Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız?

İnternet ortamı iletişim aracı olarak ne kadar etkili? Moda üslûpla söyleyelim: Blog’lar, Facebook’lar falan yânı(!)... Internet yazarlığı falan yânı(!)...

...blogları kullanarak kurumsal ya da bireysel iletişimin yönetilebileceğini iddia eden ‘trendy’ arkadaşlara da inanmıyorum; ürünleri bu yolla pazarlayacağını ileri süren iletişim ‘sihirbazlarına’ da...
Bu satırlar maalesef, Ali Saydam'ın 'Benim ‘blog’um da yok Facebook üyeliğim de!', yazısından.

Blogların, Facebook'un daha doğrusu İnternetin, bir mecra olarak ötelenmeye çalışıldığı böylesi yaklaşımlardan rahatsızım. Bir de sahip olduğu sıfatla değerli insanlar böyle tavırlar içinde bulununca daha da çok üzülüyorum.

Ali Saydam'ın yazısında; herkes bir Facebook yazısı yazıyorken, ben de muhalif bir Facebook yazısı yazayım mıydı niyet, yoksa kendisinin de
...‘ölçmüyorsan yapma ya da söyleme’ ilkesini şiar edinsem de ölçmeden bir tespit yapmaktan kendimi alamıyorum...
diyerek belirttiği gibi, elde etraflı bir done olmadan, sırf son zamanlardaki magazin programlarına yansıyan Facebook çılgınlığı(!) etkisinden rahatsız olarak yazmış olduğu bir yorum muydu, bilemiyoruz.

Ama,
Ali Saydam'ın kim olduğunu ve bulunduğu noktayı biliyoruz. O yüzden de, bu talihsiz değerlendirme, onun gibi birine hiç yakışmıyor, maalesef, diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz. İlerleyen dönemde edineceği daha etraflı bilgiyle, mevzuya şimdi getirmiş olduğu bu yorumdan nasıl döneceğini, merak ediyorum.

Kaliteli blog içeriklerinin; paylaşım esasıyla ve bir takım çevrelere sevimli gözükme kaygılarından uzak,
özgürce üretildiğini biliyoruz. Takip ettiğim bloglar arasında, birçok gazete köşe yazarının sunabildiği performansı solda sıfır bırakacak kalitede olanları var.

İnternet yazarı sıfatıyla yayın yapan blogların gücünün bu şekilde azımsanmasını, bir kısım medya mensubunun ürktüğü yeni bir rekabet unsurundan kaçınma çabası, ya da daha iyi niyetli bir yaklaşımla,
bir mecra olarak internetin hâlâ yeterince tanınamamış, doğru algılanamamış olmasına bağlıyorum.

Tanımadıklarınızla konuşmayın, sıkı giyinip ailenizle dolaşın”, diyen; çıkardıkları kanunlar ve uygulama şekliyle internet kötü, pis, sakınılacak bir yermiş de korunmak için tek elden sansür en güvenilir yolmuş dayatması getiren; internet’in gerçekliğinden bu kadar uzak yöneticilerin olduğu bir ülkede; algılama yönetimi, iletişim dersleri verecek seviyede olanların da böyle yorumlar yapmasına şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum(!) ama, rahatsızım.

Televizyon, telefon icat edildiğinde de, bunları kim evinde kullanmak ister ki, gibi şeyler söylenmişti. Ama bakın günümüzde nasıl bir seviyeye ulaşmış durumdayız. Bloglar ve internet üzerine kulaktan dolma bilgilerle ahkâm kesmek de, biraz da fark etmeden kendini böyle bir konuma sokmaya neden olmuyor mu sizce de?
İnternet ortamında pozitif mesajlar ilgi görmüyor ve kulaktan kulağa yayılmıyor.
diyor, sayın Ali Saydam, yazısında. Oysa insanlar, bir ürünü tercih etmeden önce, kullanıcı deneyimlerinden istifade etmek için internet üzerinde araştırma yapıyor, bloglar, forumlardaki yorumları okuyorlar.

İster sürekli takipçilerim, isterse arama motorlarından konuyla ilgili gelen ziyaretçiler olsun,
rahatsızlıklarımdan söz ettiğim yazılar kadar, pozitif bir mesaj ilettiğim yazılarımdan da bu etkiyi gözlemleyebiliyorum. Blogunda paylaşmış, O memnunsa, ben de kullanayım, memnun kalırım diye düşünüyor insanlar ve iletişim kurarak fikir edinmek istiyorlar.

Yakından, kendi blogum üzerinden birkaç örnek; paylaştığım Fako deneyimi, Lipton, Termofor, Powerturk.tv yazılarımdan sonra aldığım geri dönüşler, benim için bunun basit somut bir kanıtı.

En cezbedici reklamdansa tüketiciler, diğer tüketicilerin tavsiyelerine inanıyorlar. Sonuçlar, %80 oranında bunun böyle olduğunu gösteriyor. Durum böyleyken, peki ilk ağızdan yorumların aktarıldığı, paylaşıldığı blogların varlığını, azımsamak niye?

Aksine, internet ortamında pozitif mesajlar ilgi görüyor ve kulaktan kulağa yayılıyorlar!

Dünyanın en eski pazarlama yöntemi olan “ağızdan ağıza pazarlama” (WOM), bunun farkına varanlarca kullanılıyor ve bir strateji olarak diğer yöntemlerle kıyaslandığında
ölçülebilir sonuçlar 'WOM marketing'in farkını ortaya çıkarıyor.

İnternet medyasının gücünü azımsamak; reklam bütçelerini kabarık tutmak için eski bildik yöntemlere bir dönem daha tutunabilmek çabasıdır ancak, diye düşünüyorum. Yoksa sanmıyorum ki b
logların iletişimdeki önemine inanmayan reklamcılar, bu zamanın insanları olabilsinler!

Osman S Börütecene'nin, Ali Saydam'dan Sürpriz Bir İnternet Yaklaşımı, başlıklı güzel yazısına uzun bir yorum bırakmaktansa, bir 'internet yazarı' olarak kendi blogumda konudan bahsedip, altını bir kez daha çizmek istedim.

Blogun Hayatımızdaki Yeri, yazımda belirttiğim gibi;
Türkçe içerikli, kaliteli blogların varlığını önemsiyorum. Türkçe Yazım Kuralları'na dikkat eden, düzgün içerikli blogların sayısının çoğaldığını görmek istiyorum.

Düşüncelerinizi rahatça aktaracağınız, iletişim, paylaşım platformu olarak kullanacağınız bir blog sahibi olun ve bilgi, deneyimlerinizi aktararak siz de arkanızda kalıcı, güzel bir iz bırakın.

Yoksa siz de blogların iletişimdeki önemine inanmayanlardan mısınız?

11 yorum:

  1. Ali Saydam'ın yazısı umurumda bile olmaz. 58 yaşındaki babama interneti öğretmeye çalışırken nasıl zorlanıyorsam, Ali Saydam gibi birine de bunu anlatamayız. Onun yaşına gelince biz de anlamayız. =P Facebook nireeee, bloglar nireeee diye sormak lazım sadece. Sonra da peşinen şunları sıralayabiliriz; sivrisinek,davul,zurna,az,saz

    Bence bu yazıyı yazmaya bile gerek yoktu..
    Yok ama iyi ki de yazmışsın..
    Anladınız çelişkideki edebi sanatı.. =)

    YanıtlaSil
  2. Bugüne kadar çevremde web sitesi ile blog arasındaki ciddi farkları bana bir çırpıda anlatacak çıkmadı.

    demiş ali abi. (: müsait olduğum bir gün Ali abi ile görüşmek isterdim ona web sitesi ile blog arasındaki farkları dahil daha çok kavrayamadığı önümüzdeki geleceği ve oalcakları dahi anlatırdım. O büyük ihtimalle hala daktilo ila yazıyordur yazılarını ve bildiği en muhteşem teknolojide mutfağındaki ketil ( su ısıtıcı ) dır. Nereden bilsin adam. Biz bekleyelim hala zamanı gelince ecnebilerden satın alırız bize ne ya dimi Ali abi.

    YanıtlaSil
  3. cehalet denilen şeyin ingilizce karşılığı ignorance. biz cehaleti bilgisizlikle tanımlarken onların tanımı daha net. bilgiyi reddetmek, yoksaymak, görmemezlikten, bilmemezlikten gelmek, önem vermemek... yani ali saydam gibilerin tabiriyle "ignore etmek"ten türetilmiş. cehalet kelimesi ingilizce karşılığına ancak bizdeki "bilmemek değil, öğrenmemek ayıp" deyimiyle ulaşıyor.

    YanıtlaSil
  4. Yaşla ilgisi olduğunu sanmıyorum.

    Diyalog-A. Selim Tuncer,
    Pazarola-Prof. Dr. İsmail Kaya,
    Mah-Zen-Şahin Tekgündüz,
    yazılarını zevkle takip ettiğim ve Ali Saydam'la yakın yaşlardaki yerli blog yazarlarından. Öyle olsa, onlar gibi birçokları da konuya bu kadar hâkim olamazlardı.

    Bilgi; merak, ilgili olmakla edinilir, İstemek gerekir öncelikle. Ve biliyoruz ki anlamak istemeyene, kimse bir şey anlatamaz!

    BuzCevheri, Wolkanca, indianropetrick teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  5. Bu bir iltifat değil, samimi bir itiraf:İyi ki blog diye bir şey var. Varki; Lynn'in zeka ürünlerini tadabiliyorum.

    YanıtlaSil
  6. Meral, çok teşekkür ederim bu hoş itirafın için (: düşüncelerimiz karşılıklı; değerli kitap yorumların zengin birer kaynak.

    Blogların interaktif, karşılıklı etkileşime imkân veren yapısı; yorum yapılmasına bile izin verilmeyen, hatta fikir beyan etmek için ne yazarına ulaşacak bir e-posta adresi, ne de ulaşılacak adres olsa da karşıda bunlarla uğraşmak isteyecek bir taraf bulunamayan köşe yazarlarının monologlarından daha fazla ilgi çekici, bilgi verici olabildiği için, tercih ediliyor. Fakat bu, birilerini hoşuna gitmiyor ya da çıkarlarıyla örtüşmüyor olsa gerek ki, değersizleştirilmeye ya da öyle gösterilmeye çalışılıyor.

    Bu fırsatla, konuyla ilgili bloglardan yansıyan yakalayabildiğim birkaç okunası yazıyı da not düşmek istiyorum.

    * Ali Saydam ağzından Internet

    * Blog Yazarlarına Kafayı Takan Gazeteciler

    * Internet’te Şeref

    * İletişim Uzmaı Ali Saydam

    * Ali Saydan Buyurmuş

    * Ali bey’in de dediği gibi, Algı gerçekten de gerçekmiş!

    YanıtlaSil
  7. Cenk - http://cafefernando.com/turkce13.12.2007 17:07

    Ali Saydam'ın blog ve websitesi arasındaki farkı halen anlayamamış olmasının kendi bilgisizliği ve çevresindekilerin kifayetsizliğinden başka bir açıklaması olabilir mi acaba? Blogları kullanarak bireysel iletişim yönetilemez demiş. Acaba New York Times'da çıkan İstanbul'un Yemek Başkenti seçilmesiyle ilgili haberi okumuş mu? Bundan sonra söyleyelim de yurtdışındaki saygın gazeteler fikir almak için Türkiye'deki blogcuları değil de yazılarında "yanı" gibi moda usluplar kullanan saygın (!) meslektaşlarını arasınlar.
    http://travel.nytimes.com/2007/12/09/travel/09Foodie.htm

    YanıtlaSil
  8. Teşekkürler, Cenk. Evet bu, bloglara yaklaşıma güzel, tam da yerinde bir örnek oldu. Tabii, görmesini bilenler için.

    New York Times'da çıkan, İstanbul'un 2008 Yılının Yemek Başkenti seçilmesi ile ilgili haber ve Cafe Fernando-'Son Yemeğim' başlığından konuyla ilgili detaylara ulaşılabileceği bilgisini de, bu fırsatla buradan da aktarmış olalım.

    YanıtlaSil
  9. saniyorum Ali Saydam burda internetin olumsuz taraflarinin daha fazla oldugunu ve kimliksiz kisilerin kimlikli kisiler uzerinde kurdugu baskiyi dile getirmeye calismis. Bu anlamda haklidir, ancak bloglarin da gelisen dunyada herkesin ozgurce sesini duyurabildigi bir platform oldugunu da unutmamasi gerektigini dusunuyorum

    YanıtlaSil
  10. yapılan daha çok, internetin olumsuz taraflarından ziyade, birkaç olumsuz örneği bütüne mâl ederek değerlendirmek... yorumunuz için, teşekkürler Compir.

    YanıtlaSil
  11. Ali Saydam alaninda üstad olarak nitelendirilebilecek sayili kimselerden, ayni sekilde Engin Ardic da gectigimiz gunlerde blog yazarlarina ithafen bir yazi yazmisti. Elbette arada bir nesil farki oldugu kesin. dusunsenize, bu insanlar bu koselerde yazabilmek icin butun bir omurlerini harcadilar, ama bir blog yazari (onlarin gozunden ) kendini bu yazarlar seviyesinde gorup rahatlikta atip tutabiliyor. Ali Saydam ya da Engin Ardic, en kisa zamanda blog ya da online gazetecilik kavramlariyla tanisip bu alanda urunler vermeliler, ve internet yayinciliginin gazeteden kat kat hizli geri donusumlu getirilerini tadarak bu alana katkida bulunmalilar. Saygilar.

    YanıtlaSil

Merhaba! Flynxs | Lynist weblog yorum bırakma alanındasınız.
Ziyaretiniz, ve yorumlarınızda Türkçe Yazım Kuralları'na göstereceğiniz özen için teşekkür ederim!

İçerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Konuyla ilgili düşüncelerinizi, hissettiklerinizi, alttaki metin kutusuna yorumunuzu -isim, e-posta, varsa web site gibi detayları da belirterek- bırakarak paylaşabilirsiniz (yorumlarınızda bold, italik görünüm ve link vermek için < b>, < i>, < a> gibi bazı HTML etiketlerini de kullanabilirsiniz).

Saygı sınırlarını aşan ifadeler ve spam içerikli olası yorumlara yer vermemek için, bu blog'da yorumlar, onaylandıktan sonra yayımlanır. Yorumunuzu gönderdikten sonra burada eş zamanlı olarak görüntüleyemezseniz, endişelenmeyin, bu sebepledir.

Flynxs altındaki tüm yorumlardan anında haberdar olmak için yorumlara RSS ile abone olmayı unutmayın. (Bknz: RSS nedir?, Feedlerimi Nasıl Yönetirim?)

Olası soru, öneri ve görüşlerinizi bana, isterseniz 'gmail' adresim 'flynxs.blogspot' üzerinden de iletebilirsiniz...