görsel imaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
görsel imaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eskiyi Aratan Yeniler, Suhulet



Anımsarsınız geçen yıl '
Haydi İstanbul Vapurunu Seç' kampanyası ile, modern teknolojinin imkânlarına sahip, fakat diğer yandan da İstanbul'un tarihi dokusuna uygun yeni vapur tasarımlarına, maketlerden görerek oy vermiştik.

Bugün, Sirkeci-Harem arasını 8 dakikada alacak olan arabalı vapur ''Suhulet'' törenle hizmete girdi. Üstteki görsellerde yeni ve eski hâllerini görüyoruz. Beğendiniz mi bilemiyorum ama, ben pek hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.

Yeniler, eskiyi aratmamalı. Bunu neden mi söylüyorum? Yeni arabalı vapurumuzda, sizce de bir şeyler eksik görünmüyor mu?

Karakter. Evet, karakteristik özelliklerden yoksun hâliyle Suhulet,
İstanbul'un tarihi dokusuna uygun olmaktan çok, estetik yoksunu mühendislik ürünü görünümüyle; İstanbul'un tarihi siluetine yakışmayan cam giydirilmiş o soğuk yüksek binalarına yakışıyor daha çok. İstanbul gibi bir kent, görsel imajıyla, bu kadar karmaşık mesajlar vermemeli.

İstanbul'un gökdelenlerine yakışacak vapurlar yapmak mıydı yoksa niyet?

TDK, Suhulet'in; kolaylık, yumşaklık, naziklik, uygun ortam anlamlarına geldiğini söylüyor. Sahip olduğu donanım, teknolojiyle İstanbul'un trafiğini hafifletecek olsa da,
yeni arabalı vapurlarımızdan ilkinin, görünümüyle; verilen isminin, yumuşaklık, naziklik anlamlarını pek de karşılayabildiği söylenemez.

Web tasarımında, sivri köşeler ovalleştirilmeye böylece daha yumuşak, göze hoş gözükmesi sağlanmaya çalışılır. Bu hâliyle Suhulet, tasarım nesnesi olarak biraz rötuşa ihtiyacı varmış gibi durmuyor mu sizce de?

TiltViewer, 3D Flickr Image Browser





Görsellerimizi Simple Viewer, Tag Browser, Polaroid Gallery, Postcard Viewer, Auto Viewer gibi eğlenceli, farklı sunumları kullanarak görüntüleyebiliyorduk.

Şimdi, Flickr bünyesindeki görsellerimizi görüntüleyebilmenin eğlenceli, yeni bir yoluna daha kavuştuk;
Tilt Viewer.

Tilt Viewer, Felix Turner yaratımı, 3D arayüze sahip flash tabanlı bir imaj görüntüleyicisi.

Mouse veya klavye ile sayfa üzerinde hareket ederek farklı açılardan
TiltViewer'daki görsellere bakabildiğimiz gibi, herhangi birinin üzerine tıklandığımızda yaklaştırıp, tekrar tıklayarak arkasını çevirerek görselle ilgili varsa bilgiyi okuyabiliyoruz...

Flickr üzerinde hesabımızla oturum açtıktan sonra, Flickr user ID'mizi, kullanıcı adımızı girerek öğrenip, ?user_id= 54659695@N00 (bu ID, benim Flickr galerime götürür) linkteki gibi ID kısmını www.airtightinteractive.com/projects/tiltviewer/app/ adresinin sonuna ekliyoruz ve 3D galeri açılıyor...

Projeyle ilgili diğer detaylara, airtightinteractive/tiltviewer üzerinden de ulaşabilirsiniz.

Üstte gördüğünüz imajlar,
Tilt Viewer marifetiyle Flickr galerimden.

Tilt Viewer'ı denemek için, yaptığım fraktallardan birkaçını 'my little fractal dreams' altına yükledim. İlerleyen zamanlarda eklenecek yeni fraktallarla mutevazı fakat, daha geniş ve renkli bir galeri oluşturmayı ümit ediyorum. Soyut resim ilginizi çekiyorsa, arada uğramak için adresi not almayı unutmayın.

Zihnimi dinlendirmek için oyalanırken fraktallar yapmak hoşuma gidiyor, sonrasında onları 'desktop image' olarak kullanıyorum, ki bu monitöre bakmaktan yorulan gözleri dinlendirmek için de sade, derinliği olan ama yormayan seçeneklerden biri...

fraktal, fractal
wikipedia linkleri, olası, nedir sorunuza yanıt olacaktır. Amazing flame fractals take your breath away'deki birkaç leziz fraktal örneği ise, görmeden geçmeyin derim...

Drez

Karoly Kiralyfalvi, Drez; Macaristan, Budapeşte'den başarılı bir grafik tasarımcı.

extraverage.net altındaki portfolyosunda
logo, magazin, dergi, kaykay, t-shirt, saat.. şeklinde birçok kategoride, birbirinden iyi o kadar tasarımı var ki, ondan bahsederken kullanmak için örnek olarak buraya hangisini alacağıma kara veremedim ve o yüzden birkaç yıl önce bir logo macerası sırasında Drez ismiyle tanıştığım yandaki simgesini kullanmayı tercih ettim.

Karoly Kiralyfalvi tasarımlarındaki aytıntılar, bende bir bayanın elinden çıkmış olacağı izlenimi yarattığı ve ismi bayan yönünde bir cinsiyet çağrışımı yaptığı için, bir süre öyle olduğunu düşünmüştüm ama kendisi renkli, eğlenceli işler çıkaran bir bey.

extraverage.net haricinde, blogu designhungary'den ve flickr.com/extraverage altından da tasarımlarını takip edebilirsiniz ki mutlaka öyle yapmanızı öneririm; en azından ânınıza renk katacak, yaratıcı bir şeyler görmüş olursunuz ve biliyorsunuz ki zihnimizi görsel imajlarla beslemek çok önemli.

Geleceğin Dünyası İmajinasyonu, Kelimelerin Gücü ve Symptom Finger



Siz,
The Faint'in, Wet From Birth albümünden "Symptom Finger" parçası için tipografi kullanılarak hazırlanmış üstteki videosunu bir yandan izlerken; ben de, denk geldiğim ilginç bir link üzerinden, görselliğin yazı kullanımını yok ettiği bir geleceğe gidiyor olduğumuza değinmek istiyorum.

Gelecekte her şeyin görselleşeceğine, metnin ortadan kalkacağına, çevremizdeki görsel kodların tamamının imajlardan ve videolardan oluşacağına dikkat çekip; metni ve kelimeleri korumamız konusunda bizi uyaran Save The Text Save The Words'un, geleceğin dünyası imajinasyonu oldukça dikkat çekici.

Geleceğin dünyası imajinasyonu'nda, sayfada imlecinizi mouse'unuzun sol tuşunu basılı tutarak görsel üzerinde gezdirdiğinizde, öngörülen senaryo hakkında zihninizde parçalar birleşmeye başlayacaktır.



İnsanların maalesef çoğunlukla pek okuma merakı olmadığı ve uzun metinlere tahammül edilmediği için; reklam-tanıtım gibi kısa sürede ilgi çekilmesi planlanan işlerde, metin alanı olabildiğince kısa tutulup, aktarılmak istenen mesaj bir görselle, çağrışımların gücüne bırakılır.

Evet, çoğunlukla görerek daha hızlı ve kolay öğrenebilen bir beyin yapımız var ve iletişimde uyaranlar bu doğrultuda kullanıldığında, hedefe daha kolay ulaşılabiliyor. Fakat, bir anlamda kolaya kaçmak olarak da niteleyebileceğimiz, iletişimde görsellerin gücünden istifade etmek; öte yandan, yazılı iletişimden yani kelimelerin gücünden bizi uzaklaştırıyor.

Oysa iletişimde sadece görselliğe bağlı kalmak değil, beş duyuya hitap edebilmek, kalıcı başarı getirir.

Görsellerin etkileyiciliğine sığınmayan; kelimelerin gücüyle birleştirilmiş yaratıcı tipografi kullanımını, zekâya hitap ettiği için daha çok önemsiyorum. Bu yüzden, Barış'ın "isbn9760806'daki yazısında" değindiği bu konuya, bir kez daha dikkat çekmek istedim.

Yazılar harici başka bir görsel öğe içermeyen
Symptom Finger videosu, sizce de eğlenceli ve etkileyici değil mi?

The Faint'in müziği ilginizi çektiyse, Agenda Suicide parçasının enteresan videosunu da izlemenizi öneririm; web sitelerinin visual bölmünden download edebileceğiniz gibi, YouTube'tan da izleyebilirsiniz.

Grup hakkında detay, sozluk.sourtimes-The Faint başlığında da mevcut.

Zihninizi Görsel İmajlarla Besleyin

Araştırmalar, zihni çalıştırıcı aktivitelerin beyinde yaş ilerledikçe algılama kabiliyetinin azalmasını önlemede yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu tip aktiviteler, Alzheimer riskini de azaltmakta.

Alzheimer, en kötü hastalık olsa gerek. Zihnin kendi içine çökmesi. Önce minik masum detayları unutmakla başlayıp, yavaş yavaş önce birkaç gün önceyi, sonra da iyi kötü tüm geçmiş hatıralarımızı, dostlarımızı, ailemizi unutacak noktaya gelmek ve kendimizi unuttuğumuz noktada da yaşamımızın tüm anlamıyla yitip gitmesi, ölüm... Bunlar olurken, sevdiklerimize yaşattığımız zor, acı dolu günleri bile bilememek...

Bunca detaya imtina ederek geçirdiğim bir ömrün, öyle bir zihinsel hastalıkla son bulmasını hiç istemem. Sanmıyorum ki, hiç kimse böyle bir son arzu etsin. Fakat farkında olmayarak yaşayarak, kendimize çizdiğimiz sınırların içine kendimizi hapsederek; düşünmesi bile ürkünç böylesi hastalıklara davetiye çıkarmış oluyoruz!

Günlük davranışlarınızı düşünün. Uyanıp yatağın aynı tarafından kalkarak güne başlıyorsunuz. S
abah gözlerinizi aynanın önüne gelmeden açmaya belki gerek bile görmüyorsunuz, ayaklarınız sizi götüreceği yeri biliyor. Dişlerinizi aynı elle fırçalayıp, kahvaltınızı aynı ele yapıyorsunuz. Evden çıkarken anahtarlarınızı, çantanızı nerden alacağınızı düşünmeye gerek görmüyorsunuz bile, eliniz nereye gideceğini biliyor. İş yerine giderken kullandığınız aynı yol üzerindeki tüm ayrıntıları zihniniz defalarca görmekten ezberlediği için, hiç bir şey sizi şaşırtmıyor, ilginç gelmiyor, dikkatinizi çekmiyor bile. İş yerinde aynı masa düzeniniz, telefonunuzun yeri, monitörünüzün yönü hep aynı. Öğle yemeğinizi yediğiniz yerler. Markette hangi reyona gidip neredeyse hangi rafta ne bulabileceğinizi bile biliyorsunuz.

Aslında biz farkında olmasak bile, yaşadığımız mekânların her ayrıntısı zihnimizde kayıtlı. Milimetrik hesaplarla neyin nerede olduğunu biliyoruz.

Bu örnekler daha detaylandırılabilir. Ama sonuçta hep aynı rutinin içinde yaşayıp duruyoruz. Hatta kendimizi alışkanlıklarla, bildik şeylerle örülü böyle bir rutin içinde tutmak; 'güvende' olma hissini, rahatlığını yarattığından; bu durumu bilerek kendi ellerimizle var ediyoruz.

Bilmiyoruz ki, aslında böylelikle beynimizi kullanma fırsatlarını kaçırıyor ve yaşamımızın ilerki yıllarında, şimdinin o çok gururlu, kibirli tarafımızı bile solda sıfır bırakacak zihinsel hastalıklara imkân tanımış oluyoruz.

Bu durumun az çok farkına varmış birçok insan ise, zihnini aktif tutmak için satranç, kâğıt oyunları ve bulmacalar gibi değişik oyunlar oynamaya; arada diğer eliyle yazıp, yemek yemeye ya da eve veya işe gitme yollarını farklılaştırıp zihnin kapılarını yeni uyaranlara açık bırakmaya çalışıyor. Fakat bunların, hatta satranç ve briç gibi oyunlarla zihni meşgul etmenin bile belli bir takım limitleri var.

Satrançta, birincil olay görsel algılama, uzun süreli ilgi odaklanması ve benzer durumlara karşın hafıza gelişimi. Deneyimli satranç oyuncuları kendileri veya başkaları tarafından oynanmış yüzlerce hamleyi hatırlayabiliyor ve ağırlıklı olarak deneyime dayanıyorlar. Çoğu hamle daha önce provası yapıldığı için neredeyse otomatik hale geliyor.

Bulmaca egzersizi genellikle tekrarlanan kelimeleri hatırlamakla oluyor. Bu tip tek yönlü algılamalı aktivitelerden farklı olarak günlük hayatta kullanışlı temel birçok algılama gerektiren yöntemler gerekmekte.

Eve veya işe gidecek yol kombinasyonları da zamanla tükenecek ve bildik olacaktır. Kaldı ki, diğer elinizi kullanmayı bile kısa sürede benimseyebilirsiniz. Peki sonra?

Zihni canlı tutmak, ilerleyen yaşlarda bunamayı önlemek için, değişik uğraşlar edinerek, yaşamda rutinden uzak kalmanın önemi ortada. Peki ama nasıl? Zihnimizi nasıl daha canlı tutabiliriz.
"Sözcükler öğrenirken, her gün aynı sözcükleri tekrar etmek öğrenmeyi verimli kılmıyor. Ancak tekrar ettiğimiz sözcüklerin arasına yeni sözcükler kattığımız zaman, öğrenme daha etkili ve hafızada daha kalıcı oluyor. Ders çalışmaya başlamadan önce beş dakika, örneğin 'National Geographic' dergisinde manzara resimlerine bakmak, öğrenmeyi çok daha verimli kılıyor. Yeni şeyler öğrenmek, yeni yerler görmek, hareketli olmak, yeni resimler bakmak, yani yeni bilgilerin her türü beyni canlı tutuyor. Ama hep aynı şeyi yapmak, örneğin bulmaca çözmek gibi pek fazla bir şey getirmiyor."
bu sözler, Almanya ve İngiltere'de araştırmalar yapan nöroloji uzmanı Prof. Emrah Düzel'e ait.

Beynin tanıdık bilgiler karşısında yeni bilgileri tercih edip etmediğini araştırmak için deneklere, insan portreleri, dışardan çekilmiş farklı resimler gösterilmiş. Bu sırada manyetik rezonans tomografi tekniğiyle beyin aktiviteleri ölçülmüş. Beynin tanıdık resimler karşısında aktive olmadığı, resimler ne kadar tanıdık olayları gösteriyorsa, beyindeki aktivitenin o kadar azaldığı tespit edilmiş. Tanıdık resimleri ilginç kılmak için, örneğin trafik kazası fotoğrafları gösterilmişk. Bu resimler trafik kazası gibi önemli olaylar olmasına rağmen beyni aktive etmediği, beynin dopamin merkezlerinin canlanmadığı görülmüş.

Ardından deneklere hiç tanımadıkları manzara ve kent resimleri gösterilip, beyindeki aktiviteleri ölçüldüğündeyse; bu yeni resimlerin beyinde aktivite yarattığı ve dopamin ürettiğini görülmüş.

Bu araştırma sonuçlarının, hafızayı güçlendirme, hafıza kaybını önleme ve Alzheimer hastalığını geciktirmede yeni bir çığır açacağı umuluyor.

İşi görsel hafızasını, bilgi ve hayal gücüyle birleştirmek olan biri olarak; farklı görsel imajlarla zihni uyarmanın etkilerinin içsel olarak farkına varmış ve kullanırken, Prof. Emrah Düzel'in bu araştırması beni hiç şaşırtmadı.

Zihne ne kadar farklı uyaran gönderirsek, o hem o kadar arka planda çalışmış olacak, hem de bu uyaranlarla oluşturduğu belki de bize hiç ilgisiz gözükebilecek kombinasy
onlar ve bunların senteziyle, hiç olmadık anlarda kendimizi farklı fikirleri bulmuş olarak yakalayabileceğiz.

Zihnimizin kütüphanesinde, her anımızla ilgili uyaranlar etiketlenip saklanıyor. İleride bir fikre şiddetle gereksindiğimizde, bu etiketlerin arkasında saklanan çekmecelerdeki parçalar bir araya gelip, puzzle'ı tamamlıyor. Hangi ilhâm rüzgârına kapıldığımızı anlayamadan, bulduğumuz fikrin muhteşemliğine hayran kalıyoruz.

O fikri var eden, zamanında biriktirdiğimiz olmadık ayrtıntılarla bizleriz. Beynimizdeki hücreler ne kadar farklı kombinasyonla birbirine temas etme fırsatı bulabilirse, o kadar elektrik akımı üreterek
zihnin canlılığını sürdürmüş oluyor.

Bunun farkında, bilincinde olarak yaşadığımızı düşünün; sıkı sıkıya tutunduklarımızı bir tarafa bırakıp, kendimizi alternatiflere açık bıraktığımızda, yaşamımız zenginleşecek Hem iş hem kişisel ilişkilerde bu zenginliği fark edebilileceğiz. Bağlantılarımız çoğaldıkça, günün birinde bunları kullanma ihtimalimiz artacak; sahip olduğumuz bu birikimin niceliği kadar niteliğinin de ne derece zengin olduğunu anlayacağız.

Ne kadar sıkı sıkıya tutunduğumuz dünyamızda kendimize esneklik tanıyabilir; bağlılıklardan kendimizi kurtarıp; seçeneklere, yeni tercihlere açık bırakabilirsek; kendimize o kadar değişik yol, yaşam haritası türetmiş oluruz. Bu bizi olası çıkmaz sokaklardan koruyacağı gibi, yıkıldığımızı sandığımız noktalarda da kendimizdeki güçten yeniden var olmamızı sağlayacaktır.

Zihninizi Görsel İmajlarla Besleyin!

Kendinize, rutininizin dışına çıkaracak fırsatlar yaratın!

Kendinizi şaşırtın!

Yenilik yapmanın enerjisinden istifade edin. Bir farklılık yapın, bu hoşlanmayacağınız, sizi zorlayacak bir şey olsa bile ve ardından ne olacağını gözlemleyin. İnanıyorum, yaşamınız zenginleşecektir. İsterseniz kendinizi sürükleyeceğiniz böyle minik maceraları ve etkilerini, sonra gelip burda benimle de paylaşabilirsiniz.

(Bu yazı, sevdiklerimden biriyle ilgili anılarımı unuttuğumu sanarak uyandığım kötü bir rüya sonrası; uzaktan duyulan seyrek gök gürültüleri ve yağmur habercisi puslu bir İstanbul sabahında, metalik yüklü bulutlar altında uçuşan martı seslerini dinleyerek yazılmıştır. Artık yağmur yağsındır. Sadece habercisi sesini duymak yetmiyordur. Yağmur sonrası açacak güneşle kent ve ruhlarımız tazelensindir.
Yoksa paragraflar sürecek uzun cümleler yazabilme yeteneğimi geliştirmeye parantez içinde bile devam edeceğimdir. Puff!...)