sıkıntı ve muz kabuğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sıkıntı ve muz kabuğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5651, İnternet Kanunu Onaylandı

'5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri' başlıklı yazımda; bu kanunla ilgili düşüncelerimi aktarmış, uygulanmasında karşılaşılabilecek sorunlar için, tanımlamaların içeriğinin netleştirilmesi ve eksikliklerinin giderilmesi gereğine değinmiş, yeniden düzenlenmesi için Cumhurbaşkanı'ndan geri döneceği inancımı paylaşmıştım. Fakat maalesef öyle olmadı.

Ankara Anadolu Ajansı'nın geçtiği habere göre; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 5651 sayılı ''İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun''u onaylamış ve yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderilmiş.
İnternet ortamında Atatürk'e hakaret içeren yayınlar, Telekomünikasyon Kurumu tarafından engellenecek.
Çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik içeren sitelerin yayınını engellemek için Telekomünikasyon İletişim Başkanı'na yetki verilecek.
İçerik, yer ve erişim sağlayıcıları, tanıtıcı bilgilerini kendilerine ait internet ortamında güncel olarak bulundurmakla yükümlü olacak.
Kendilerine ait bilgileri internet ortamında bulundurmayanlara 2 bin YTL ile 10 bin YTL arasında para cezası verilecek.
İnternet ortamında kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten içerik sağlayıcıları, internet ortamında yayınladıkları her türlü yayından sorumlu olacak.
İçerik sağlayıcı, bir başkasına ait internet sitesinden sağladığı içerikten, kural olarak sorumlu tutulmayacak. Ancak bağlantı sağladığı, içeriği benimsediği ve kullanıcının ulaşmasını amaçladığının anlaşılması halinde, aynı içerikten dolayı sorumlu olacak. Bağlantı sağlanan içeriğin suç oluşturması halinde, bu içeriğe bağlantı sağlayan içerik sağlayıcısı, işlenen suça katılmaktan dolayı sorumlu tutulacak.
İnternet ortamında hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten yer sağlayıcıları, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü tutulmayacak.
Yer sağlayıcı, hukuka aykırı içerikte suç unsuru bulunduğundan haberdar edilmesi ve engelleme yeteneği bulunması durumunda, hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlü olacak.
TCK'da yer alan "intihara yönlendirme", "çocukların cinsel istismarı", "uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma", "sağlık için tehlikeli madde temini", "müstehcenlik", "fuhuş", "kumar oynanması için yer ve imkan sağlama" ile "Atatürk'e hakaret içeren" suçların erişimi engellenecek.
Erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde hakim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilecek. Soruşturma evresinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı tarafından da erişimin engellenmesine karar verilebilecek. Cumhuriyet Savcısı, bu durumda kararını 24 saat içinde verecek.
İdari tedbir olarak verilen erişimin engellenmesi kararının yerine getirilmemesi halinde erişim sağlayıcılarına 10 bin YTL'den 50 bin YTL'ye kadar idari para cezası verilecek.
Koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde 6 aydan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.
İnternette kişilik haklarına saldırıda bulunanların, bu nitelikteki içeriğin yayından çıkarılması ve buna karşı cevap hakkının kullanılması, Basın Kanununun ilgili hükümleri doğrultusunda sağlanacak.
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı, söz konusu suçları oluşturan yayınların içerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde, bu yayınların tamamını engellemekte yetkili olacak.
Başkan, içerik veya yer sağlayıcısı yurt içinde bulunan yayınlara ilişkin olarak ise; çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik suçlarına ilişkin yayınları engelleyecek.

Bu iki suç dışında kalan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama ile Atatürk'e hakaret içeren suçların erişiminin engellenmesi ise hakim, mahkeme veya savcı kararıyla yapılacak.

Başkanlık tarafından, erişimi engellenen yayını yapanların kimliklerinin belirlenmesi halinde, bu kişiler hakkında Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacak.

Erişim sağlayıcısı herhangi bir kullanıcısının yayınladığı hukuka aykırı içerikten haberdar edilmesi halinde erişimi engelleyecek.

Erişim sağlayıcısı, sağladığı hizmetlere ilişkin her türlü bilgi, veri tabanı ve ulaşım kayıtlarını 6 aydan 2 yıla kadar saklamakla, bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlü olacak.

Ticari amaçlı toplu kullanım sağlayıcıları, mahalli mülki amirden izin belgesi alacak. İzne ilişkin bilgiler 30 gün içinde bildirilecek.

Ticari amaçla olup olmadığına bakılmaksızın bütün toplu kullanım sağlayıcıları, konusu suç oluşturan içeriklere erişimi önleyici tedbirleri almakla yükümlü olacak.

Bu koşulları yerine getirmeyenlere 10 bin YTL'den 50 bin YTL'ye kadar ceza verilecek.

Kurulacak Telekomünikasyon Kurumunda, aralarında hukuk müşaviri, iletişim uzmanı, mütercim, tekniker ve bilgisayar işletmeni bulunan 93 personel istihdam edilecek.

Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde İnternet Kurulu oluşturulacak. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı ile Telekomünikasyon Kurumu ve ihtiyaç duyulan diğer bakanlık, kamu kuruluşları, internet servis sağlayıcıları ve ilgili sivil toplum örgütü temsilcileri de bu Kurulda temsil edilecek. Kurul gerekli işbirliği ve koordinasyonu sağlayacak. Ayrıca izleme, filtreleme ve engelleme yapılacak yayınların tespiti ve benzeri konularda yapılacak öneriler ile ilgili her türlü tedbir ve karar Kurulca alınacak.
Durum böyle gözüküyor. Fakat ben bu kanunun nasıl uygulanacağını, içeriğinin neyi kapsadığını, şimdi şu blogu yazan kişi olarak beni nasıl etkileyeceğini halen anlamış değilim. Lütfen biri bana anlatsın.

Burada bir internet günlüğü tutuyorum. Sanatsal içeriğini beğendiğim bir siteden bahsedip, resimlerinden birini burada paylaştığımda; yarın bir gün biri çıkıp da o resmin ve bağlantısı sitenin 'müstehcen' ya da 'çocuklar için uygun olmadığı'nı öne sürerek, şikâyet ederse ne olacak? Sabah uyandığımda, mahkeme kararıyla blogumun erişiminin engellendiği yazısıyla mı karşılaşacağım? Sonra da niçin blogum karartıldı diye öğrenmek için mahkemelere mi taşınacağım?

Ya da bağlantı verdiğim bir yer, içeriğini değiştirirse ve bu kanuna göre suç sayılan bir yere dönüşürse; yine blogum karartılacak mı? Peki ben haftalık virüs taraması yapar gibi, verdiğim tüm linkleri teker teker kontrol etmekle nasıl uğraşabilirim? Ben bununla uğraşamayacakken; kurulacağı söylenen o 93 kişiden oluşacak Telekomünikasyon Kurumu bunlarla nasıl uğraşacak?

Anonim yorumlar cephesi var bir de. Bu kanunla 'anonim yorum' ya da 'takma isim' kullanmak da mümkün olmayacak gibi gözüküyor.

Semih Saka'nın 'Blog Yüzünden Hapse Girmek', ' internet'in Sınırları' başlıklı yazılarını okumuş muydunuz?

Ben burada sadece İnternet'te ufak bir yapı olan blogum üzerinden bunları düşünüp, duruma açıklama getiremezken; forumlar ya da büyük portallar bu durumu nasıl yönetecekler?

Sırf bu kanundan behsederken, yazılar içinde ister istemez 'porno' kelimesini kullanmak durumunda kaldım ve artık bir süredir Google aramalarında o kelime, blogumla ilişikli olarak indeksleniyor. Ben bundan bile rahatsızlık duyarken, ya sırf o kelimeyi barındırıyor diye, bloguma istenmeyen içeriğe sahip bir yer etiketi yapıştırılmaya kalkılırsa? Artık o kadarının da paranoyakça bir yaklaşım olacağını mı düşündünüz? Google Şehri'ndeki 'Kore’de porno içerikli aramalar için devlet filtresi. Nasıl mı ?' yazısını okudunuz mu?

Güney Kore hükûmeti, kendi ülkesine böyle bir 'sansür' uygulaması başlatmış. Google Güney Kore ile Güney Kore hükûmetinin bir anlaşmasıyla; Google Güney Kore’de, belirli bir pornografik listedeki kelimelere ulaşılamayacakmış. Sadece belirli yaş üstünde olanlar aramadaki sonuçları görebilecekmiş. Yapılan arama eğer pornografik bir kelimeyse, Google tarafından sağlanan bir formda, vatandaşlık numarası girilmesi istenecekmiş. Ardından bu numara Güney Kore hükûmetindeki veritabanı ile karşılaştırılacak ve izin verilecekmiş.

Anımsıyor musunuz,
'5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri' başlıklı yazımda; "...hazırdaki T.C kimlik numaralarımızla online hereketlerimizi yapsak, daha sade bir çözüm olmaz mı?!" diyerek, 'ironi' yapmıştım. Fakat gördüğümüz gibi, durumu o noktaya getirenler var ve bu ülkede de yakında onu da yaşayacağız gibi gözüküyor...

Tabii ki çocuklar korunsun, istismar edilmesin istiyorum. Fakat bu, içeriği böyle her noktaya çekilebilir, yoruma açık bir kanunla nasıl olacak, bunu anlayamıyorum.

Lütfen bana söyler misiniz, haber sitelerini okurken, içeriğinde sunulan resimler hiç o müstehcen diye engellenmek istenen bir kısım siteleri aratıyor mu? Dikat ederseniz 'magazin' siteleri demiyorum, 'haber' siteleri diyorum ki gazetelerimizin internet sitelerinde de aynı durum söz konusu. Çocukların, gazetelerin internet sayfalarını kullanmasını nasıl önleyeceğiz? Pekiyi, Atatürk'e hakaret içeriyor, diye engellenen YouTube ve o zaman bunu flaş haberlerle geçip kınayan 'haber siteleri'nden biri, benzer içerikli bir videoyu yayınlarken niçin engellenmiyor? Bu kanun, böyle keyfi 'sansür'lere izin mi verecek?

Ekonomi dergisi The Economist’in grubuna ait Economist Intelligence Unit’in yaptığı araştırmaya göre; geçen yıl 45’inci sırada bulunan Türkiye, bu 42’inci sırada yer almış. İnternet'teki sansür ve insan hakları ihlallerine dikkat çekilen raporda; Mısır’da hapse giren blog yazarlarının sayısının arttığı, Çin, Tunus, Özbekistan ve İnternet kullanımında son sırada olan İran’da da yaygın kısıtlamaların görüldüğü belirtiliyor.

5651 sayılı ''İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun''u Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer onaylandı.

Kanunun içeriği, nasıl uygulanacağıyla ilgili endişelerim, zihnimdeki sorular varlıklarını sürdürüyorlar maalesef.


Geleceğin medyası, klasik medyanın kontrol edildiği gibi bir mantıkla kontrol edilebilir mi?

İnteraktif iletişime, teknolojiye bakışımız; kanunlarımızla paralel mi?


Türk İnternet kullanıcısı olarak,
İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz?

5651 sayılı Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndaki yoruma açık maddelerin, bilişim hukuku uzmanlarınca takip edilmesi yanında, bilişim medyası ve bilişimle ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla beraber, İnternet kullanıcıları olarak bizlerin de kanun üzerinde konuşarak; eksikliklerine dikkat çekip, yeniden düzenlenmesi için bilinç sağlanmasında hassasiyet göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Yoksa, böyle ilginç(!) düzenlemelere tâbi olmaya devam edeceğiz.

5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?

İlgili bağlantı:
'5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri'

Feedlerimi Nasıl Yönetirim?

Bir süredir dikkat ettim ki; Google, aramalarda blog içeriğimden önce, feedlerimi üst sıralarda listeliyormuş. Bu da, Google gibi bir arama motoru kullanarak içeriğime ulaşmak isteyenleri, eğer bir RSS Readerları yoksa (ki maalesef çoğunlukta yoktur) çıkmaz sokaklarda bırakıyor olmalı.

Niçin Google, RSS beslemeleri de indeksliyor ki? RSS Reader'ı olmayan ziyaretçiler-kullanıcılar için, verdiği o sonuçların çıkmaz sokak olacağını bilmiyor mu?

Blogger, Google bünyesinde olduğuna göre; Google'ın, Blogger feedlerini arama sonuçlarında listelememesi gerektiğinin farkında olması gerekmez mi?

Yoksa, blog feedlerimin indekslenmesinin sebebi, benim hatam mı?

Arslanlar Şehri'ndeki 'RSS Beslemesinin İndexlemesini Engelleyin' yazısında (ki o yazı da
Wordpress ve Feedburner ile ilgili, Blogger'la değil); arama motorlarının öncelikli sonuçlarda feedleri listelemesinin iyi birşey olmadığına, bu "duplicate content olayı"na girdiği için, Google'ın "Spam site" olarak işaretleyebileceğine değiniliyordu...

Öneri üzerine, önceden
http://flynxs.blogspot.com/atom.xml
http://flynxs.blogspot.com/feeds/comments/full
olan
RSS beslemelerimi;
http://feeds.feedburner.com/FlynxsLynistweblog
http://feeds.feedburner.com/FlynxsLynistweblogYorumlar
yapıp, FeedBurner'a yönelttim.

Tabii bunu yapmış olmam, eski feedlerle veya
http://flynxs.blogspot.com/feeds/posts/default
http://flynxs.blogspot.com/rss.xml
gibi yollarla bloga ulaşılmasını engellemese gerek?

RSS beslemelerimi
FeedBurner'a yönelttiğimde, oradan "No Index" uygulamasını aktifledim. Bakalım bu, Google aramalarında feedlerin listelenmesini ya da içerikten önce listelenmesini engelleyecek mi? Öyle olmasını umuyorum.

Hımm... bunları yaptıktan sonra, adres satırındaki turuncu Rss ikonu da yok oldu nedense?! Umarım o da yakında geri döner :)

Evet, sorular, sorular.
Bir bilenin bana açıklamasından memnun olacağım sorular... Maalesef, şu an bende de bunların net bir cevabı yok. Sanırım ilerleyen zamanda sonuçlarını takip ettikçe, cevaplarını da bulabileceğim.

Ve minik birkaç değişiklik,
AddThis ve EkleBunu...

FeedBurner kullanmaya başladıktan sonra, sağdaki blog menüsünde de minik değişiklikler yaptım.

Önceden, yandaki görüntüdeki gibi, Rss menüsünde;
web tabanlı RSS okuyuculara blogu eklemede kolaylık olsun diye, ikonlar ve onlara verilmiş linkler kullanıyordum.

Bundan sonra teker teker o ikonları kullanmak yerine, toplu halde tüm RSS okuyuculara ulaşılıp, içlerinden istenenin kolayca seçilebilmesi için AddThis ve EkleBunu servislerini kullanacağım.

Artık, yandaki görüntüde olduğu gibi, RSS Feeds menüsündeki,
AddThis'in RSS Feed ikonuna tıkladığınızda; açılan sayfadan istediğiniz RSS Reader'ı seçip, onun üzerinden blog feedlerimi takip edebileceksiniz.

Bookmark ikonu ise; yine
AddThis aracılığıyla blogumu istediğiniz platformdaki yerimlerinize ekleyip paylaşmanızı kolaylaştıracak.

Bu ayarlamalar için araştırma yaparken,
AddThis'in Türkçe versiyonu diyebileceğimiz EkleBunu'ya da denk geldim ve pratik bir hizmet sunduğundan denemek için onu da bloguma dahil ettim. Konuyla ilgili, Webrazzi'deki 'EkleBunu.com ile tek tuşla link gönder' yazısı da okunabilir.

EkleBunu ikonuna tıkladığınızda, (yine AddThis uygulamasındaki gibi) blogumu istediğiniz platformlara ekleyerek kolayca takip etmenize imkân tanıyacağını umuyorum.

İlgili bağlantılar:
'RSS' nedir? 'Netvibes Türkiye' Ne Durumda?

5651, Yasalaşan Yeni İnternet Kanunu ve Zihnimdeki Soru İşaretleri

'Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler? Kabul etmeyenler? Madde kabul edilmiştir.'?!

4 Mayıs 2007 itibariyle (tam da Cumhurbaşkanlığı seçimleri karmaşası ve yeni seçim hazırlığı arasında), Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu Tasarısı, kabul edilerek yasalaştı. Yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı'nın onayını bekliyor.

Ülke yöneticilerinin görünen İnternet kullanım bilinçleri ve
İnternet ortamında işlenen suçlarla mücadeleyi öngören bu kanunun zamanlaması, içeriği; aklımdaki soru işaretlerinin sebebi.

İN­TER­NET OR­TAMIN­DA YA­PI­LAN YAYIN­LA­RIN DÜ­ZEN­LEN­ME­Sİ VE BU YA­YIN­LAR YO­LUY­LA İŞ­LE­NEN SUÇLAR­LA MÜ­CA­DE­LE EDİL­ME­Sİ hakkındaki 5651 sayılı kanunun; 22. Dönem 5. Yasama Yılı, 99. Birleşim 04 Mayıs 2007 Cuma, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı'ndan; T.B.M.M'de nasıl kabul edildiği takip edilebilir. Ayrıca, www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5651.html sayfasından da, kanun kapsamıyla ilgili maddelere ulaşılabilir.

Tutanak'taki, görüşmelere ait ifadeleri okumanız, kanun yapıcılarımızın İnternet'e yaklaşımlarını da anlamanıza yardımcı olacaktır. Sonrasında, 5651 sayılı kanunun maddelerini de okursanız, sizin de zihninizde benimle aynı soruların dolaşacağından şüphem yok.

Anımsarsınız, video paylaşım sitesi
YouTube üzerinde yayınlanan bir video, Atatürk'e hakaret niteliği taşıyor diye, o video orda tüm dünyanın erişimine açıkken, tedbir olarak sadece Türkiye'den YouTube'a erişime sınırlama getirilmişti. Ve yine anımsarsınız, yakın zamanda, içeriğinde bazı istenmeyen yorumlar yer alıyor diye, mahkeme kararıyla Antoloji (ki kitap ve kültür, sanat ağırlıklı bir sitedir) ve Ek$iSözlük'e erişim yasağı getirilmişti. '9-22 Nisan İnternet Haftası', konulu yazımda, ben de İnternet'e bu anakronik bakışı değerlendirip, bu sansür olayına yaklaşımımdan bahsetmiştim.

Bir kısım medyanın (ki İnternet medyasından çekindikleri; trajlarını, izlenme paylarını kaybedeceklerinden korktuklarından mıdır, bilinmez?!) ve ülke yöneticilerinin; İnternet'in kötü, pis bir yer olduğu ve sakınılması gerektiği algısını yaratan tutumları (ki bu eleştiriler, kanun görüşmesi sırasında mecliste de dile getirilmiş ve
Tutanak'ta kayıtlı), günlerce kamuoyunu meşgul ettikten sonra; takdir edersiniz ki bu kanunun nasıl uygulanacağına dair endişelerim artıyor.

İnternet ortamında çocuk pornosu, terörist faliyetler, msn'in kötü niyetle kullanımıyla karşılaşılan durumlar, banka işlemlerinin güvenliği gibi konulara dikkat çekilirken; tam da seçim rüzgârlarının estiği bir mecliste, (belki de popülist bir kaygı güdülerek aceleye getirilmiş) bu kanunla; konunun önemine gereken özen gösterilmemiş, yeterli-gerekli düzenleme yapılamamış olduğuna inanıyorum.

Ülkemizde, İnternet gibi önemi tam olarak kavranamamış bir konuda kanun hazırlanırken; daha teferruatlı düşünülmesi, tarafları gözeten ve kapsamının ince detaylarıyla ortaya konulduğu şekilde bir kanun çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.

İnternet'te 'sansür' kabul edilebilir mi? İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz?
5651 sayılı kanun bize neler getirecek (ya da neler götürecek), yaptırımlar nasıl uygulanacak, bu yaptırımlar kimleri ne şekilde kapsayacak?

5651 sayılı bu kanunun içeriğini okuduktan sonra, kapsamıyla ilgili yeterince açık bir bilgi edinemediğimi görüyorum. Sanmıyorum ki, kanun içeriğindeki tanımlamaları yetersiz bulan, anlamamış olan bir ben olayım?!

Kanunda yoruma açık ifadeler var. Bunlardan birini, kendi blogum üzerinden basit bir örnek vererek somutlaştırmaya çalıştığımda; şöyle bir soru zihnimde dolaşıyor:
Blogumda, gerçek ismimi kullanmama hakkımı kullanıyorum; bloguma yorum bırakanlar da doğal olarak 'anonim' (isim bırakmadan) ya da farklı bir nickname (takma isim) ile yorum yapma haklarını kullanabiliyorlar.
5651 sayılı kanundaki 'içerik sağlayıcı' ve 'içe­rik sağ­la­yı­cı­nın so­rum­lu­lu­ğu' başlıklarını referans alırsak, pekiyi bu durum b(eni)izi nasıl etkileyecek?

(madde 2'de) 'içerik sağlayıcı' olarak;
'İnternet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişiler'
tanımlaması yapılıyor.

Ve (madde 4'de) 'içe­rik sağ­la­yı­cı­nın so­rum­lu­lu­ğu';
(1) İçe­rik sağ­la­yı­cı, in­ter­net or­ta­mın­da kul­la­nı­ma sun­du­ğu her tür­lü içe­rik­ten so­rum­lu­dur.
(2) İçe­rik sağ­la­yı­cı, bağ­lan­tı sağ­la­dı­ğı baş­ka­sı­na ait içe­rik­ten so­rum­lu de­ğil­dir. An­cak, su­nuş bi­çi­min­den, bağ­lan­tı sağ­la­dı­ğı içe­ri­ği be­nim­se­di­ği ve kul­la­nı­cı­nın söz ko­nu­su içe­ri­ğe ulaş­ma­sı­nı amaç­la­dı­ğı açık­ça bel­li ise ge­nel hü­küm­le­re gö­re so­rum­lu­dur.
şeklinde tanımlanıyor.

'Bil­gi­len­dir­me yü­küm­lü­lü­ğü' ise (madde 3'de);
(1) İçe­rik, yer ve eri­şim sağ­la­yı­cı­la­rı, yö­net­me­lik­le be­lir­le­nen esas ve usûl­ler çer­çe­ve­sin­de ta­nı­tı­cı bil­gi­le­ri­ni ken­di­le­ri­ne ait in­ter­net or­ta­mın­da kul­la­nı­cı­la­rın ula­şa­bi­le­ce­ği şe­kil­de ve gün­cel ola­rak bu­lun­dur­mak­la yü­küm­lü­dür.
(2) Yu­ka­rı­da­ki fık­ra­da be­lir­ti­len yü­küm­lü­lü­ğü ye­ri­ne ge­tir­me­yen içe­rik, yer ve­ya eri­şim sağ­la­yı­cı­sı­na Baş­kan­lık ta­ra­fın­dan iki­bin Ye­ni Türk Li­ra­sın­dan on­bin Ye­ni Türk Li­ra­sı­na ka­dar ida­rî pa­ra ce­za­sı ve­ri­lir.
olarak belirlenmiş.

Bu durumda ben,
'içerik sağlayıcı' olarak, 'içe­rik sağ­la­yı­cı­nın so­rum­lu­lu­ğu' altında belirlenmiş hükümlere tâbi mi oluyorum?

Evet, bir açıdan böyle tanımlanabilir olduğumuz gözüküyor. Ve herkesin sayfasında tanıtıcı bilgilerini belirtmek zorunluluğu, yorum yapacakların da takma isim kullanmalarının yeterli olmayacağı kanısına varılıyor.

Gazete, dergilerde 'künye' bilgisinin zorunlu olmasını, sahibinin, yöneticilerinin kim olduğunun açık ifade edilmesini anlarım ki bu uygulana gelen de bir durum. Ticari sitelerde de bu ifadelerin açık edilmesinin gereğine söyleyecek bir şeyim olamaz, gereklidir, yoksa kim neye göre güvenip o siteleri kullanacak. Ama ticari olmaktan uzak bloglar bu kapsam dahilinde tutulmamalı, diye düşünüyorum.

Kanundaki o yoruma açık ifadelerden biri de blogları kapsayacak gibi gözüküyor!? Yoksa, Basın Yasası'ndaki gibi bir uygulamayla (gazeteler, dergiler valilikten izin alıp, yayınlarının bir kopyasını 'yasal bir içerik sunuyorlar mı' diye denetlettiriyorlardı, polis, savcılık, valilikten izin gerekiyordu...); web sayfaları, bloglar da, 'biz şu yazıyı yazdık, yayımlamak istiyoruz' diye, bir yerlere iletmeye mi başlayacağız? Ya da hazırdaki T.C kimlik numaralarımızla online hereketlerimizi yapsak, daha sade bir çözüm olmaz mı?!

Konuyu,
5651 sayılı kanunla öngörülen güvenlik açısından düşünürsek; bu maddeler ışığında, işini bilen kötü niyetli kullanıcıların önü kesilmektense, normal kullanıcıların özgürlükleri kısıtlanıyor.

Kanunun aceleye gelmiş olduğuna inanıyor, yeniden gözden geçirilerek düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. 5651 sayılı kanundaki tanımlamalar; gerekirse parantez içi açıklamalar eklenerek, yoruma mahal bırakmayacak şekilde düzenlenmelidir.

İnternet suçlarına düzenleme getireceği öngörülerek hazırlanmış 5651 sayılı kanunun, meclisten bir şekilde geçirilmiş olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı'mızdan geri döneceğini umuyorum.

Belçika'da, Second Life'da yaşandığı iddia edilen bir tecavüz vakası nedeni ile; Belçika bilişim suçları birimi tarafından soruşturma başlatılmış Belçika mahkemesi ile birlikte hareket eden bilişim suçları birimi, bu olayı soruşturuyormuş. Ben spam mail takibimden henüz bir sonuç alamamışken,
merak ediyorum; hazırlanmış olan 5651 sayılı kanun, burada Beçika'daki gibi bir şey yaşanırsa nasıl bir yaptırım uygulanmasını sağlayabilecek?

Ülkemizde durum, İnternet ve bilişim suçlarına şimdikinden daha farklı bir zihniyetle yaklaşılacak ve ona göre yasal düzenlemeleri getirecek bir yapıya ihtiyaç var olduğunu gösteriyor.


Merak ediyorum, bu yasal düzenlemenin yapılmasında rol oynayanların kaçının web sitesi var ya da internette nasıl bir mesai harcamışlar ya da daha uç bir noktaya soruyu götürürsek, kaçının düzenli kullandığı e-posta adresi var?

Konuya yeterince vâkıf olunmadan, olası neye hizmet ettikleri bilinmeyen danışmanların yardımıyla hazırlanan, aceleye getirilmiş böyle kanunlarla bir yere varabileceğimize inanmıyorum.


Aklıma ulaştırma bakanının (ne kadar iyi niyetle yaklaşıyor olursa olsun) internet konusunda ne kadar kulaktan dolma bilgi sahibi olduğunu açık eden beyanatları geliyor. Onların bilgilendirildiği şekliyle düşünürsek;
msn sohbetleri yapmaya yarayan İnternet'te(!), son sürat ADSLlerimizle(!) alabildiğine özgürüz(!) Yine onlara göre; sağlanan bu İnternet ortamına erişim altyapısı ve hizmet kalitesi başka ülkelerin çok önünde ve ücretleri de gayet makul(!)...
İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı: ''internet yasası ifade özgürlüğüyle bağdaşmıyor''

Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Öğretim görevlisi ve İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı Doç. Dr. Mustafa Akgül, Meclis’te görüşülen internet yasası tasarısının ifade özgürlüğüyle bağdaşmayacağını söyledi. Akgül, devletin vatandaşlar adına zararlı içeriği belirlemesinin internetin gelişimine zarar vereceğini savundu...
İster kanundaki bu düzenlemelerin sebebi yasakçı zihniyet olsun, isterse teknolojiyi, İnternet'i iyi tanımayışımız; İnternet kullanıcıları olarak bu oldu bittiye getirilen kanuna karşı, kişisel de olsa tepkimizi gösterip tavrımızı ortaya koymazsak; hiçbir konuda olamayacağı gibi, bu konuda da ses çıkarmadıkça hak edilen geri dönüşü alamayız.

Gündemin her an yenilendiği bir ülkede yaşarken, toplumsal hafızamız; bir aya kalmadan öncesinde olanları unutabiliyor. Durum böyleyken; bu konunun öneminin göz ardı edilmemesi, 5651 sayılı Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndaki yoruma açık maddelerin, bilişim hukuku uzmanlarınca takip edilmesi yanında, bilişim medyası ve bilişimle ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla beraber, İnternet kullanıcıları olarak bizlerin de kanun üzerinde konuşarak; eksikliklerine dikkat çekip, yeniden düzenlenmesi için bilinç sağlanmasında hassasiyet göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Yoksa, böyle ilginç(!) düzenlemelere tâbi olmaya devam edeceğiz.

Türk İnternet kullanıcısı olarak,
İnternet'te ne kadar özgür olabileceğiz?
İnteraktif iletişime, teknolojiye bakışımız; kanunlarımızla paralel mi?
Geleceğin medyası, klasik medyanın kontrol edildiği gibi bir mantıkla kontrol edilebilir mi?
5651 sayılı, Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi Kanunu'ndan haberdar mısınız?

İlgili haber bağlantıları:
Haber3: İnternet Yasası Sorunlu,
Ntvmsnbc: İnternet Suçlarına Düzenleme,
Ntvmsnbc: Devlet İnternet'i Henüz Tanımıyor,
Cnn-Türk: İnternet Suçlarına Yasa Engeli,
İnternethaber: Sanal Aleme Yeni Düzen,
Bianet: İnternet Yasası'na Atatürk de Dahil Oldu,

Spam'ci Shopping ve İlgisiz Blogbul!?

Blogbul.com ile ilgili değilim, biline...

Bir buçuk aydan fazla bir zamandır, üye olduğum için yakın zamana kadar blogumda yer verdiğim, blogbul.com linkini görmüş olmanız olası. Artık yok, linkini kaldırdım.
'Blogbul.com' dizindir, peki ama nasıl kullanılır?
Bununla ilgili açıklamanın olduğu bir sekme/sayfa olmayışı, eksiklik değil midir?
Üye kontrol panelindeki; 'işaretlerim', 'linklerim' kısmı ne işe yarar?
'teklif', 'giriş', 'oylar' ne demektir, bu değerler nasıl arttırılır? Arttırılınca ne olur?
Blogumdan blogbul.com'a giden ziyaretçileri görebiliyorum ama, buradaki kontrol paneline baktığımda kimseyi göndermemiş gözüküyorum. Meğer linkleme yaparken ID kısmını kullanmamışım, ama üye olduğumda o ID kısmı bana sunulan ilgili code parçasında yoktu ki?
Kategori ayarlarımızı başta yanlış seçtiysek, sonradan onları editleme şansımız niçin yok?
Link değişimi nedir? 'Tavsiyeler' kısmındaki; 'keyifli türkçe blog' linki; "Açılmaya çalışılan konum hiçbir zaman sonlanmayacak bir yönlendirme döngüsüne girdi." uyarısı veriyor, farkında mısınız? "zonenoktaorg ödüllü seo yarışması" nedir, bir şaka mı?!
Bekir Bilge kimdir?
Bir buçuk aydır Blogbul.com'a üyeyim fakat Blogbul.com'da bilgilendirme ve ciddiyet yetesizliği gördüğümden; blogumun Blogbul.com dizininden silinmesini ve sonucun tarafıma bildirilmesini rica ediyorum. (Maalesef Blogbul.com'da kendi üyeliğimi ve bilgilerimi silecek bir bölüm de bulamadım...) Bilginize...
Kendilerine de eleştirilerim ve sebeplerim yanında, dizinlerinden çıkma isteğimi iletmiş olmama rağmen, bir geri dönüş alamadığım gibi, an itibariyle blogumu dizinlerinde tutmaya da devam ediyorlar?!


(görüntülerin büyük halleri için üzerlerine tıklanabilir)

Bundan burada bahsetmemin nedeni; 'nasıl bir boş anıma geldi de, sorgulamadan oraya dahil oldum'un rahatsızlığını çekerken, bu tür hizmetlerden istifade etmeye kalkmadan önce etraflıca araştırıp sorgulamadan dahil olmamanın gereğine dikkat çekmek ve tabii ki bunun yanında, diğer olası blogbul.com kullanıcılarını da bilgilendirmek, bu durumun bir örnek olması.

Blogumda linkini görüp de memnun olduğum bir hizmeti tavsiye ediyorum sanıp, sayemde üye olanlardan da özür diliyorum. Ben de sizin gibi sadece denedim ve maalesef memnun kalmadım.

Oraya üye olurken siz de benim gibi pek incelemediyseniz, sisteminin nasıl çalıştığı hakkında bir fikriniz olmayabilir. Olur da neymiş diye detaylı bakmak gereği hissederseniz, bir dolu aksaklık yanında, fikir sahibi olabileceğiniz bir açıklama ya da kişi de bulamaya bilirsiniz, şaşırmayın.


Eğer bir
blogbul.com kullanıcısıysanız, yüksek ihtimalle blogunuzdaki ilgili linkine tıklayarak oraya giden ziyaretçilerinizin, oradaki hit sayacınıza bir katkısı olmuyordur. Bunu da belirteyim. Çünkü gerekli ID numaranız, kaydolduğunuzda blogunuza eklediğiniz o code parçasında olmayabilir.

Bu noktada konuyu, 'elbette ki bu tür ortamlar olmalıdır'a bağlayacağım. Ama, böyle bir hizmeti vermek için yola çıkarken; saygı, sorumluluk gözetilip, hazırlığın da ciddiyetle yapılması gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Tabii ki bu tür oluşumlar, blog sahiplerine avantaj sağlamaları yanında, kendilerine de reklam geliri temin edebilirler. Ama sağa sola reklam kutucukları yerleştirmeyi bilirken, öncelikle hazırladıkları sistemin eksiklerini tespit edip, onları giderdikten sonra sundukları hizmetin karşılığını buna göre beklemeleri daha doğru olmaz mıydı?!

blogbul.com; kimin olduğu, neye hizmet ettiği, nasıl kullanılacağı bile belirtilmemiş; kısa zamanda internetten gelir elde etme uğruna eksik, özensiz, ilgisiz hazırlanmışa benzeyen bir proje olarak, beni maalesef hayal kırıklığına uğrattı.

Neymiş; Türkçe Blog Dizini yapmak herkesin harcı değilmiş!? Öyle olsa bile, olur olmadık yerlere üye olmamak gerekiyormuş!

(Kontrol ettim de, blogbul.com üyeliğim 8 Mart 2007'de başlamış. Bakalım
blogbul.com yöneticileri(!) sesimi ne zaman duyabilecek de, dizinlerinden çıkabileceğim?!..)

Shopping.com.tr spam mail gönderiyor!


Shopping.com.tr; bir online alışveriş sitesiymiş. Bunu bana gönderdikleri her yerde kullanmadığım mail adresim ve ismimle bana hitap eden,
spam mailleri sayesinde öğrendim!

Böyle bir siteden haberdar bile değilsem (üyesi olmak bir yana, kullanıcısı ya da ziyaretçisi bile değilim), nasıl kişisel profil bilgilerime sahip olabiliyorlar?

Peki, brevis.com.tr üzerinden geldiği gözüken,
Shopping.com.tr'ye ait bu spam mail bana nasıl ulaşabildi?

Shopping.com.tr, bir yanda kendi üyelik sözleşmesinde;
...Kullanıcılarından topladığı her türlü bilgiyi güvenli olarak saklayacaktır. Bu bilgiler gerekli durumlar (Yargı kararları, polis soruşturması, adli takip, pazarlama faaliyetleri) haricinde üçüncü kişilerle paylaşmayacaktır...
ifadesini kullanırken, diğer yanda; kendisiyle hiç ilgisiz birine böyle bir spam maili nasıl gönderir?!

Online hizmetlerden istifade ederken; mail adresi ve profil bilgilerimi ona göre düzenlerim ki olası spam maillerle muhattap olmayayım. Buna göre hangi bilgiyi hangi sitede kullandığımı bilip, az çok takip edebiliyorum.

Ne şekilde gerçekleşmiş diye akıl yürütünce; oklar sadece birkaç seçenek dışında başka bir yeri göstermiyor. Sonuçta, burada hiç teklifsiz maruz bırakıldığım rahatsız edici bir durum var ki; bunu yapan da gönderdiği
spam maille Shopping.com.tr!

Farklı bir şekilde
Shopping.com.tr ismiyle karşılaşmış olsaydım; online alışverişe sıcak bakan biri olarak araştırır, gerektiğinde kullanacağım seçenekler dahilinde bulundurabilirdim Shopping.com.tr'yi. Ama gönderdiği bu spam maille; gözümde spam'ci uyduruk firmalardan hiçbir farkı kalmadı. Acaba kendi yarattığı bu imajın farkında mı ya da bunu ne kadar önemsiyor?

Spam mail gönderen firmalar ya bir şeyin farkında değiller ya da önemseyecek bilinçte değiller ki; gönderdikleri bu spam mailler, kendilerine duyulacak güveni zedeliyor. Maalesef olası müşterilerini de bu yolla kaybediyorlar!

Neymiş; online işlemlerinizde güvenliğiniz ve huzurunuz için mutlaka dikkatli davranmanız, buna rağmen sorun yaşıyorsanız bunu dile getirmekten çekinmemeniz gerekiyormuş!

- - -

3 Mayıs 2007, gelişmeler...

Shopping.com.tr'ye, sitelerine giriş için gereken mail adresimi ve parola bilgimi tarafıma göndermelerini söyledim; oraya kayıtlı olmadığım için bana bir parola ya da mail adresi bilgisi gönderemediler! Bu da; Shopping.com.tr'ye kayıtlı olmadığımı, ama bir şekilde ismime ve ulaşım bilgilerime sahip oldukları için, spam maillerine maruz kalmış olduğumu doğruluyor!

Online alışveriş gibi bir konuda, bilgilerinizin başkalarınca böyle kullanıldığını görmek, çok ciddi bir konu ve rahatsız edici.

Akşam eve geldiğinizde, salonunuzun ortasında size yeni ürünlerini anlatıp satmaya çalışan bir adamla karşılaştığınızı düşünün?! Adresimi nereden buldu, beni nereden tanıyor ki çıkıp gelmiş ve hangi hakla?! Spam maillerle yapılanın da bundan hiçbir farkı yok.

Evime gelecek kişilere, zamanlarına ben karar veririm. Bir kişiyi evime davet etmiş olmam; herhengi bir zamanda kendi tanıdıklarını da göndermesini gerektirmiyor. Bu ne ahlaki ne de yasal bir durum değil!..

Shopping.com.tr'den aldığım spam mail sonrası, profil bilgilerime ulaşabilecekleri sadece birkaç yer olduğu için, onlarla bağlantı kurdum. Durumu bildirdim.

- - -

7 Mayıs 2007, gelişmeler...

1) 07/05/2007/00:04 itibariyle; Shopping.com.tr'den aldığım spam maillere, 'Anneler Günü' ile ilgili fırsatlarından bahsettikleri, yeni bir reklam maili daha eklendi!

Shopping.com.tr'ye (bulabildiğim info@shopping.com.tr, destek@shopping.com.tr adreslerinden) e-posta iletisi göndererek durumu belirttim.
Shopping.com.tr editörü/yöneticisi;

Shopping.com.tr kullanıcısı ya da kayıtlı üyesi değilim. Fakat durum böyle olmasına rağmen bana, ismim ve e-posta adresi bilgilerimle (reklam) 'spam mail' gönderiyorsunuz! Bu durumdan rahatsızım.

Kendi siteniz için öngördüğünüz 'güvenlik/gizlilik' konusundaki yaklaşımı, üyeniz/kullanıcınız olmayanlara göstermemeniz anlaşılır bir durum değil. Kaldı ki 'spam mail' ne yasal ne de etik bir uygulama değildir. Sizin gibi bir online alışveriş sitesinin; oluşturacağı 'güvenin' öneminin farkında olup; 'spam mail' ile ilgi çekmeye çalışmasını başvurulacak bir pazarlama yaklaşımı olarak benimsememesini beklerdim...

e-posta adresim ve isim bilgimi nereden temin ettiğinizi bana açıklamanızı; beni yasal işlem başlatma hakkımı kullanmak durumunda bırakmadan, hangi veritabanı bilgisine dayanarak bu e-postaları gönderiyorsanız, ismim ve onunla ilişikli e-posta adresi bilgimi kayıtlarınızdan çıkarmanızı rica ediyorum.
Bu tür bir pazarlama yaklaşımını, kabul edilemez olarak görüyorum. Yanlışı göstermenin, doğruyu buldurmada önemli olduğuna inandığım için de, buradan gelişmeleri paylaşmaya devam ediyorum, edeceğim...

2) Shopping.com.tr'nin profil bilgilerime ulaşabilecekleri sadece birkaç yer olduğu için, onlarla bağlantı kurup. Durumu bildirmiştim. Doğal olarak veri tabanlarının güvenli olduğu, üçüncü kişilerle paylaşmadıkları, geri dönüşünü aldım...

- - -

8 Mayıs 2007, gelişmeler...

Aldığım e-posta iletisine göre; blogum blogbul.com dizininden silinmiş!?
Merhaba,
Blogunuz "Flynxs" maalesef Blogbul.com a kabul edilmedi.
Bunun nedenleri, blogunuza Blogbul.com butonu koymamanız, blogunuz çalıntı içeriğe sahip olması, blogunuz yeterli içeriğe sahip olmaması, blogunuzda gereksiz içerik veya resim olmasından dolayı olabilir. Bu sorunları düzelttikten sonra lütfen tekrar başvurun.
Saygılarımızla,
Blogbul.com Türkçe Blog Dizini, http://www.blogbul.com.
Bunun için, demek ki 'blogbul kutucuğu'nu blogumdan kaldırmam ve on gün kadar buradan 'seslenmem' gerekiyormuş...

Neymiş; bir yere girerken (üye olurken), nasıl çıkacağınızı da düşünmeniz (hesap etmeniz) gerekiyormuş. Çıkmak, girmek kadar kolay olamayabiliyormuş(!)

- - -

18 Mayıs 2007, gelişmeler sonrası sonuç:

Shopping.com.tr 'spam mail' göndermek yoluyla çok yanlış bir pazarlama taktiği(!) kullanmaktadır ki kendilerine ilettiğim bu rahatsızlığıma, 10 gün geçmesine rağmen bir cevap ver(e)mediler!

Buradan isimlerini kullanarak durumu aktarmış olmamı bile fark etmediler ya da önemsemediler ki; bu, marka-firma değerlerini korumada ne kadar istekli olduklarının da bir göstergesi olsa gerek(!)

Shopping.com.tr hakkında Google'da bilgi bakacak olanlar, buradan benim deneyimimi de okuyacaklar ki, doğal olarak akıllarında orasıyla ilgili sorular uyanacak ve öyle hesapsızca güvenip kaydolmayacaklar o siteye. Fakat bu durum bile vizyonları dahilinde olmamalı ki, ne bir bir özür dilediler, ne de yanlışlık-talihsizlik olduğuyla ilgili bir açıklama yapmaya gittiler...

Bir alış veriş sitesinin dikkat etmesi gereken en önemli unsurlardan biri 'güvenlik', kullanıcılarına vaad ettiği, sağlayacağı 'güven'dir ki; eline geçirdiği veri tabanı bilgileriyle, kişilere 'spam mail' yollayarak kullanıcı edinmeyi amaçlamak, bunun için en yanlış yoldur. Bu
Shopping.com.tr'nin ayıbıdır. Böyle bir tutuma sahip bir siteyi, üstelik de bir alış veriş sitesiyse; kesinlikle kullanmamanızı öneriyorum.

Bilgilerime hangi veri tabanı bilgisinden ulaşmış olabilirler diye düşünüp araştırdığımda, önümde bunun mümkün olabileceği sadece birkaç seçenek vardı. Onları uyardım, bilgi istedim. Onlardan da, "veri tabanlarını, elbette ki üçüncü kişilerler paylaşmadıkları" cevabını aldım. Fakat bu, varolan gerçeği değiştirmiyor. Bu olay, bundan sonra o sitelere karşı da daha temkinli yaklaşmama sebep olacak.

İnternet üzerinde çeşitli şekillerde elektronik posta adresi bilgileri ele geçiriliyor, toplanıyor ve bu adresler başkalarına satılıyor. Evet bu etik değil ama maalesef büyük reklam ajanslarında bile bu yapılabiliyor.

Diyelim ki ünlü bir çikolata/bisküvi markası, web sitesinde ürünlerini tanıtmak için bir ajansa bir oyun hazırlatıyor ve çeşitli ödüller kazanılacağını da belirtip bu oyunu oynamaya çağırıyor.

Siz bu ödülü kazanmak için ürünlerini kullandığınız o markanın yarışmasına katılırken, kişisel bilgilerinizi (isim, e-posta, adres, semt, telefon... gibi ulaşım bilgilerinizi) oraya kaydediyorsunuz.

Sonrasında da oyunu oynayıp, aldığınız puana göre, sonuçların açıklanacağı zamanı bekleyip, ödül kazanıp kazanmadığınıza bakıyorsunuz.
İşte bu vesileyle bilgilerinizi oraya girmeniz bile bir veri tabanına kendinizi kaydetmenize sebep oluyor.

Böylece
hem o firma bir olası kullanıcı bilgisine sahip oluyor, hem de buna yardımcı olan reklam ajansı.

Sonra bir gün o reklam ajansı, etik kuralları bir tarafa bırakıp, para kazanmak için; elindeki o marka sayesinde oluşturduğu veri bankasını değerlendirmek isterse; diyelim ki
Shopping.com.tr gibi de yeni kullanıcılara ulaşmayı arzu eden bir site de varsa; onlara satabiliyor.

Böylece bir bakıyorsunuz; kendinizi "x" çikolata markasının sitesindeki oyuna "y" olarak kaydettiğiniz "z" mail adresinize; kullanmak bir yana adını bile duymadığınız
Shopping.com.tr gibi bir sitenin reklamları gelmeye başlıyor...

Ünlü firmalar, ajanslarda da bunun olabildiğini söylüyorum, gerisini varın siz düşünün.

İnternet üzerinde
hangi bilgiyi nerede kullandığınıza dikkat edin. Mümkünse gerçek bilgilerinizi her yerde vermeyin.

Bir siteye abone olurken ya da kullanıcı hesabı açmanız gerektiğinde; e-posta adresinizi o sitenin ismiyle ilişiklendirin.

Örneğin; kullanacağınız sitenin ismi "abc" olsun, sizin isnimiz de "def" olsun; kendinize abc.def@hotmail.com, def.abc@gmail.com gibi ayırt edici bir e-posta adresleri alın ve kullanın.

Böylece ileride o e-posta adresiniz üzerinden, başka bir yerden ileti alırsanız; bilgilerinizin kimler tarafından paylaşıldığını da fark edebilirsiniz ve tavrınızı da ona göre alırsınız.

Bir dolu istenmeyen e-posta iletisini silmekten sıkıldığımız gerçeği bir yana, bu istenmeyen e-postaların gönderilmesi noktası sorunun merkezi ve bunun ortadan kadırılması, bu bilincin uyanması gerekiyor.


Spam mail gönderilmesi yasal ya da etik değil. Spam mail göndermeye tenezzül eden, hakkında böyle olumsuz bir imaj
çizdiğini bilmiyor ya da önemsemiyor olsa da; ben hiç bir nedenle bunu hoşgörmüyorum. Bu tür firmaları kullanmamaya dikkat ediyorum.

Bilinçli bir tüketici, bilinçli bir kullanıcı olarak, spam mail gönderenleri açıklamaktan kaçınmayın. Böylece kimin ne olduğunu herkes bilir ve ona göre davranabilir.

(Yeni bir konu açıp devam etmektense; gelişmeleri aynı başlık altında aktarmak için, 18/05/2007 itibariyle konu güncellenmiştir.)

Aktaracak Bir 'Fako' Hikâyeniz Var Mı?

Bir önceki post'un konusu teknolojiydi. Günümüzde teknolojik gelişmeler, tıp alanında da hayli kısa sürede, yüz güldürücü sonuçların alınmasına imkân sağlıyor.

Durum böyle olmasına rağmen, hastanelerde ne sebeple olursa olsun bulunmaktan hiç hoşlanmamışımdır.

Bugün,
yaşa bağlı katarakt rahatsızlığı için babama ne yapılabilir diye, sadece göz konusunda ihtisaslaşmış özel hastanelerden birine gittik. Ortam, hastaneye benzememesine ve son teknolojiye uygun cihazlar olmasına rağmen; insan faktörünün işin içinde olmasından kaynaklanan çekincelerimizden maalesef uzaklaşamadık.

"Katarakt ameliyatı''; tıbbi adı ''FAKOEMÜLSİFİKASYON'' veya kısaca ''FAKO'' olarak isimlendirilen bir teknikle yapılıyor.


Yakın zamanda, bu yöntemle minik bir operasyon yaptırmamız gerekiyor. Fakat kendisi "sonuçta bu göz, başka bir şeye benzemiyor" diyerek, doğal olarak tedirginlik gösteriyor.

Yakınlarınız arasında bu operasyonu geşirmiş olan varsa; öncesi, esnası ve sonrasıyla ilgili deneyimlerinizi aktarmanızdan memnun olacağım.

"Doktor tercihinizi neye göre yaptınız, sonrasında geçen sürede problem yaşadınız mı, sonuçtan memnun musunuz" noktası etrafında aktaracağınız bu bilgiler, hiç olmazsa belki bir parça iç rahatlığı sağlayacaktır.


Lyn'e bir Fako hikâyesi anlatmak istiyorum, linkini veya alttaki 'yorum' bölümünü kullanabilirsiniz.

Aktaracak bir 'Fako' hikâyeniz yok mu?

İstanbul Boğazı’ndan Vodafone Geçti!

Tarih 1 Nisan 2007 Pazar, saatler 23:00’a yaklaşıyor; İstanbul korkunç gürültüler altında renkten renge giriyor.

Bu nasıl bir felakettir, sonu ne zaman gelecek bilinmiyor. İnsanlar yerlerinden sıçramış, bu bilinmezlik içinde akıllarda bin bir endişe ve korkuyla, durumu anlamaya çalışıyorlar.

Acaba 1 Nisan şakası diye, terörist bir faliyete mi kurban gitti şehir?!

Yoksa bu patlamalara, petrol ya da yanıcı madde yüklü bir geminin infilak etmesi mi sebep oldu?!

Yoksa Boğaz Köprüsü'nün ayaklarına yüklü patlayıcılar yerleştirildi de onlar mı patlıyor?!

Yoksa, boğazın altından tüp geçit çalışmaları yapılıyordu, orda bir sorun çıktı da bu patlamaların sebebi o mu?!

Yoksa düşmanlar kente saldırdı ve bombalamaya mı başladı?!

Yoksa üzerimize havai fişek süsü verilmiş kimyasal silah mı yağıyor?

Fatih, İstanbulu fethederken topların surları parçalama sesi de bunun gibi bir şey miydi acaba?

Akıllarda bin bir türlü soru...

Kenti savaş yerine çevirip, panik içinde bırakan bu durumun sebebi nedir acaba?!

Derken, gökyüzünü tarayan onlarca spot ve lazer ışığı altında kent, geceden gündüze dönerken, yüreğinizi ağzınıza getiren korkunç patlama seslerini, rengarenk bir havai fişek gösterisi takip etmeye başlıyor.

Durum anlaşılıyor, İstanbul Boğazı'nda çılgınca bir havai fişek gösterisi yapılmakta.

Meğer, bu kâbustan beter dakikaların sebebi; Vodafone'muş!?
Vodafone'un, Telsim'i satın alışından sonra, Türkiye'de artık sadece Vodafone ismini kullanmaya başladığı ilk gün olan 1 nisan 2007 gününü; Türkiye'nin şu ana dek gördüğü en büyük havai fişek gösterisiyle insanlara duyurmasıymış.

4'ü anadolu yakası, 4'ü avrupa yakasında olmak üzere toplam 8 havai fişek yüklü gemiyle, yaklaşık bir gösteri yapılmış. Önce Anadolu yakasındaki 4 gemi, Boğaziçi Köprüsü'nün ayağının dibinde senkronize bir şekilde havai fişeklerini fırlatmış. Bu esnada köprü trafiğe kapatılmış. Ardından da Avrupa yakasında Esma Sultan Yalısı önündeki diğer 4 gemi fişeklerini boşaltmış. Esma Sultan Yalısı "Vodafone kırmızısı"yla ışıklandırılmış. Köprü üstündeki spot ışıkları da şovu pekiştirmiş?!
Yorucu bir hafta sonrası, 5 saatlik hafta sonu tatilimin bitmesine 1 saat gibi bir zaman kala; köprü trafiğinde, bir bilinmezliğin içinde kalmış şekilde, bu dakikaları yaşamak durumunda bırakıldım. Çok kızgınım! Rahatsızım!

Bu nasıl bir eğlence anlayışı?!

Kimse kusura bakmasın, havai fişek gösterilerini gereksiz ve rahatsız edici buluyorum. Ne kadar ihtişamlı(!) bir gösteri hazırlanmış olsa da, buna seyirci kalacak durumda değilim. Vodafone istediği kadar en büyük havai fişek gösterisini yapmakla övünsün; ben bunu gürültü kirliliği, çevre felaketi, görgüsüzlük ve saygısızlık olarak nitelendiriyorum. Tam bir rezalet!

İstanbul'da izin alınmak suretiyle, saat 23:00'a kadar havai fişek gösterilerine izin veriliyor, maalesef. Vodafone da bu izin çerçevesinde hakkını kullanarak, tam bu zaman sınırına da uyarak, o muhteşem(!) gösterisini yaptı.

Önceden durum daha korkunçtu; eğlence yerlerinde sabaha kadar devam eden yüksek sesle müzik yayını yanında, kişilerin inisiyatiflerine bağlı olarak, keyfi havai fişek gösterileri düzenlenebiliyordu.

Benim gibi İstanbul Boğazı kenarında oturanlardansanız ve eğer o müzik yayınlarının evinize ulaşan sesleri arasında uyumayı başarmışsanız; sabahın 4'ünde (bir densizin, olası o geceki partnerine jest olsun diye yaptırdığı) havai fişek gösterisi sesiyle uykunuzdan bir gürültüyle sıçrayarak uyanmanız, özellikle yaz geceleri için normal kabul edilecek bir hâl olmaya başlamıştı.

Boğaz kenarında oturanların şikâyetleriyle, en azından eğlence yerlerinde ses denetimi kısmen de olsa sağlanmış ve havai fişek gösterilerine, yasal düzenlemeyle zaman sınırlaması getirilmişti.

Fakat bu sınırlama, İstanbul gibi bir kent için ne kadar yeterli?! Burdan yetkililere sesleniyorum, böyle bir eğlence aracı böyle bir kent için söz konusu bile olmamalı.

Vodafone'un bu geceki gösterisiyle umarım daha iyi anlaşılmıştır ki, havai fişek gösterileri sadece milli bayramlar için olmak koşuluyla yılda bir-ikiye indirilmeli, hatta mümkünse yasaklanmalıdır.

Kaldı ki, İngiltere'de ve başka birçok ülkede; insan ve hayvan sağlığına zarar verdiği için gerekli yasal düsenleme yapılarak, havai fişek kullanımına ciddi yaptırımlar getirilmiştir.

Belirli bir desibelin üzerinde gürültü çıkaran havai fişeklerin satımında lisans dahi verilmezken, acaba ülkemizdeki gibi "gece 23:00'dan sonra havai fişek gösterisi yapılamaz. Yapılırsa, Kabahatler Kanunu uyarınca 100YTL idari para cezası uygulanacaktır" gibi basit bir yaklaşım, dünyanın başka hangi ülkesinde vardır?!

Yakın zamanda, Nevşehir Valiliği’nden yazılı bir açıklama yapılarak; havai fişek atılmasının, SİT alanı içinde bulunan doğal taşınmaz kültür varlıklarına zarar verebileceği, bu nedenle Nevşehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun kararıyla yasaklandığı açıklanmış. Açıklamada, karara uymayanlar hakkında cezai ve hukuki işlemlerin yapılacağı kaydedilmişti.

İstanbul; Nevşehir-Kapadokya'daki peri bacalarından daha mı değersiz?

Vodafone'un havai fişek gösterisinin yarattığı panik, infial; arkasında bıraktığı had safhadaki çevre ve gürültü kirliliği, umarım hiç olmazsa İstanbul gibi bir kente neyin yakışmadığının görülmesine sebep olabilmiştir.

Vodafone'un havai fişek gösterisi çılgınlığının yarattığı gürültü bir yana, havai fişek gösterisi sırası ve sonrasında oluşan ve önce İstanbul Boğazı'nın üzerinde asılı kalan, sonra (sanki kentte hava kirliliği çok azmış gibi) tüm kentin üzerine yayılıp kaplayan, ciğerlerimize yağan, o berbat kesif, zifiri toz bulutunu gördüyseniz, bu rahatsızlığımı daha iyi anlayabilirsiniz.

Patlayan havai fişeklerden, tabiatı gereği yanıp kül olan kimyasal maddeler dökülüyor. Yağmur gibi İstanbul'a yağan bu kimyasallar yüzünden, kentte tam bir çevre felaketi yaşandığını hiç abartısız söyleyebilirim.

Yaşlıların, o saatte uyuyan küçük çocukların bu durumdan nasıl madur olduğundan daha bahsetmedim bile. Hayvanların tedirginliği de olayın bir başka vahim cephesi. Yaşanan o gürültü, kuşların yön bulmalarını, uçmalarını sağlayan sistemi bozuyor. Küçük kuşlar korkudan kalp krizi geçirip ölüyorlar...

Tüm bunlar hiç düşünülmedi mi, o büyük(!) gösteri tasarlanırken ve buna izin verilirken. İstanbul bunun için uygun mudur diye hiç hesaplanmadı mı? Bu kadar mı duyarsız yöneticilerimiz var?!

Acaba Vodafone, bunu başka bir ülkede bu kadar rahat yapabilir miydi?! Yasal düzenlemedeki eksiklikler yüzünden, İstanbul tam bir savaş alanına çevrildi!

Bir şirket tanıtım bütçesini böylesine havaya savurmak yerine acaba daha stratejik bir kampanya çalışmasıyla varlığını hissettirmeyi niçin seçmez?

Vodafone, bir kenti panayır yerine çevirmekle, o ülkedeki ve ağırlıklı olarak o kentteki potansiyel kullanıcılarıyla nasıl bir iletişim kuruyor?

İstanbul'da bir nevi gövde gösterisi yaparken, o görkemli(!) havai fişek gösterisiyle bizi eğlendirdiğini mi düşünüyor?

Potansiyel müşterilerine ancak böyle bir gürültü ve göz boyamayla ulaşacağını hesaplayan bir şirketten nasıl bir servis, hizmet beklenebilir?

Algı seviyesi düşük, medeniyetten nasibini almamış, kültürsüz bir takım insan yığını, ancak böyle bir gösteriyle tavlanmaya çalışılabilir. Bu Vodafona yakışan bir yaklaşımsa, kesinlikle Vodafone'un potansiyel müşterilerine yakışmayacak bir yaklaşımdır, diye düşünüyorum.

Bu durumu sadece bir pazarlama adımı olarak mı görmeliyiz?
Böylesi bir gövde gösterisinin arkasında başka mesajlar aramaktan kendimi alamıyorum.

GSM operatörümü, bir umut daha iyi olacağını düşündüğüm Vodafone ile değişmeyi beklerken; Vodafone'un bu gövde gösterisinden hiç hoşlanmadım.

Rahatsızım. Hem kentinde yaşayan insanları rahatsız etmemek için gerekli önlemleri almamış, gerekli yasal düzenlemeye sahip olmayan bir ülke olmamızdan, hem de Vodafone'un olası müşterilerini kazanmayı düşündüğü tavrın yaratıcı, stratejik olmaması bir yana, böylesi kaba, teklifsiz, densiz, gösteriş meraklısı bir tutum içersinde olmasından...

Gürültü kirliliği, çevre kirliliği, insan haklarına saygı, Küresel Isınma... Vodafone tüm bunların acaba neresinde?

Vodafone bu kendince görkemli şovuyla, gözümde büyük bir eksi puan aldı.

Üzerimde yarattığı imajı silmesi çok zor olacak. Vodafone'un verdiği rahatsızlıktan dolayı özür dileyerek başlaması, İstanbul için yol açtığı çevre kirliliğini tolere edecek bir Vodafone ormanı yapması, belki bu olumsuz algıyı benim ve benim gibi düşünen kişilerin üzerinden silmesi için bir başlangıç olabilir...

Ne dersiniz, haksız mıyım? Bu çılgınlık yaşanırken, siz neredeydiniz? Ne düşünüyorsunuz? Yoksa, tüm bunlar olurken Vodafone'un sloganı "Anı yaşa"!? da söylendiği gibi, seyirci kalıp, an'ı mı yaşıyordunuz?!

İlgili bağlantılar:
Havai Fişek Nedir?, 1 Nisan 2007 İstanbul'da havai fişek patlaması, Bugün Boğaz ve Taksim’de Vodafone şov var, Vodafone

Refresh Süresi ve Açılır Flash Bannerlar

Web sayfalarında menü kullanımlarını engelleyecek şekilde yerleştirilmiş, açılır flash banner türü reklamlardan şikâyetçiyim.

Bir de bu tür reklamlara ses eklenmiş olanları var. Eğer ses sisteminiz açık kalmış ve ses ayarınız da yüksekse; web sitelerinde gezerken o (renklilikleri, hareketlilikleriyle dikkat dağıtmaları yetmezmiş gibi) reklamlardan birinin üzerine yanlışlıkla mouse'unuzu getirdiğinizde, çıkan beklenmedik sesle dünyanızı şaşırabilirsiniz!?


O tuhaf seslerle ilgi çekmeye mi yoksa, ziyaretçilerin koşarak uzaklaşmalarını sağlamaya mı çalışıyorsunuz?!

Sesli banner uygulamalarından çok gerekmedikçe uzak durulsun, lütfen. Tasarımcıları ve reklam verenleri bu konuda dikkatli olmaya çağırıyorum.

Google AdSense reklamları tüm bu karmaşanın yanında ne kadar sade ve rahatsızlık vermeden işlerini görüyorlar, öyle değil mi? Nedir ki bu kadar işlevsel olan, Google Adsense acaba?!

Bu konuya ilave olarak, başka rahatsız olduğum bir durum daha var.


Özellikle internet haberciliğinin gelecekteki devleri olmaya aday günümüz haber sitelerinin, sayfalarını umarsızca açılır flash banner türü reklamlarla doldurmaları yetmezmiş gibi; bir de aldıkları bu reklamları, sayfa gösterim sayısına (reklamlara tıklandıkça değil, sayfa görüntüleme sayısı üzerinden ücretlendirilmesi) endeksleyip; sayfaları çok kısa sürelerde tazelemelerinden korkunç rahatsızlık duyuyorum.

Resimlere bakmak için o sayfalara gelmiyorum ki ben?!

Uzun bir haber metnini okurken, daha yarısına gelmeden sayfa otomatik olarak tazelendiği için; okuyan insanın dikkatinin dağılması bir yana, okurken kaldığı satırı da şaşırıp, okuma isteğini de kaybetmesine sebep oluyorlar.

O haber siteleri böyle davranarak, kaliteden ödün vermiş ve bir kısım ziyaretçilerini de kaybetmiş olduklarının, acaba farkındalar mı?!


Sabahları pratik olduğu için, gazete ve haber sitelerini internetten takip ediyorum. Ama bu uygulamalar yüzünden normal basılı gazeteden haber aldığımız günleri mumla arayacağız gibi gözüküyor.

Evet, gazete okumanın keyfi dokunarak, kokusunu hissederek çıkıyor, bu ayrı ama, pratikliği yanında, kâğıt israfı da olmasın ağaçlar kesilmesin diye tercih ettiğimiz internetin de dezavantajlarından maalesef sakınmanın yollarını bulmamız gerekiyor.

Sizin de var mı bu tür şikâyetleriniz?


Eğer web browser olarak
Mozilla Firefox kullanıyorsanız, bir eklentiyle sayfa yenileme (refresh/f5) süresini kendiniz belirlemeniz mümkün.

Reload Every isimli eklenti, keyfinize göre sayfaların tazeleme süresini belirlemenize imkân sağlıyor...

Olmadık bir hızla sayfalarını tazeleyip yeniden görüntüleyen haber sitelerini takip edenler için, bu eklentiyi kullanmak belki bir çıkış yolu olabilir. Bannerlar için şu an bir önerim yok maalesef. Belki o bannerları hazırlayanlar bilinçlenip daha düzgün şeylerle karşımıza çıkarlar, belki de bu gidişle banner körü oluruz da hiçbirini görmemeyi başarabiliriz...

(Bu post'u, 'sıkıntı ve muz kabuğu' ile etiketledim. İlerleyen zamanlardaki olası söylenmelerimi, şikâyetlerimi bu başlıkta yapıp, puff!'layacağım, varsa çözüm bulmaya çalışacağım.)