blog uygulama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog uygulama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Böyle De Sever Misin Beni?

flynxs lynist weblog blog yazarligi sevgi kalp harfler'Böyle de sever misin beni, yoksa alıştığın hâlime mi döneyim?' diyor, 'oyuncak blog'um.

Flynxs, üç sütunlu tema trendine kapılıp, evrildi. Bunun yanında, TekmeTokat'ın
Devrim Niteliği'ndeki değişikliklerini pek bir kıskanan 'oyuncak blog'um, 'orda oynama, benimle oyna' diyerek, beni hâyli uğraştırdıktan sonra, dinamik bir forma da kavuştu; sayfadaki bileşenleri tutup sürükleyerek yerlerini değiştirip, istediğimiz gibi oynayabiliyoruz artık (i-explorer kullananlar bunu yapabilecekler mi bilmiyorum ama, Firefox ile gayet düzgün çalışıyor). Bir süre böyle dinamik formda seyredeceğiz. Bilemiyoruz, bakalım zaman daha neler gösterecek...

Blog'da taşınabilir tablolar için, 'dragable-content' script'i kullandım. Üç sütuna terfi için de, orijinal Blogspot template'ine beautifulbeta'dan ilham alarak (
bloggeruniversity de pratik bir yol önermiş ama nedense o şekilde yapamadım, ben) biraz müdahale etmem gerekti.

Draft blogger'a ne zamandır uğramamıştım. Bu fırsatla orda da hoş değişiklikler olduğunu fark ettim; sayfa öğeleri (gadget) eklenen panelin grafik arayüzü mekanik görünümünden sıyrılıp, daha bir estetik hâle bürünmüş...

- - -
[01/05/2008 itibariyle 'dragable-content' script'i kaldırılıp, iki sütunlu temaya geri dönülmüştür.]

Last Night, Moby, Mixwit

Moby'nin son albümü 'Last Night' birkaç gün önce piyasaya çıktı.

Moby
müziklerini seviyorum. Arada denk gelince dinlemek eğlenceli oluyor. Fakat, genelde albümlerindeki parçaları, öyle zevk için art arda dinleyebildiğim sanatçılardan biri değil.

Bir kategoriye koymak gerekirse onun müzikleri benim için daha çok, reklam veya film müziği olarak değerlendirmek için düşüneceğim isimler arasında.

Dün gece yolda dinleme fırsatım oldu ve 'Last Night' albümündeki müziklerden biri, hemen bu bağlamda zihnimdeki bir film sahnesinin fonuna, iki tanesi de konsepti genel hatlarıyla şekillenen reklam fikirlerimin yanına yerleşi verdi. Albümü dinlerken bir de bu gözle bakın, eminim siz de müzikleri hoş çağrışımlarla bir yerlere yakıştıracaksınızdır...

'Last Night'da 'Mothers Of The Night', I'm In Love'ı buraya not düşmüş olayım. 'Ooh Yeah', 'The Stars'a da her an bir yerlerde denk gelebiliriz...

Cloverfield (2008)* filminin soundtrack'inden de tanıdığımız 'Disco Lies', aynı zamanda Moby'nin yeni albümünün çıkış parçası ki, O'nun müzikleri bu şekilde zaten çokça kullanılıyor.

'Last Night' albümünden örnek parçaları amazon.com'da dinleyebilir, moby.com'da da detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Ben buraya upload edecek zamanı bulamadım, onun yerine hazırda başka birkaç parçasını seçerek bir playlist oluşturdum. Böylece eğlenceli bir müzik player'la da sizi tanıştırmak* istiyorum; mixwit.com.

Mixwit, eğlenceli ve kolay kullanımlı arayüzüyle dikkatimi çekti.
Böyle farklılaşabilen müzik playerlar görmek hoşuma gidiyor.

Eskiden 90'lık kasetler alıp kendi karışık müziklerimizi kaydeder, paylaşırdık. Şimdi ise, Mixwit ile kaset formunda görünümlere sahip müzik player'lar yaratıyoruz.


Mixwit ile, veritabanındaki müzikleri kullanabildiğimiz gibi, kendi müziklerimizi de yükleyerek playlist'imizi oluşturabiliyoruz. Kasetin üzerine isim yazabiliyor, yükleyeceğimiz bir görsel de, kasetin arkaplan imajı olabiliyor ya da altta benim yaptığım gibi görselimizi minik bir ikon/belirteç olarak da küçültebiliyoruz...

Bloglarımızda kullanabileceğimiz değişik bir oyuncak daha. Ne dersiniz?


James Bond Theme, Lift Me Up, Beautiful, Slipping Away, Mixwit player'daki Moby müzikleri. Play tuşuna bastıktan sonra kasetin altında çıkan yönetim paneliyle önceki sonraki parçalar arasında hareket edebilirsiniz. Bağlantı hızınıza göre müziklerin yüklenmesini biraz beklemeniz gerekebilir...

*:
'Canavar' ismiyle ülkemizde de gösterilen 'Cloverfield', geçen ay bir hata edip izlediğim filmlerden biriydi. İzlemediyseniz -bu fırsatla- pek bir şey kaçırmadığınızı söyleyebilirim...

*: Yeni, güzel bir şey buldum, blogumda paylaşacağım diye sevinmiştim. Post'u yayınlamadan kontrol ettiğimde, Wanadoo Bey'in (Bildirgeç-'Mixwit') benden hızlı davrandığını fark ettim. Kendisine sevgilerimi iletiyorum, enteresan detaylar yakalama becerisiyle, Bildirgeç'i zevkle takip edilir kılan yazarlardan biri...

Twitter



Mikro-blogging servisi Twitter üzerinde deneme turları atıyorum. Twitter nedir sorusuna eğlenceli bir cevap olan video, Twitter in Plain English'den. Ben ise, @flynxs'teyim, yani şimdilik alışmaya çalışıyorum, yandaki blog menüsünde bunun bir yansımasını da bulabilirsiniz...

Bu konu ilginizi çektiyse şu da çekebilir: Online Bookmark Servisleri, Del.icio.us.

Honda: Lawn & Garden Seed mailer



Honda: Lawn & Garden Seed mailer, Inferno London portfolyosu altındaki güzel işlerden sadece biri.

Peki, nedir bu mektubun özelliği? Honda'dan gelen postanızı okuduktan sonra, kağıdını bahçenize toprağa gömüyorsunuz ve geri dönüşümle bu özel kağıt, tohum işlevi görerek çim hâlini alıyor.

Ne dersiniz, etkileyici, öyle değil mi? Fikir ve uygulamasından çok hoşlandım. Konuyu, directdaily ve iyi fikir'de görünce, unutmamak için buraya da almak istedim. Inferno London portfolyosu altından Lawn & Garden'ın detayına erişebilirsiniz, ki ajansın website'sinin de çok sevimli bir arayüzü var...

Konuyla ilgisiz bilgi: Geçen yıl bir ara blogda kullandığım CoComment uygulamasını yeniden aktifledim. Diğer bloglarda yaptığım yorumları çekip yayımlayacak olan bu zamazingoyu, blogun yan menüsünden veya rss yayınından takip edebilirsiniz.

Starless Night, Circle of Life

Akşam eve döndüğümde geceyi, vizyondayken izleyemeyip arşive eklediğim filmleri eksiltmek için uydurduğum 'rastgele film izleme gecesi' olarak değerlendirmeyi düşünüyordum.

Takip ettiğim blogların feedlerini kontrol ederken,
Smashing Magazine '25 brilliant animated short movies' başlığı altındaki leziz seçkiye denk gelince; film gecesi, animasyonlar arasında serbest çağrışımlarla gezintiye dönüşü verdi.

'Jasper Morello Animated Movie', içlerinde en çok hoşuma gidenlerden olmasına rağmen, buraya onu değil,
konuyu bağlayacağım noktaya da daha uygun olacağı için, -arada gökyüzü/yıldızlar sahnelerinin de olduğu- daha sevimli ikisini almaya karar verdim. Fakat siz, rahat bir zamanınızda smashingmagazine'deki tüm listeyi izlemeyi sakın atlamayın.



'Starless Night' videosu; genç animatör Carl Luc Campbell imzalı, sevimli bir animasyon.

Campbell'ın blogu donblur altından diğer işlerine de erişilebiliyor.


Yenen dolunayın yıldızlara dönüşmesiyle 'Starless Night', bana biraz da, burada daha önce değindiğimiz 'In the Beginning'deki yıldızları yiyip minik canavarlara dönüşen yaratıkların hikâyesini çağrıştırdı.



Diğer sevimli animasyon 'Circle of Life' ise, yaşam döngüsünü hoş bir şekilde konu etmesiyle gayet eğlenceli.

Animasyonlardaki gökyüzü, yıldızlardan yola çıkarak konuyu bağlamak istediğim nokta ise, geçen yıl süresince blogumda her ay düzenli olarak yer verdiğim ay evreleri takvimine bundan sonra yer vermeyecek olmam.

Vaktini doldurduğunu, devam edersem, bunu çok da isteyerek yapmayacağımı düşündüğümden bırakıyorum. G
eçen süre içerisinde pekçok ay ışığı meraklısı olduğunu gözlemlemiş oldum, bazılarıyla hoş diyaloglar/bağlar kurduk ki, bundan gayet memnundum. Ama blog yazmak da böyle bir şey zaten; keyfi. Bu paragraf, blog yazmayı bırakma cümleleri provası gibi mi oldu? Sanki, biraz...

Blogumun yan menüsündeki 'Ay Evreleri' widget'ı, ay ışığını takip zamazingosu olarak yerini korumaya devam ediyor olacak. Moon Phases 'Ay ve Evreleri' başlığı altında verdiğim bağlantılarla benzer takvimlere ulaşabileceğiniz gibi, rasathane.ankara.edu.tr bünyesinden de isterseniz aylık gök olaylarını rahatça takip edebilirsiniz. Dolunay,
21 Mart'ta...

Arabesque, Sandra Nasic



Arabesque, Graphic Design from the Arab World and Persia; merak ettiğim yayınlardan biri. İçinde dikkatimi çeken oldukça hoş çalışmalar var. Mısır, İran, Arap kültürü etkisindeki tipografi, kaligrafi, illüstrasyon, logoların gelişimini gözlemleyebilmek için iyi bir kaynak olarak da değerlendirilebilir. Ayrıntılı bilgi için gestalten detay sayfasını kullanabilirsiniz.



Sandra Nasic 'Signal' albümü, geçtiğimiz sonbahar çıkarmıştı. Onu Guano Apes solisti olarak anımsayacaksınızdır. Daha önce dinlemediyseniz, güçlü bir vokali ve arşive eklemeye değecek bir albümü olduğunu söyleyebilirim.
Benim gibi arada geri dönüşlerle dinlemekten kendinizi alamayacağınızı düşünüyorum.

'Right Lane', bugün dinlediklerim arasındaydı, hafta sonu müziği olarak da burada bize eşlik etmeye devam edecek. Bu sayede hakkındaki düşüncelerimi de test edebilirsiniz.

03-sandra_nasic-ri...
eSnips müzik player'ı da böylece blogumda ilk kez denemiş oluyorum. Yazının solunda durmamakta inatla direnen bu sevimli(!) kuş marifetiyle
Sandra Nasic 'Right Lane'i dinleyebilirsiniz.

İşitsel olarak tatmin edici fakat
müziğe sevimli(!) bir kuştan daha güçlü görsel öğeler eşlik ediyor olsaydı fena olmazdı, diye düşünürseniz; DailyMotion marifetiyle alttaki Sandra Nasic 'Fever' videosunu izlemeye devam edebilirsiniz...

Online Bookmark Servisleri, Del.icio.us

İlgimi çeken konuları biriktirdiğim paralel bir alanın yansıması olarak del.icio.us linklerim, yan menüde yer alıyorlar. Bununla beraber -umarım, feedlerimi takip edenler bu durumdan memnundur- yeni bir gönderi olarak blog feedlerime de yansıyorlar.

İçlerinde buraya post olarak almak istediğim fakat zamansızlıktan yazamadıklarım da olduğu için, post gönderi muamelesi yapabilirsiniz onlara, bu hoşuma gider. Fakat daha çok hoşuma gidecek olan, delicious gibi online bookmark servislerini kullananların sayısının artması olacaktır.



Bilgisayarımızda beğendiğimiz siteleri -
sonradan yeniden bulmak kolay olsun diye- favorilerimize ekleyerek, browser'ımızın yer imlerinde saklıyoruz.

Oysa
online bookmark servisleri bizi hem bu linklerin sadece kendi bilgisayarımızla sınırlı kalmasından kurtarıyor, hem de web üzerinde istediğimiz zaman/yerden erişimimize imkân sağlıyorlar.

İlgimizi çeken konularda aradığımızı bulmak için takip edebileceğimiz iyi bir yol haritası olarak da kullanılabilmesi, bu servislerin benim sevdiğim diğer güzel yanlarından biri.

Etiket ve kategori sistemiyle sakladığımız linkler arasında sonradan arama yapıp, aradığımızı bulmamızı kolaylaştıran, beğendiğimiz linkleri diğer kullanıcılara gönderip tavsiye edebileceğimiz yapısı ve rss üzerinden yayına imkân vermesiyle del.icio.us, oldukça işlevsel ve kullanımı rahat.

Aynı zamanda web üzerinde bir içerik oluşturucusu, meselâ blog yazarıysak; bu paylaşım siteleri, içeriğimizi başkalarınca kolay ulaşılır hâle getirmemizi de sağlıyorlar ki, bu anlamda da oldukça faydalılar.

Alttaki video, 'social bookmarking' mantığını hoş bir şekilde somutlaştırarak sunmasıyla, durumu zihnimizde canlandırmamızı kolaylaştırıyor.



115 Social News and Bookmark Sites Ranked and Rated, wikipedia: Social bookmarking, Bildirgeç: Social bookmarking bağlantıları ise, olası sorulara cevap bulmanın birkaç yolu...

Özellikle blog kullanıcılarındaki paylaşım bilincinin ne kadar gelişmiş olduğunu biliyoruz. Genel web kullanıcılarına da bu iyi bir örnek oluyor. Fakat buna rağmen
maalesef bu anlamdaki sosyal paylaşım ortamlarını yerli kullanıcılar olarak pek değerlendiremediğimizi, henüz bu yönde yeterli alışkanlığı geliştiremediğimizi düşünüyorum.

Online bookmark servislerini kullanıyor musunuz ya da kullanmayı düşünmez miydiniz?
Siz 'social bookmarking' hakkında ne düşünüyorsunuz?

In the Beginning, Happy

VFS, Vancouver Film School'dan iki ilgi çekici, yaratıcı animasyon örneği.

Bu eğlenceli animasyonlardan ilki,
bir yerlerlerden aşina olduğunuzu fark edeceğiniz müzikler eşliğinde, sevimli canavarların macerasını izleyeceğimiz In the Beginning.



Korkudan titreyerek(!) izlediğimiz ilk animasyonun ardından, ikincisi ise, Happy. Morali bozuk arkadaşını biraz gülümsetebilmek için yapmadığını bırakmayan dijital karakterimizin, başta, ne yapsam diye düşünürken bulduğu fikirle attığı çığlığa bayıldım.



Konuyla ilgisiz bir dip not: Dikkat ettiniz mi, Alexa'da, kendi alan adı üzerinden yayın yapmayan free blogların 'site info' bilgilerini giremiyorduk (
Blogger'da alan adı uzantılı mail adresimiz, ne de info.txt dosyasını sitenin kök dizininde gösterecek bir yapı olmadığı için). Ama şimdi, Blogger kendi adresiyle Alexa'daki bu bilgi kısmını doldurmuş?!

Evet, bu şekilde sitelerin Alexa'da tanımlanması avantaj sağlıyor ama, peki bu durumda blog sahibi biz değil de Blogger mı olmuş oluyor?! Öyleyse sorumluluk Blogger'da demektir, istediğimi yaparım blogumda, eğer 5651 sayılı yasaya aykırı kabul edilirse de, tüm Blogger blogları kapanır, diye düşünebilir miyiz?!

Symphony in Red



Dortmund Philharmonic Concert Hall, "Symphony in Red".

Hafta sonu müziği olarak blogumda ne yayınlayacağıma bakarken, müzik dosyalarım arasına karışmış bu videoya denk geldim.


'Jung von Matt, Hamburg' tarafından, Dortmund Philharmonic Concert Hall için, yakın zamanda hazırlanmış olan bu güzel reklam filmi, kurgusu ve uyumlu müziğiyle, harika.

London International Awards 2007, Television/Cinema Finalistlerinden olan
"Symphony in Red"in; müziğinin Fazıl Say tarafından hazırlanmış, ve filmin hazırlık aşamasında gerçek kan kullanılmış olduğu bilgisi; filme bakışınızda, müziği ve kurgusu yanında farklı bir açı kazandırabilir.

Corporate Name of Client: Concert Hall Dortmund. Advertising Agency: Jung von Matt, Hamburg. Executive Creative Director: Wolf Heumann. Creative Directors: Sascha Hanke/Timm Hanebeck. Copywriters: Michael Okun/Moritz Grub. Art Director: Patrik Hartmann. Agency Producer: Alexander Schillinsky. Production Company: Sehsucht, Hamburg. Producer: Andreas Coutsoumbelis. Director: Niko Tziopanos. Animation Company: Sehsucht, Hamburg. Animators: Alex Heyer/Martin Hess. Music Composer: Fazil Say

Dip not: Bu videoyla, Blogger üzerindeki video ekleme özelliğini de ilk kez denemiş oluyorum. 100 Mb'a kadar olan videoları, rahatça ekleyebiliyormuşuz. Blogger'ın olası kaprislerinden biri yüzünden
"Symphony in Red"i burada görüntüleyemezseniz, YouTube üzerinden de filme ulaşabilirsiniz.

Rating Widgets ve Renklenen Arama Sonuçları

Google-Yahoo aramalarıyla bloguma gelenlerin, aradıkları kelimeleri renklendirilmiş hâlleriyle kolayca görebilecekleri, örneğin Google'ın (cached pages) 'ön bellek kopyası'nı kullanmak yerine direkt linki kullandıkları için, aradıkları blog içinde olmasına rağmen yazıları okumaya üşendiklerinden bulamayıp, aynı hareketi bir süre yineledikten sonra gittiklerine tanık oluyordum.

Bu duruma, bloguma adapte ettiğim bir uygulama, 'Renklenen Arama Sonuçları' ile artık son verdiğimi (ya da o niyette olduğumu) belirtmek istiyorum.

Google-Yahoo gibi arama motorları üzerinden bloguma direkt gelindiğinde, artık aranan kelimeler renkli olarak görüntülenebilecek. (Sayfanın yenilenmesi [F5-refresh], renkli kelimelerden normal görünüme dönmek için yeterli olacak.)



Renklenen Arama Sonuçlarını siz de blogunuzda uygulamak isterseniz; eburhan'daki, 'Arama Motorlarından Gelen Kelimeleri Renklendirmek' konu başlığı altından, javaScript ve bloga kurulumuyla ilgili bilgiyi alabilirsiniz.

Ben, javaScript dosyasını goglepages'deki alanım altına upload edip, linkinin olduğu kod parçasını blog (şablon-html'yi düzenle'den) template'inde '<body>' kısmından sonra yazarak ve diğer renk değerlerinin olduğu kod parçasını da renkleri istediğim gibi değiştirerek yine template içinde '< /head >' kısmından önce yazarak yaptım.

Blogumdaki yeni diğer bir uygulama ise, Rating Widgets.

Beğendiğim birçok blogu takip etmeme rağmen, yorum yazarak katılmayı önemsesem de, pek sık yorum bırakacak ve o yorumları takip edecek zaman bulamıyorum.

Benimle aynı durumda olacaklar ya da yorum bırakmaya üşenen, belki de o an yazacak bir şey bulamayan fakat, okuduğunu ve yazıya tavrını belli etmek isteyecekler için, Rating Widgets'in pratik, eğlenceli bir durum belirteci olacağına inanıyorum.

Bundan sonra blogumda, yazıların altında yer alan Rating Widgets yıldızlarını kullanarak, o yazıyla ilgili düşüncelerinizi rahatça beyan edebilirsiniz.

Wordpress'in pluginleri arasında, 'postratings' diye, yazıları oylamak için yıldızlı eklenti olmasına ve başka benzer birçok eklenti de bulunabilmesine rağmen; Blogger için çeşit pek de fazla değildi.

Blogger için olanlar arasında
spotback'deki birkaç rating eklentisini ve diğer benzer başka eklentileri fazla yer kapladıkları için beğenmemiştim ama, geçen gün bu minik versiyona Damacana Bey'in 'Blogunuza Puan Verme Eklentisi Koyun' başlığı altındaki yazısında rastlayınca, ilk müsait zamanımda hemen bloguma adapte ettim.

Outbrain altındaki get ratings eklentisini, siz de kolayca blogunuza adapte edebilirsiniz.

[Damacana ve eBurhan beylere, bloglarından aktardıkları yararlı bilgiler için teşekkürler...]

[Editorya, blogumun Blograzzi'de günün blogu olmasından sonra, kendi alanında da tanıtma ve yorumlama inceliğini göstermiş, ona da ilgisi ve güzel düşünceleri için teşekkürler...]

~~~~~~

Blogumdaki
Rating Widgets yıldızları uygulamasını, 18 Kasım 2007 itibariyle devre dışı bıraktım. Denedim, güzeldi. Tavsiye ederim :)

[30 Ekim'de yazılan bu yazı, ilgili bir gelişmeyi aktarmak için 20 Ekim 2007'de editlenmiştir.]

Tasdix, Blog İçeriğini De Korur!


Bir süre önce, Fikri Haklar Artık Tasdix ile Korunacak diyerek, dökümanlara Tasdix ile zaman damgası eklemenin, onları korumak için yeni ve pratik bir yol olduğundan bahsetmiştim. Geçen zaman zarfında, profesyonel çalışmalarımız için Tasdix'i rahatça kullandık.

Tekme Tokat'ta 'Problogger'ın Türkçesi Kroblogger mı?' yazısı üzerine konuşurken, bloglardaki içerik hırsızlığına karşı Tasdix'i önermiş, 'özgün içeriğini Tasdix'le koruyan ilk site, National Geographic oldu' gelişmesini aktarmıştım.

Şimdi Tasdix, gayet güzel bir adım atarak, başlattığı yeni kampanyayla bir yıl süreyle, blog içeriklerini korumaya destek olacağını duyurdu.
Tasdix, internette özgün içerik üretimini teşvik etmek ve paylaşımını kolaylaştırmak için yeni bir kampanya başlattı.

Yazı, fotoğraf ve tasarımlarıyla özgün web içeriği üreten tüm amatör ve profesyonellere yönelik, bir yıl sürecek olan bu kampanya kapsamında; internette özgün içerik üreten ve yayınlayan web sitesi ya da blog sahipleri, Tasdix’e yayınlarının linkini bildirerek başvuruda bulunabilecekler.

Kampanya koşullarına uygun olan site veya blog yöneticisi, ilgili web sitesinde Tasdix ibaresini bulundurması karşılığında bir yıl süresince ayda 10 kontör kazanacak. Böylece özgün üretimini internette paylaşmadan önce, eseri üzerindeki fikri haklarını koruma altına alabilecek...
Tasdix'in, blogları da kapsayacak bu yeni kampanyası ile ilgili detaylar Tasdix.com/Haberler 'web sitelerini tasdixliyoruz' başlığı altında.

Özgün içerik üretmekten aciz bir avuç girişken(!) yurdum insanına karşı, blog yazarlarının, emeklerini Tasdix'in zaman damgasıyla mülkiyet altına alarak korumaları, rahatlık sağlayacak pratik bir seçenek gibi gözüküyor.

Tasdix'de, her tasdixleme işlemi bir kontör, 5 YTL idi. Bir yıl sürecek bu kampanya kapsamında blog sahipleri, en azından ayda kazanacakları 10 kontör ile içeriklerinin bir kısmını ücretsiz korumuş olacaklar...

My Del.icio.us LinkRolls

del.icio.us altında tuttuğum yer imlerimi paylaşıma açarak, blogumun sağdaki navigasyon paneline ekledim.

İlgimi çeken, istifade ettiğim, fakat blogumda değinecek zaman bulamadığım blog içeriğimle paralel, yararlı ve enteresan
birçok konuya artık, yan menüdeki 'my del.icio.us linkrolls' ile erişebilirsiniz.

Ben,
denk gelip beğendiğim yerleri arada del.icio.us üzerinde işaretlemeye devam ediyor olacağım.

Random BlogRoll, Google, Blogger

[14/09/2007'de yazdığım bu yazı, 22/03/2008 itibariyle konu sonuna yapılan ilaveyle, nasıl bloggroll yapılacağı açıklanarak editlenmiştir.]

Google'ın Site Yöneticisi Yardım Merkezi'nden faydalanıyor musunuz? Ben, istatistiklerini ve Google'ın blogumu nasıl gördüğünü arada kontrol ediyorum.

"Google dizini", "Google'da sitemin sıralaması", "Google sitemi nasıl tarar", "Google Sitemaps programı", "İstatistikler ve teşhis araçları", gibi bölüm başlıkları altında; website/blog iyileştirmeleriniz için faydalı olacak bilgiler ve araçlar içeren
Google Site Yöneticisi Yardım Merkezi'ni, Türkçe olarak da kullanabiliyoruz.

İstatistikler bölümünden; en sık yapılan arama sorguları, Googlebot’un gördükleri, tarama istatistikleri, dahili ve harici bağlantıları takip edebildiğimiz gibi; site/blogumuzun sahibi olduğumuzu Googel'a tanıtabiliyor, Google dizininden içerik de kaldırabiliyoruz.

Tasarım, içerik ve teknik yönergeler başlığındaki; "Belli bir sayfadaki bağlantıların sayısını makul düzeyde tutun (100'den az)" ifadesi; Google'ın, link sayısı fazla olan sayfaları farklı algıladığına dikkatimizi çekiyor.

Diğer bloglara verdiğim bağlantıların yer aldığı "
Keşfetmek İçin Bak!" bölümü; bağlantı sayısının yüz elliyi aşması nedeniyle, yandaki navigasyon menüsünün aşağıya doğru gittikçe uzamasına sebep oluyordu.

Tıkla, Keşfet! Rastgele Yazı Göstergeci eklentisinden bahsederken; bağlantılarımı random göstermek istediğime ve bunun bir yolunu aradığıma değinmiştim.

Beğendiğim, takip ettiğim blogları, blogum üzerinden paylaşmaya devam etmek istediğimden; "Keşfetmek İçin Bak!" bölümünü, Random BlogRoll haline dönüştürdüm.

Bundan sonra,
Random BlogRoll sayesinde; sayfa her yenilendiğinde [tazelendiğinde (F5)], "Keşfetmek İçin Bak!" bölümünde, farklı yirmi blog listelenecek.

Linkleri random göstermek, WordPress bünyesinde gayet kolayken; şimdilik, Blogger için ilgili bir code düzenlemesine gereksiniliyor.

Juliakm.com'daki, Javascript Blogroll Randomizer ile, siz de Blogger'da kolayca
Random BlogRoll oluşturabilirsiniz.

Sahicilik, Otokontrol başlıklı yazımda, blogum bünyesindeki yazılardan birinin izinsiz (ç)alındığına değinmiş; içerik hırsızlığı ve spam bloglara vurgu yapmıştım.

TatarYiğit'teki, "Sahte Siteleri Googel'a Şikâyet Et!" uyarısını görünce; kendi blogumda da buna bir kez daha dikkat çekmek istedim.

Denk geldiğim spam site/blogları Spam Sonuçları Bildir formunu kullanarak,
Google'a bildiriyorum. Bunu sizin de yapmanız sadece birkaç saniyenizi alacak, daha temiz bir İnternet var etmemizi sağlayacaktır.

~~~~
22/03/2008'de ek ~~~~

Juliakm.com'daki, Javascript Blogroll Randomizer ile, siz de Blogger'da kolayca Random BlogRoll oluşturabilirsiniz." demiştim, fakat geçen zaman zarfında ilgili bağlantı varlığını koruyamamış...

'Random Bloggroll' yapmak için gereken ilgili code parçasını, buraya Blogger'dan kaynaklanan sorunlardan dolayı direkt yazamadığım için, bir txt dosyasına yazıp googlepages alanıma yükledim.

Blogda nasil blogroll yapilir dosyasını download ettikten sonra, ordaki -sadece- bağlantıları kendi link vermek istediğiniz sitelerle değiştirip, oluşturduğunuz code'u blogunuzun yan menüsüne
widget ekler gibi kopyalayıp-yapıştırarak ilave etmeniz, Random BlogRoll yapmanız için yeterli olacaktır.

Tıkla Keşfet!, Blogger Edit

...Tıkla keşfet! Her defasında senin için, blogdan seçilmiş farklı bir Lyn yazısı görüntülensin. Tıkla Keşfet! Tıkla..


'draft.blogger' ile Blogger'da Gezintim, başlıklı yazımda; Blogger'ın 'video ekleme' özelliğini test ettiğinden bahsetmiştim. Görüyorum ki artık bu özellik herkes için aktiflenmiş. Blogger, kendini bebek adımlarıyla geliştirmeye devam etse de, bazılarımız Blogger'ın default özellikleri yanında bloglarımızı, daha 'özgür' düzenlemek istiyebiliyoruz.

Blog görünümlerimiz; bir anlamda bloglarımızın karakterlerini yansıtıyorlar. Tasarım, blog görünümleri; blog içeriğine gösterdiğimiz özen kadar önemli.

Bloguma eklediğim yeni zamazingoları ya da zaman zaman yaptığım değişiklikleri buradan da yazarak belirtiyorum. Umuyorum, istifade ediliyordur.

Blogumdaki bu değişikliklerden sonuncusu; (Blogger bunu kendi bünyesine eklemleyene kadar) bundan sonra yan menüde göreceğiniz; 'Rastgele Yazı Göstergeci', 'Keşfet!' bölümü.

'Keşfet!' yazısına her tıkladığınızda, şansınıza blog içersinden (random) rastgele bir konu görüntülenecek. 'Arşiv' bölümünden tüm konulara erişmek mümkündü ama, böylesi daha hızlı ve eğlenceli. Tıkla Keşfet!

Benzer rastgele yazı eklentisini bloglarında uygulamak isteyecekler, 'Blogger Feeling Lucky Widget (Random Post)' başlığından, bunu kolayca yapabilirler.

Dikkat ettiyseniz, bu gönderi/post'un görünümü diğerlerinden biraz daha farklı; yazının sağında yeni bir 'spot yazı alanı' var. Bu ve benzeri uygulamalar için, www.mandarindesign.com'dan yararlanabilirsiniz.

beautifulbeta.blogspot.com ve purplemoggy.blogspot.com ise, Blogger düzenleme, değişikliklerinde yararlanabileceğiniz diğer pratik kaynaklar.

İçerikten Memnunum?

"'draft.blogger' İle Blogger'da Gezintim" başlıklı yazımda; Blogger'ın "anket" ekleme özelliğini denemek için, mini bir anketi sağ menüye eklediğimden bahsetmiştim.

Bir hafta süreli, "İçerikten Memnunum?" anketimizin sonucu; yandaki görselde de görebildiğiniz üzere; 26 katılım, 24'e 2 oyla, olumlu çıkmış gözüküyor.

Katılıp, görüş bildirenlere teşekkür ediyorum. İçerikten istifade edildiğini bilmek, sevindirici. Fakat, iki "hayır" oyunu ne sebeple aldığımı da bilmek isterdim. Sorularınıza, eleştiri, yorum ve önerilerinize açığım; e-posta adresimi kullanarak bana her zaman ulaşabilirsiniz.


Mavi Ufuklar

"Beni burada bırakırsanız ölürüm."

"Ama muhtemelen akbabalar ve sırtlanlar seni bulmadan önce değil."
Zevkle, bir solukta okuduğum “Mavi Ufuklar”dan; sarsıcı, minik bir alıntı aktaracağım. Yedi yüz üç sayfa olmasının bileklerimde bıraktığı ağrı dışında hakkında, harika bir Wilbur Smith kitabı olduğunu söyleyebilirim.

Siz kitabı okurken, bu olayların kimin başına geldiğini bilmeyin ve keyifli okuma deneyiminize gölge düşümesin istediğimden; alıntıdaki kişinin ismini geçirmeden, ismini "Z" olarak kullanmayı uygun gördüm.

(Sabah uykum kaçtı ve gün doğarken, sabah haberlerine bakıp, turuncu - mor yansımaları yeni gözükmeye başlayan bir ufuk manzarası karşısında, martı sesleriyle bunları yazıyorum ama siz, sabah kahvaltınıza eşlik edecek içerikte bir
alıntı beklemeyin. Kahvaltı için, sarsıcı olabileceğini yineleyip, rahat bir zamanınızda okumanızı önererek devam ediyorum.)
...İlk akbabanın belirmesi uzun sürmedi. Havada süzülürken tüysüz, kırmızı boynu üzerindeki çirkin kafasını çevirip aşağıya, Z'ye baktı. Sakatlanmış olduğunu, can çekiştiğini ve kendini koruyamayacağını görünce tatmin oldu ve Z'in hemen yakınındaki kayalığı gözüne kestirerek alçaldı. Geniş kanatlarını açtı ve pençelerini öne uzatarak konacak bir yer aradı. Sonra uzun kanatlarını katlayıp kamburunu çıkararak hareketsizce beklemeye başladı. Sarkık yüzlü, kapkara, kocaman bir kuştu.

Z en yakınındaki ağaca süründü ve sırtını gövdesine dayadı. Uzanabildiği bütün taşları etrafına topladı, ama taşların miktarı çok azdı. Kamburunu çıkarmış bekleyen akbabaya birini fırlattı, ama mesafe çok fazlaydı ve oturur pozisyonda taşı yeterince kuvvetli fırlatamıyordu. Koca kuşun tek tepkisi, gözlerini kırpıştırmak oldu. Ağaçtan düşmüş ölü bir dal, Z'nin hemen yakınında duruyordu. Kullanmak için fazla ağır ve tuhaf şekilliydi, ama Z yine de onu alıp kucağına yerleştirdi. Dal, kendini savunmak için başvuracağı son çareydi, ama büyük kuşa bakınca ne kadar yararsız olduğunu gördü.

Günün geri kalanında birbirlerini gözlediler. Akbaba bir kez tüylerini kabarttı, gagası ile dikkatle düzeltti ve kıpırtısız bekleyişine devam etti. Z, karanlık çöktüğünde iyice susamış, ayaklarının acısı dayanılmaz bir hal almıştı. Yıldızlarla kaplı arka plan önünde kuşun karanlık gölgesi tüyler ürpertici bir manzara oluşturuyordu. Z, kuşun yanına kadar sürünüp hayvanı uyurken boğmayı düşündü, ama hareket etmeye kalktığında bir santim bile ilerleyemeyeceğini gördü. Bacakları yere mıhlanmış gibiydi.

Gecenin soğuğu, tüm yaşam gücünü çekip almıştı. Hezeyanlı bir uykuya daldı. Sabah güneşinin yüzüne vuran sıcaklığı ve gözkapaklarının gerisinde hissettiği aydınlık onu tekrar uyandırdı. Uzun bir süre nerede olduğunu anlayamadı, ama hareket etmeye kalkınca ayaklarında hissettiği keskin acı, gerçeklerin tüm dehşetiyle beynine hücum etmesine sebep oldu.

İnleyerek başını çevirdi ve korkuyla çığlık attı. Akbaba, kayalıklar üzerinde tünediği yerden inmiş. Çok yakınında, uzanma mesafesinin hemen dışında oturuyordu. Yaratığın ne kadar büyük olduğunu daha önce anlayamamıştı. Koca kuş, tepesinde bir kule gibi yükseliyordu. Yakından bakınca daha da iğrenç görünüyordu. Çıplak boynu ve başı, kıpkırmızı, pullu bir deriyle kaplıydı ve etrafına leş kokusu yayıyordu.

Z yanındaki kümeden bir taş alıp olanca gücüyle hayvana fırlattı. Taş, kuşun siyah, parlak tüylerinden sekti. Yaratık, koca kanatlarını açıp geriye doğru sıçradı ve tekrar önceki pozisyonunu alıp beklemeye devam etti.

"Beni rahat bırak, kahrolasıca canavar!" Korkuyla hıçkırdı. Kuş, sesini duyunca tüylerini kabartıp kel kafasını omuzlarına doğru çekti. Tek tepkisi bu olmuştu. Güneş yükseldikçe yaydığı sıcaklık da arttı. Z kendisini harlayarak yanan bir fırının içine tıkılmış gibi hissediyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Susuzluğu korkunç bir işkence halini almıştı.

Akbaba, katedral duvarındaki taş bir canavar heykeli gibi kıpırtısızca oturuyordu. Z bir an için kendini kaybeder gibi oldu. Dev kuş bunu hissetmiş olmalıydı ki kanatlarını aniden açtı. Tiz sesler çıkarıp ayaklarını açarak hızla ona yaklaştı. Kancaya benzer gagası iyice açılmıştı. Z korkuyla haykırıp kucağında duran dalı çılgınca savurdu. Akbabanın çıplak boynunun yan tarafına bir darbe indirebildi. Darbenin şiddeti, hayvanın dengesini bozmaya anca yetmişti. İri kuş kanatlarını açarak dengesini tekrar sağladı ve uzaklaştı. Uzanabileceği mesafenin dışında durarak kanatlarını katladı ve gözlerini tekrar can çekişen kurbanına dikti.

Z'yi deliliğin eşiğinden atlatan, akbabanın yıkılmaz sabrı oldu. Susuzluk yüzünden şişmiş dudakları, kızgın güneşin ışınlarıyla çatlamış, kanı çenesine kadar akmıştı.. Yarı delirmiş bir halde kuşa saçma sapan sözler haykırdı. Akbabanın tek hareketi, ışıldayan gözlerini kırpıştırmak oldu. Z, çılgınlığın etkisiyle son çaresi olan sopasını hayvanın başına fırlattı. Dal, tüyleri üzerinden sekip düşerken akbaba kanatlarını kaldırıp gıcırtıya benzer sesler çıkardı. Sonra kanatlarını tekrar katladı ve sabırlı bekleyişine kaldığı yerden devam etti.

Güneş en tepe noktasına vardığında Z sayıklıyor, Tanrı'ya, Şeytan'a ve sabırlı kuşa küfürler yağdırıyor, anlamsız sözler haykırıyordu. Tırnakları kırılıp parçalanana dek yerden kum ve tozları kazıyıp hayvana fırlattı. Susuzluğunu bir nebze giderir umuduyla kanayan parmak uçlarını emdi ama toprak, şiş dilini kütük gibi yapmıştı.

Oraya gelirken geçtikleri dereyi düşündü, ama dere, yaklaşık bir kilometre geride kalmıştı. Artık doğru düzdün işlemeyen zihninde çağlayan soğuk suların hayali belirince heyecanlandı ve ağacın korunak sağlayan gövdesinin dibinden ayrılarak kayalık zemin üzerinde, geride bıraktıkları dereye doğru sürünmeye başladı.. Ayakları sert arazide peşinden sürükleniyordu. Kısa bir süre sonra kılıç yaraları tekrar açıldı ve kanamaya başladılar. Kan kokusu alan akbaba, gıcırtılı bir çığlık atarak Le'nin peşi sıra ilerlemeye başladı. Yüz adımdan kısa bir mesafeyi kateden Z, kendi kendine, "biraz dinleneyim," dedi. Başını koluna dayadı ve bilinci kayboldu. Hissettiği acı onu kendine getirdi. Sanki sırtına bir düzine mızrak başı saplanıyordu.

Akbaba, kürek kemikleri arasına tünemiş, sivri tırnaklarını derisinin altına geçirmişti. Başını eğip keskin gagasıyla Z'nin gömleğini yırtarken dengesini korumak için kanatlarını çırpıyordu. Sonra gagasını çıplak ete geçirerek uzun bir şerit kopardı.

Z canhıraş bir çığlık attı ve kuşu vücudunun ağırlığıyla ezme niyetiyle kendini geriye doğru savurdu, ama akbaba, kanatlarını çırparak birkaç adım ötede yere kondu.

Görüşü bulanıp dalgalanmasına rağmen kuşun etini yuttuğunu, boynunu uzatıp gövdesine indirdiğini görebildi. İri kuş sonra tekrar ona döndü ve gözünü kırpmadan bakmaya başladı.

Tekrar bayılmasını beklediğini biliyordu. Oturdu ve bilincini kaybetmemek için bağırmaya, şarkılar söylemeye, ellerini çırpmaya başladı, ama sesi yavaşça anlaşılmaz bir mırıltıya döndü, kolları düştü ve gözleri kapandı.

Tekrar kendine geldiğinde, benliğini saran acının yoğunluğuna inanmakta güçlük çekti. Çırpılan kanatların yarattığı rüzgârı başının etrafında hissedebiliyordu. Sanki göz yuvasına çelik bir kanca sokulmuş, beyni göz boşluğundan dışarıya çıkarılıyordu.

Artık çığlık atacak gücü kalmamıştı. Güçsüzce sırtüstü dönerek gözlerini açmaya çalıştı, ama kör olmuştu. Yüzünü bir perde gibi örten sıcak kanı hissedebiliyordu. Sağlam gözü, burun delikleri ve ağzı kanla doluyordu. Neredeyse boğulacaktı.

Her iki elini birden kaldırıp kuşun pullu boynunu yakaladı ve hayvanın gagasını göz yuvalarından birine sokmuş olduğunu anladı. Göz sinirlerinin bulunduğu lastiksi kordonun ucundaki göz küresini çekiştirerek çıkartmaya çalışıyordu.

Her zaman gözlere saldırırlar, diye düşündü direnci kırılıp pes ederken. Ellerini kaldırmaya gücü kalmamış, kör olmuş halde yatarken kuşun yakınlarda bir yerde göz küresini yuttuğunu duydu. Diğer gözüyle bakmaya çalıştı, ama gözüne dolan kan görüşünü perdeliyordu ve kırpıştırarak kurtulamayacağı kadar yoğundu. Sonra kanatların tekrar başının etrafında çırpıldığını hissetti. Son hissettiği, keskin gaganın kalan gözünün derinlerine dalışıydı...
Ayak bileklerinin arkasındaki tendonlar, keskin kılıç darbeleriyle koparılmış; tüfeği, suyu, eşyaları ve atı olmadan, terk edilmişti Z.

Gözlerini hırs bürüyen, onu orada bırakanlar mı insandı; yoksa gücünün tükenmesini sabırla bekleyerek, doğası gereği davranan akbaba mı vahşiydi?

Hayvanları, vahşi olarak görür, kötü bir davranış karşısında, "hayvan" kelimesini sarf etmekten geri durmazken; "insan", olunduğunu; insanın, doğası gereği davranan hayvandan bile vahşi olabileceğini unutuyoruz.

İnsan, olunur.

Eğitimle, görgüyle, terbiyeyle, isteyerek ve özenle; insan olunur. İnsan olmaktan uzaklaşanın, "hayvan" olarak nitelenilmesi; hayvanlara hakarettir, diye düşünüyorum. Sizce de öyle değil mi?

Afrika'yı, tarih ve macerayla birleştirerek aktaran Wilbur Smith kitaplarına ilgimden bahsetmiş,
"Yırtıcı Kuş" ve "Muson Yağmurları"nın Wilbur Smith'in en beğendiğim kitaplarından olduğuna, "Kitap Fuarı İzlenimleri" yazımda değinmiştim.

Mavi Ufuklar; "Yırtıcı Kuş" ve "Muson Yağmurları"ndan sonra, genç kuşak Courtneylerin Afrika'daki maceralarının anlatıldığı, devam kitabı.

Mavi Ufuklar'da, insan olmanın sınırlarında dolaşırken hırs, öfke, aşk; 1700'lerin Afrika'sında, pek uzağınızda olmayacak.

Özellikle, böylesine güzel kitaplar söz konusuysa; çevirinin yavanlığı benim için büyük bir üzüntü sebebi oluyor. Fakat, Mavi Ufuklar; Altın Kitaplar'dan, Canan Kim çevirisiyle yayımlanmış ve okurken Wilbur Smith'in zengin betimlemeleriyle, kendinizi maceranın tam ortasında bulduğunuz o akıcı anlatımından da mahrum kalmıyorsunuz.

Yaptığım alıntının itici gözüktüğüne bakmayın.
O sadece, kitabın etkileyici, tutkulu, zihinsel açılımlara sürükleyen kurgusundan minik bir kesit.

Günümüzde artık, gazetelerde rastladığımız o üçüncü sayfa haberlerinin sayısı ve içeriğinin, maalesef o kadar farklı seviyelere gelmiş olduğunu görüyoruz ki; nasıl insanlarla bir arada yaşadığımızı dehşetle görüp, şaşırmamak mümkün olmuyor (evet, bu kısım biraz da, bir hata yaparak izlediğin tv'deki sabah haberlerinin etkisiyle yazılmış olabilir). Düşünüyorum, acaba bu insanlar biraz kitap okuyan insanlar olsalardı, içinde bulundukları durumdan farklı çıkış yolları bulabilecek zihinsel beceriye sahip olmazlar mıydı ve sonradan bizi dehşet içinde bırakan öylesi sahneleri yaratmaktan kendilerini alabilirler miydi?

Oysa, vahşi bildiğimiz
bir akbaba bile, yiyeceğine gösterdiği sabır, saygıyla ne kadar takdir edilesi bir durumda.

Böyle bir alıntıyla, hem "insan olmak" konusuna fırsat bulmuşken vurgu yapmak; hem de leziz bir kitaptan bahsetmek istedim.

Zevkle okuyacağınız ve kitaplığınızdaki varlığından keyif alacağınız bir
Wilbur Smith kitabı, Mavi Ufuklar; kendinizi böyle bir maceradan mahrum bırakmayın, edinin, "Yırtıcı Kuş" ve "Muson Yağmurları" sonrasında okuyun ve arzu ederseniz, düşüncelerinizi benimle paylaşın, tavsiyemden memnun kaldığınızı öğrenmekten sevinç duyarım :)

Bitirirken dip not: Bilmiyorum, kitap okurken satır altlarını çizmekten hoşlanır mısınız? Ben genelde kitap üzerine minik işaretlemeler yaparak, daha çok kâğıtlara not alma taraftarıyım. Fakat, blogumda minik bir ayarlama yapıp, fosforlu kalemle yazıların üzerini çizme efekti kazandırdım. Okurken, kalınan yeri belirlemek böylece daha kolay ve eğlenceli olabilecek. Blogda, mouse'u herhangi bir yazının üzerinde sürükleyip, yazıyı seçili hâle getirdiğinizde
, şu an neden bahsettiğimi (tabii, eğer bir Firefox kullanıcısıysanız, Ie6 bu değişikliğime kör kaldı maalesef) görebileceksiniz.

'Satriani ' Hafta Sonu

Blogda her hafta paylaştığım hafta sonu müziğini, günün önemine (Joe Satriani, İstanbul Arena'da) binaen, bu defa Joe Satriani'den seçtim.

Joe SatrianiSummer Song


...
Joe Satriani - Always With Me Always With You
Joe Satriani - Satch Boogie









Yakın zamanda, Lastfm'in yeni Türkçe içeriğiyle yayına başladığından bahsetmiştim.

Yanda gördüğünüz radyo çalar; "widget"leri "Ciciler" olarak niteleyen Lastfm'in, "Blogger için Last.fm Cicileri"nden biri.

Lastfm'in marifeti bu "Cici"yle :), Joe Satriani benzeri güzel müzikleri de dinlemeye devam edebilirsiniz.

Fakat mümkünse, ayağımıza kadar gelmişken, bu güzel fırsatı kaçırmayıp, Satriani'yi canlı dinlemenizi arzu ederim.

'draft.blogger' İle Blogger'da Gezintim

...Blogger'la şimdi tek sorunum; müzik veya video eklemeye kalktığımda, karşıma çıkardığı her biri farklı mahiyete sahip 'error' modelleri...

Niçin Blogger'da resim ekleme özelliği gibi, yazılara kolay bir müzik, video ekleme özelliği yok?...
Üç ay önce, 'Tümüyle Türkçe Blogger Görünümüne Geçiş!' yazımda, Blogger'daki yeniliklerden bahsederken, biraz da böyle sitem ediyordum.

Şimdi 'draft.blogger.com'da gezinirken, görüyorum ki;

En fazla 100 MB boyuta sahip AVI, MPEG, QuickTime, Real ve Windows Media dosyalarını kabul ediyoruz.
'Resim Ekle' özelliğinin yanına, bir de 'Video Ekle' özelliği ilave edilmiş.

Ayrıca, 'Sayfa Öğesi Ekleme' bölümüne ilave edilen; 'Blogda Ara' ve 'Anket' özellikleri de diğer yenilikler.

'Blogda Ara' ile; yeni başka bir sayfa açmadan, Blog bünyesinde açılan bir alanla, bulunan sonuçlar görüntüleniyor. Böyle olmasını beğendim. Fakat, bu açılan alan, yayımladığınız en son (gönderi) postun üst tarafında açıldığı için, arama alanını da aynı hizada olsunlar diye sağdaki navigasyon menüsünün en üstüne eklemem gerekti. Oysa arama alanı neredeyse, sonucu gösteren alan da default olarak kendiliğinden aynı hizada açılsa, daha kullanışlı olurdu, diye düşünüyorum. Deneyin!

'Anket' ise; soru, cevap seçenekleri ve anket süresini belirledikten sonra, menünüze yerleştirebileceğiniz kadar
kullanımı pratik. Denemek için blogumun sağ menüsüne minik bir anket de ekledim. Yanıtlarınızı merak ediyorum :)

Bu özellikleri kendi blogunuzda da kullanmak isterseniz;
(şimdilik) 'draft.blogger.com'dan giriş yapmanız gerekiyor.

Blograzzi (Beta) Blogosferde Gelişiyor

Kullanıcılarıyla birlikte gelişme arzusundaki blog listeleme sitesi Blograzzi; Türk internet kullanıcısının, Blogosferde ilgi alanına uygun içeriğe kolayca ulaşmasını sağlayacak bir servis olarak, yakın zamanda 'beta' yayınına başladı.

Webrazzi'den sonra, Arda Kutsal imzalı projelerden biri olmasıyla dikkatimi çeken
Blograzzi'ye, yirmi gün kadar önce üye olup, içeriği ve gelişmeleri gözlemledim. Şimdi, bu gözlemler ışığında rahatça Blograzzi'den bahsetme hakkını kendimde görebiliyorum.

Benim gördüğüm;
Blograzzi'nin iyi bir fikirle yola çıkmış, gelişime açık bir proje olduğu. Geçen zaman zarfında, yıkıcı eleştirilere maruz kalmasını, 'beta' aşamasında olduğunun idrak edilememesine bağlıyorum.

Technorati, Vodafone karışımı bir çağrışım yüzünden; herkes gibi önce Blograzzi'nin özgün bir logo ve renk kullanımı olmaması beni düşündürmüştü. Acaba, bir hevesle üstünkörü hazırlanmış bir Technorati uyarlaması mı, diye düşünmüştüm.

Sistemin nasıl işlediğini kullanıp gözlerken, menü kullanımlarında karşılaştığım sorunları ve gördüğüm eksikleri bildirdiğimde;
Blograzzi'nin yazılım ve veritabanı altyapısını geliştiren Inveon'dan; hemen ertesi gün, gerekli düzeltme ve modernizasyonun yapıldığı haberlerini aldım. Eksikleri, fark edilen hataları yanında; arkasında bunları gidermeye ve projeyi geliştirmeye istekli bir ekibin olduğunu görmek memnunluk vericiydi.

Tunç Kılınç'ın Fikir Atölyesi'nde, 'İş Fikirlerini Hayata Geçiren Bir Başka Türk: Arda Kutsal' başlıklı yazısında ve Blog Kazanı'ndaki 'Blograzzi çok yakında para da kazandıracak (1), (2), (3)' yazı dizisinde Arda Kutsal'ın açıklamaları; sizin de aklınızdaki olası sorulara cevap bulmanızı sağlayacaktır.

İlgili yazılardaki haberlerden biri de; logo ve renk kullanımının, 'beta'ya özgü olduğu ve orjinal başka bir temanın hazır olduğu, haklı olarak 'beta' seviyesinden çıkıldığında kullanıma geçirileceği yönünde...

Sıralama, listeleme, yorumlama, favorilere ekleme ve daha fazlasıyla; Türk İnternet kullanıcıları ve Bloglar için işlevsel, yeni güzel bir oyuncak olan Blograzzi'nin; blogumu sayıp, seveceğine; ilgi ve destekle Blograzzi'nin daha iyi seviyelere geleceğine inanıyorum.

Favorilerinize ekleyerek, puan vererek, yorum bırakarak;
Blograzzi'de benim bloguma da geri bildirimlerde bulunabilirsiniz. 'Yorum Takip', 'Favorilere Ekleyenler' araçlarından; blogumun sağdaki navigasyon menüsünün altına eklediğim 'Favorilere Ekleyenler' takip aparatıyla, blogumla ilgilileri de blogum üzerinden görebilmiş olacağım.

Siz de bogunuzu Blograzzi'de sahiplenin ve destekleyerek, gelişmeleri beraberce gözlemleyelim.

Last.fm Artık Türkçe

Yakın zamanda, Last.fm'in Türkçe arayüzü ile hizmete geçme hazırlıklarında olduğu haberini almıştık.

Dünya’nın en büyük müzik tabanlı sosyal ağı, Last.fm;
www.lastfm.com.tr adresinde artık Türkçe hizmete başladı.







Lastfm'in yeni Türkçe içeriğini test ederken, blogda her hafta paylaştığım hafta sonu müziğini, bu defa Lastfm marifetiyle sunmaya karar verdim.

Lastfm'de, 'Ciciler' başlığından ulaşılan 'Radyo Çalar' ile; sevdiğimiz bir müziği yazdığımızda; seçtiğimiz o müzik benzeri müzikleri Lastfm veri tabanından bulup, çalan bir radyo yaratmış oluyoruz.

Sevdiğim gruplardan biri olan '
Maroon 5'ı seçtim, bunun için.

Yandaki
Lastfm Radyosu ile, 'Maroon 5' benzeri güzel müzikleri dinleyebileceğiz. Her tercih için çok seçenek sunamasa da, Maroon 5 benzeri güzel müzikler yakalamada başarılı olduğunu söyleyebilirim.

'
Maroon 5'i referans alan Lastfm ile, minik bir maceraya girmeye ne dersiniz? İyi dinlemeler :)

(23/06/07, linkler editlendi)