yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Typolover




Yağmurlu havalarda sinemaya gitmeyi tercih edenlerden misiniz? Ben,
sergi gezmeyi daha çok seviyorum ve bu doğrultuda şu an sizi, enfes grafikler, fotoğraflar görebileceğiniz bir yere götürmek istiyorum, öğleden sonra minik bir kahve arasında bana katılmaya ne dersiniz?

Typolover, fotoğraf ve grafik sanatçısı Michael Levy'nin oyun alanı. Zengin içeriğinde, yüksek çözünürlüklü görsellerle tipografi, illüstrasyon, fotoğrafların arasında gezmenin keyfini mutlaka daha rahat bir zamanınızda çıkarırsınız. Fakat ben, bu kahve arasını y
enilikçi tasarımcı -ki onu enteresan fotoğraf projesinden de anımsayabilirsiniz- Ahn Sang Soo'nun işlerinden örneklere de rastlayacağımız typolover.com/galeri bölümünde değerlendirelim istiyorum. Hoşunuza gidecek şeyler göreceksiniz.

Typolution, Nostrand, Ratatat

Sintisayzır ve elektro gitar kullanımıyla, hafif bir elektronik müzik+rock+hip hop karışımı olarak niteleyebileceğimiz Ratatat müziklerini, enstrümantal ağırlıkta olması ve akustik gitar melodilerini elektronik müzik altyapısında kullanma becerilerinden dolayı, arada dinlemekten hoşlanıyorum.

Grubun hoş, değişik bir müzikleri olduğu söylenebilir. Vokalsiz halleri tercihim olsa da, son albümlerindeki müziklerde rap vokalleri daha bir hissedilir hâle geldi. Ratatat web sitesinden müzikleri dinlenebileceği gibi, grupla ilgili diğer detaylara da ulaşılabilir.

Mike Stroud ve Evan Mast’ın oluşturduğu New Yorklu grubun müziklerini, çeşitli reklamlardan ya da tv şovlarından anımsıyor olabilirsiniz. Fakat şimdi burada Ratatat 2006 albümü Classics'ten 'Nostrand', bir animasyona eşlik ediyor olduğu için bizimle beraber olacak.

Ratatat, 'Nostrand' müziği eşliğinde; grafik tasarımcı Olivier Beaudoin yaratısı; Typolution.


Siz, tipografi kullanımıyla leziz animasyon Typolution videosunu izlerken, ben de bu kısa filmle ilgili minik birkaç detay aktarmak istiyorum.

Typolution; Kuzey Amerika’nın en saygın film festivallerinden biri olarak kabul edilen, Kanada’da düzenlenen 38. Montreal Film Festivali'nde başarılı bulunan kısa filmlerden biri ve yaratıcısı Olivier Beaudoin web sitesi kalomnie.ca altındaki portfolyosu bünyesinde, kısa filmi izlemek ve detaylarına ulaşmak mümkün.

Bu noktada güzel bir haber de,
3-9 Kasım 2007 tarihleri arasında İzmir'de bulunacaklara; Montreal’den Ödülle Ayrılan 10 Film, düzenlenecek olan 8. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali bünyesinde, izlenebilecek ve O filmlerden biri de Typolution (Olivier Beaudoin, Kanada) olacak. Diğerleri ise, 'Montreal’den Ödülle Ayrılan 10 Film İzmir’de' başlığından görülebilir.

3-9 Kasım 2007 tarihleri arasındaki 8. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali ile ilgili detaylar, heberler www.izmirkisafilm.org adresinde. Ünlü birçok festivalden ödüllü birçok film izleyebilecek İzmir'li sinema severler oldukça şanslı...

Festival des Films du Monde de Montréal Official Website (Montreal World Film Festival - Montreal International Film Festival) And the winners are...

Typolution yağmurlu, bulutlu havasıyla, tam da bu güzel sonbahar günlerine yakışmadı mı? Ne dersiniz?

dip not:
merak ediyorum, blogum her gün 01:34 itibariyle düzenli olarak doruk.net'ten ziyaret ediliyor bir süredir, neden acaba?
'Spam'ci Shopping ve İlgisiz Blogbul!?' yazımdan sonra, Blogbul dizininden çıkma çabam sonuçlandı sanıyordum. Oysa www.blogbul.com/flynxs-s-7.html başlığında, blogumun isteğim dışında listelenmeye devam ediyor olduğumu fark ettim. Blogbul'daki iletişim paneli çalışmadığı gibi, e-postama da yanıt alamadım. Bu ne ilgisizlik?! Buradan dizin sahibine sesleniyorum! Gerekeni yapın lütfen.

Eulda '07 Kazananları


Yeni Photoshop logosunu ve logo trendlerini konuştuğumuz bu günlerde; European Logo Design Annual, Eulda 2007 kazananları belli oldu, Avrupa'nın en iyi logosu seçildi.

Beğendiklerimden birkaçını buraya aldım ama www.eulda.com/2007 altından tüm logoları görebilirsiniz.

Burdaki logolardan biri sizin de dikkatinizi çekti mi?
Barcode Revolution yazımda değindiğim barkod örneklerinden birini anımsadım ben. Tam da yağmurlu bu İstanbul gününde, şemsiyesiz sokağa çıkmamak iyi olurdu diye düşünürken!

...

...
Bu yılki yarışmada Eulda'06'ya göre %40 artışla toplamda 33 farklı ülkeden gelen 1000 kadar katılım arasından 201 logo seçildi.

Başarısının önemli bir bölümünü 10 seçkin tasarım profesyoneli, en büyük uluslararası firmalardan 10 pazarlama müdürü ve ayrıca BEDA, AQUENT and CONSUMERS INTERNATIONAL tarafından seçilen 10 halk üyesinden oluşan üç yönlü, uluslararası ve yenilikçi yapılı jürisine borçlu olan Eulda, dünyada ICOGRADA, AIGA, PDA, BEDA, ADCE ve bunların dışında Avrupa çapında 65'ten fazla tasarım birliği tarafından desteklenen tek ödül programı.

Yarışmada "Best of Europe" ve "Best of Nation" ödülü kazanan katılımlar online olarak sergilenirken ödül kazanan tüm logolar Aralık sonuna kadar yayınlanacak olan ve 'Sappi 2007 Avrupa'da Yılın Baskıcısı Yarışması'nda son üç yılın altın madalyasının sahibi olan Fontegrafica tarafından özel kağıtlara üstün kalitede basılan değerli bir arşiv niteliğindeki 2007 yıllığında yer alacak.

Zihninizi Görsel İmajlarla Besleyin

Araştırmalar, zihni çalıştırıcı aktivitelerin beyinde yaş ilerledikçe algılama kabiliyetinin azalmasını önlemede yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu tip aktiviteler, Alzheimer riskini de azaltmakta.

Alzheimer, en kötü hastalık olsa gerek. Zihnin kendi içine çökmesi. Önce minik masum detayları unutmakla başlayıp, yavaş yavaş önce birkaç gün önceyi, sonra da iyi kötü tüm geçmiş hatıralarımızı, dostlarımızı, ailemizi unutacak noktaya gelmek ve kendimizi unuttuğumuz noktada da yaşamımızın tüm anlamıyla yitip gitmesi, ölüm... Bunlar olurken, sevdiklerimize yaşattığımız zor, acı dolu günleri bile bilememek...

Bunca detaya imtina ederek geçirdiğim bir ömrün, öyle bir zihinsel hastalıkla son bulmasını hiç istemem. Sanmıyorum ki, hiç kimse böyle bir son arzu etsin. Fakat farkında olmayarak yaşayarak, kendimize çizdiğimiz sınırların içine kendimizi hapsederek; düşünmesi bile ürkünç böylesi hastalıklara davetiye çıkarmış oluyoruz!

Günlük davranışlarınızı düşünün. Uyanıp yatağın aynı tarafından kalkarak güne başlıyorsunuz. S
abah gözlerinizi aynanın önüne gelmeden açmaya belki gerek bile görmüyorsunuz, ayaklarınız sizi götüreceği yeri biliyor. Dişlerinizi aynı elle fırçalayıp, kahvaltınızı aynı ele yapıyorsunuz. Evden çıkarken anahtarlarınızı, çantanızı nerden alacağınızı düşünmeye gerek görmüyorsunuz bile, eliniz nereye gideceğini biliyor. İş yerine giderken kullandığınız aynı yol üzerindeki tüm ayrıntıları zihniniz defalarca görmekten ezberlediği için, hiç bir şey sizi şaşırtmıyor, ilginç gelmiyor, dikkatinizi çekmiyor bile. İş yerinde aynı masa düzeniniz, telefonunuzun yeri, monitörünüzün yönü hep aynı. Öğle yemeğinizi yediğiniz yerler. Markette hangi reyona gidip neredeyse hangi rafta ne bulabileceğinizi bile biliyorsunuz.

Aslında biz farkında olmasak bile, yaşadığımız mekânların her ayrıntısı zihnimizde kayıtlı. Milimetrik hesaplarla neyin nerede olduğunu biliyoruz.

Bu örnekler daha detaylandırılabilir. Ama sonuçta hep aynı rutinin içinde yaşayıp duruyoruz. Hatta kendimizi alışkanlıklarla, bildik şeylerle örülü böyle bir rutin içinde tutmak; 'güvende' olma hissini, rahatlığını yarattığından; bu durumu bilerek kendi ellerimizle var ediyoruz.

Bilmiyoruz ki, aslında böylelikle beynimizi kullanma fırsatlarını kaçırıyor ve yaşamımızın ilerki yıllarında, şimdinin o çok gururlu, kibirli tarafımızı bile solda sıfır bırakacak zihinsel hastalıklara imkân tanımış oluyoruz.

Bu durumun az çok farkına varmış birçok insan ise, zihnini aktif tutmak için satranç, kâğıt oyunları ve bulmacalar gibi değişik oyunlar oynamaya; arada diğer eliyle yazıp, yemek yemeye ya da eve veya işe gitme yollarını farklılaştırıp zihnin kapılarını yeni uyaranlara açık bırakmaya çalışıyor. Fakat bunların, hatta satranç ve briç gibi oyunlarla zihni meşgul etmenin bile belli bir takım limitleri var.

Satrançta, birincil olay görsel algılama, uzun süreli ilgi odaklanması ve benzer durumlara karşın hafıza gelişimi. Deneyimli satranç oyuncuları kendileri veya başkaları tarafından oynanmış yüzlerce hamleyi hatırlayabiliyor ve ağırlıklı olarak deneyime dayanıyorlar. Çoğu hamle daha önce provası yapıldığı için neredeyse otomatik hale geliyor.

Bulmaca egzersizi genellikle tekrarlanan kelimeleri hatırlamakla oluyor. Bu tip tek yönlü algılamalı aktivitelerden farklı olarak günlük hayatta kullanışlı temel birçok algılama gerektiren yöntemler gerekmekte.

Eve veya işe gidecek yol kombinasyonları da zamanla tükenecek ve bildik olacaktır. Kaldı ki, diğer elinizi kullanmayı bile kısa sürede benimseyebilirsiniz. Peki sonra?

Zihni canlı tutmak, ilerleyen yaşlarda bunamayı önlemek için, değişik uğraşlar edinerek, yaşamda rutinden uzak kalmanın önemi ortada. Peki ama nasıl? Zihnimizi nasıl daha canlı tutabiliriz.
"Sözcükler öğrenirken, her gün aynı sözcükleri tekrar etmek öğrenmeyi verimli kılmıyor. Ancak tekrar ettiğimiz sözcüklerin arasına yeni sözcükler kattığımız zaman, öğrenme daha etkili ve hafızada daha kalıcı oluyor. Ders çalışmaya başlamadan önce beş dakika, örneğin 'National Geographic' dergisinde manzara resimlerine bakmak, öğrenmeyi çok daha verimli kılıyor. Yeni şeyler öğrenmek, yeni yerler görmek, hareketli olmak, yeni resimler bakmak, yani yeni bilgilerin her türü beyni canlı tutuyor. Ama hep aynı şeyi yapmak, örneğin bulmaca çözmek gibi pek fazla bir şey getirmiyor."
bu sözler, Almanya ve İngiltere'de araştırmalar yapan nöroloji uzmanı Prof. Emrah Düzel'e ait.

Beynin tanıdık bilgiler karşısında yeni bilgileri tercih edip etmediğini araştırmak için deneklere, insan portreleri, dışardan çekilmiş farklı resimler gösterilmiş. Bu sırada manyetik rezonans tomografi tekniğiyle beyin aktiviteleri ölçülmüş. Beynin tanıdık resimler karşısında aktive olmadığı, resimler ne kadar tanıdık olayları gösteriyorsa, beyindeki aktivitenin o kadar azaldığı tespit edilmiş. Tanıdık resimleri ilginç kılmak için, örneğin trafik kazası fotoğrafları gösterilmişk. Bu resimler trafik kazası gibi önemli olaylar olmasına rağmen beyni aktive etmediği, beynin dopamin merkezlerinin canlanmadığı görülmüş.

Ardından deneklere hiç tanımadıkları manzara ve kent resimleri gösterilip, beyindeki aktiviteleri ölçüldüğündeyse; bu yeni resimlerin beyinde aktivite yarattığı ve dopamin ürettiğini görülmüş.

Bu araştırma sonuçlarının, hafızayı güçlendirme, hafıza kaybını önleme ve Alzheimer hastalığını geciktirmede yeni bir çığır açacağı umuluyor.

İşi görsel hafızasını, bilgi ve hayal gücüyle birleştirmek olan biri olarak; farklı görsel imajlarla zihni uyarmanın etkilerinin içsel olarak farkına varmış ve kullanırken, Prof. Emrah Düzel'in bu araştırması beni hiç şaşırtmadı.

Zihne ne kadar farklı uyaran gönderirsek, o hem o kadar arka planda çalışmış olacak, hem de bu uyaranlarla oluşturduğu belki de bize hiç ilgisiz gözükebilecek kombinasy
onlar ve bunların senteziyle, hiç olmadık anlarda kendimizi farklı fikirleri bulmuş olarak yakalayabileceğiz.

Zihnimizin kütüphanesinde, her anımızla ilgili uyaranlar etiketlenip saklanıyor. İleride bir fikre şiddetle gereksindiğimizde, bu etiketlerin arkasında saklanan çekmecelerdeki parçalar bir araya gelip, puzzle'ı tamamlıyor. Hangi ilhâm rüzgârına kapıldığımızı anlayamadan, bulduğumuz fikrin muhteşemliğine hayran kalıyoruz.

O fikri var eden, zamanında biriktirdiğimiz olmadık ayrtıntılarla bizleriz. Beynimizdeki hücreler ne kadar farklı kombinasyonla birbirine temas etme fırsatı bulabilirse, o kadar elektrik akımı üreterek
zihnin canlılığını sürdürmüş oluyor.

Bunun farkında, bilincinde olarak yaşadığımızı düşünün; sıkı sıkıya tutunduklarımızı bir tarafa bırakıp, kendimizi alternatiflere açık bıraktığımızda, yaşamımız zenginleşecek Hem iş hem kişisel ilişkilerde bu zenginliği fark edebilileceğiz. Bağlantılarımız çoğaldıkça, günün birinde bunları kullanma ihtimalimiz artacak; sahip olduğumuz bu birikimin niceliği kadar niteliğinin de ne derece zengin olduğunu anlayacağız.

Ne kadar sıkı sıkıya tutunduğumuz dünyamızda kendimize esneklik tanıyabilir; bağlılıklardan kendimizi kurtarıp; seçeneklere, yeni tercihlere açık bırakabilirsek; kendimize o kadar değişik yol, yaşam haritası türetmiş oluruz. Bu bizi olası çıkmaz sokaklardan koruyacağı gibi, yıkıldığımızı sandığımız noktalarda da kendimizdeki güçten yeniden var olmamızı sağlayacaktır.

Zihninizi Görsel İmajlarla Besleyin!

Kendinize, rutininizin dışına çıkaracak fırsatlar yaratın!

Kendinizi şaşırtın!

Yenilik yapmanın enerjisinden istifade edin. Bir farklılık yapın, bu hoşlanmayacağınız, sizi zorlayacak bir şey olsa bile ve ardından ne olacağını gözlemleyin. İnanıyorum, yaşamınız zenginleşecektir. İsterseniz kendinizi sürükleyeceğiniz böyle minik maceraları ve etkilerini, sonra gelip burda benimle de paylaşabilirsiniz.

(Bu yazı, sevdiklerimden biriyle ilgili anılarımı unuttuğumu sanarak uyandığım kötü bir rüya sonrası; uzaktan duyulan seyrek gök gürültüleri ve yağmur habercisi puslu bir İstanbul sabahında, metalik yüklü bulutlar altında uçuşan martı seslerini dinleyerek yazılmıştır. Artık yağmur yağsındır. Sadece habercisi sesini duymak yetmiyordur. Yağmur sonrası açacak güneşle kent ve ruhlarımız tazelensindir.
Yoksa paragraflar sürecek uzun cümleler yazabilme yeteneğimi geliştirmeye parantez içinde bile devam edeceğimdir. Puff!...)

Daniel Powter

Kurgulanmış gibi gözükenin içindeki, kurgulayan olmak...
Hoş rastlantıları, anlamlı hâle dönüştürebilmek...

Hiç olmadık kaynaklardan beslenebiliyor insan; tıpkı, art arda gelen bu iki videonun canlandırdığı ilham verici etkiler gibi...

Önemli olan; neyi nasıl anlamlandırdığımız...
Evet, "spin dj is a god" sonrasında; "daniel powter/bad day", olmasının bir sebebi var!



daniel powter-bad day