Sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çocuk İstismarını Durdurun! [Mim]



Bu afişler [görselleri daha büyük görüntülemek için üzerlerine tıklayabilirsiniz], başlatılan 'Çocuk istismarını önleme' hareketi kapsamında Doctus Bilgi Güvenliği Forumu bünyesinde açılan 'İnternette Çocuk İstismarı' bölümünden. Çıktılarını alarak okul iş yeri gibi ortamlarda görülebilecek yerlere asabilir, konuyla ilgili farkındalık sağlanmasına yardımcı olabilirsiniz.

Doctus'taki 'İnternette Çocuk İstismarı' bölümünden konuyla ilgili tüm detaylara erişebileceğiniz, akademisyenler ve kurumların desteğiyle gelişen bu güzel projeye destek olmanın bir yolu da, şimdi benim yaptığım gibi, konunun daha geniş bir platformda yankı bulmasını sağlayabilmek için 'Dünyayı Güzellik Kurtaracak' mim pasına dahil olmak.

Çocuk istismarına en müsait alanlardan biri olan internette başlayan bu projeye blogkürenin mimleriyle destek olması bekleniyor!
Bunun için sadece 3 şey yapmamız yeterli; 'Çocuk istismarını durdurun' sloganına ve -forumdan edinilebilecek- ilgili banner'a blogumuzda yer verip, çocukluğumuzdan hatırladığınız bir şarkı ve şu anda dinlediğimizde hissettirdiklerinden bahsetmek...
Banner yerine 'Çocuk İstismarı Nedir?', 'Vucudun Senindir, Onu Koru' afişlerine yer vermeyi tercih ettim.

Çocukluğumdan hatırladığım şarkı ise,
Vivaldi - The Four Seasons; ben veya bir başkası bana masal/kitap okurken dinlemeye, İlkbahar ve özellikle Sonbahar'a bayılıyordum.

Salt kendi başına müzik, zihinde masalsı bir dünya yaratmaya yeterken bunu masallarla birleştirmem, hayal gücüme enfes ziyafetler vermekten hoşlandığımın bir göstergesi, olabilir. Şimdi dinlerken de, benzer tadı ve çoşkuyu duyumsayabiliyorum, belki bu, o müziklerin zamanüstü olarak niteleyebileceğimiz bir kategoride olmasındandır. Ya da bazı şeyler/beğeniler hiç değişmiyor, diye de düşünebiliriz...

Nedense, şimdiki imkânlara ve çocuklara kıyasla, 'Susam Sokağı' izleyip, 'sevdiğim sayı 6' şarkılarıyla büyüyen çocukların daha masum ve hayal güçlerini kullanma imkânlarının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Onlardan biriyim. Peki ya siz? Ne dersiniz? Sizce de, seçenekler çoğaldıkça tatminsizlik ve o tercihlerin getirdiği riskler de artmıyor mu?


İnternet'te çocuk istismarına engel olmak için,
'Child Exploitation Tracking System - CETS'in Türkiye'de devreye gireceği haberlerini okumuştuk. Yakın zamanda çıkan 5651 sayılı İnternet Kanun'u da bu anlamda ciddi yaptırımlar içeriyor. Fakat yine de bunlar, toplumca kişisel duyarlılık sahibi olmadan aşılabilecek konular değil. O yüzden her birimize sorumluluklar düşüyor...

Doctus'tan gelen 'Dünyayı Güzellik Kurtaracak' mim pası, sevgili Osman S Börütecene'den tarafıma iletildi. Ben de, blogumdaki bağlantılarımdan seçtiğim Sunipeyk, Devletşah, Yakuter, Ben Konuşuyorum, İzmirde Sanat, İşitme Kaybı, Ben Hayattayken bloglarına ve size, konuya temas edeceğinizi umarak iletiyorum. Çocuk istismarını durdurun!



Susam Sokağı şarkılarından birini post sonuna almak istedim ama YouTube erişilemezliğini koruduğu için çok fazla seçme şansım olmadı. Hâyli eskilerden ama bir o kadar da komik 'Sesame Street-Manamana'...

Konuyla ilgili bağlantılar: Wikipedia Çocuk İstismarı. Bu projeye de dahil olan Ankara Çocuk Koruma Birimi Başkanı Prof. Dr. Betül Ulukol'un zamanında yaptığı bir açıklama 'Tacize Uğrama Yaşı 1'e Düştü'.

New York'tan Gerçek Sonbahar Yaprakları



Yakın zamanda aldığım, fikri ve uygulamasıyla güzel hediyelerden biri; adıma dikilecek olan fidanların sertifikasının da içinde bulunduğu, bir kutu dolusu kurumuş sonbahar yaprağıydı.

Üstteki görselde yer alan bir kutu dolusu sonbahar yaprağı ise, New York'tan.

Scott Amron, Amron Expermental'da, dieelectric.org gibi hayata geçirdiği enteresan fikirlerin, yaratıcı ürünlerin arasına, isteyenlere New York'taki ağaçların yapraklarından göndermeyi de eklemiş. Detaylar, DEAD LEAVES başlığında.

İyi bir fikir. Pazarlama taktiklerine, akıllı girişimcilere ilham kaynağı olmaya da müsait. Ne dersiniz, sizce de öyle değil mi? Dört mevsim yaşanan bir ülkede yaşıyoruz...

Geleceğe Mektup, Autumn

...Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri, fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor.

Ben, bu ihtirasların gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım...
M. Kemal
12 Ocak 1914 Sofya
Mustafa Kemal Atatürk'ün, Madam Corinné'e mektuplarından bir bölüm, üstteki satırlar. 'Geleceğe mektup' kıvamındaki içeriğiyle bize, çok şeyler fısıldıyor.

Bir fikri hayata geçirebilmek. Bir işin, gerektiği gibi yapıldığını bilmenin verdiği o iç rahatlığı. Bunlar, yaşamda benim için en değerli, önemsediğim anlar. Ki, herkes için de öyle olmalı, diye düşünüyorum. Eğer başarıya bir tarif aranıyorsa yeri, tam da bu satırlar arasında.

Vazife adamı olmak; aldığı görevi ya da o an ne yapması gerekiyorsa onu en iyi şekilde yerine getirmeye, özel ya da iş yaşamından farklı örnekler vererek detaylandırmak, önemine işaret etmek mümkün. Fakat ben, daha çarpıcı olacağını düşündüğüm başka bir önekle minik bir parantez açmak istiyorum konuya.

Atv'de Siyaset Meydanı programına katılan Gazi Astsubay İbrahim Babur'u, bir şekilde izlemiş ya da duymuşsunuzdur (öyle değilse YouTube'tan programın videosunu izleyebilirsiniz, ki izleyin mutlaka).

Görevi sırasında, sorumluluğundaki askerleri korumak için, tuzaklı bir bombayı etkisiz hale getirmek üzere, üzerine atlayıp, bombayı alıp atarken ellerini kaybeden
İbrahim Babur'un, bu durumu kahramanlık olarak nitelemek bir kenara, "yapmam gereken buydu ve sadece görevimi yaptım," diyerek değerledirmesine, bilinç seviyesine dikkatinizi çekmek istiyorum.

E
vimizde huzurla oturabilelim diye, nasıl şartlarda, ne bedeller ödeniyor ve bunu yapanlar nasıl bir bilinçle hareket ediyor, diye durup bir düşünelim istiyorum. Nasıl onurlu, erdemli bir tavır bu!

Çizgi romanlarda ya da filmlerde kahraman aramaya gerek yok, onlar aramızda yaşıyorlar zaten. Ve popüler kültürün dayattığı, sabun köpüğü rol modellere de ihtiyacımız yok, Atatürk gibi bir lidere ve daha bir çok başarılı, değerli insana sahibiz ülkece.

Ülkede bazı tatsız şeyler yaşanıyor olsa da,
Atatürk'ün ölüm yıldönümünde, onun işaret ettiği yolda ilerleyen ve bir takım değerlerden uzaklaşmamış insanlara sahip olduğumuzu görmekten memnunum.

Atatürk'ün sarfettiği her bir söz o kadar değerli, zaman üstü ki, fikirlerinin pırıltısı o günlerden geleceği aydınlatmaya devam ediyor.

Hem kişiliği, hem devlet adamı sıfatıyla yaşamı; zengin çıkarımlara müsait, güzel bir kaynak bizler için, tabii i
stifade etmesini bilenlere.

Ben kendi adıma,
arada Nutuk'tan, mektuplarından bölümler okumaktan hoşlandığımı ve okurken aklımdaki ilgisiz olası sorulara bile cevaplar bulabildiğimi, söyleyebilirim.

Üstte, mektubundan bir bölümünü aktardığım Madam Corinné'e kimdir, diye merak ederseniz; Ömer Lütfi Bey adında bir deniz subayının İtalyan asıllı dul eşi, General Ferdinand'ın yeğeni olduğunu; Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçmesinin ardından evi sık sık işgal güçlerine bağlı askerlerce basıldığı için İstanbul'dan ayrılıp İtalya'ya gittiğini; Mustafa Kemal'in ona, "... Senin mektuplarını sabırsızlıkla bekliyorum. Kapıcı mektubunu getirdiğinde içimde büyük bir sevincin uyanması için zarfın üzerinde senin yazını görmem yeterli oluyor. İstanbul'a gelmem dileğini beni daha sık görmek için izhar edilmiş arzu şeklinde yorumluyorum..." satırlarını yazdığının bilindiğini, söyleyebilirim.

Madam Corinné'e olanların da arasında olduğu, Atatürk'ün daha pek çok mektubu var. Bunlara Emre Kongar ya da Can Dündar (Yükselen Bir Deniz) kitaplarında değinildiğine rastlamanız, mümkün. Onun yanında, Atatürkiye ve Mektuplar sayfasından da daha birçok detaylara erişilebilir. Radikal'deki 'Atatürk'ü herkes tanımalı' yazısı da, okunası iyi diğer bir yazı.

Bu fırsatla,
'Atatürk İlkeleri', Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi yanında; meb.gov.tr altındaki 10 Kasım sayfasını da ziyaret etmenizi öneririm.

Törenler önemlidir. Ama, törenlerin arkasındaki mânâyı unutmadığımız sürece!

10 Kasım; ölüm yıldönümünde ulu önder Atatürk'ü anmak için sabah erkenden Anıtkabir'e gitmek, Ata'ya Saygı Defteri'ne birkaç şey yazmaktan fazlasıdır. Ki, O'nun fikirlerini, sahip olduğu ve aşılamaya çalıştığı değerleri anlamak için zaman ayırıp okuyacağımız her bir satır, bundan daha da değerlidir.
..

Evet, büyük fikirlerin peşinden gidip gerçekleştirebilmek güzeldir ama, hakkını vererek, sorumluluk duyarak yaptığınız bir işten, küçük, önemsizmiş gibi gözükse bile gurur duymalısınız. Çünkü bu, varlığımızla yaşama kattığımız anlamdır, diyip konuyu toparlıyorum.

Okuduklarınızdan sıkılmadıysanız ve buraya kadar geldiyseniz; konunun üzerinde düşünmek ya da zihninizi dağıtmak için Vivaldi'yi kullanabilirsiniz. Dört Nevsim'ini severim ama Autumn, benim için daha bir özel.



Vivaldi - 'Autumn
', Nigel Kennedy yorumuyla, hafta sonu müziği olarak burada yer alıyor. Videonun devamı, Autumn II ve Autumn III'e YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. 'Sonbahar' yorumu hoşunuza gittiyse, bir de 'Kış'ı dinleyin, derim.

1994'ten bu yana, kemanla yaptıklarına hayran bir Nigel Kennedy takipçisi olarak; klasik versiyonda Autumn dinlemekle arasındaki farkı hissedeceğinize, ve beğeneceğinize inanıyorum. Ki, albümleri her arşivde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm müzisyenlerden de biridir...

Sonbahar, Kasım, Ay Takvimi, November Rain


Kasım ayında, Ay evreleri...

1991 yılı, 'Use Your Illusion' albümünden, ulaştığı üst notalarıyla orgazmik müzik kategorisine rahatça dahil edilebilecek türde leziz bir Guns N' Roses parçası; November Rain.

Bu ayki etkinliklerden bahsetmek yerine, yüklediğim özel anlamlar yanında, sonbahar, Kasım çağrışımı yapan pek az müzikten biri olan November Rain'e, on dakikamızı ayıralım, istiyorum.

Siz, 4 milyon dolarlık klibiyle, zamanında yapılmış en pahalı video kliplerden biri olan November Rain'in videosunu izlerken, bir taraftan da zihninizi çağrışımların gücüne bırakın bakalım, neler anımsayacaksınız.

Beyin hücreleri arasında ne kadar çok bağ kurma şansı yaratılırsa, hafıza da o denli güçleniyor.

Hoş bir müzikle, eski anıları şimdinin bilgi/deneyimleriyle bağlamak için geri çağırmak; beyin hücreleri arasında yeni bağlar kurmaya yarayan,
eğlenceli bir zihin geliştme fırsatı olabilir.

When I look into your eyes I can see a love restrained But darlin' when I hold you Don't you know I feel the same 'Cause nothin' lasts forever And we both know hearts can change And it's hard to hold a candle In the cold November rain We've been through this such a long long time Just tryin' to kill the pain But lovers always come and lovers always go An no one's really sure who's lettin' go today Walking away If we could take the time to lay it on the line I could rest my head Just knowin' that you were mine All mine So if you want to love me then darlin' don't refrain Or I'll just end up walkin' In the cold November rain Do you need some time...on your own Do you need some time...all alone Everybody needs some time... on their own Don't you know you need some time...all alone I know it's hard to keep an open heart When even friends seem out to harm you But if you could heal a broken heart Wouldn't time be out to charm you Sometimes I need some time...on my own Sometimes I need some time...all alone Everybody needs some time... on their own Don't you know you need some time...all alone And when your fears subside And shadows still remain I know that you can love me When there's no one left to blame So never mind the darkness We still can find a way 'Cause nothin' lasts forever Even cold November rain Don't ya think that you need somebody Don't ya think that you need someone Everybody needs somebody You're not the only one
You're not the only one...

Yapraklar kuruyup, dökülsün ki, üzerlerinde çıtırdatarak yürümenin keyfini çıkartabilelim.

Hidiv Kasrı, Belgrat Ormanı, Atatürk Arboretumu, yakınlardaki yaprak çıtırdatmaya uygun mekânlardan.

Her an enteresan bir şeylerle karşılaşabilecek bir ülkede yaşıyoruz.
Erdil Yaşaroğlu da, Belgrat Ormanları'na bisiklete binmeye gittiklerinde karşılaştıkları durumları, 'Stargate‘ten başka bir gezegene ışınlanmış gibi oluyo insan,' diyerek diyomki'ye not düşmüş. Yine de fazla uzaklaşmamak gerek...

Komikaze kitaplarını imzalatmak isteyenler, 4 Kasım'da, kitap fuarına uğramayı unutmasınlar...


Typolution, Nostrand, Ratatat

Sintisayzır ve elektro gitar kullanımıyla, hafif bir elektronik müzik+rock+hip hop karışımı olarak niteleyebileceğimiz Ratatat müziklerini, enstrümantal ağırlıkta olması ve akustik gitar melodilerini elektronik müzik altyapısında kullanma becerilerinden dolayı, arada dinlemekten hoşlanıyorum.

Grubun hoş, değişik bir müzikleri olduğu söylenebilir. Vokalsiz halleri tercihim olsa da, son albümlerindeki müziklerde rap vokalleri daha bir hissedilir hâle geldi. Ratatat web sitesinden müzikleri dinlenebileceği gibi, grupla ilgili diğer detaylara da ulaşılabilir.

Mike Stroud ve Evan Mast’ın oluşturduğu New Yorklu grubun müziklerini, çeşitli reklamlardan ya da tv şovlarından anımsıyor olabilirsiniz. Fakat şimdi burada Ratatat 2006 albümü Classics'ten 'Nostrand', bir animasyona eşlik ediyor olduğu için bizimle beraber olacak.

Ratatat, 'Nostrand' müziği eşliğinde; grafik tasarımcı Olivier Beaudoin yaratısı; Typolution.


Siz, tipografi kullanımıyla leziz animasyon Typolution videosunu izlerken, ben de bu kısa filmle ilgili minik birkaç detay aktarmak istiyorum.

Typolution; Kuzey Amerika’nın en saygın film festivallerinden biri olarak kabul edilen, Kanada’da düzenlenen 38. Montreal Film Festivali'nde başarılı bulunan kısa filmlerden biri ve yaratıcısı Olivier Beaudoin web sitesi kalomnie.ca altındaki portfolyosu bünyesinde, kısa filmi izlemek ve detaylarına ulaşmak mümkün.

Bu noktada güzel bir haber de,
3-9 Kasım 2007 tarihleri arasında İzmir'de bulunacaklara; Montreal’den Ödülle Ayrılan 10 Film, düzenlenecek olan 8. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali bünyesinde, izlenebilecek ve O filmlerden biri de Typolution (Olivier Beaudoin, Kanada) olacak. Diğerleri ise, 'Montreal’den Ödülle Ayrılan 10 Film İzmir’de' başlığından görülebilir.

3-9 Kasım 2007 tarihleri arasındaki 8. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali ile ilgili detaylar, heberler www.izmirkisafilm.org adresinde. Ünlü birçok festivalden ödüllü birçok film izleyebilecek İzmir'li sinema severler oldukça şanslı...

Festival des Films du Monde de Montréal Official Website (Montreal World Film Festival - Montreal International Film Festival) And the winners are...

Typolution yağmurlu, bulutlu havasıyla, tam da bu güzel sonbahar günlerine yakışmadı mı? Ne dersiniz?

dip not:
merak ediyorum, blogum her gün 01:34 itibariyle düzenli olarak doruk.net'ten ziyaret ediliyor bir süredir, neden acaba?
'Spam'ci Shopping ve İlgisiz Blogbul!?' yazımdan sonra, Blogbul dizininden çıkma çabam sonuçlandı sanıyordum. Oysa www.blogbul.com/flynxs-s-7.html başlığında, blogumun isteğim dışında listelenmeye devam ediyor olduğumu fark ettim. Blogbul'daki iletişim paneli çalışmadığı gibi, e-postama da yanıt alamadım. Bu ne ilgisizlik?! Buradan dizin sahibine sesleniyorum! Gerekeni yapın lütfen.

Sonbahar, Ekim, Ay Takvimi, Etkinlikler

Ekim ayı Ay takviminde dolunay, ayın son dönemine denk gelecek gözüküyor.

Dolunay zamanına kadar artık iyice sararacak yapraklar ay ışığında sessizce yere düşüp kuruyarak; her sonbahar ritüele dönüşen kuruyan yapraklar üzerinde çıtırdatarak yürüme seremonilerimi gerçekleştirmek için, beni bekliyor olacaklar. Belki de bu yüzden serin, bazen yağmurlu, saçlarımda rüzgârı hissedebildiğim sonbaharın, özellikle de Ekim'den Kasım'a geçiş zamanını seviyorum.

Ekim ayının heyecan verici diğer bir yanı da; bir anda yoğunlaşan, etkinlik programı. Ki adeta sergiler, sinema ve tiyatro seçenekleri birbirleriyle yarış eder hâle geliyor.

Ekim ayında Ay evreleri böyle olacak, diyerek; aklınız dökülen yapraklara takılmadıysa, takvimden merakla beklediğim etkinliklerden şimdilik birkaçını not düşmeye geçiyorum.

19/25 Ekim 2007, Film Ekimi.
İKSV'nin, bu yıl altıncısını gerçekleştireceği 'Sonbahar Film Haftası Etkinliği'; Beyoğlu Emek sinemasında. 21 film gösterilecek. Film Ekimi'yle ilgili detaylar; www.iksv.org/filmekimi_2007 sayfasında.

-Güney Kore sinemasına ilgimin sebebi yönetmenlerden biri, Kim Ki Duk yönetimindeki Soom (2007)/Breath/Nefes,

-Marjane Satrapi'nin çizgi romanından uyarlanan, küçük bir kız çocuğunun gözünden İran Devrimi'ni anlatan; animasyon/dram türündeki Persepolis (2007)

-Julie Delpy yönetimindeki Deoux Jours A Paris (2007)/2 Days in Paris/Paris'te İki Gün, özellikle görmek istediğim filmler.

Julie Delpy'yi, Ethan Hawke ile oynadığı Richard Linklater yönetmenliğindeki Before Sunrise (1995)/Gün Doğmadan ve devam filmi Before Sunset (2004)/Gün Batmadan filmlerinden anımsayacaksınızdır.

Umarım izlemişsinizdir. İlk film Viyana, ikincisi Paris sokaklarında geçen, Jesse ve Celine'in tanışma ve 9 yıl sonra bir sebeple yeniden bir araya gelme hikâyesine tanık olduğumuz; aşkı naif halde işleyen, arka planda kent dokusunu duyumsayabileceğiniz iki güzel film. Şimdi, oyunculuğundan sonra
Julie Delpy'nin yönetmenliğini de görmek fena olmayacak.


Porof. Zihni Sinir'in 30.yıl sergisi, 31 Aralık'a kadar, Doğuş Power Center'da. Sergiyle ilgili detaylar, www.zihnisinir.com/tr sayfasında.

İrfan Sayar; teknoloji tutkunu bir karikatürist ve tasarımcı. Onu, yaşamlarımıza bir şekilde bir yerde mutlaka dahil olmuş şaşırtan, düşündüren, eğlendiren projeleri ve en önemlisi Porof. Zihni Sinir yaratımı ile tanıyoruz.

“Herkesin içinde var olan Zihni Sinir halini dillendiren bir kahraman” olarak Zihni Sinir'i nitelendiren İrfan Sayar, estetik, mizah ve fonksiyonellik unsurlarının Zihni Sinir Proceleri’nin vazgeçilmez üç temel ögesi olduğunu belirtiyor.

Çocukça merakınızı tatmin edecek, değişik objelerden hangisine sahip olmak isteyeceğinize kara veremeyeceğiniz eğlenceli bir sergi.


'Seviyor Ki Çiziyor' Ömer Çam karikatür sergisi; 18 Ekim/18 Kasım 2007 tarihleri arasında, Schneidertempel Sanat Galerisinde.

Beğenerek takip ettiğim karikatür ve grafik sanatçılarından biri, Ömer Çam. Sergisinin haberini, 'Kişisel Karikatür Sergisi Açıyorum' başlığında paylaştığı blogunu, 'keşfetmek için bak' bağlantılarım arasından anımsayacaksınızdır.

Kendisini, "Ben karikatüre başladıktan sonra Türkiye'de ve dünyada çok şey değişti. İklimler, ideolojiler, aşklar, insan... Bir tek karikatür değişmedi bende. İyi ki de değişmemiş..." diye ifade ediyor. 27 yıldır eserler üretiyor. Bu, İstanbul'daki ilk sergisi. Sergi, yurt içi ve yurt dışında kazandığı 30 adet renkli, ödüllü çalışmadan oluşuyor.


Bir fil ve bir timsah düşünmenizi istiyorum. Olabildiğince sevimli olanlarından olsun, lütfen. (Evet, size sevdiğim bir karikatürü anlatıyorum.) Timsah ve filiniz hazır mı?

Timsahın filin hortumunu ısırdığını ve filin de hortumundaki havayı üflediğini hayal edin. Hortumu ısırılmış bir fil ve şişmiş bir timsahın üstünde iki konuşma balonu var;
-Üfleme!
-Isırma!

Leman'dan edindiğim, günlük bir doz Komikaze alışkanlığı sahibiyim. Minik yeşil fillerle dolu kapağıyla başlayan komikaze serisi kitapları, kitaplığımdaki ulaşılabilir mesafede; tüm renkli, eğlenceli kahramanlarıyla, oyuncak kitap bölümümün baş köşesini süslüyorlar. Çok eskimesinler diye, Erdil bey'in online arşivi www.komikaze.net'ten düzenli olarak istifade etmeye çalışıyoruz.

Yakın zamanda bu leziz alışkanlığımıza bir yenisi daha eklendi; Erdil bey, bloglamaya başladı; komikaze.net'teki 'diyom ki' köşesini bloga dönüştürdü.

Erdil Yaşaroğlu'nun karikatürlerlerinden komik anekdotlarına, korkularından, masasında sakladığı çin yemek yeme çubuklarına kadar, kim bilir hangi detaylarla yaşamımıza renk katmaya devam edecek diye merakla takip ettiğimiz blogu Diyomki'yi hemen 'keşfetmek için bak' bağlantılarıma ekledim, siz de feedlerini Rss Reader'ınıza eklemeyi unutmayın.

Bir Sonbahar Fotoğrafı Hikâyesi



Vanity Fair'deki habere göre Nick Tosches, bir gün sıklıkla kullanılan Windows'un orjinal masaüstü temalarından 'Autumn'un nerede çekildiğini merak ediyor ve araştırmaya başlıyor.

Bunun için neredeyse gezmediği, bağlantı kurmadığı yer, incelemediği arşiv kalmıyor. Fakat, merakının peşindeki azimli araştırması; bir yıl gibi bir süre sonunda, merakını giderecek cevaba ulaşmasını sağlıyor.

'Autumn'un nerede çekildiğini öğrenmek için çıktığı yolda Nick Tosches, araştırmasına kütüphanelerden, resim arşivlerinden başlıyor. Vatikan'dan gizli arşivlere ulaşmak için izin dâhi alıyor. Çiftliklere gidiyor, İtalya'dan Kanada'ya kadar birçok yeri dolaşıyor. Microsoft yetkililerine de yüzlerce mail gönderiyor ama bu girişimi de başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Sonunda Tosches'in şansı açılıyor ve Vanity Fair muhabirlerinden biri imdadına yetişiyor. Fotoğrafın, bir dergi için lens testi yapan bir fotoğrafçı tarafından 1999 yılında çekildiği ortaya çıkıyor.


Milyonlarca kişinin masaüstünü süsleyen 'Autumn'un, Peter Burian tarafından çekildiği, Corbis veritabanına eklendiği ve Microsoft tarafından 300$ karşılığında satın alındığı, bu paradan Burian'a düşen payın ise sadec 40$ olduğu anlaşılıyor.

Merakını gideren Tosches, şimdiki arzusunun, fotoğrafın çekildiği Toronto yakınlarındaki Burlington'a giderek, bu mekânı kendi gözleriyle görmek olduğunu söylüyor...

Corbis Library'deki fotoğraf.
Turuncu yapraklı ağaçların Google Maps görünümü.

Nick Tosches, merak etti, araştırdı, yılmadı ve sonunda isteğine ulaştı.
Bu hikâye; sonbahar ve sarı kuru yapraklarının üzerinde çatırdatarak yürümeye bayıldığım için dikkatimi çekip burada paylaşılmış değil. Yüzlerce kişinin önemsemeyeceği küçücük bir ayrıntıyı merak edip, üşenmeden cevabına ulaşan bir kişinin başarı öyküsü olduğu ve okuyanlar için fark yaratabileceği için burada aktarılmıştır.

Ne dersiniz, en son ne bu kadar çok ilginizi uyandırmıştı ve merak edip tutkuyla araştırmıştınız.


Bu arada, evet Sonbaharı da seviyorum tabii. Hatta Autumn in New Jersey '06 başlığından görebileceğiniz benzeri, bulabildiğim leziz Sonbahar fotoğraflarını biriktiriyor, hayal gücümün sınırlarında dolaşmak beni yorduğunda zihin açıcı olarak kullanıyorum. Bana ilham veriyorlar.

Elinizde varsa, beğendiğiniz Sonbahar resim-fotoğraflarını benimle paylaşmanızdan memnunluk duyarım. Hatta, kendi çektiğiniz, hikâyesi olan bir fotoğrafsa onu da beraberinde aktarın. Öylesi daha da değerli olur. Mail adresim blog'da bulunabilecek bir yerlerde mevcut.