Scorpions'dan 'Wind of change' videosunu buraya alabilmek için, kaç video paylaşım sitesi gezdiğimi, Youtube, Dailymotion'ın yokluğunu (erişim engeli/sansür yüzünden, var-yok arası durumunu) nasıl derinden hissettiğimi uzun uzun anlatabilirim... vidivodo, metacafe, video.google, video.yahoo, hulu, viddler, izlesene, vimeo... bir sürü video sitesi gezmek durumunda kalıp, her birinden memnun olmadan ayrılmak, çok sıkıcı. Oysa, sadece, buraya güzel bir haberi not düşmek istemiştim...
Bu yaz birbirinden güzel konserlerle zenginleşti. Mark Knopfler ve Scorpions içlerinde en heyecanla beklediklerimdi. Ve evet, esen değişim rüzgârlarında, müzikleriyle hayaller kurup yola devam ettiğimiz efsane grup, zaman üstü müzikleriyle, on beş yıl aradan sonra Türkiye'de; Scorpions, 22 Ağustos 2008'de Parkorman'da olacak...
scorpionsturkiyede.com altından, müziklerini dinleyip, en sevilen Scorpions şarkısı anketine katılabilirsiniz, onca yılda kaç aşk 'Still Loving you' temasıyla canlanmıştır acaba, listelerde ilk sırayı böyle alabildiğine göre...
14-20 Ağustos 2008 tarihleri arasında 'Geleceğin İnternet'inin Önizlemesini Yapıyoruz' diyerek, mahkeme kararlarıyla erişimleri haklı veya haksız olarak engellenen siteler gibi, kendi sitelerimizi 'Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir' uyarısı asarak kapattık.
Bu geçen hafta içinde blog hareketine katılıp, duyarlılık ve özveri göstererek,sansüre karşı tavır sergileyen yüzlerce site sayesinde; ülkemizde mahkeme kararlarıyla sitelere tümden erişimin engellenmesinin; sansürün, bilgiye erişim hakkımızı elimizden alarak, bizi nasıl mağdur ettiğini hep beraber deneyimlemiş, dolayısıyla, geleceğin İnternet'inin sanal bir önizlemesini yapmış olduk.
Yerli ve yabancı basında ve sitelerde de yer bulan, destek gören sansüre karşı bu tavırla; toplumda daha geniş kitlelerin, uygulamalardaki doğru bilinen yanlışları fark etmesi ve üzerinde düşünmesi bir parça da olsa sağlanmış oldu.
Maruz kaldığımız yanlış uygulamaları değiştirmeye çalışmazsak, ileride nasıl bir İnternet deneyimi yaşıyor olacağımızın küçük bir projeksiyonu olan bu hareket, konu üzerinde farkındalık yaratmak ve bir bilinç oluşturmak için sansuresansur.org sitesi altında herkesin katılımıyla gelişmeye, ses çıkarmaya devam ediyor olacak.
5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?
Ülkemizde, 5651 sayılı İnternet Kanunu'nun yoruma açık maddeleri, Bilişim Hukuku alanındaki mevcut eksiklikler yüzünden, uygulamada, geniş kitleleri mağdur eden kararlar verilmesine yol açıyor.
Daha önce burada, bir gecede süratle çıkarılan, üzerinde yeterince çalışılmadığı her hâlinden belli olan 5651 sayılı İnternet Kanunu'nun uygulamada yaratacağı sorunlarla ilgili endişelerimi, aklımdaki soru işaretlerini paylaşmış, konuşmuştuk*. Geçen bir yıl içinde, o sorunlar maalesef gerçeğe, yaşamımızın bir parçasına dönüştüler.
Maalesef ülkemizde, -tıpkı şu günlerde Milli Eğitim Bakanı'nın bir zamanlar eğitim affına kesinlikle karşıyken, nasıl bir anda olası siyasi bir manevra uğruna sıkı bir takipçisi olduğunu gördüğümüz gibi- bir takım siyasi hesaplar uğruna yeterince hazırlıksız uygulamaya konan, alınan kararların sıkıntılarını yaşıyoruz.
Kanunlar değiştirilebilir, yeniden düzenlenebilirler!
Yanlış uygulamalara tavır gösterip, doğruyu talep etmek hepimizin sorumluluğu. Oysa, pek çoğumuz, sitelere erişim engeli kararlarını haklı görüp; sebebini araştırma veya bu uygulamaları eleştirme gereğini bile duymuyoruz.
Tüm dünya zengin içeriğini kullanabiliyorken, biz, ülkemizde Youtube, Dailymotion gibi video paylaşım sitelerine erişemiyoruz.
Engellenen siteleri kullanabilmek için bulunan yan yollara rağbet edip; mahkeme kararıyla engellenmiş olsalar da, nasıl olsa o sitelere bir şekilde girebildiğimiz için kendimizi şanslı hissedip, engellenmiş olmalarını dert etmeyebiliyoruz. Oysa sansür; başlıbaşına bir problem olmaka beraber, erişimi engellenen site içeriklerinin sırf 'eğlence'ye hizmet etmiyor; pek çok farklı meslek alanı için arşiv, bilgi kaynağı teşkil ediyor olmasıyla da, o sitelerden istifade edemediğimiz süre içinde bizi zamandan, güncel zeminden, kaynaklarımızdan geri bırakmış oluyor!
Erişimi engellenmiş siteler sadece Youtube, Dailymotion gibi video paylaşım platformları da değiller. Birilerince olası 'müstehcen' içeriğe sahip görülerek, şikâyet edilip erişimi engellenmiş, pek çok sanat içerikli yabancı site de, bu sansür rüzgârından etkilenmiş durumda. Evet, sanat eserlerinin söküldüğü, sergilerde üzerlerinin örtüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Ama dünyada başarılara imza atmış yabancı bir fotoğraf sanatçısına, sitesine ülkemizden erişim engeli getirildiğini, eserlerinin sansürlendiğini nasıl açıklayabiliriz? 5651 sayılı İnternet Kanunu'muz, 'müstehcen' içerikli siteleri, şikâyet hâlinde erişime engelleyebiliyor. Peki ama, o içeriklerin kime göre, neye göre müstehcen olduğu kabul ediliyor? O kısmın yoruma açık olması, korkarım ki çok yakın gelecekte bizi sanattan mahrum bırakacak!..
5651 sayılıElektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndaki yoruma açık maddelerin, bilişim hukuku uzmanlarınca takip edilmesi yanında, bilişim medyası ve bilişimle ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla beraber, İnternet kullanıcıları olarak bizlerin de kanun üzerinde konuşarak; eksikliklerine dikkat çekip, yeniden düzenlenmesi için bilinç sağlanmasında hassasiyet göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Yoksa, böyle ilginç(!) düzenlemelere tâbi olmaya devam edeceğiz. Türk İnternet kullanıcısı olarak, İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz? İnteraktif iletişime, teknolojiye bakışımız; kanunlarımızla paralel mi? Geleceğin medyası, klasik medyanın kontrol edildiği gibi bir mantıkla kontrol edilebilir mi?..
'Sansür'le, zihinsel besin kaynaklarıma erişimim engellendi. Rahatsızım, rahatsızız! Bu, anlaşılsın istiyorum. Sizi de sitelerinizde, 'sansür'e karşı aynı tavrı sergilemeye ve daha geniş kitlelere ulaşıp, bu konuda bir bilinç, farklındalık sağlanmasına katkıda bulunmaya çağırıyorum.
Flynxs, 'Geleceğin İnternet’inin Önizlemesini Yapıyoruz!' kampanyasını desteklemek için, 'Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir' diyerek, 14 Ağustos'ta içeriğine erişimini engelledi. 20 Ağustos 2008 akşamına kadar da, bu şekilde protestosuna devam edecek!
Her gün yeni bir site daha kapatılıyor. Bu hızla giderse ileride nasıl bir İnternet deneyimi yaşarız, onun canlandırmasını yapıyoruz. İki tıklamada bir karşımıza bu görüntü çıkar ise neler hissedersiniz? Bu amaçla sitelerimizi diğer sansürlenen siteler gibi kapatıyoruz. Aynı şekilde.
'Sansür'le, zihinsel besin kaynaklarıma erişimim engellendi. Rahatsızım, rahatsızız! Bu, anlaşılsın istiyorum. Sizi de sitelerinizde, 'sansür'e karşı aynı tavrı sergilemeye ve bu konuda farklındalık sağlanmasına katkıda bulunmaya çağırıyorum.
Eğer siz de bu kampanyaya destek vermek isterseniz, sitenize eklemeniz gereken kodu buradan alabilirsiniz.
YouTube'a art arda gelen erişim engellerinden sonra, ülkemizden bir erişim engeli de, içlerinde Türkçe'nin de bulunduğu pek çok farklı dilde hizmet veren, sosyal video paylaşım sitesi Dailymotion'a gelmiş bulunuyor.
'Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir' yazıları, İnternet'i bir mecra olarak yeterince anlayamamış, kavrayamamış olduğumuz gerçeğini yüzümüze vurmaya devam ediyor. Bilgiye erişim hakkımız kitlesel olarak elimizden alınıyor! Bilişim Hukuk'u mağduru olduk! Rahatsızım. Siz değil miziniz? Paylaştığım YouTubevideolarının, ülkemizden YouTube'a erişim engeliyle blog'umda görüntülenememesinden dolayı aylardır yerlerini devasa boşluklara bırakmalarına, şimdi de blog'umda Dailymotion altındaki videoların yerlerinin boşluğu eklendi. Bu, erişim engeli uygulamasının bana yansıyan zararının, gözle görülür tarafına bir örnek. Aynı durum, tüm websiteleri için de geçerli.
Ses ve görüntü kalitesi, içeriğiyle, Dailymotion'ı kullanmaktan ne kadar memnun olduğuma, burada sıkça değinmiştim. Dailymotion, YouTube, Vimeo; öncelikli tercih ettiğim üç video paylaşım sitesi. Ve şu an, ikisini tüm dünya kullanabiliyorken, ben kullanamıyorum! Mahkeme kararıyla engelleniyorum! Engelleniyoruz!
Yoksa siz, bunda bir mantık hatası, uygulamada yanlışlık, daha da önemlisi yaşananın kitlesel olarak özgürlüklerin kısıtlanması noktasına ulaştığını görmüyor musunuz?
Video paylaşım sitelerini eğlence amaçlı olarak kullanmaktan çok, işimle ilgili gelişmeleri, yayınları takip etmek ve zihinsel besin için kaynak olarak kullanıyorum. O sebeble bu sansürler beni ve benim gibi insanları çok fazla olumsuz etkiliyor.
Fakat, erişimi engellenen bu platformlar ister eğlence, isterse de profesyonel amaçlara hizmet için kullanılıyor olsunlar, fark etmez, her durumda sonuç aynı. Sansüre maruz kalıyoruz. Mağduruz!
'O kadar önemli mi? Kullanmayın biraz. Hem, sadece o video siteleri mi var, diğerlerini kullanın', deniyor. Bu maalesef bilinç düzeyinin seviyesini gösteren çok basit bir yaklaşımdan başka bir şey değil. Her video paylaşım platformunun kapasitesi, içeriği, aranan konu başlıklarında videolara ulaşabilmek için yeterli olmayabiliyor. Meselâ, YouTube'da bulabildiğim birçok videoyu başka bir video paylaşım sitesinde bulamıyorum. Haberdar olmam gereken konulardaki videoları bulabileceğim yerler engellendiğinde, etraftan aramakla zaman kaybetmek zorunda kalıyorum, verim düşürücü, sıkıntı verici bir durum bu.
Bilgiye erişimimizin engellenmesi hepimizin sorunu! Video paylaşım sitelerinin sansürlenmesi, geneli etkileyen bir uygulama olduğu için, yanlışın boyutunu fark etmemizi sağlamada iyi birer örnekler.
Tüm meslek gruplarının bu uygulamadan bir şekilde etkilendiğini söyleyebiliriz. Örneğin, bir bilim insanını düşünün; yeni yayınları takip edebilmesi, dünyadaki gelişmelerden haberdar olabilmesi için video paylaşım sitelerini kullanıyor olsun.
Dünyanın diğer ucundaki meslektaşının, kalp kapağı değişikliğinde kullanılmak üzere bulduğu cerrahi bir tekniğin uygulama videosunu, bu video paylaşım sitelerinden izleyerek, anında haberdar olabiliyor. Eskisi gibi sadece dergilerdeki yayınlara, kitaplara muhtaç değil; şimdi, yeni tekniklerden videolar üzerinden kolayca haberdar olunabiliyor. Yeni tekniklerin uygulama videoları, röportaj ve tanıtım filmlerine erşimi engellendiğinde, bir insanın kendini geliştirmesinin önüne çekilen perde, hepimizin zararına değil mi?
İstenmeyen içerik yüzünden mi, izlenen videoların yarattığı yurtdışı çıkışlarındaki yoğunluğu hafifletmek için mi, yoksa başka sebeplerden mi bu tür uygulamalara maruz bırakılıyoruz bilemiyorum ama, bu karartmalar, sansürlerden çok rahatsızım. Video paylaşım siteleri büyük birer kaynak. Tümden engellenmeleri kabul edilemez.
Konuyla ilgili, Fırat Yıldız'ın Bigumigu'daki 'Tüm Reklamcılara, Reklamverenlere ve Herkese Duyuru!' başlıklı yazısını ve Düğümküme'de 'Youtube' başlığındaki yazıları, özellikle 'Türkiye’de Kitlesel İfade Özgürlüğü Engellemesi'ni okumadan geçmemenizi öneriyorum.
Blog'dan benzer içerikli yazılar: İnternet Kanunu, 5651, bilişim, internet... Konuyla ilgisiz dip not: Blog yazarınız iki hafta tatil hakkını kullanıyor olacak.
Euro 2008 T-Shirts; 'Nike' için, Steve Rura tarafından hazırlanmış, futbol ve tipografi aşkı birleşimi, her biri kendine özel mesajını ileten 16 farklı tasarımdan oluşuyor. 'Letters & Numbers' altındaki Steve Rura portfolyosunda, 'Nike Euro 2008' başlığından tüm seriyi görebilirsiniz.
Switzerland 'Go', Croatia 'Fiery, Passionate'. Greece 'Raise It Up', Czech Republic 'Strength', Netherlands 'Netherlands', Germany 'Tackle, Give-and-go, Cross, Shot, Goal', France 'Battalions, Battles', Russia 'Russia', Turkey 'Masters of Football', Portugal 'To Arms', Romania 'Wake Up Romanian', Spain 'The Red Fury', Austria 'Austria', Italy 'Victory', Poland 'The Red and White', Sweden 'Go Sweden'.
Türkiye için kullanılan 'Futbolun Efendileri' mesajı, heyecanımızı daha da yükselten Hırvatistan maçı sonrasında ne de güzel karşılık buldu, öyle değil mi? Umarız ki, böyle devam etsin...
Dört bir yanımızı futbol çoşkusunun sardığı bu günlerde, güzel maçlar izleyip eğleniyoruz, ama oyuna/duruma teknik-taktik yaklaşımla baktığımızda da bir o kadar detay yakalayıp, bir şeyler öğrenebiliyor ya da fark edebiliyoruz.
İnancını koruyan ve en çok isteyen, kazanıyor!
Kazanmak için yola çıkan bir takımın inanç, istek ve biraz da şansla kendini hatırlatması Slaven Bilic gibi teknik adamları bile şaşırtabiliyor...
Hırvatistan Teknik Direktörü Slaven Bilic'in, Türkiye karşılaşması sonrası yaptığı açıklamada, "...İlginç bir biçimde kazanıyorlar. Hem kaliteleri var hem de başka bir şey var. O yalnızca Türkler'de var onun ne olduğunu tarif edemiyorum, anlayamıyorum. Böyle giderlerse final oynarlar. Bu yenilgiyi unutmamız mümkün olmayacak. Yaşamımız boyunca da aklımızda kalacak..." sözleri, hoşuma giden detaylardan biriydi. Diğer bir detay ise, Fatih Terim'in bu günkü açıklamasında yer alan "...Futbolcularıma buz hokeyi maçı taktiği verdim ve kasetlerini izlettim. Başarımızın sırrında bu da var. Mucizeler bizim mesleğimiz...." sözleri. Hockey'in doğasında yer alan sürat ve şiddeti, motive edici güç olarak kullanmak...
Ama, onlar zaten ürkütücü/caydırıcı görünümleriyle 'Garanti Milli Takım filmi: Türko' reklamında futbolcudan daha çok, Hockey oyuncularına benzemiyorlar mıydı(?)
'Letters & Numbers' altındaki Steve Rura portfolyosuna uğramışken, 'Nike Euro 2008' yanında 'Nestea', 'Tadasana', 'Toytype', 'ADC Paper Expo' gibi diğer tasarımlarını da görmeden geçmeyin sakın...
Satriani'ye ilgim bir tarafa, yeni albümün içeriğindeki bir detay, bu defa onu daha da özel kılıyor.
Bugüne kadar eserleri farklı müzik türlerinde değişik biçimlerde yorumlanan Âşık Veysel, bu kez başarılı gitar virtüözü Joe Satriani’ye ilham kaynağı oldu.
Satriani'nin, 'Müzik sanki benim içimde yıllardır biliyormuşum gibi çınladı' diyerek ifade ettiği Âşık Veysel müziğinin etkisine, geçen yaz konser vermek için Türkiye'ye geldiğinde, Türk kültürünü tanıma sürecinde ona verilen Âşık Veysel cd'lerini dinlediğinde kapılmış.
“Asik Veysel” ismini taşıyan parça, usta halk ozanının türkülerinden yapılan düzenleme niteliğini taşırken, kimi bölümlerde gitarla bağlama sesi veriliyor. Bu parçada bağlamanın sesini vermek için farklı bir teknik uyguladığını ifade eden Joe Satriani, “Hiç çalmadığım bir stilde çaldım. Gitarın sesi çok farklı duyuluyor bu parçada” sözleriyle Aşık Veysel’in kendisine verdiği ilhamı nasıl notalara aktardığını özetledi.
“Andalusia” adlı parçada ise Aşık Veysel’in ruhunun yaşadığını dile getiren sanatçı, halk ozanının ruhunu İspanya’daki bir kasabada yaşıyormuşcasına parçaya aktardığını belirtti.*
Müziğin doğasının birleştirici, kültürler arasında köprü kuran yönüne ne hoş bir örnek, öyle değil mi?
Satriani gibi başarılı bir gitar virtüözünün Âşık Veysel sentezi; beslendiği, ilham aldığı kaynaklar bizi düşündürmeli. Üstünde durduğumuz toprakların ne kadar zengin bir kaynak olduğunu, unutabiliyoruz... İpek yolunun geçtiği topraklardaki destanlardan ilham alınarak oluşturulanLoreena McKennitt "An Ancient Muse" albümü de, içinde yer alan "The Gates Of İstanbul", "Sacret Shabbat" gibi tanıdık tınılarıyla yine benzer şekilde zamanı aşarak, bizi, sadece Osmanlı'nın İstanbul'una değil, Homer'in Yunanistan'ına, oradan Haçlılar dönemi İngiltere'sine de götürüyordu.
World Water Day 2008. 22 Mart Dünya Su Günü'nün bu yılki -tema- konu başlığı ise, 'sanitation'. 2008'in 'Uluslararası Halk Sağlığı Yılı' olması kararlaştırılmış. Her yıl, Birleşmiş Milletlerce bu güne dair bir tema belirlenir ve faliyetler tüm dünyada o konu başlığı üzerine yürütülür. Gerek 'Su Günü', gerekse 'Uluslararası Halk Sağlığı Yılı' kapsamında, Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) sorumluluğunda yürütülen faliyetlerin dünyada hoş yansımalarını görmek mümkün [1].
Dönüp ülkemize baktığımızda ise, ne WWF Türkiye ve 'Conta Harekâtı' dışında bir kampanyaya, ne de su ile ilgili en üst merci sayılabilecek '(DSİ) Devlet Su İşleri'nde -etkinlikler sayfasındaki kısa bir bilgi yazısı ve komik sonuçlu bir yarışma haricinde- göz dolduracak bir aktiviteye rastlayamadım, maalesef...
Suyumuza sahip çıkıyor muyuz?
'Su' ve 'küresel ısınma' üzerine yazdığım yazılardan, konunun önemi ve nelere dikkat etmemiz gerekir sorusuna cevaplara rahatça ulaşabilirsiniz.
Evet dünyamızın çoğu suyla kaplı, fakat bunun çok az bir kısmı içilebilir kalitede temiz sudan oluşuyor. İçilebilir kalitede temiz su kaynaklarının yetersizliği yanında diğer bir sorun ise hijyen.
Temiz suyla sağlanması gereken hijyen yetersiz kaldığında, hastalıklar ve çok ciddi oranlarda insan yaşamı kaybı gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.
2008'in 'Uluslararası Halk Sağlığı Yılı' olmasının bir nedeni de, kirli su kaynaklarının getirdiği bu felakete dikkat çekmek ve bu sorunla savaşmak.
Alttaki görseller wsscc.org'dan, bu konuya dikkat çekmek için hazırlanmış posterler[görselleri daha büyük görüntülemek için üzerlerine tıklayabilirsiniz].
Hurry up! 2.6 billion people want to use the toilet, Woman, Man. Millions of women have to do it with an audience. 1.2 billion people drink dirty water every day. Diarrhoea kills babies every day. Dirty water kills. In some countries women risk rape by collecting water.
Zihninizde dolaşan bir müziğe eşlik ettiğiniz ya da sırf ondan kurtulmak için üzerine başka müzikler dinleyip, o yeni melodilere takılmak istediğiniz olmuştur. Kill Bill: Volume 1 Soudtrack'ten, Twisted Nerve tüm gün dilime dolandı. Eve dönerken arabada -Feridun Düzağaç'ın yeni albümü- 'Uykusuza Masallar'ı bile dinledim. Olmadı, hâlâ mırıldanıyorum. Bu sebeple onu, hafta sonu müziği olarak burada bırakıp, yeni başka şeyler mırıldanmaya geçebileceğimi umuyorum. Fakat ondan önce, bu post gönderi sınırları içinde Şubat ayı Ay takvimimiz yer alsın ve güzel de bir animasyon izleyelim.
Christof [bknz: üstteki görsel], işlerini keyifle takip ettiğim Job Joris & Marieke animasyon stüdyosu ürünü, birbirinden eğlenceli 3D karakterlerden biri.
''...yollar/seçenekler ne kadar çok olsa da kalbimizin sesini dinleyip istediğimizi yaptığımız sürece, doğru yolda olduğumuz''u bana eğlenceli bir şekilde anımsattığı için daha bir hoşuma gittiğinden; Christof'un yer aldığı, bir tanıtım için hazırlanan Shape your desire animasyonuna [linke ya da görsele tıklayarak izleyebilirsiniz] burada yer vermek istedim.
Zaten siz, www.jobjorisandmarieke.com ziyaret edip, Pelle ve -sanatı sevmesine rağmen bir türlü anlayamadığı için tuhaf durumlara düşen- Blanca gibi diğer daha birçok karakterin dünyasında keşfe çıkmaktan kendinizi alamayacak, bu keyifli gezintinın tadını çıkaracaksınızdır, diye düşünüyorum.
20 Şubat'a denk gelen dolunayıyla, bu ayki Ay'ın aydınlık yüzü Ay evreleri takvimimiz, altta.
20 Şubat'ı 21 Şubat'a bağlayan gece tam Ay tutulması olacak. Meraklılarına duyurulur. Eğer hava açık olursa, tam tutulma evresi Türkiye'den, Ay batarken izlenebilecek, tabii erken bir kahvaltı macerasına girmek isterseniz -çünkü 06:30 gibi bir saate denk geliyor- [bknz: 21 Şubat 2008 Tam Ay Tutulması].
Tatmin edici parçalardan oluşan bir albüm, Kill Bill: Volume 1 Soudtrack'ten, 'Twisted Nerve' iki farklı yorumuyla hafta sonu müziği olarak burada yer alıyor.
Tabii, bu arada filmi de biraz anımsamak hiç fena olmazdı, derseniz; Youtube'daki Kill Bill-In the Hospital (Twisted Nerve) videosunu izlemenizi önerebilirim. Tercihim 'Whistle song'un techno remix olarak hazırlanmış hâlinden yana ama, hazırda web'den buraya alabileceğim sadece bu iki yorumu bulabildim -dinlemek için imeem player'ın play tuşuna bastıktan sonra, bağlantı hızınıza bağlı olarak dinlemek için biraz beklemeniz gerekebilir-, onu da imeem servisi marifetiyle gerçekleştirdik.
Peki sizin bu sıralar zihninizde hangi müzikler dolaşıyor? Varsa, dilinize dolanan melodilerden kurtulma yöntemlerinizi de paylaşabilirsiniz benimle.
Böyle bir cümle kurup, tüm bu saydıklarımı neredeyse sadece yarım saat içinde yaptığımı söylemek, başka bir zamanda olsa belki şaşkınlık verici hatta imkânsızmış gibi gelebilirdi. Ne mutlu ki şimdi teknoloji sayesinde online ortamda, bunları rahatça yapabiliyoruz.
www.360tr.com, panoramik Türkiye fotoğraflarıyla, ordaymışlık hissini duyumsatan hoş bir deneyim sunuyor. Varlığından haberdardım ancak bu kadar detaylı bakma fırsatı bulamamıştım. Umarım içeriği gelişmeye devam eder.
...Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri, fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibimaddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor.
Ben, bu ihtirasların gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım...
M. Kemal 12 Ocak 1914 Sofya
Mustafa Kemal Atatürk'ün, Madam Corinné'e mektuplarından bir bölüm, üstteki satırlar. 'Geleceğe mektup' kıvamındaki içeriğiyle bize, çok şeyler fısıldıyor.
Bir fikri hayata geçirebilmek. Bir işin, gerektiği gibi yapıldığını bilmenin verdiği o iç rahatlığı. Bunlar, yaşamda benim için en değerli, önemsediğim anlar. Ki, herkes için de öyle olmalı, diye düşünüyorum. Eğer başarıya bir tarif aranıyorsa yeri, tam da bu satırlar arasında.
Vazife adamı olmak; aldığı görevi ya da o an ne yapması gerekiyorsa onu en iyi şekilde yerine getirmeye, özel ya da iş yaşamından farklı örnekler vererek detaylandırmak, önemine işaret etmek mümkün. Fakat ben, daha çarpıcı olacağını düşündüğüm başka bir önekle minik bir parantez açmak istiyorum konuya.
Atv'de Siyaset Meydanı programına katılan Gazi Astsubay İbrahim Babur'u, bir şekilde izlemiş ya da duymuşsunuzdur (öyle değilse YouTube'tan programın videosunu izleyebilirsiniz, ki izleyin mutlaka).
Görevi sırasında, sorumluluğundaki askerleri korumak için, tuzaklı bir bombayı etkisiz hale getirmek üzere, üzerine atlayıp, bombayı alıp atarken ellerini kaybeden İbrahim Babur'un, bu durumu kahramanlık olarak nitelemek bir kenara, "yapmam gereken buydu ve sadece görevimi yaptım," diyerek değerledirmesine, bilinç seviyesine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Evimizde huzurla oturabilelim diye, nasıl şartlarda, ne bedeller ödeniyor ve bunu yapanlar nasıl bir bilinçle hareket ediyor, diye durup bir düşünelim istiyorum. Nasıl onurlu, erdemli bir tavır bu!
Çizgi romanlarda ya da filmlerde kahraman aramaya gerek yok, onlar aramızda yaşıyorlar zaten. Ve popüler kültürün dayattığı, sabun köpüğü rol modellere de ihtiyacımız yok, Atatürk gibi bir lidere ve daha bir çok başarılı, değerli insana sahibiz ülkece.
Ülkede bazı tatsız şeyler yaşanıyor olsa da, Atatürk'ün ölüm yıldönümünde, onun işaret ettiği yolda ilerleyen ve bir takım değerlerden uzaklaşmamış insanlara sahip olduğumuzu görmekten memnunum.
Atatürk'ün sarfettiği her bir söz o kadar değerli, zaman üstü ki, fikirlerinin pırıltısı o günlerden geleceği aydınlatmaya devam ediyor.
Hem kişiliği, hem devlet adamı sıfatıyla yaşamı; zengin çıkarımlara müsait, güzel bir kaynak bizler için, tabii istifade etmesini bilenlere.
Ben kendi adıma, arada Nutuk'tan, mektuplarından bölümler okumaktan hoşlandığımı ve okurken aklımdaki ilgisiz olası sorulara bile cevaplar bulabildiğimi, söyleyebilirim. Üstte, mektubundan bir bölümünü aktardığım Madam Corinné'e kimdir, diye merak ederseniz; Ömer Lütfi Bey adında bir deniz subayının İtalyan asıllı dul eşi, General Ferdinand'ın yeğeni olduğunu; Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçmesinin ardından evi sık sık işgal güçlerine bağlı askerlerce basıldığı için İstanbul'dan ayrılıp İtalya'ya gittiğini; Mustafa Kemal'in ona, "... Senin mektuplarını sabırsızlıkla bekliyorum. Kapıcı mektubunu getirdiğinde içimde büyük bir sevincin uyanması için zarfın üzerinde senin yazını görmem yeterli oluyor. İstanbul'a gelmem dileğini beni daha sık görmek için izhar edilmiş arzu şeklinde yorumluyorum..." satırlarını yazdığının bilindiğini, söyleyebilirim.
Madam Corinné'e olanların da arasında olduğu, Atatürk'ün daha pek çok mektubu var. Bunlara Emre Kongar ya da Can Dündar (Yükselen Bir Deniz) kitaplarında değinildiğine rastlamanız, mümkün. Onun yanında, Atatürkiye ve Mektuplar sayfasından da daha birçok detaylara erişilebilir. Radikal'deki 'Atatürk'ü herkes tanımalı' yazısı da, okunası iyi diğer bir yazı.
Törenler önemlidir. Ama, törenlerin arkasındaki mânâyı unutmadığımız sürece!
10 Kasım; ölüm yıldönümünde ulu önder Atatürk'ü anmak için sabah erkenden Anıtkabir'e gitmek, Ata'ya Saygı Defteri'ne birkaç şey yazmaktan fazlasıdır. Ki, O'nun fikirlerini, sahip olduğu ve aşılamaya çalıştığı değerleri anlamak için zaman ayırıp okuyacağımız her bir satır, bundan daha da değerlidir...
Evet, büyük fikirlerin peşinden gidip gerçekleştirebilmek güzeldir ama, hakkını vererek, sorumluluk duyarak yaptığınız bir işten, küçük, önemsizmiş gibi gözükse bile gurur duymalısınız. Çünkü bu, varlığımızla yaşama kattığımız anlamdır, diyip konuyu toparlıyorum.
Okuduklarınızdan sıkılmadıysanız ve buraya kadar geldiyseniz; konunun üzerinde düşünmek ya da zihninizi dağıtmak için Vivaldi'yi kullanabilirsiniz. Dört Nevsim'ini severim ama Autumn, benim için daha bir özel.
Vivaldi - 'Autumn', Nigel Kennedy yorumuyla, hafta sonu müziği olarak burada yer alıyor. Videonun devamı, Autumn II ve Autumn III'e YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. 'Sonbahar' yorumu hoşunuza gittiyse, bir de 'Kış'ı dinleyin, derim.
1994'ten bu yana, kemanla yaptıklarına hayran bir Nigel Kennedy takipçisi olarak; klasik versiyonda Autumn dinlemekle arasındaki farkı hissedeceğinize, ve beğeneceğinize inanıyorum. Ki, albümleri her arşivde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm müzisyenlerden de biridir...
Ne mutlu; 29 Ekim'in bayraklarla, coşkuyla sokaklara dökülüp, kutlama yapılan bir günden fazlası olduğunu bilenlere...
Blogumda, çoğunlukla yaratıcı süreçlerini takdir ettiğim tasarımcılar ya da eserlerine değiniyorum. O sebeple bu yazı da, zihinsel süreçleri, güçlü gelecek projeksiyonu, kararlılığıyla hayran olduğum, ülkesini yaratan bir lider olan Atatürk'ün özlemle anıldığı bir bayram yazısı olacak.
1923 - Türkiye'de Cumhuriyet ilan edildi, Mustafa Kemal Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi.
'Cumhuriyet'in ideal bir devlet yönetim biçimi olduğunu düşünüyorum ve böyle yönetilen bir ülkede yaşıyor olmaktan mutluyum. Ama ne derece 'Cumhuriyet'i yaşayabiliyoruz, noktasında haklı rahatsızlıklarım da yok değil, maalesef.
Geçen on beş yıl içinde yaşadığımız gelişmeyi düşünmenizi (cep telefonları, internet, lcd televizyonlar...), sonra da kendinizi 1923'de konumlandırıp, seksen dört yıllık bir gelecek projeksiyonu yapmanızı istiyorum. Şu an yaşadığımız şartlarda bir Türkiye'ye mi ulaştınız?
Eminim siz de, Atatürk'ün, 1923'ten bu güne geçen süre zarfında, Türkiye Cumhuriyeti'nin çok daha farklı bir konumda olacağı beklenti/düşüncesini paylaşıyor bulacaksınızdır kendinizi.
Peki, neden o konumun bu denli gerisindeyiz? Çabalayarak var etmektense hazırı/kolayını tercih etmeye alıştırılmaktan olabilir mi veya tarihimizi bilmemek ya da unutturulmaya çalışılmasına göz yummaktan?
Neden ülkeye yön verecek liderler, becerikli devlet adamları yetiştiremiyoruz? Dışarıdan sunulan, hazır yetiştirilmiş devlet adamlarının, ülkenin geleceğine değil de yetiştirenlerinin geleceğine hizmet edeceğinin farkında değil miyiz?
Seçimler yapıyoruz ama bunları yaparken ne kadar bilinçli, durumun farkındayız?
Farkında olabilmek, geleceğe yön verebilmek için geçmişi, tarihi doğru bilmek ve gelecek nesillere doğru aktarabilmek gerekir!
Çok uzak bir tarih değil, Kıbrıs'ta yaşananları, büyükleri gençlere doğru aktarabilseydi, şimdi içinde bulundukları tavırla, aldanıyor olurlar mıydı?
Ya da zamanında Çanakkale'de yaşanan savaşa, sırf birlik olup karşı durabilmek için nerelerden kimlerin yurtlarını bırakıp gelerek şehit olduklarını biliyor olsaydık; şimdi, en küçük bir provokasyon karşısında sağduyumuzu daha rahat koruyor olmaz mıydık?
O yoğun sıcak savaş günleri geride kalmış olabilir ama bu, ülkelerin kendi menfaatlerini korumak için içinde bulundukları soğuk savaş gerçeğini değiştirmiyor. Bunun bir ayağı da psikolojik harp ki, tırmandırılan milliyetçilik duygularıyla sağduyudan uzaklaştırılmaya; bir tavır içinde olmaktansa, duygusal tepkilerle hareket etmeye provoke edilmemiz de, bunun bir kanıtı.
Herhangi bir olay karşısında gösterdiğiniz tepki, anlık duygusal bir adımdır. Oysa tavır; durumu mantık süzgecimizden geçirmeyi ve kararımızın sonuçlarının fakında olabilmemizi kapsar.
Tepkiler yerine tavır sahibi olmalıyız. Tavır sahibi olabilmek için de, durumu muhakeme edebileceğimiz serin bir kafa ve tarih/geçmiş bilgisine ihtiyacımız var. Tarihimizi biliyor muyuz?
Sonrasında belki, İstanbul'a hafta sonu gidiş mesafesindeki Çanakkale'ye, mini bir gezi yapmayı düşünürsünüz?
Sadece Çanakkale Savaşlarında 253 bin kayıp verdiğimiz ifadesi, oturduğumuz yerde bize istatistiki veri olarak yeterince etkileyici gelmiyorsa; O atmosferi duyumsamak; bu ülkenin her adımının kanla sulanarak korunduğunu fark etmek; birlik olmamızın önemini bir kez daha idrak etmemizi sağlamakta yardımcı olacaktır.
İzlenme oranı (reyting) ve etik arasında kalmış bir kısım görsel medyamız yüzünden, sansürlenerek korunmaya çalışılan bir halk yerine; abartı ve yönlendirmelerden, bilgi ve sağduyumuzla korunalım.
Ülkece, bilinç açıcı farkındalıklara ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Yoksa daha iyi bir gelecek var edebilmek için, gereken imkânlara sahibiz.
Alttaki video, kişisel gelişim kitapları yazarı Mümin Sekman'ın bir kitabından alınarak hazırlanmış etkileyici bir sunum. İzlerken, konuyla ilgili düşüncelerimizi toparlayalım, istiyorum.
Hayatı çaresizliklerle dolu bir adamın öyküsü.
Çaresizlik öğrenilmiştir. Başarılı olmak da öğrenilebilir. Sende sandığından fazlası var! Gelebileceğin en iyi yerde değilsin. Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır. Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur. Rüzgarı suçlamayı bırak, yelkenleri kullanmayı öğren! Seyirci koltuğundan sıkıldıysan, sahneye çık. Zirvede her zaman bir kişiye daha yer var. Her şey seninle başlar! Başkaları yapabildiyse, sen de yaparsın... Seçim senin.
Bu sene, Cumhuriyet Bayram'ı kutlamaları için, en görkemli havai fişek gösterisi yapılacakmış, İstanbul Boğazı'nda. Peki ama, Atatürk'ün cumhurbaşkanı olduğu Cumhuriyet'in neresindeyiz?
Özel günlerde Google arama sayfasında yer alan logo yerinde şimdi, Google's 9th Birthday logosu yer alıyor.
Dennis Hwang tarafından hazırlanan diğer tüm özel gün logoları Google doodles'a, Google Holiday Logo başlığından ulaşmak mümkün.
Google, doğum günün kutlu olsun! Fakat benim merak ettiğim başka bir şey var.
Google, dokuz yıldır var ve Türkiye'de de yoğun olarak kullanılıyorken; peki ama niçin Google Translator bünyesinde Türkçe dil seçeneği yok?
Geçen zaman içinde genişlemesini sürdüren, Blogger'ı da kendisine dahil eden Google; hiç olmazsa Blogger bünyesinde default olarak gelecek, Türkçe'nin de dahil olduğu bir çeviri sistemi oluşturamaz mı?
UnitedPlanktonların girişimiyle, Google Bize Logo Yapsana Projesi; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için Google Türkiye sayfasında, Türkiye için özel gün logosu yer almasını sağlamıştı.
Türkiye için Google sayfasında özel gün logosu olması, Google Translator bünyesinde Türkçe dil seçeneği olmamasından daha mı önemli?
Bloglar, internetin minik yapıtaşları olduğu için, kendi blogum üzerinden örnek vereyim; internet üzerinde kaliteli Türkçe içeriği önemsediğimden, yazılarımı olabildiğince Türkçe ağırlıklı yazmaya çalışıyorum. Fakat bu, internetin küresel bir ağ ve blogumun da her dilden insanın erişimine açık olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Durum böyleyken; yazılarımda bahsettiğim konularda ismi geçen biri, Türkçe bilmiyorsa, kendi hakkında ne yazıldığını merak ettiğinde nasıl öğrenecek? İçeriğin Türkçe olduğunu anladı diyelim, çeviriyi nasıl yapacak? Ben, içeriği merak edip, e-posta göndermeyi her akıl edene, çeviri yapıp göndermekle uğraşmak durumunda mıyım? Google Translator bünyesinde Türkçe dil seçeneği olsa, bu kolaylık sağlamaz mıydı?
Türkçe zengin ve evrensel bir dildir.
Dilimiz Çince, Hintçe, ingilizce ve ispanyolcanın arkasından en büyük (yaygın) dil karakterine sahiptir. Birleşmiş Milletler'in 1990 yılına ait istatistiklerine göre Türkçe, 165 milyon dolayında kişi tarafından anadil olarak konuşulmaktaydı. Nüfus artışının ortalama % 1,5 olduğu varsayılırsa bu sayının artık 210 milyonu aştığı söylenebilir... (*)
Google Translator bünyesinde Türkçe dil seçeneği olmalıdır, geç bile kalmıştır!
Günün anlamı ve önemiyle ilgili anımsatıcı bilgilere gereksinenler, wikipedia'daki Zafer Bayramı ve meb.gov.tr'deki 30 Ağustos Zafer Bayramı başlıklı yazıyı okuyabilirler.
30 Ağustos, Zafer Bayramımız kutlu olsun. Ayrıksı Tasarım Günlüğü'ndeki Ülkeler, Armaları ve Türkiye yazısı sonrası, iyi ki zamanında yapılmış böylesine sade ve güçlü duygular uyandıran, anlamlı tasarıma sahip bir bayrağımız var, diye düşünmeden edemedim.
Türk Tarih Kurumu web sitesinden Bayrak Kanunu hakkında bilgi alırken, bayrağın kullanım şekli ve tasarımıyla ilgili ölçü standartları hakkında da bilgiye erişebilirsiniz.
"Bayrağınız ay ve yıldız figürlerinin romantik bir bileşimi. Aslında bütün ulusal bayraklar yeniden tasarlanabilmeli. Ancak Türk bayrağının buna hiç ihtiyacı yok."
Üstte gördüğünüz alıntı, Türk bayrağının çok iyi bir tasarım olduğunu belirten Oliviera Toscani'ye ait. Fakat, Ülke Bayrakları arasında biraz vakit geçirdiğinizde; bunun ayırdına varmanız için illâ da eğitimli bir göze sahip olmanız gerekmiyor. Oliviera Toscani, 30 yılı aşkın süredir iletişim sektöründe, birçok uluslararası marka için olağanüstü fikirleriyle sansasyon yaratan işler çıkarmış, reklam ve iletişim dünyasını sarsan bir fotoğraf sanatçısı. (İlgili haberler: 'Mavi Jeans, Oliviero Toscani ile anlaştı', '24 saat çalışmak aptalların işi')
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir. Access to this site has been suspended in accordance with decision no: 2007/195 of T.C. Fatih 2.Civil Court of First Instance.
Yakın zamanda, kendi blogumun da benzer bir sebeple karartılmasını istemiyorum.
...Adı geçen servisin sağladığı ücretsiz ve denetimsiz olanaklar kötü niyetli kişileri bu servise yönlendirmiş ve wordpress.com kısa sürede bölücü-yıkıcı ideolojilerin, kişisel husumetlerin, kanunsuz hedeflerin sesi ve yayın merkezi haline dönüşmüştür...
...tarafımızca söz konusu hukuka aykırı yayınların durdurulması için YAKLAŞIK 17 KEZ adı geçen site yönetimine başvurulmuş, ancak site yönetimi bu yayınlar hakkında hiç bir tedbir almamıştır...
Yaklaşık(?!) 17 kez site yönetimine başvurup, yanıt/çözüm alamamak(?); yasal hakkını kullanmayı istemeyi anlarım fakat, bunu yaparken WordPress.com'u, bloglarda insanlara düşüncelerini özgürce paylaşmaya imkân sunuyor diye tümden karalamaya kalkmayı, anlayamam.
Haber alma özgürlüğü, kişilik hakları böyle korunmuş mu oluyor? Peki günlerdir bloglarını kullanamayan WordPress.com üzerindeki blog sahipleri ve takipçilerinin suçu ne? Yasaklananlar arasında Flickr blogu da var. Yapılan, bir kişinin hakkını korurken diğerlerininkini ihlâl etmek değil midir, tam da budur!
Google'a Türkiye'den erişimi de yasaklayalım mı? Ya da başlamışken daha ileri gidip, internet erişimini tümden yasaklayalım isterseniz! Belki böylece insanların sahip oldukları özgürlüğün değerini anlayıp, interneti iyi-doğru amaçlar için kullanma bilincini kazanmalarını bekleriz. Çok bekleriz, üstelik böyle bir zihniyetle!
Mahkeme kararı değil eleştirdiğim; internet, blog kültüründen habersiz yasa yapıcıların sayesinde kanunlarımızın, bir kişiyi korumaya çalışırken diğerlerini mağdur eden uygulamalara mahâl vermesi.
Türk Internet com, Matthew Mullenweg ile bir söyleşi gerçekleştirmiş.
...turk.internet.com : Bu toptan bloklamaya karşı yapmayı düşündüğünüz bir işlem var mı?
Matthew Mullenweg : Ne yapacağımızı değil, ne yapmayacağımızı söyleyebilirim. Bizim servisimizi kullanan Türk bloggerların konuşma özgürlüğünü hiçbir zaman sınırlamayacağız....
WordPress.com yasaklanması, gerekçesi sebebiyle; emsâl teşkil edip kişilik haklarını korumak adına atılmış iyi bir adım değil; geçmişini unutturmaya çalışan bir kişinin, Türk vatandaşı(!) olma hakkının arkasına sığınıp, gövde gösterisi yapmasıdır, diye düşünüyorum.
5651 sayını Yeni İnternet Kanun, uygulamada özgürlüklere sınır getirecek; yoruma açık maddeleri var, diye buradan söylerken; hukukî sistemin işleyişinden endişem ve eleştirilerim de tam da bu yöndeydi. Bilişim Hukuku konusunda yeterliliğe sahip yasa yapıcı ve uygulayıcılara ihtiyacımız var!
Bilgisayarınızdaki DNS ayarlarını değiştirerek ya da proxy kullanarak (GoogleTranslate, HideMyAss, FlyProxy, Gizlen.net, AnonyMouse, Anonymizer gibi...)sansürlenen WordPress sitelerine erişebilirsiniz. Fakat, blog yazarı ve okuyucuları olarak, bu sansüre karşı duyarlı davranmak ve bir tavır almak gerekiyor.
BlogKazanı'ndaki WordPress Sansürüne Tepkisiz Kalmayın başlığı altından aktarılan detaylar doğrultusunda, siz de Telekomünikasyon Kurumuna konuyla ilgili başvuruyu yaparak, tepkinizi gösterin.
Vikipedi ve PageRank Fırsatçılığı Bunlar olurken; yaratıcı, işlek zekâ ürünü projeler beklediğimiz, genç beyinlerimizden biri de, kendisini internetten para kazanma heveslisi yurdum gençlerinden farksız konuma sokmayan bir projeyi, bir TopList sitesini yayına başlatmış. Fakat ne şekilde, etik değerleri göz ardı ederek!
Sahip olduğu "vikipedi.com" alan adını, zamanında bir süre destekliyorum diye gözükerek Özgür Ansiklopedi Vikipedi-tr.wikipedia.org'a yönlendirip; kazandığı PagePank'ın nimetlerinden, "vikipedi.com"u TopList sitesi olarak kullanıp ücret karşılığı link vererek kâr elde etmeyi düşünmek yerine, daha anlamlı şeyler için kullansaydı takdir edilir, bu kadar tepki çekmezdi.
Herkesin katkıda bulunabildiği özgür ansiklopedi; Vikipedi-tr.wikipedia.org'un gelişmesi, internet üzerinde Türkçe içerikli bir ansiklopedi oluşması için, desteklerken ve kişisel çabalarla onu var etmeye çalışan onca destekçileri varken, bu şekilde isminin fırsatçılık için kullanılmasını çok rahatsız edici buluyorum.
Üstelik bu, yoğun talepler karşısında yapmak durumunda kalındığı söylenerek, iyi bir şey yapılıyormuş gibi lanse edilerek yapılıyor ki bu, olayın daha da hayal kırıcı tarafı.
...Arz ve talep meselesi olarak bakıyoruz bu konuya. Talep ettiler ki bizde arz ettik... (link)
Maalesef durumun bilincine varamamış, kendisini destekleyen ya da fırsatçılıktan fayda sağlayacağını uman taraflar olması yanında; sevindirici ki ufak bir mantık yürütmeyle durumun aslını fark eden ve dile getiren taraflar da var. Sahte PageRank'ten Korunma Yöntemleri, başlıklı yazıyı ve yorumlarını dikkatle okumanızı öneriyorum. Nasıl desteklediğini anlayamadığım Cisday.org altındaki Vikipedi.com başlıklı yazıya gelen yorumları da okumanıza ekleyebilirsiniz.
PagePank yükseltme hevesiyle, sahip olduğunuz itibardan da olabilirsiniz!
Sahte gündem yaratıp, ilgi çekmeye çalışmakla; sağa sola sözde samimi gözüken baştan savma spam yorumlar bırakıp, link değişimi isteyerek ya da forumlarda dağıtılan PagePank yükseltmek için programlarla (arada virüs de alarak) gereksiz haksız çabalara girmektense; düzgün programlanmış bir site, oluşturduğunuz kaliteli içerikle her zaman takdir görür, değer bulursunuz.
Süreklilik, önemlidir! Anlık mucizeler beklemeyin, yanılırsınız! Blog Sahilime Vuran Mim Dalgaları Kadın/Erkek Olmamak İçin Sebeplerim [mim]: Bu mim dalgasında kadınsanız erkek olmamak, erkekseniz kadın olmamak için sebeplerimiz sorulmuş?!
Can Elçin tarafından başlatılan "Kadın/Erkek Olmamak İçin Sebeplerim" mim dalgası; Bilgisiz.org'dan Yengeç Bey tarafından bloguma gönderilmiş, ilgisi için buradan kendisine çok teşekkür ediyorum.
Tıpkı Escher'in, arkasındaki zekâyı takdir ettirip hayran bırakan; duyuları ve algı sınırlarını zorlayan resimleri gibi; kadınların komplike yapıları, doğaları gereği her ayrıntıya dikkat etmeleri yüzünden erkekler, onları anlamakta ya da zihinsel süreçlerine, ruhsal durum değişimlerine uymakta zorlanabiliyorlar. Fakat anlamaya çalışmak yerine, yaşamı zenginleştiren varlıklarının tadını çıkarmaya çalışmak daha zevkli olsa gerek. Belki erkek olmak noktasında tek sıkıntı bunu görür, fakat bunu da zorlayıcı bir deneyim olarak değerlendirip, keyif almaya bakardım, diye düşünüyorum. Yoksa yaşam, tek. Ve cinsiyet değil, insan olabilmek önemli.
Mim dalgasının konu başlığına bakıp da, şimdi burada size bir liste sunacağımı beklemiyordunuz umarım.
İlham noktacıkları avlayan, yaratıcı sürecini desteklemek üzere bilgi parçacıkları biriktiren meraklı bir bünyenin rafine kişisel weblog'udur. Tasarım ekseninde, gri hücreleri titreştiren zevkli temaslar sağlar.
Lynist weblog...