveç'te açıklanan araştırma sonuçlarına göre 100 yıl içinde kuzeyde hiç buzul kalmayacak.
Çünkü dünya ısınıyor.

Karbondioksit oranı artıyor, okyanuslar ısınıyor, buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, orman yangınları artıyor, buzul tabakaları parçalanıyor, göller küçülüyor, kurak dönemler uzuyor, ırmaklar kuruyor.

Kış sıcaklıkları artıyor, ilkbahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, bitkiler erken çiçek açıyor, göç dönemleri değişiyor, yaşama alanları farklılaşıyor, kıyı şeritleri erozyona uğruyor, mercan resifleri ağarıyor, kar yığınları azalıyor, bulut ormanları kuruyor, hastalıklar yayılıyor, yüksek enlemlerde sıcaklık artıyor...

Dünya küresel ısınma yüzünden 10 yıl içinde geri dönülemez bir noktaya gelecek. Ormanların yok olması sonucu çölleşme yaşanacak, bu tarıma da yansıyacak, deniz seviyesi yükselecek ve dünya salgın hastalıkların pençesine düşecek. Bu felaket senaryoları "korkutucu" fakat "gerçek.
Küresel Isınma'nın Dünyamız Üzerindeki Etkisi, En Fazla Kuzey Kutbu'nda Hissediliyor

Kuzey Kutbu'ndaki ısınma dünyanın geri kalanından iki kat daha hızlı.

Kuzey Kutbu'nun uydudan çekilen fotoğraflarını inceleyen bilim insanları, erimenin hızlandığını ve yaklaşık 100 yıl içersinde buzulların eriyeceğini açıkladılar. Yaşanacak bu küresel iklim değişiklikleri sebebiyle, kuzeyde hiç buzul kalmayacak, deniz suyu seviyesi yükselecek, seller yaşanacak, deniz seviyesindeki alanlar sular altında kalacak.

Isınma Buzulları Neden Etkiliyor?

Küresel ısınmanın buzullar üzerinde etki göstermesinin nedeni buzların beyaz olması.
Beyaz renk güneş ışınlarını yansıtıyor. Yansıyan ışınlar daha koyu renkte olan okyanus ve karalar tarafından emiliyor. Bu da okyanus sularının daha çok ısınmasına sebep oluyor. Isınan okyanus suları buzulları eritiyor. Kısacası buzullar direkt güneş enerjisi ile değil suların ısınmasıyla eriyor.




Kutup Ayıları Zor Durumda!

Okyanusların ısınmasıyla buzul tabakaları parçalanıyor, buzullar eriyor.
Yiyecek aramak için yer değiştiren Kutup Ayıları, ana tabakadan kopan buzul parçaları üzerinde okyanusta sürükleniyorlar.

Üzerinde olduğu tabaka tamamen eriyen Kutup Ayıları, yiyecek bulma ümidiyle çıktıkları bu macerada; kırılan başka bir buz kütlesine ulaşabilmek için bazen 100 kilometre yüzmek zorunda kalıyorlar.
Had safhada iyi yüzücü olmalarına rağmen, eğer yakında bir kara tabakası bulamazlarsa; yiyecek uğruna girdikleri bu macera, yorulup yüzmeyi bırakmaları ve boğularak ölmeleriyle noktalanıyor.


Kutup ayılarının ana beslenme kaynağı foklar. Fokları koklayarak bulan ve sessizce avına yaklaşıp su altından çıkmasını bekleyen kutup ayıları, kırılan buz parçaları yüzünden artık bu ana beslenme kaynağına güçlükle ulaşıyorlar.
Bu koşullar, kutup ayılarının beslenme davranışlarında da şaşırtıcı olaylar görülmesine sebep oluyor.

ABD ve Kanadalı bilim insanları Ocak-Nisan 2004 arasında Alaska ve Batı Kanada'da yaptıkları çalışmalarda, küresel ısınma nedeniyle buzul yaşam alanlarını kaybeden kutup ayılarının yeterince yiyecek bulamadıkları için, yamyamlaşmaya başladıklarını saptamıştı. Araştırmada üç farklı yamyamlık olayına rastlanmıştı.

Olaylardan birinde, mağarada doğum yapan anne, yeni doğurduğu bebeğini yiyordu. Oysa, normalde fok ve ayı balıklarıyla beslenen kutup ayıları normalde beslenme, doğurma, emzirme ya da oyun için deniz yüzeyindeki buz tabakalarını tercih ediyorlardı.

Bilim insanları, "Kutup ayıları üzerine Beaufort bölgesinde yapılan 24, Alaska'da 34 yıldır sürdürülen araştırmada, şimdiye dek ayıların birbirinin izini sürdüğünü ya da birbirini avlayarak yediğini görmemiştik" açıklamasını yapmışlardı.
Kutup Ayısı, 2006 Yılında Hassas Türden Tehlike Altındaki Tür Kategorisine Geçti

Küresel ısınmanın etkisiyle Kuzey Kutbu’nda buzların erimesi, kutup ayılarının neslini tehlikeye soktu. Bu durum değişmezse, önümüzdeki 45 yıl içinde türde yüzde 30'luk bir azalma olacak ve sonunda da tümüyle yok olacak.
ABD Başkanı George W.Bush, kutup ayılarını nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanlar listesine almaya hazırlanıyor.
Washington Post gazetesine göre Bush yönetimi, normalin üzerinde seyreden hava sıcaklığı yüzünden dengeleri bozulduğu için kutup ayılarının 'Hayatı tehlikede hayvanlar' listesine alınmasını önerdi.
İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan öneride, önlem alınmadığı takdirde bu hayvanların neslinin tükeneceği uyarısında da bulunuldu.
Kutup ayılarının yaşadıkları buzlu koşulların normalin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları dolayısıyla erimekte olduğu, kutup ayılarının 45 yıl içinde neslinin tükenebileceği sonucuna varıldığı açıklandı.


Erkek Kutup Ayıları 300-600 kg. ağırlığında ve 2,4-2,6 m boyundadırlar. Dişilerinin ağırlıkları erkeklerin yarısı kadardır.

Kutup Ayılarının başlıca besinleri balıklar ve foklardır.
Bunların yanında öldürebildikleri kuşlar, kemirgenler, deniz kabukluları, yengeçler, beyaz balinalar, morslar, arada sırada Musk öküzü ve çok nadiren diğer kutup ayılarını da yedikleri görülmüştür.

İnsanlar ve kendi türünün daha büyük ayıları dışında doğal düşmanları yoktur.

Nadiren bir morsun kendini korurken bir kutup ayısını öldürdüğü olmuştur. Katil balinaların da nadiren bir kutup ayısını öldürmesi söz konusu olmuştur.

Diğer ayılar gibi tıknaz olmayıp başı ve vücudu ince uzun yapılıdır.

Ayak tabanlarının altında deriden yastıklar ve tüyler olduğundan buzlar üzerinde kaymadan rahatlıkla hareket eder.

Çok iyi yüzücüdürler, kıyının 20-30 km. açıklarında yüzmeleri sıradandır.

35-40 kilometre hızla koşabilirler.

Kutup ayıları kış uykusuna yatmaz.

Kızılötesinde bir kutup ayısının sadece burnu ve nefesi görünür.

-45° soğukla başa çıkabilirler.

2 km. ötede karda saklanmış bir fok balığının kokusunu alabilirler.

Kutup ayıları eksi 50 dereceyi bulan soğukta yaşayabiliyor ve donma derecesindeki okyanusta yüzebiliyor. Kar fırtınalarında ise kendilerini, bir kar çukuru kazarak saklıyorlar.

Yatay olarak 5 metre sıçrayabilirler.

Kutup ayıları kafaları ile santimetrelerce kalınlıktaki buzu kırabiliyorlar. Fokların hava almak için açtıkları deliklerin biraz uzağına yatıp, ellerini birleştirerek saatlerce bekliyorlar. Bir kutup ayısı, fok, delikten başını uzattığı anda sıçrayıp onu bu küçücük delikten yukarıya çekebilir.

Kutup ayılarının vücut ısıları alışılmışın üzerine çıkarsa kendilerini tekrar soğutabilmek için karınlarının üzerine buza uzanıyor veya bir buz banyosu yapıp karın üstüne kıvrılıyorlar.

Kutup Ayısı, dünyanın en büyük etçil, kara hayvanıdır.

Bir kutup ayısı iki ayağının üzerine kalktığında, dişi bir Asya filinden bile daha uzun olabilir.

Kuzey Kutbu'ndaki kıyı ve adaların çevresindeki buzların üstünde yaşarlar. Bu bölgenin yüzlerce kilometre kadar içlerine girdikleri de görülür. Ama genel olarak zamanlarını, kıyıdan uzak, buz kütlelerinin üzerinde geçirirler.

Kutup ayıları yalnızca Kuzey Kutbunda yaşadıklarından yalnızca Güney Kutbunda yaşayan penguenlerle hiç karşılaşmazlar.

Kutup ayıları yalnız yaşarlar ve mors balığı dışında başka hiçbir şeyden korkmazlar ve kimse de, kutup ayılarına saldırmaya cesaret edemez, insanlar hariç...
Kutuplardaki buzul tabakası inceliyor ve burada yaşayan canlıların da yaşamları tehdit altına giriyor. Kutup ayıları besin bulamadıkları için doğurganlığını yitiriyor ve daha çok enerji sarfetmeleri gerekiyor. Yakın zamanda yapılan bir araştırmada kutup ayılarının 10-20 kg daha zayıf olduğu ortaya çıktı. (kaynak; WWF-Türkiye)

MOSKOVA - Dünya Doğal Hayatı Koruma Örgütü'ne (WWF), göre kutup ayıları küresel ısınma yüzünden saldırganlaştı.
Rusya'nın uzakdoğusundaki Çukotka bölgesinde 15 yaşında bir çocuğun bir kutup ayısı tarafından öldürüldüğünü, üç ayının da saldırgan davranışları yüzünden öldürüldüğü belirtilen WWF açıklamasında, ayıların bu davranışlarının doğrudan küresel ısınmaya bağlı olduğu vurgulandı.
WWF açıklamasına göre yiyecek aramak amacıyla göçen ayılar, toprağa ayak basmak için buzulları kullanıyor. Ancak buz oluşumu gecikince bazıları denizde uzun mesafeler yüzmek zorunda kalıyor ve genellikle hayatını kaybediyor.
Karaya ulaşabilenler ise aç kalıp zayıf düşüyor, bu yüzden ihtiyatlı olma güdülerini tamamen kaybederek köylere inip saldırabiliyor.
Kanada'da yaşayan kutup ayıları da ısınmadan nasiplerini aldı. Ülkenin batısında sıcaklıklar 1950 yılından beri her 10 yılda 0,3-0,4 derece artıyor. NASA denizdeki buzulların her 10 senede yüzde 9 geri çekildiğini belirtirken yöre halkı da suların eskisine göre daha geç donup, daha erken çözüldüğünü söylüyor. Bu da ayıların buz üzerinde avlanabilecekleri sürenin azalmasına ve daha az fok avlamalarına yol açıyor. Aç kalan ayılar saldırganlaşıp giderek yakınlardaki yerleşim yerlerine yaklaşıyor.
Geçen yıl da küresel ısınma yüzünden ayıların kış uykusuna yatma alışkanlığı şaşmıştı. (kaynak; aa, bbc)

Kutup ayıları İzlanda'ya göç ediyor
Küresel ısınma yüzünden Grönland'ın güney doğusunda bulunan İzlanda kutup ayılarının göçüne sahne oluyor. Kopan büyük buz parçaları, üzerlerinde kutup ayılarını da getiriyor. Denizde hiç bu büyüklükte buz parçalarını görmediğini söyleyen halk ise panik içinde. İzlanda'ya en son 1993'de bir kutup ayısı gelmiş, o da balıkçılar tarafından yakalanarak öldürülmüştü. (kaynak; sabah)

(NATIONAL GEOGRAPHIC - POLAR BEAR-WALRUS)

Video'da, 'Küresel Isınma'nın yarattığı olumsuz şartlardan nasibini almış bir Kutup Ayısı, çok uzun süre besinsiz kalmanın yarattığı etkiyle, Mors (valrus) sürüsünün içine girip yavrulardan birini almaya çalışıyor.

Kutup Ayısının böyle bir Mors sürüsünün içine girmesi çok riskli. Morsların kendilerini korumaya yarayan sivri dişleri, normalde caydırıcı olmalıydı. Fakat Kutup Ayısı o kadar umutsuz bir durumda.

Sürüdekiler denize kaçmadan, son bir gayret ve ümitle Morslardan birini yakalamaya çalışıyor. Morsların derileri kalın olduğu için, Kutup Ayısının dişlerine karşı dayanabiliyor. Fakat, sadece bir süre...

İri cüsselerine rağmen su altında rahatça yüzüşleri sevimli gözüken Kutup Ayılarını, kutupların iri, beyaz sahipleri olarak biliriz.
Zihinlerde yarattığı bu olumlu algıdan; iletişimde maskot olarak, oyuncak olarak kullanarak ya da esprilerde, karikatürlerde yararlanırız. Hatta geçen senelerde, çok bilinen bir içecek firmasının, o içeceği içerek mutlu olan maskotlarıydı Kutup Ayıları...

Yaşamımızın içinde bunca yer edinmiş bir canlının, biz insanların sebep olduğu 'Küresel Isınma' yüzünden; besin zincirinin kırılması, yaşam ortamının ve düzeninin bozulması çok acı bir tablo.

Video'da izlediğimiz O sevimli canlının; yaşamaya devam edebilmek için içine düştüğü durumun sorumlusu bizleriz!

İlgili linkler :
polarbearsinternational
wwfcanada/polarbearcentral
buzlardünyası
küreselısınma.org
vikipedia/kutupayısı
nationalgeographic/kutuptakibüyükbeyaz
youtube/polarbear

Bağlantılı konular :
Karbondioksit Temizliğine 25 Milyon $ Ödül,
An İnconvenient Truth 'Uygunsuz Gerçek', Philips Imageo Mum Işığı,
WWF-Suyumuza Sahip Çıkalım, Evian-waterboy.