İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Michael Kenna’nın Sessiz İzlenimler'i







Michael Kenna, birçoğumuz henüz uykudayken, peşine düşüp yakaladığı karelerdeki gerçeküstü etkiler sayesinde, izleyene huzur ve dinginlik veren eserlerini, düzyazıdan çok Japon şiiri olan “haiku” ya benzetiyor. Tercihini ayrıntılı mekan betimlemelerinden çok sade kadrajlardan yana kullanarak, hikayeyi izleyenin tamamlamasına olanak veriyor...

İngiliz fotoğraf sanatçısı Michael Kenna eserleri, 25 Eylül – 22 Aralık 2008 tarihleri arasında “Sessiz İzlenimler” sergisinde, Galeri Elipsis'de olacak. İstanbul Modern 'İşgal Altında'! sonrası, heyecanlandıran bir sergi haberi daha. Görülesi...

Dinner in the Sky 'Gökyüzünde Yemek'

flynxs Dinner in the Sky gokyuzunde yemek

Yerden yüksekte olmakla ilgili benzer şeyler hisseden fakat, duruma biraz da farklı yaklaşan insanlar olarak geçenlerde,
Dinner in the Sky 'gökyüzünde yemek' konusunda FriendFeed'de konuşuyorduk.

Sonrasında,
Dinner in the Sky organizasyonunun Yolculuk Atölyesi girişimi olarak yakında Türkiye'de de olacağını öğrendim. Organizasyonun web sitesi gokyuzundeyemek.com'da, tarih için Mayıs ayı gösteriliyor.

Bir seansta en fazla yirmi iki kişi oturma kapasitesine sahip olan masa, vinç yerleşimi ve platform konumu müsait olan herhangi bir alana konumlandırılabilecek, platformun altı ise reklam alanı olarak değerlendirilebilecekmiş. Etkili bir reklam alanı olacaktır, özellikle de yaratıcı işlerle bütünleştirilebilirse...

New York Times gazetesinde, 2008 yılında mutlaka gidilmesi gerekli yerler sıralamasında İstanbul; zengin yemek kültürüyle ilk sırada, Yemek Başkenti olarak gösterilmişti. O tadların şimdi böyle bir platformda keşfedilebilecek olması, eşsiz bir deneyim, güzel bir şans olsa gerek.

Dinner in the Sky'ın düşüncesi bile heyecan verici, soluk kesici ama, bilemiyorum denemeye cesaret edebilir miyim? Meselâ, Ortaköy'de boğazın üstünde böyle bir yemek, harika olmaz mıydı, ne dersiniz?

Satriani 2008 ve İlham Kaynağı Âşık Veysel

joe satrianiJoe Satriani albümü 'Professor Satchafunkilus and the Musterion of Rock', birkaç gündür player'ımda dönüp duran, Nisan 2008'in tazelerinden.

Satriani'ye ilgim bir tarafa, yeni albümün içeriğindeki bir detay, bu defa onu daha da özel kılıyor.

Bugüne kadar eserleri farklı müzik türlerinde değişik biçimlerde yorumlanan Âşık Veysel, bu kez başarılı gitar virtüözü Joe Satriani’ye ilham kaynağı oldu.


'
Professor Satchafunkilus and the Musterion of Rock'da “Asik Veysel” ve “Andalusia” isimli iki parça, Âşık Veysel’e ithaf edildi.

Satriani'nin, 'Müzik sanki benim içimde yıllardır biliyormuşum gibi çınladı' diyerek ifade ettiği Âşık Veysel müziğinin etkisine,
geçen yaz konser vermek için Türkiye'ye geldiğinde, Türk kültürünü tanıma sürecinde ona verilen Âşık Veysel cd'lerini dinlediğinde kapılmış.
“Asik Veysel” ismini taşıyan parça, usta halk ozanının türkülerinden yapılan düzenleme niteliğini taşırken, kimi bölümlerde gitarla bağlama sesi veriliyor.

Bu parçada bağlamanın sesini vermek için farklı bir teknik uyguladığını ifade eden Joe Satriani, “Hiç çalmadığım bir stilde çaldım. Gitarın sesi çok farklı duyuluyor bu parçada” sözleriyle Aşık Veysel’in kendisine verdiği ilhamı nasıl notalara aktardığını özetledi.

“Andalusia” adlı parçada ise Aşık Veysel’in ruhunun yaşadığını dile getiren sanatçı, halk ozanının ruhunu İspanya’daki bir kasabada yaşıyormuşcasına parçaya aktardığını belirtti.
*
Müziğin doğasının birleştirici, kültürler arasında köprü kuran yönüne ne hoş bir örnek, öyle değil mi?

Satriani gibi başarılı bir gitar virtüözünün Âşık Veysel sentezi; beslendiği, ilham aldığı kaynaklar bizi düşündürmeli. Üstünde durduğumuz toprakların ne kadar
zengin bir kaynak olduğunu, unutabiliyoruz...

İpek yolunun geçtiği topraklardaki destanlardan ilham alınarak oluşturulan
Loreena McKennitt "An Ancient Muse" albümü de, içinde yer alan "The Gates Of İstanbul", "Sacret Shabbat" gibi tanıdık tınılarıyla yine benzer şekilde zamanı aşarak, bizi, sadece Osmanlı'nın İstanbul'una değil, Homer'in Yunanistan'ına, oradan Haçlılar dönemi İngiltere'sine de götürüyordu.

'Professor Satchafunkilus and the Musterion of Rock' albümünde 'Overdriver' ve 'I Just Wanna Rock' öncelikli tercihim, dinleyelim diye onlara Odeo player sayesinde burada yer vermek istedim ama, Blogger beni biraz uğraştırdı. O yüzden arzu ederseniz, 'Asik Veysel' ve 'Andalusia' yanında diğer tadımlık Satriani parçalarına Odeo/Flynxs altından rahatça erişebilirsiniz.

RESFEST 2008



Uluslararası RESFEST Dijital Film Festivali başlıyor.


Bu yıl Türkiye'de dördüncüsü düzenlenecek olan festival, animasyonlar, tasarım filmleri, kısa filmler, müzik videoları, illüstrasyon galerisi, seminer ve söyleşiler, partilerle dolu zengin içeriğiyle, dijital film severler için tam bir görsel şölen olacak. Detaylar, www.resfest.com.tr'da. En iyileri bir arada görmek için takviminizi ayarlayın mutlaka.

Heyecanla beklediğim etkinliklerden biri ve nasıl zaman ayıracağımı bilemiyorum, ama olabildiğince fırsat yaratmakta kararlıyım...

Arty Globe, İlkin Deniz



Şehirlerin vektörel illüstrasyonlarının yer aldığı
artyglobe.com altındaki -yukarıdaki görselde bir parçasını gördüğünüz- başarılı portfolyo, renkli, eğlenceli, görülesi. Gördüklerimden hoşlanmamın yanında, bunun beni heyecanlandıran asıl önemli tarafı ise, benzer hatta daha eğlenceli bir İstanbul illüstrasyonunun yıllardır çalışma odamda bana eşlik ediyor olması.

İlkin Deniz'e ait olan, 100x75 (cm) boyutlarındaki bahsettiğim o karikatür İstanbul duvar haritası yanında siz, ilkindeniz.com alındaki portfolyosunda birbirinden değerli eserlerini ziyaret ederken, ben de bu fırsatla "sürekli yabancı sanatçılardan bahsediyorsunuz, yerliler arasında hiç beğendikleriniz yok mu" benzeri sorulara da bu şekilde güzel bir cavap vermiş olayım. Yine de belirteyim, öyle bir ayrımım kesinlikle yok. Sadece ülkemizde olanları az çok bildiğim(iz)den dünyada olanları tarayıp enteresan şeyler yakalamaya, bir kısmını da -buraya- bloguma yansıtabilmeye çalışıyorum...



Aynı zamanda Telvin Trio'nun basçısı olan İlkin Deniz'in, enfes müzik çalışmalarından biriyle -arada gün içinde minik bir kahve molasında bize eşlik etmesi için- bu postu sonlandırıyorum.

Dinlemeye devam etmek isterseniz, sonrasında Telvin Trio-Jazz Gitar Doğaçlama videosuyla başlayıp, YouTube'dan diğer videolarına da erişebilirsiniz ki, rahat bir zamanınızda yapın mutlaka...



İlkin deniz trio; İmer Demirer (trumpet), Serkan Özyilmaz (piano), İlkin Deniz (double-bass).

Bknz: Wikipedia-Telvin Trio. Sozluk Sourtimes-İlkin Deniz, Telvin Trio.

Street Art, Skelewags, Noktaları Birleştir





Sokakta gözüme böyle bir detay takılsa, ilgimi çeker
, yüzümde minik bir gülümsemeyle o ânın keyfini çıkarırdım. Ne dersiniz? Yoksa siz bu tarz uygulamalar veya grafitilerin görüntü kirliliği yaratacağını düşünenlerden misiniz? Ben, ülkemizde rahatça, yaratıcı Street Art örnekleriyle karşılaşabileceğimiz günleri görmeyi merakla bekliyorum.

Üstteki sevimli görseller, arada takip etmeye çalıştığım forumlardan C
onceptart forum altındaki, 'Skelewags' başlığından. Konu güncellenmeye devam ediyor, daha fazla örneğe ve görsellerin daha yüksek çözünürlükteki hallerine oradan ulaşabilirsiniz. Günün ilk kahvesi yanında veya eğlenceli minik bir mola için, ziyaret etmenizi, öneririm. Tüm forumda gezmek için ise, kendinize daha rahat, geniş bir zaman ayırmayı unutmayın.

'Street Art, nedir?' sorusuna Hafriyat Karaköy'de cevap bulabilir, hatta zamanınız varsa Noktaları Birleştirebilirsiniz (16 Şubat/9 Mart 2008 ).

Pedro Santos



Haftanın ilk ve kenti kaplayan karla uyandığımız gününde ofise ulaşabilirsek, sıcak kahve ve yanında zihin açıcı etkisiyle Pedro Santos'un www.spot-art.com altındaki portfolyosuna ziyaret, harika olacaktır, diye düşünüyorum.

Tabii, fotoğraf makinesiyle karda İstanbul manzaraları yakalamak, !F İSTANBUL'da beklediğimiz filmleri izleyip sıcak birşeyler içmek daha leziz olabilirdi, ama böyle de idare edilebilir.

Ne diyordum? Ah! Evet. Tiago Guedes tarafından hazırlanmış Flash websitesi formundaki Pedro Santos portfolyosu, girişte, melodileri tüm gün dilimize dolanacak çekicilikteki 'Ornatos Violeta - Dia Mau', 'Mata tu, Patron! - Spain' gibi hoş müzikleriyle bizi karşılayıp gezintimize eşlik ediyor.

İllüstrasyonları ve diğer işleri görülesi bir sanatçı kendisi fakat, beni website sunumuyla cezbetti. Bakalım aynı keyfi siz de yakalayabilecek misiniz?

Craig Ward / Bak 11



Craig Ward illüstrasyonları ve tipografik tasarımdaki becerisinden ne kadar hoşlandığımı anlatmayacağım. wordsarepictures.co.uk altındaki portfolyosunu gördüğünüzde, o kanıya zaten kendiniz de rahatlıkla varacaksınızdır, diye düşünüyorum.

Ocak 2008, 'New York Magazine's Top 50 Restaurants Feature' için hazırlanmış -altta gördüğünüz- yeni Craig Ward illüstrasyonunu özellikle paylaşıp, bu fırsatla Craig Ward / Bak 11 ropörtajına dikkat çekmek istiyorum.



Hafta sonu dergilere bakarken, Bak Dergisi'ndeki Craig Ward ropörtajına denk gelince, -işlerine olan ilgimden- tanıdık bir dostla karşılaşma hissini duyumsadım, b
üyük bir keyifle okudum yazıyı.

Genelinden ve satır aralarından çok önemli detaylar yakalanabilecek bir aktarım olmuş.
Siz de müsait bir zamanınızda okumadan geçmeyin isterim. Tabii mutlaka grafik tasarımla ilgili olmanız da gerekmiyor. Farklı bir açıdan da ropörtajı değerlendirebilir, yaşamla ilgili kendinizden bir şeyler de yakalayabilirsiniz. Tıpkı, hoşlandığım pek çok detayı olmakla beraber bu anlamda bakınca yazıdan alttaki satırların özellikle ilgimi çekmesi, gibi.
...Londra’nın sahip olduğu mirasın ve tarihin içinde kaybolursunuz. Çoğu sabah işe giderken aynı yolu kullanıyorum, ama hala binaların üzerinde yeni farkettiğim ayrıntılarla karşılaşabiliyorum. Sadece orada olduğumu bilmek bile beni gülümsetiyor. Ulusal Galeri’yi geçiyorum, tiyatro bölgesini geride bırakıyorum, The Ivy’den devam ediyorum. O 100 metrelik alanda 15 farklı dil duyabiliyorum. Bu bende ne kadar önemsiz olduğum hissini uyandırıyor. Ama aynı zamanda gençken burada var olmanın ve bu yerin tadını çıkarmanın mutluluğunu da yaşıyorum. Her bir dönüşte bana yeniden ilham veriyor. İngiltere’nin yaratım merkezi olarak da Londra’nın, yokluğuna dayanamayacağım bir yer olduğunu düşünüyorum....[bknz: Bak]
Bir yer hakkında böyle şeyler hissedebilmek, ne kadar güzel. Ne dersiniz, sizce de öyle değil mi? İstanbul için buna yakın şeyler hissettiğimi söyleyebilirim.

Zihninizi Görsel İmajlarla Besleyin yazımda da değinmiştim, aynı sokaklardan geçmeyip farklı yollardan gitmenin, zihni yeni uyaranlara açık hâle getirdiği için hafızayı kuvvetlendirmede yararlı olduğunu, biliyoruz.

Fakat bununla beraber,
her defasında, yaşadığımız mekânlarda fark edecek yeni ayrıntılar bulabilmek de bir beceri ve aynı zamanda oraları özel kılmanın da yolu.

Konunun, 'New York Magazine's Top 50 Restaurants Feature', yani 'yemek' kısmı ilginizi çektiyse, alttaki bağlantılar da hoşunuza gidecektir:
Flynxs: 2008 Yemek Başkenti, İstanbul -bu yazı sonrasında Cafe Fernando'ya uğradığınızda, onu, Altın Örümcek finalinde desteklemekten kendinizi alamayacaksınız, haklısınız, ben de öyle yaptım!-.
Wikipedia: Restaurant (magazine) Top 50 -yıllara göre ülkeler ve seçilen restoranları-.

Sweetness and Light, Whistle Song

Zihninizde dolaşan bir müziğe eşlik ettiğiniz ya da sırf ondan kurtulmak için üzerine başka müzikler dinleyip, o yeni melodilere takılmak istediğiniz olmuştur. Kill Bill: Volume 1 Soudtrack'ten, Twisted Nerve tüm gün dilime dolandı. Eve dönerken arabada -Feridun Düzağaç'ın yeni albümü- 'Uykusuza Masallar'ı bile dinledim. Olmadı, hâlâ mırıldanıyorum. Bu sebeple onu, hafta sonu müziği olarak burada bırakıp, yeni başka şeyler mırıldanmaya geçebileceğimi umuyorum. Fakat ondan önce, bu post gönderi sınırları içinde Şubat ayı Ay takvimimiz yer alsın ve güzel de bir animasyon izleyelim.



Christof [bknz: üstteki görsel], işlerini keyifle takip ettiğim Job Joris & Marieke animasyon stüdyosu ürünü, birbirinden eğlenceli 3D karakterlerden biri.


''...yollar/seçenekler ne kadar çok olsa da kalbimizin sesini dinleyip istediğimizi yaptığımız sürece, doğru yolda olduğumuz''u bana eğlenceli bir şekilde anımsattığı için daha bir hoşuma gittiğinden; Christof'un yer aldığı, bir tanıtım için hazırlanan Shape your desire animasyonuna [linke ya da görsele tıklayarak izleyebilirsiniz] burada yer vermek istedim.


Zaten siz, www.jobjorisandmarieke.com ziyaret edip, Pelle ve -sanatı sevmesine rağmen bir türlü anlayamadığı için tuhaf durumlara düşen- Blanca gibi diğer daha birçok karakterin dünyasında keşfe çıkmaktan kendinizi alamayacak, bu keyifli gezintinın tadını çıkaracaksınızdır, diye düşünüyorum.

20 Şubat'a denk gelen dolunayıyla, bu ayki Ay'ın aydınlık yüzü Ay evreleri takvimimiz, altta.



20 Şubat'ı 21 Şubat'a bağlayan gece tam Ay tutulması olacak. Meraklılarına duyurulur. Eğer hava açık olursa, tam tutulma evresi Türkiye'den, Ay batarken izlenebilecek, tabii erken bir kahvaltı macerasına girmek isterseniz -çünkü 06:30 gibi bir saate denk geliyor- [bknz: 21 Şubat 2008 Tam Ay Tutulması].

Tatmin edici parçalardan oluşan bir albüm, Kill Bill: Volume 1 Soudtrack'ten, 'Twisted Nerve' iki farklı yorumuyla hafta sonu müziği olarak burada yer alıyor.

Tabii, bu arada filmi de biraz anımsamak hiç fena olmazdı, derseniz; Youtube'daki Kill Bill-In the Hospital (Twisted Nerve) videosunu izlemenizi önerebilirim.

Tercihim 'Whistle song'un techno remix olarak hazırlanmış hâlinden yana ama, hazırda web'den buraya alabileceğim sadece bu iki yorumu bulabildim -dinlemek için imeem player'ın play tuşuna bastıktan sonra, bağlantı hızınıza bağlı olarak dinlemek için biraz beklemeniz gerekebilir-, onu da imeem servisi marifetiyle gerçekleştirdik.



Peki sizin bu sıralar zihninizde hangi müzikler dolaşıyor? Varsa, dilinize dolanan melodilerden kurtulma yöntemlerinizi de paylaşabilirsiniz benimle.

Panoramik Gezinti

Topkapı Sarayı Harem bölümünden başladığım panoramik gezintim; Gaziantep Müzesi Zeugma, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Ayasofya Müzesi, Mevlana Müzesi, Burdur Arkeoloji Müzesi ile devam etti.

Böyle bir cümle kurup, tüm bu saydıklarımı neredeyse sadece yarım saat içinde yaptığımı söylemek, başka bir zamanda olsa belki
şaşkınlık verici hatta imkânsızmış gibi gelebilirdi. Ne mutlu ki şimdi teknoloji sayesinde online ortamda, bunları rahatça yapabiliyoruz.

www.360tr.com, panoramik Türkiye fotoğraflarıyla, ordaymışlık hissini duyumsatan hoş bir deneyim sunuyor. Varlığından haberdardım ancak bu kadar detaylı bakma fırsatı bulamamıştım. Umarım içeriği gelişmeye devam eder.

2008, Ocak, Ay Takvimi



Ocak ayında Ay evreleri böyle olacakmış, diyerek - biraz gecikmeli de olsa - 2008'in ilk, Ay'ın aydınlık yüzlerini takip takvimimizi paylaşmış olalım. 2008'in ilk Dolunay'ı ise, 22 Ocak'ta...

Biliyorum, yarım kalmıştı, sisli, puslu bir İstanbul sabahında, gemilerin siren sesleri eşliğinde "Flynxs, nedir?"in devamını
yazdım. Ay takvimini gördüm, Astronomi ile ilgili minik birkaç bilgi daha edinebilirim arada derseniz, o yazıdan okumaya devam edebilirsiniz...

2008 Yemek Başkenti, İstanbul

New York Times gazetesinde, 2008 yılında mutlaka gidilmesi gerekli yerler sıralamasında İstanbul; zengin yemek kültürüyle ilk sırada, Yemek Başkenti olarak gösterildi.

CafeFernando blogunun sahibi
Cenk Sönmezsoy'un önerileriyle tanıtılan İstanbul; “Son yemeğin olacağını bilseydin, İstanbul’da ne yerdin?” sorusu üzerine verdiği Çiya cevabıyla da, yemek kültürüne örnek, güzel mekânlarından birinin ismini dünyaya duyurmuş olarak New York Times'da yer bulmuş oldu.

Bu güzel haberi sevinçle karşıladım ve gurur duydum. İstanbul'un ve beğenerek gittiğim mekânlardan biri, Çiya'nın isminin bu fırsatla dünyaya duyurulmuş olması da çok hoşuma gitti. Fakat ülke gündemi içinde, böyle güzel bir haberin medyada minik bir yer bularak geçiştirilmiş olmasına üzüldüğümden, burada altını önemle çizerek bir kez daha aktarmış olmak istedim.
İstanbul, 2008 Yemek Başkenti; 2010 Dünya Başkenti olacak ama, buna hazırlık yeterli mi, tanıtım fırsatı olarak değerlendirilebilecek mi, tartışılır. Umarım, en iyi şekilde değerlendirilebilir.

Matt Gross kaleminden, New York Times'daki Foodie Destination Istanbul Cultures Meet at the Dinner Table yazısını ve Cenk'in, blogunda 'Son Yemeğim' başlıklı yazısında da aktardığı, bu güzel gelişmeyle ilgili detayları, mutlaka okumanızı öneririm.

2008 yılında 'yemek yemeye' İstanbul'a, önerisine yazıda; 'macera yaşamaya' Grönland'e, 'hesaplı tatile' Arjantin'e, 'aile olarak dünyayı tanımaya' Afrika'ya, 'lüks tatile' Moskova'ya, 'parti yapmaya' Dubai'ye, 'kültür tatiline' Berlin'e davet önerileri eşlik ediyor...

Ülkemizde blog yazarlarına nasıl yaklaşıldığına, geçen günlerde taze bir örnekle tanık olmuş ve tavır göstermiştik. Bu fırsatla, b
ir 'blog yazarı'nın önerilerinin bir gazete için dünyadaki önemine, dikkatinizi çekmek istiyorum. Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız hâlâ?

Keyifle yenilmiş, güzel bir yemek gibisi yoktur. Çiya ve özel mantarlı pilavıyla Gelik'ten karışık bir menü isterdim ben. Ne dersiniz? Peki siz,
son yemeğiniz olacağını bilseydiniz, İstanbul’da ne yerdiniz?

Teşekkürler, Cenk...

Eskiyi Aratan Yeniler, Suhulet



Anımsarsınız geçen yıl '
Haydi İstanbul Vapurunu Seç' kampanyası ile, modern teknolojinin imkânlarına sahip, fakat diğer yandan da İstanbul'un tarihi dokusuna uygun yeni vapur tasarımlarına, maketlerden görerek oy vermiştik.

Bugün, Sirkeci-Harem arasını 8 dakikada alacak olan arabalı vapur ''Suhulet'' törenle hizmete girdi. Üstteki görsellerde yeni ve eski hâllerini görüyoruz. Beğendiniz mi bilemiyorum ama, ben pek hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.

Yeniler, eskiyi aratmamalı. Bunu neden mi söylüyorum? Yeni arabalı vapurumuzda, sizce de bir şeyler eksik görünmüyor mu?

Karakter. Evet, karakteristik özelliklerden yoksun hâliyle Suhulet,
İstanbul'un tarihi dokusuna uygun olmaktan çok, estetik yoksunu mühendislik ürünü görünümüyle; İstanbul'un tarihi siluetine yakışmayan cam giydirilmiş o soğuk yüksek binalarına yakışıyor daha çok. İstanbul gibi bir kent, görsel imajıyla, bu kadar karmaşık mesajlar vermemeli.

İstanbul'un gökdelenlerine yakışacak vapurlar yapmak mıydı yoksa niyet?

TDK, Suhulet'in; kolaylık, yumşaklık, naziklik, uygun ortam anlamlarına geldiğini söylüyor. Sahip olduğu donanım, teknolojiyle İstanbul'un trafiğini hafifletecek olsa da,
yeni arabalı vapurlarımızdan ilkinin, görünümüyle; verilen isminin, yumuşaklık, naziklik anlamlarını pek de karşılayabildiği söylenemez.

Web tasarımında, sivri köşeler ovalleştirilmeye böylece daha yumuşak, göze hoş gözükmesi sağlanmaya çalışılır. Bu hâliyle Suhulet, tasarım nesnesi olarak biraz rötuşa ihtiyacı varmış gibi durmuyor mu sizce de?

Aralık Ay Takvimi, Shostakovich


Aralık 2007, Ay evreleri takvimimiz; Dolunay'ın 24 Aralık'a denk geleceğini gösteriyor. Ne güzel! Tam da, bayram tatili sonrası ilk iş günü. Hareketli günlere yüksek bir enerjiyle kolayca uyum sağlanabileceğinin habercisi olarak da görülebilir, bu.

Hafta sonunda birkaç saat için ofise geçmeye üşendiğimden,
gece Shostakovich müzikleri eşliğinde, çizdiğim taslaklarımı bilgisayara aktarmakla uğraştım biraz.

Shostakovich müziklerini çalışırken dinlemeyi seviyorum. Odaklanıp, işimi daha hızlı yapmamda yardımcı olan 'Shostakovich - Symphony No. 10 in E minor, Op. 93 - II. Allegro'yu, Odeo üzerindeki alanıma ekleyip buraya aldım hemen. Dinleyin, bakalım sizi de kanatlandıracak(!) mı?

Hatta,
powered by ODEO
'Shostakovich - Symphony No. 10 - E minor, Opus. 93 - II. Allegro' yanına bir de
powered by ODEO 'Shostakovich - Symphony No. 06 - B minor, Opus. 54 - III. Presto' da ekledim; aynı zamanda burada bize hafta sonu müziği olarak da eşlik etmiş olsunlar.

Sabah, pencereme vuran yağmur sesiyle uyandım. Güzeldi. Yağmurlu bir hafta sonunda ofise gitmeyecek olmanın da rahatlığıyla, her ay yayımladığım sade görünümlü ay takvimime, bu defa biraz rötuş da yaptım.

Gelen güzel e-postalar sayesinde öğrendim ki, meğer blog takipçilerim arasında benim gibi ay ışığı meraklılarının sayısı hiç de az değilmiş. Hatta bu merak yüzünden blogumu keşfedip, sonra takipçisi olanlar yanında; her ay paylaştığım Ay evreleri takvimlerini hemen bilgisayardaki resim dosyaları arasına ekleyen, desktop image olarak kullanlar bile varmış. Hoşuma gitti.

Ortak ilgi alanlarına, beğenilere sahip insanların; kendileriyle yakın tercihleri olanlarla daha iyi anlaşabileceklerini düşünmeleri, buna göre bir tavır içinde olmaları boşuna değil. Benzer ilgiler, insanlar arasında hoş bağlar kurabiliyor...

Shostakovich (Şostakoviç) ile, klasik müziğe dokunmuşken; onun, bestelediği 15 senfoni ve 15 yaylı çalgılar dörtlüsü ile 20. yüzyılın en büyük ve Bach'a en çok yaklaşan bestecisi olarak kabul edildiğinin de altını çizmiş olalım. Dinlerken, bestelerine yansıyan Sovyet rejiminin karanlık ve acısını duyumsayabiliyorsunuz. 10. senfoni, başarılı döneminin bir başlangıcı olduğu için ayrıca önemli.

Wikipedia-Dmitri Sostakovic başlığı, beethovenlives.net; onunla ilgili detaylar ve diğer klasik müzik örneklerine rahatça erişebilmenin yollarından bazıları.

Bu fırsatla lafı bir kez daha Gary Oldman'a getirmek istiyorum; klasik müzikten söz edip de, Ludwig van Beethoven performansıyla Gary Oldman'a lafı getirmemek olmaz. Immortal Beloved, izlemişsinizdir mutlaka, öyle olmasını umuyorum, değilse bile en azından dailymotion'daki videosunu tadımlık olarak kullanabilirsiniz...

Santana, Smooth

Güne, Ultimate Santana albümüyle başladım.

Yüklü bulutlar altındaki puslu, serin bir İstanbul sabahına, harekete geçirecek ritimlerle başlamanın yollarından biri, Santana.


Gitar virtüözü
Carlos Santana müziklerinden leziz bir seçki; 16 Ekim çıkışlı Ultimate Santana, albüm listelerinde üst sırada haklı yerini korurken ben, bu albümde de yer alan fakat, 1999 çıkışlı Supernatural albümündeki, Rob Thomas vokalli Smooth parçasının sıcak ritimler yansıtan videosunu, anımsayalım istiyorum.


Santana ft. Rob Thomas - Smooth

Rob Thomas'ı, sesiyle, 'Smooth' ve 'Last Beautiful Girl' sonrasında pek bir ümit var görsem de; Matchbox Twenty grubu ve değiştirdiği çizgisiyle,
artık pek de ilgimi çektiğini söyleyemem.

Yeni ve eski parçalardan oluşan Matchbox Twenty 'Exile on Mainstream' de, bu günlede raflarda yer alan
yeni albümlerden, Rob Thomas şimdi nerede, ne yapıyor, diye merak edenler için...

[justfy yerine,
align left'li bir yazı...]

Eulda '07 Kazananları


Yeni Photoshop logosunu ve logo trendlerini konuştuğumuz bu günlerde; European Logo Design Annual, Eulda 2007 kazananları belli oldu, Avrupa'nın en iyi logosu seçildi.

Beğendiklerimden birkaçını buraya aldım ama www.eulda.com/2007 altından tüm logoları görebilirsiniz.

Burdaki logolardan biri sizin de dikkatinizi çekti mi?
Barcode Revolution yazımda değindiğim barkod örneklerinden birini anımsadım ben. Tam da yağmurlu bu İstanbul gününde, şemsiyesiz sokağa çıkmamak iyi olurdu diye düşünürken!

...

...
Bu yılki yarışmada Eulda'06'ya göre %40 artışla toplamda 33 farklı ülkeden gelen 1000 kadar katılım arasından 201 logo seçildi.

Başarısının önemli bir bölümünü 10 seçkin tasarım profesyoneli, en büyük uluslararası firmalardan 10 pazarlama müdürü ve ayrıca BEDA, AQUENT and CONSUMERS INTERNATIONAL tarafından seçilen 10 halk üyesinden oluşan üç yönlü, uluslararası ve yenilikçi yapılı jürisine borçlu olan Eulda, dünyada ICOGRADA, AIGA, PDA, BEDA, ADCE ve bunların dışında Avrupa çapında 65'ten fazla tasarım birliği tarafından desteklenen tek ödül programı.

Yarışmada "Best of Europe" ve "Best of Nation" ödülü kazanan katılımlar online olarak sergilenirken ödül kazanan tüm logolar Aralık sonuna kadar yayınlanacak olan ve 'Sappi 2007 Avrupa'da Yılın Baskıcısı Yarışması'nda son üç yılın altın madalyasının sahibi olan Fontegrafica tarafından özel kağıtlara üstün kalitede basılan değerli bir arşiv niteliğindeki 2007 yıllığında yer alacak.

Marketingist 2007



Marketingist, Pazarlama Araç ve Hizmetleri Fuar ve Konferansı;
etkinlik, konferans ve seminerleriyle, 9 temel iş kolundan 300`den fazla katılımcı firmanın, dört gün süreyle pazarlama profesyonelleri ile buluşacağı zengin bir organizasyon olacak.

20-23 Eylül 2007, İstanbul TÜYAP Beylikdüzü Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek Marketingist ile ilgili detaylar, www.marketingist.com'da.

Tool, Vicarious


Tool konseri, bu akşam Kuruçeşme Arena'da. Nefis bir sahne performansı izleyeceğimize inanıyorum.


Tool-Vicarious; 10,000 Days (2006) albümünden ve hafta sonu müziği olarak burada yer alıyor.

Vokalde Maynard James Keenan ve gitarist Adam Jones’un biraraya gelmesiyle 1990 yılında kurulan, ABD'li bir rock grubu, Tool.
...2006 Mayıs ayında “10,000 Days” adlı 4. albümünü piyasaya süren Tool, albümün tüm prodüksiyonunu grupça üstlendi. Grubu Amerika listelerinde yeniden zirveye yerleştiren albüm, özellikle Adam Jones’un dizayn ettiği üç boyutlu kapağıyla büyük beğeni topladı.

Albümün soundunda diğer albümlere göre gücü düşük olarak gözlemlenirken, grup albümün sözlerinde farklı kültürlere göndermede bulunuyordu. Albümden “Vicarious”, “The Pot” ve “Jambi” single olarak yayınlanırken, albüm 2006 senesinin Grammy’lerinden “En İyi Albüm Kapağı” ödülünü kazandı.

Müziğiyle Staind, Cold, Disturbed, Taproot, Acroma ve daha birçok gruba örnek olan Tool, “10,000 Days” albümü sonrasında Amerika, Kanada, Avrupa ve Avusturalya’da performanslarda bulundu. Özellikle ‘stop-motion’ animasyon video klipleriyle, sahne performanslarıyla ve gizemli kişilikleriyle birçok müzikseverin hayranlığını kazanmış olan grubun üyeleri, Tool’un yanısıra ayrıca farklı projelerde de hayranlarının karşısına çıkmaya devam ediyor...
Grupla ilgili detayları, altta vereceğim linklerde bulabilirsiniz.
Tool web site: www.toolband.com, Wikipedia-Tool, Wikipedia-Maynard James Keenan, SS-Maynard James Keenan, Birikinti-Tool, Tool konseri-Biletix.

Sokaktan Tipografik Yansımalar

[The House Numbers, Yeni Sokak Tabelaları, Akzidens Grotesk, Graffiti Research Lab çevresinde; tipografi, grafiti, tasarım, kent, kültür...]



The House Numbers; Stokholm'den Medium tasarım stüdyosunun, 10 farklı tipografi ve grafik tasarım sanatçısıyla oluşturdukları, yaratıcı sokak kapısı numaraları üzerine bir proje.

Mediumism altındaki, mimari ve görsel kültüre katkı sağlayan diğer projeler de görülesi.

Zevkinizi yansıtan, size özel tasarlanmış bir sokak kapısı numarasıyla, ziyaretçilerinizi karşılamak iztemez miydiniz?

Burada da, sokaklarda farklı kapı numarası tasarımlarıyla karşılaşabilmek hoş olurdu. Fakat şimdilik sokaklara, tabela değişimiyle kimlik kazandırılmaya çalışılıyor.

..

Yeni, Tasarım Nesnesi Sokak Tabelaları

26 Haziran – 21 Temmuz 2007 tarihleri arasında; Bülent Erkmen ve Aykut Köksal’ın hazırladığı ve İstanbul’un yeni tabela konseptini meraklılara sunan “İstanbul’u Tabeladan Okumak” sergisi, Bülent Erkmen ve Aykut Köksal’la birlikte gerçekleştirilen tanıtım gezisi eşliğinde Garanti Galeri’de açılmıştı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin talebiyle başlatılan projede kentin bilgi veren öğelerinin hem bu kente özgü bir tipolojiye sahip olması hem de yerel farklarına göre birbirinden ayrışarak bölgelere göre özelleşebilmesi hedeflendi.

Tabelaların hepsinde zemin rengi kırmızı kullanılarak tabelaların bir bütünün parçası olması sağlanırken tabelaların alt kısmında bulunan semt isimlerinin arka fonunda her semte özgü farklı bir renk kullanılarak bölgenin ayırt edilmesi sağlandı. Böylelikle tabelaların kente kimlik verici bir öğe olarak değerlendirilmesi sağlandı.

Ayrıca tabelalara özgü, İstanbul’a özgü yeni bir yazı karakteri geliştirilerek tabelaların istanbul’la özedeşleşebilecek ayırıcı bir özelliğe sahip olması amaçlandı.

Şimdiden İstanbul’un çeşitli semtlerinde yerini almaya başlayan tabelalar ve sokak numaraları yakın zaman içerisinde tüm semtlere uygulanacak.

İstanbul’da eskiden kırmızı tabela kullanılıyordu, daha sonra maviye geçilmişti. Mavinin tonu da bir kere değiştirilmişti. 2005’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, Bülent Erkmen ve Aykut Köksal’a ısmarladığı yeni tabelalarda dikkat çeken özellik, bilginin renklere göre ayrılması.

Bu tabelalarda biri geniş, ikisi dar üç şerit var. Geniş bölümde sokak ya da cadde ismi ve kapı numarası, dar şeritlerden birinde mahalle, diğerinde ise ilçe adı belirtiliyor. Bu bilgiler birbiriyle renk yoluyla ayrıştırılmış.

Tasarımcı Aykut Köksal şöyle anlatıyor:
"Cadde ve sokak isimleriyle kapı numaralarının ana zemininde, İstanbul’a ait kimlik rengi bulunuyor. Tam kodu Pantone 1945 olan bu renk, kırmızının belirli bir tonu; tüm ilçelerde ana zemin rengi bu olacak. İlçe adının olduğu şeritte rengin tonu ilçeye göre değişiyor, böylece cadde ya da sokağın kent içindeki konumunu gösteren özel bir kod işlevini taşıyor. Bu iki düzey arasında, beyaz bir şeritten oluşan ve mahalle adını taşıyan bir ara düzey yer alıyor."

İlçeleri birbirinden ayıran renk tonlarının belirlenmesinde komşuluk ilişkisi esas alındı. Tüm ilçeleri içeren 10 ayrı ton düşünüldü. Birbirine komşu ilçelerde aynı ton kullanılmayacak. İlçelerin ayrı ayrı renklerinin olması, ileride gerçekleştirilebilecek kent rehberi gibi uygulamalarda bu renk kodlarından yararlanılmasını sağlayacak.


Üstte Pantone değerlerini gördüğünüz; ilçe adının olduğu şeritlerin renklerini pek sevmedim ama, farklı renklerde olması fikri ve gidilen bu düzenlemeyi gayet yerinde buluyorum.

Sokaktan tipografik diğer bir yansıma ise Almanya'dan, Akzidens Grotesk.



Akzidens Grotesk;
font karakterlerinin, video projeksiyon ile kentteki bina ve yapılar üzerine yansıtılmasıyla oluşturulmuş bir proje.

Fontların mekâna uyumu ve uygulama sonrası mekâna dair oluşan yeni algı, görülesi.

Burada sadece birkaç örneğini verdiğim
Akzidens Grotesk'i; Tobias Battenberg, www.pixelgraphik.de sayfasından ('nachstes bild' tıklayarak) sayfa sayfa görüntüleyebilir ya da PDF olarak da download edebilirsiniz.







www.pixelgraphik.de'ye uğramışken, Tobias Battenberg çalışmalarından 'Typoexperiment'ı da görmemezlikten gelmeyin. Zirâ, objelerin gölgesinden seyrettiğim yansımalar, hiç alakasız bir konu için zihnimde yeni fikir rüzgârları yaratmaya yetti.

Sokağa renk katan alternatif uygulamalardan bir başkası da;
Graffiti Research Lab altından görebileceğiniz, yeni nesil grafiti uygulamaları.

.

Şehirdeki büyük bina ve yapıların cephelerine, lazerle grafitiler yapan grup; bu gelişmiş teknikle, klasik boyalı grafitiler gibi kalıcı işler yaratamasa da, fantastik etkisi ve eğlenceli uygulaması, oldukça dikkat çekici.

Grubun, uygulama fotoğraflarına Flickr/Graffiti Research Lab altından erişebilirsiniz.

Altta, YouTube'daki videosunu izleyeceğiniz Rotterdam 2007 uygulamasını, Graffiti Research Lab bünyesindeki Laser Tag başlığından da detaylarıyla izleyebilirsiniz.

YouTube'a gitmişken, Automatic Graffiti Robot video ve Graffiti Machine videosunu da izlememezlik etmeyin; grafiti uygulamalarının plotter benzeri aletlerle, duvarlara kolayca ve kısa sürede yapılabildiğini göreceksiniz.


Graffiti, kelime olarak eski yunan etimolojisinden kalma graphein = yazma anlamına gelen bir kelimeden türemiş, italyancadan sgraffito günümüze okuma ve söyleme yanlışı olarak graffiti olarak gelmiştir.

Grafiti insanlığın varoluşundan beri hüküm sürmektedir. Fransa'daki Lascaux mağaralarında ilk insanların mağara duvarlarına kemikler ve taşlarla kazıdığı resimlere rastlıyoruz. Aynı zamanda ilk insanın stensil ve sprey tekniğini de uyguladığını, renklendirilmiş toz ve kemikler yardımıyla silüetler yaratmasından anlıyoruz.

Antik Yunan'da üzerine notlar kazınmış çeşitli kil parçaları bulunmuştur. Pompei'de yapılan kazılarda ise sloganlar, resimler ve müstehcenlik içeren grafiti örneklerine rastlanır... (Wikipedia/Grafiti)
İstanbul Boğazı'nda nerdeyse her akşam, bir veya birkaç havai fişek gösterisine tanıklık ederken, buna anlam veremeyip; pırıltılara bakarak eğlendiğimiz zamanların bebeklik yıllarımızda kalmış olması gerektiğini düşünüyorum.

Havai fişek gösterilerinin çevreye ve şahsıma verdiği rahatsızlıktan, İstanbul Boğazı'ndan Vodafone Geçti başlıklı yazımda bahsetmiştim. Havai fişek kutlamaları yerine, daha temiz ve gürültüsüz ışık oyunları, lazer grafitiler kullanılsa, sizce de daha iyi olmaz mıydı?

Sera Etkisi, Bahçe Çatılar, PetTree'den Yedigün Ormanı'na

...

PetTree'de denk geldiğim bu minik, sevimli bitkilere ve onları oluşturan düşünceye hayran oldum.

Anahtarlığınıza ya da cep telefonunuza takarak, aksesuar olarak kullanmayı düşünebilir, ya da belirli sıcaklık ve nem ortamında sizinle birlikte yaşayacak PetTreeleri, bitkilerle yakınlaşma fırsatı olarak görüp, değerlendirebilirsiniz.

Modern şehir hayatında gerekli önem gösterilmediği, düzenlemeler yapılmadığı için;
beton kaplı, bitkilere uzak, her geçen gün azalan yeşil alanların eksikliği içinde yaşarken; bunun "Sera Etkisi"ne sebep olacağını ve su sorunuyla karşılaşabileceğimizi belki de hiç düşünmemiştik.

Nisan ayından beri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın yaptığı tasarruf çağrılarına; İstanbullular'ın çok az bir kısmının olumlu yanıt verdiği, İzmirliler'in ise tam tersi bir tutum sergileyip kampanyanın 3’üncü ayında büyük bir su tasarrufu sağladığı "İzmirli Suyuna Sahip Çıktı İstanbullu Umursamadı" haberlerini okumak, sizde ne etki yaratıyor bilemiyorum ama ben üzülüyorum.

"2010 Avrupa Kültür Başkenti" olacak İstanbul; Küresel Isınma'dan, İstanbul’un su ihtiyacını sağlayan 10 su kaynağındaki doluluk oranının yüzde 29’a düştüğünden, Suyumuza Sahip Çıkalım Kampanyalarından bu kadar habersiz olabilir mi? Ya da duyarsız? Olmamalı! Kişisel çabaların bile çok şey fark ettireceğini önemseyerek davranan insanların sayısının çoğalmasını ve içinde bulunduğumuz bu şuur tıkanıklığını en kısa sürede aşabilmeyi diliyorum.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul'un sera etkisinden kurtulması için yeni projeler hayata geçirmeye başladıklarını ifade ederek, sera etkisinin azaltılması için evlerin çatılarının bahçe haline getirilmesini amaçladıklarını söyledi. (*)
Bahçe teraslar, çatılar; ufak bir düzenleme ve su yalıtımıyla oluşturulabilecek; kenti ferah ve yeni yüze bürüyecek harika bir fikir.
Beton yığınları haline dönüşen kentlerde, çevrecilik hareketlerinin de artmasıyla, gerek yeşil alan sağlanabilmesi, gerekse doğal dengenin korunabilmesi amacıyla özellikle Batı Avrupa’ da birçok teras çatı Bahçe Çatı olarak tasarlanmakta veya sonradan Bahçe Çatıya dönüştürülmektedir. Almanya’ da 1997 yılında inşa edilen tüm teras çatılı yeni binaların %33’ üne denk gelen 12 milyon metre kare çatı alanı bahçe çatı olarak yapılmıştır.

Bahçe Çatıların yararları
Bahçe Çatılar güzel görünümlerinin yanında, güvenli su yalıtım sistemi ve iyi projelendirme ile yapıldığı sürece, somut ekonomik ve ekolojik yararlar sağlamaktadır.

Ekonomik Yararlar
Yenileme maliyetindeki azalma : Su yalıtım sisteminin ömrü uzar, çünkü güneşin UV ışınlarından daha iyi korunur, düşük veya yüksek sıcaklıklara daha az maruz kalır. Bahçe Çatı uygulamalarında su yalıtım sisteminin ömür beklentisi 40 yıla kadar uzamaktadır. Sistem ömründeki uzama yalıtım yenileme maliyetlerini azaltmaktadır.

Isınma maliyetinde azalma : Bahçe Çatı sistemindeki bitki toprağı, ısı yalıtımına katkıda bulunduğu için enerji maliyetlerinde azalma olur.

Drenaj maliyetinde azalma : Bahçe Çatı sistemi yağış sularının önemli bir miktarının buharlaşma sayesinde tekrar doğaya dönmesini sağladığı için su giderlerine akış miktarını % 50-10 arası azaltır bu da şehir kanalizasyon sistemindeki yükü hafifletir.

Alan kullanımı : Bahçe çatılar, sportif veya boş zaman değerlendirmeye yönelik olarak ta düzenlenebilir ve bu tür tesisler pahalı arsalar üstüne yapılmaktansa çatı alanları değerlendirilerek israf önlenmiş olur.

Ekolojik Yararlar
Toz ve duman seviyelerinde azalma : Bahçe Çatılar şehir havasındaki toz ve diğer zararlı maddeleri filtre eder. Bitkiler zararlı karbondioksit gazlarını emer ve doğaya yararlı oksijen gazı verirler. Ayrıca, yeşillendirilmiş çatılar havayı nemlendirir ve iklime (mikroklima) katkıda bulunur.

Gürültü seviyesindeki azalma : Bahçe Çatılardaki bitki örtüsü ve toprak katmanı ses yutuculuk sağlar. Bu özelliği sayesinde gerek dış ortamdaki gürültü seviyesini gerekse bina içindeki gürültü seviyesini azaltır. Yapılan ölçümlere göre, bahçe çatılar bina ses seviyesini 8 dB kadar azaltır.

Bitki ve hayvanlar için doğal yerleşim : Bahçe Çatılar canlılara doğal ortam sağladıkları için bina ve yollardan kaybedilen doğal ortamları geri kazandırırlar.(*)
Aslında yapılabilecekler hiç de zor değil. Sadece farkında olmak ve biraz çaba göstermek gerekiyor.

Bu anlamda farkıdalık sağlayacak ve bilinç geliştirecek güzel bir proje de içecek markası Yedigün'den geldi.

Sosyal sorumluluk kapsamında web ile gerçek hayatı birleştiren Türkiye'de yapılmış tek proje olma özelliğini taşıyan Yedigün Ormanı projesi ile, gerçek bir Yedigün Ormanı yaratılmış olacak.

Küresel ısınma ve dünyanın kuraklaşmasına dikkat çekmek isteyen Yedigün markasının oluşturduğu web sitesinde ağaç diken herkes, Antalya'da TEMA Vakfı tarafından oluşturulan Yedigün Ormanı'na katkıda bulunmuş olacak. Bir harika fikir daha!

Ağaç dikmek isteyenlerin siteye üye olmaları yeterli. Ücretsiz ağaç dikmeyi sağlayan Yedigün Ormanı projesi ile; 10'dan fazla türde toplam 10 bin ağaç dikilmesi planlanıyor. TEMA Vakfı, sanal ortama dikilen her 5 ağaç için gerçek hatıra ormanına 1 ağaç dikmeyi taahhüt ediyor.

Sanal ortamda, Yedigün Ormanı'nda dikmek istediğiniz ağaç türünü seçip, haritadan ormanda gezerek bir parsel belirleyip fidanınızı dikebiliyorsunuz. Fidanınızın üzerinde isterseniz resminiz ve sloganınız yer alabiliyor ve diktiğiniz ağacın gelişimini siteden takip edebiliyorsunuz.

Üç boyutlu sohbet ve eğlence diyarı, Gazogen projesiyle anımsayacağınız, D4D tarafından; 1 Proje yönetmeni, 1 art direktör, 2 animatör ve 1 de yazılımcı olmak üzere 5 kişiden oluşan bir çekirdek ekiple, yaklaşık 1 ay boyunca aralıksız çalışarak meydana getirilen Yedigün Ormanı'nı, çevreye duyarlı herkesin ilgisini bekliyor. Son baktığımda, on dokuz bin iki yüz kırk dördüncü (19244) ağaca şimdiden ulaşılmış gözüküyordu.

"Sen de çevrene bak! Durma bi' şey yap!"



PetTreelerle, bitkilerle yakınlaşmaya başlayıp, Yedigün Ormanı'nda fidan dikerek; farkında olmadan kazanacağımız bu bilinç ve duyarlı alışkanlıklarla Suyumuza Sahip Çıkacağımızı, hatta belki de sonrasında Babil'in Asma Bahçeleri'ni bilip takdir eden zihnimizin, evlerin çatılarının bahçe haline getirilmesini "Sera Etkisi"ne karşı hoş bir çaba olarak görmemizi sağlayıp, geliştirdiğimiz bu çevre bilinciyle doğamızı, dünyamızı korumaya katılabileceğimizi düşünüyorum. Neden olmasın? Hayal gücüm, çok mu geniş? Evet, biraz(!). Ama biliyorum ki, "sağlam değişim, dönüşümler; minik ve kararlı adımlarla sağlanır".

(Görsellerin büyük hallerini görmek için, üzerlerine tıklayabilirsiniz.)