yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Electrolux, Scan Toaster

flynxs Electrolux Scan Toaster
flynxs Electrolux Scan Toaster
2008 Electrolux Design Lab finalisti, Güney Kore'den Sung Bae Chang tasarımı, usb Scan Toaster.

Yazı ve görselleri, usb kablosuyla tost ekmeklerine aktarabilen bu sevimli alet, Ekim'de Zürih'teki final sonrasında umarım sadece bir prototip olmaktan çıkıp, edinebileceğimiz hâle en kısa sürede gelir.

Electrolux Flickr sayfasından finalistlerin 'Totem Fridge', 'Sook', 'Drawer Kitchen', 'iBasket' gibi enteresan diğer ürünlerini de rahatça görebilirsiniz...

flynxs electrolux design lab 08 finalists totem fridge

Loop, Sani Levi

flynxs loop_sani leviflynxs loop_sani levi

Sani Levi portfolyosu altından, Loop Cafe & Restaurant, İstanbul logo ve grafik profil tasarımı...

Erwin Bauer

flynxs erwin bauer portfolio
flynxs erwin bauer portfolio

Avusturya'dan, tasarımcı Erwin Bauer portfolyo sitesi, gerek bünyesindeki birbirinden leziz çalışmaları, gerekse tutup sürükleyerek üzerinde hareket edilebilen arayüz kullanımıyla; web site tasarımıyla, görülesi...

Erwin Bauer'in, çizgisini sevdiğim sade, modern tasarımlarından sizin de hoşlanacağınızı düşünüyorum. Zull şarapları için hazırladığı grafik profil ve modern şişe tasarımları, son çalışmalarından sadece biri.

flynxs erwin bauer portfolio zullflynxs erwin bauer portfolio zull
flynxs erwin bauer portfolio turk

Basılı materyal, font, web site, ambalaj tasarımında hoş örnekler görmek ve biraz ilham noktacığı yakalamak için, erwinbauer.com...

[Daha büyük görüntüleyebilmek için, görsellere tıklayabilirsiniz.]

Dinner in the Sky 'Gökyüzünde Yemek'

flynxs Dinner in the Sky gokyuzunde yemek

Yerden yüksekte olmakla ilgili benzer şeyler hisseden fakat, duruma biraz da farklı yaklaşan insanlar olarak geçenlerde,
Dinner in the Sky 'gökyüzünde yemek' konusunda FriendFeed'de konuşuyorduk.

Sonrasında,
Dinner in the Sky organizasyonunun Yolculuk Atölyesi girişimi olarak yakında Türkiye'de de olacağını öğrendim. Organizasyonun web sitesi gokyuzundeyemek.com'da, tarih için Mayıs ayı gösteriliyor.

Bir seansta en fazla yirmi iki kişi oturma kapasitesine sahip olan masa, vinç yerleşimi ve platform konumu müsait olan herhangi bir alana konumlandırılabilecek, platformun altı ise reklam alanı olarak değerlendirilebilecekmiş. Etkili bir reklam alanı olacaktır, özellikle de yaratıcı işlerle bütünleştirilebilirse...

New York Times gazetesinde, 2008 yılında mutlaka gidilmesi gerekli yerler sıralamasında İstanbul; zengin yemek kültürüyle ilk sırada, Yemek Başkenti olarak gösterilmişti. O tadların şimdi böyle bir platformda keşfedilebilecek olması, eşsiz bir deneyim, güzel bir şans olsa gerek.

Dinner in the Sky'ın düşüncesi bile heyecan verici, soluk kesici ama, bilemiyorum denemeye cesaret edebilir miyim? Meselâ, Ortaköy'de boğazın üstünde böyle bir yemek, harika olmaz mıydı, ne dersiniz?

Multistorey



Born & Bread organik fırın için hazırlanmış üstteki çalışma, ve alttaki Marks & Spencer etiketleri, Londra'dan, tasarım stüdyosu Multistorey portfolyosu altındaki görülesi başarılı işlerden sadece bir kısmı...

Ne olduğunu bilmediğimiz, ismi numaralardan oluşan katkı maddeleriyle çevrili gıdaların egemenliğinde bir dünyada yaşıyoruz. Genleriyle oynanmış tohumlar, zararlı kimyasal ilaçlar, seralar sayesinde her mevsim bulabilir duruma geldiğimiz sebze ve meyveler...

Konunun tasarım ayağı bir yana, organik gıdalarla, yiyeceklerin etiketleri üzerindeki içerik bilgileriyle ne kadar ilgilisiniz, hangi meyvenin hangi mevsimde olduğunu anımsayabiliyor musunuz, merak ediyorum.

Özellikle bu zamanda, tükettiğimiz ürünlerin menşei, içeriğiyle,
her zamankinden daha çok ilgilenmeliyiz, diye düşünüyorum.


Pancakes



5 Şubat 2008, 'İnternational Pancake Day' idi. Bir pancake sever olarak James Provan, fikrini böyle [bknz: üstteki video] eğlenceli bir uygulamaya dönüştürmüş.

Bilmiyorum sizinki nasıl ama, benim tercihim ballı krepten yana. Fakat, bu videonun burada olmasının asıl sebebi, 90 saat civarı bir zamanda hazırlanmış, 2500 frame'den oluşan eğlenceli bir stop motion olması. Detayları, welovepancakes.com'da.

ilgili bağlantılar;
video: Pancakes for your face, Stop motion tekniği nedir? wikipedia: stop motion, frame, pancake, shrove tuesday.

Yapmayı Ertelediğimiz Kolay İşler [mim]

Ters Meditasyon'dan Devrim Bey -teşekkür ederim-, "Bir Türlü Yapamadığım Kolay İşler"i merak etmiş. Aslında bu, konusu "Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler" olan, taze bir mim pası. Cevap yazıp, konuyu, bağlantılarımdan rastgele seçeceğim bloglara yönlendireceğim...

Zamanında kolay işler yapılmayıp, biriktirildiğinde; zor işler hâline dönüşürler, biliyoruz. G
enelde tüm işlerimi zamanında yapmaya çalışırım. Fakat yaşamımda kesinlikle, sadece 'zorunda olma' hâli o işi yapmam için yeterli bir kriter değildir. Yapılacak her ne ise, mutlaka öncelikle onu yapmayı istiyor olmam gerekir. Aksi hâlde, başka bir yol bulurum.

Şu sıralar, geçen haftalarda verdiğim birkaç kiloyu geri almak, hem de kan yapsın diye -doktor tavsiyesiyle- kuru üzüm/kayısı taşıyorum çantamda. Sadece taşımamam, arada atıştırmalık olarak değerlendirmem gerekiyor onları ama, a
rada bir şeyler atıştırma alışkanlığım olmadığı için ya da aklıma gelmediklerinden, bu konuda pek başarılı olamadım.

K
imyasal ilaçlar bir taraftan yarar sağlarken diğer taraftan bilmediğimiz olası zararlara kapı açıyorlar. Tercihim, doğal yollarla gereken takviyeyi yapmaktan yana. Kararlıyım. Bakalım zaman ne gösterecek.

Bunlar olurken enfes bir tat da keşfettim, onu da paylaşayım hemen, siz de deneyin isterim. Salata sosunda biraz beklemiş kuru siyah üzümler, içlerine salatanın suyunun girmesiyle yumuşayıp şişiyorlar ve salatayla yerken ağızda dağılarak harika bir tat ortaya çıkarıyorlar...


Bu konu başlığı altında söyleyebileceğim, ertelediğim diğer işlerden biri de, zaman bulup kitaplığımdaki kitapları daha kolay yönetilir hâle getirmek.

Aldığım kitapların listesini, maalesef hâla bir Excel dosyasında tutuyorum. İçerik bilgisi, yazar, yayınevi, kapak görüntülerine -film arşivlerimizi yönettiğim gibi bir yazılımla- tek tıklamayla ulaşabileceğimiz bir sistem oluşturmak istiyorum. Bu maksatla kullandığınız ya da önerebileceğiniz bir program olursa iletebilirsiniz, sevinirim...

"Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler" mim pasını, blog bağlantılarım arasından rastgele seçtiğim dört bloga -evet bu, tarafımdan aldığınız bir mim pası, fakat katılımınız tabii ki keyfi- gönderiyorum. Ferruh Mavituna, DiyomKi, Nahnu, Cisday. Peki siz bu aralar hangi kolay işleri yapmaya üşeniyorsunuz?

[Bloglar arasında bağ kuran eğlenceli minik bir oyun olarak niteleyebileceğimiz, mim, nasıl çalışıyordu, derseniz; ortaya bir konu atılıyor, blog yazarları buna kendi bloglarında değinerek katılıyor, sonrasında seçtikleri başka bir blogu işaret edip, aynı şeyi yapması için gönderiyorlardı...]

2008 Yemek Başkenti, İstanbul

New York Times gazetesinde, 2008 yılında mutlaka gidilmesi gerekli yerler sıralamasında İstanbul; zengin yemek kültürüyle ilk sırada, Yemek Başkenti olarak gösterildi.

CafeFernando blogunun sahibi
Cenk Sönmezsoy'un önerileriyle tanıtılan İstanbul; “Son yemeğin olacağını bilseydin, İstanbul’da ne yerdin?” sorusu üzerine verdiği Çiya cevabıyla da, yemek kültürüne örnek, güzel mekânlarından birinin ismini dünyaya duyurmuş olarak New York Times'da yer bulmuş oldu.

Bu güzel haberi sevinçle karşıladım ve gurur duydum. İstanbul'un ve beğenerek gittiğim mekânlardan biri, Çiya'nın isminin bu fırsatla dünyaya duyurulmuş olması da çok hoşuma gitti. Fakat ülke gündemi içinde, böyle güzel bir haberin medyada minik bir yer bularak geçiştirilmiş olmasına üzüldüğümden, burada altını önemle çizerek bir kez daha aktarmış olmak istedim.
İstanbul, 2008 Yemek Başkenti; 2010 Dünya Başkenti olacak ama, buna hazırlık yeterli mi, tanıtım fırsatı olarak değerlendirilebilecek mi, tartışılır. Umarım, en iyi şekilde değerlendirilebilir.

Matt Gross kaleminden, New York Times'daki Foodie Destination Istanbul Cultures Meet at the Dinner Table yazısını ve Cenk'in, blogunda 'Son Yemeğim' başlıklı yazısında da aktardığı, bu güzel gelişmeyle ilgili detayları, mutlaka okumanızı öneririm.

2008 yılında 'yemek yemeye' İstanbul'a, önerisine yazıda; 'macera yaşamaya' Grönland'e, 'hesaplı tatile' Arjantin'e, 'aile olarak dünyayı tanımaya' Afrika'ya, 'lüks tatile' Moskova'ya, 'parti yapmaya' Dubai'ye, 'kültür tatiline' Berlin'e davet önerileri eşlik ediyor...

Ülkemizde blog yazarlarına nasıl yaklaşıldığına, geçen günlerde taze bir örnekle tanık olmuş ve tavır göstermiştik. Bu fırsatla, b
ir 'blog yazarı'nın önerilerinin bir gazete için dünyadaki önemine, dikkatinizi çekmek istiyorum. Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız hâlâ?

Keyifle yenilmiş, güzel bir yemek gibisi yoktur. Çiya ve özel mantarlı pilavıyla Gelik'ten karışık bir menü isterdim ben. Ne dersiniz? Peki siz,
son yemeğiniz olacağını bilseydiniz, İstanbul’da ne yerdiniz?

Teşekkürler, Cenk...

Senin Kahvaltın Neli?




'Breakfast' ve 'Couples', enteresan fotoğraf serileri yaratıcısı fotoğrafçı Jon Huck imzalı iki proje. Fotoğraflar fikir ve renk kullanımıyla görülesi olduğu kadar, eğlenceli de.

Portre fotoğraf serisi
'Breakfast', kişiler ve kahvaltılarının fotoğraflarından oluşuyor.

Fotoğraflara bakarken siz de benim gibi minik bir tahmin oyunu oynayabilirsiniz. Önce kahvaltılarına değil de, kişilerin kendilerine bakarak kahvaltılarını tahmin etmeye çalışmaktan oluşan bu oyun, sonuçlarıyla sizi de benim kadar şaşırtacaktır, diye düşünüyorum.

Günün en önemli öğünü kahvaltı, ama nedense asıl atlanması ya da geçiştirilmesi gereken akşam yemeği olmalıyken, çoğunlukla kahvaltı atlanıyor.

On dakika daha erken uyanmam gerekse de, leziz bir kahvaltı yapmadan güne iyi başlamış saymıyorum kendimi.

Bu sabah kahvaltımda elma suyumun yanında; haşlanmış tatlı mısır noktacıkları, biraz patates püresi, peynir, acı pul biberden oluşan bir tost eşlik ediyor bana. Deneyin, öneririm.
Doğaçlama karışımlarla sandviç/tostlar icat etmek(!) hoşuma gidiyor ve genelde iyi sonuçlar aldığımı söyleyebilirim.

Peki, sizin kahvaltınız neli? Umarım atlayanlardansa, kahvaltıyı minik bir şeylerle geçiştirenlerdensinizdir.

Y
aratıcı fikriyle Jon Huck projesinden ilham alanlardan biri de Evan Roberts; yirmi beş Temmuz'dan bu yana kahvaltılı fotoğraflarını Flickr üzerindeki galerisinde biriktirmeye devam ediyor. En son, elma dilimleriyle görüntülenmiş...

Jon Huck fotoğraflarından 'Couples'ın konsepti ise, çiftler.

Çiftlerin portre fotoğraflarından oluşan sergi üzerinden de değişik tahmin oyunları icat edip oynamak, ya da sosyolojik izdüşümler yakalamaya çalışmak olası yan anlamlar olarak değerlendirilebilir...

Müzedechanga mı, Cengiz Han mı?

Mart ayında yağmur yağmasını artık şaşkınlık ve sevinçle karşılar olduk. Hafta sonu, kentin puslu manzarasına bir de Emirgan'dan bakalım, Müzedechanga'da sohbet eder, Orta Asya'dan gelen göçebe konuklarımızı da görürüz, diyerek Atlı Köşk'e gittik.

Emirgan'daki Sakıp Sabancı Müzesi Atlı Köşk; 7 Aralık'tan beri, Moğol İmparatorluğu'nun Cengiz Han tarafından kuruluşunun 800'üncü yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen, 'Cengiz Han ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu' sergisine ev sahipliği yapıyordu.

Sabancı Müzesi, daha önce Picasso ve Rodin'e de ev sahipliği yapmıştı.

Rodin-Camille Claudel ilişkisine ve eserlerine özel bir ilgim olduğu için, Rodin'in heykellerini görmeye gittiğim gün, benim için heyecan vericiydi ve Sabancı Müzesi'ne karşı ayrı bir sempatim oluşmuştu.

Belki de orda, Rodin'deki o tadı bir daha yakalayamam diye, "Cengiz Han ve Mirasçıları"nı görmeye gitmeyi ertelemiştim. Ama, sunulan eserler ve bilgiyle o dönemin dokusunu, aynı atmosferi soluyormuş hissi yaratan mekanı deneyimlemek, beklediğimden de etkileyiciydi.

Öyle bir tarih ve mirasa hayran kalmamak zaten mümkün değil. Sergiyle, sanki zamanda bir kapı açıp, minik bir seyahat ederek; bunu bir kez daha iyice anlıyoruz.

Film gösterimleri ve atölye programları gibi etkinlikleri de bünyesinde bulunduran sergi; tüm ihtişamıyla hafızalarda yer etmek ve tarihi anımsatmak için 8 Nisan'a kadar ziyaretçilerini bekliyor. Daha detaylı bilgiye; SSM'den, Cengiz Han Hakkında ve Eserlerden Seçmeler başlığından ulaşabilirsiniz...

Müzedechanga ise, Sakıp Sabancı Müzesi'nin içinde bir lokanta, kafe. Yemekleri, mekân tasarımıyla müdâvimi olacağınız bir yer.

Geleneksel Türk tadlarından uzaklaşmadan, yaratıcılığın işin içine girmesiyle oluşturulan enteresan yemekleri Müzedechanga'da keşfedebilir, hatta hiç yemem dediğiniz bir yemeğin, başka tadlarla harmanlanmış bir sunumunu, beğenerek yerken bulabilirsiniz kendinizi.

Sıcak atıştırmalıklar, soğuk atıştırmalıklar derken keşfedeceğiniz diğer çeşitlere yeriniz kalmayabilir. Kendinizi sıkça burada yeni tadlar keşfederken, arada da müzeye gelmiş yeni sergileri de takip ederken bulabilirsiniz.

Evet, müzeye değil de doğrudan restorana gitmekten bahsediyorum. Farklı bir yaklaşım gibi gözüküyor ama dünyada buna benzer örnekler var. İyi müze restoranlarına gidenlerin sayısı, sergileri gezmeye gidenler kadar çok. Cezbedici bir mekân, yanında ilgi çekecek etkinlikleri, sergileri de takip etmeye imkân veriyorsa; neden öncelikli tercih müze değil de mekân olmasın?!

'Cengiz Han ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu' sergisini görmeye gittiğinizde, isterseniz önce Boğaz'a karşı oturup içeceğiniz bir kahve yanında kurabiyelerinden denemek için Müzedechanga'ya uğrayın. Sonrasında, kendinizi yemekle ilgili nefis bir tecrübenin kollarına bırakmak için, sıkça Müzedechanga'ya uğramaktan alamayacaksınız.

Yaratıcı süreçlerinizi beslemekte kullanacağınız bir parça Cengiz Han, bir parça da Müzedechanga etkisi; zihninizde, fark edilir yeni açılımların meydana çıkmasına yol açacaktır (denenmiş, onaylanmıştır :) yoksa blog sahibi yeni ilham noktacıkları mı yakalamıştır, galiba öyledir).