başarı hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başarı hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Simone Legno, Tokidoki, Mini Moofia Series, Başarı



Simone Legno'nun eğlenceli çizimlerini beğeniyorum. Dolayısıyla Tokidoki de, çalışmalarını takdir ettiğim bir firma.

Üstteki sevimli minik oyuncaklar, Tokidoki Mini Moofia Series; 7 cm'lik değişik figürlü süt kutularından oluşuyor.

Onlara, pofmagazine'de denk gelip, verilen link beni vallery'e götürünce; 'böyle eğlenceli online alışverş siteleri niçin bizde yok, olmadık bir dolu şey almayalım diye mi acaba?', diye düşünerek, gudik obje merakımı tatmin eden
özellikle oyuncak reyonunda, hayli vakit geçirdim.

vallery'i, uğrayıp siz de görün, ama şimdi ben burada Tokidoki Mini Moofia Series'i konu edip, Simone Legno'nun başarı öyküsüne değinmek istiyorum.

İtalyan sanatçı
Simone Legno, Japon görsel stilinden, animelerinden etkilenerek oluşturduğu illüstrasyonlarıyla son derece başarılı. 2003 yılında, iki Amerikan girişimcinin sitesindeki çalışmaları fark edip onu, Los Angeles’a götürmesiyle macera başlıyor.

Bu gelişme sonrasında bir ekip kurup, durumu kurumsallaştırmış olsa da; Tokidoki adına gördüğümüz bütün illüstrasyonların hâlâ kendisi tarafından yapılıyor olması, Simone Legno'nun başarısının yanındaki diğer güzel bir özelliği.

Tekstil ürünleri, çantalar, saatler, iSkin kılıflar, kayak takımları, mücevherler, aksesuarlar.. Tokidoki tasarımlarını birçok yer yerde görmek mümkün.

2005 yılından bu yana tüm iPod modelleri için üretilen Tokidoki kılıflar, Simone Legno’nun çizimlerini taşıyor. Ayrıca birinci nesil nano, iPod video, iPod mini ve birinci nesil iPod shuffle için de Tokidokiler mevcut.

blog.tokidoki.it üzerinden, Simone Legno ve çizimlerini takip edebilirsiniz.

Simone Legno örneği bize gösteriyor ki, severek yaptığımız bir iş, başarıyı da beraberinde getiriyor.

Etkileyici bir başka başarı hikâyesi ise, 'Tüm Gönül Meseleleri gibi, Onu Bulduğunuz Zaman Anlayacaksınız…' başlıklı güzel yazısıyla, sevgili Tunç Kılınç'ın Fikir Atölyesi'nde. Mutlaka okuyun.
Yeteneğini, yakaladığı fırsatları kullanarak geliştiren ve şimdi binlerce satan albümlerin sahibi olan bir cep telefonu satıcısının, Paul Potts'un hikâyesiyle; aslında önemsememiz gerekenin ne olduğunu bir kez daha fark etme fırsatı yakalıyoruz.

Mini Moofia Series süt kutuları ne kadar sevimli, sizce de öyle değil mi?

Süt kutularından bahsetmişken, bu fırsatla bir dileğimi de paylaşmak istiyorum. Süt tozu kullanmak istemeyenler için, minik süt kutuları yapılmalı.

kareli defter'deki yazısında
1646 Bey'in de değindiği gibi, çayı ya da kahveyi tatlandırmak için açıldığında, kalanı çoğunlukla ziyan oluyor sütlerin. En küçük süt kutuları 200 ml ki, onlar bile fazla.

Mini ketçap, mayonez, şeker paketleri var, niçin süt paketleri yok?

Margarinlerin kullanımlarını kolaylaştırmak için, yine aynı ebattaki bir paket içerisine tek kullanımlık ayrı mini paketler konularak sağlanan kolaylık gibi; litrelik süt kutuları içinden çıkacak minik paketlerle daha az miktarda süt tüketimine imkân verilemez mi?

Minik süt kutuları istiyorum. Ne dersiniz, iyi olmaz mıydı?

Geleceğe Mektup, Autumn

...Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri, fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor.

Ben, bu ihtirasların gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım...
M. Kemal
12 Ocak 1914 Sofya
Mustafa Kemal Atatürk'ün, Madam Corinné'e mektuplarından bir bölüm, üstteki satırlar. 'Geleceğe mektup' kıvamındaki içeriğiyle bize, çok şeyler fısıldıyor.

Bir fikri hayata geçirebilmek. Bir işin, gerektiği gibi yapıldığını bilmenin verdiği o iç rahatlığı. Bunlar, yaşamda benim için en değerli, önemsediğim anlar. Ki, herkes için de öyle olmalı, diye düşünüyorum. Eğer başarıya bir tarif aranıyorsa yeri, tam da bu satırlar arasında.

Vazife adamı olmak; aldığı görevi ya da o an ne yapması gerekiyorsa onu en iyi şekilde yerine getirmeye, özel ya da iş yaşamından farklı örnekler vererek detaylandırmak, önemine işaret etmek mümkün. Fakat ben, daha çarpıcı olacağını düşündüğüm başka bir önekle minik bir parantez açmak istiyorum konuya.

Atv'de Siyaset Meydanı programına katılan Gazi Astsubay İbrahim Babur'u, bir şekilde izlemiş ya da duymuşsunuzdur (öyle değilse YouTube'tan programın videosunu izleyebilirsiniz, ki izleyin mutlaka).

Görevi sırasında, sorumluluğundaki askerleri korumak için, tuzaklı bir bombayı etkisiz hale getirmek üzere, üzerine atlayıp, bombayı alıp atarken ellerini kaybeden
İbrahim Babur'un, bu durumu kahramanlık olarak nitelemek bir kenara, "yapmam gereken buydu ve sadece görevimi yaptım," diyerek değerledirmesine, bilinç seviyesine dikkatinizi çekmek istiyorum.

E
vimizde huzurla oturabilelim diye, nasıl şartlarda, ne bedeller ödeniyor ve bunu yapanlar nasıl bir bilinçle hareket ediyor, diye durup bir düşünelim istiyorum. Nasıl onurlu, erdemli bir tavır bu!

Çizgi romanlarda ya da filmlerde kahraman aramaya gerek yok, onlar aramızda yaşıyorlar zaten. Ve popüler kültürün dayattığı, sabun köpüğü rol modellere de ihtiyacımız yok, Atatürk gibi bir lidere ve daha bir çok başarılı, değerli insana sahibiz ülkece.

Ülkede bazı tatsız şeyler yaşanıyor olsa da,
Atatürk'ün ölüm yıldönümünde, onun işaret ettiği yolda ilerleyen ve bir takım değerlerden uzaklaşmamış insanlara sahip olduğumuzu görmekten memnunum.

Atatürk'ün sarfettiği her bir söz o kadar değerli, zaman üstü ki, fikirlerinin pırıltısı o günlerden geleceği aydınlatmaya devam ediyor.

Hem kişiliği, hem devlet adamı sıfatıyla yaşamı; zengin çıkarımlara müsait, güzel bir kaynak bizler için, tabii i
stifade etmesini bilenlere.

Ben kendi adıma,
arada Nutuk'tan, mektuplarından bölümler okumaktan hoşlandığımı ve okurken aklımdaki ilgisiz olası sorulara bile cevaplar bulabildiğimi, söyleyebilirim.

Üstte, mektubundan bir bölümünü aktardığım Madam Corinné'e kimdir, diye merak ederseniz; Ömer Lütfi Bey adında bir deniz subayının İtalyan asıllı dul eşi, General Ferdinand'ın yeğeni olduğunu; Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçmesinin ardından evi sık sık işgal güçlerine bağlı askerlerce basıldığı için İstanbul'dan ayrılıp İtalya'ya gittiğini; Mustafa Kemal'in ona, "... Senin mektuplarını sabırsızlıkla bekliyorum. Kapıcı mektubunu getirdiğinde içimde büyük bir sevincin uyanması için zarfın üzerinde senin yazını görmem yeterli oluyor. İstanbul'a gelmem dileğini beni daha sık görmek için izhar edilmiş arzu şeklinde yorumluyorum..." satırlarını yazdığının bilindiğini, söyleyebilirim.

Madam Corinné'e olanların da arasında olduğu, Atatürk'ün daha pek çok mektubu var. Bunlara Emre Kongar ya da Can Dündar (Yükselen Bir Deniz) kitaplarında değinildiğine rastlamanız, mümkün. Onun yanında, Atatürkiye ve Mektuplar sayfasından da daha birçok detaylara erişilebilir. Radikal'deki 'Atatürk'ü herkes tanımalı' yazısı da, okunası iyi diğer bir yazı.

Bu fırsatla,
'Atatürk İlkeleri', Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi yanında; meb.gov.tr altındaki 10 Kasım sayfasını da ziyaret etmenizi öneririm.

Törenler önemlidir. Ama, törenlerin arkasındaki mânâyı unutmadığımız sürece!

10 Kasım; ölüm yıldönümünde ulu önder Atatürk'ü anmak için sabah erkenden Anıtkabir'e gitmek, Ata'ya Saygı Defteri'ne birkaç şey yazmaktan fazlasıdır. Ki, O'nun fikirlerini, sahip olduğu ve aşılamaya çalıştığı değerleri anlamak için zaman ayırıp okuyacağımız her bir satır, bundan daha da değerlidir.
..

Evet, büyük fikirlerin peşinden gidip gerçekleştirebilmek güzeldir ama, hakkını vererek, sorumluluk duyarak yaptığınız bir işten, küçük, önemsizmiş gibi gözükse bile gurur duymalısınız. Çünkü bu, varlığımızla yaşama kattığımız anlamdır, diyip konuyu toparlıyorum.

Okuduklarınızdan sıkılmadıysanız ve buraya kadar geldiyseniz; konunun üzerinde düşünmek ya da zihninizi dağıtmak için Vivaldi'yi kullanabilirsiniz. Dört Nevsim'ini severim ama Autumn, benim için daha bir özel.



Vivaldi - 'Autumn
', Nigel Kennedy yorumuyla, hafta sonu müziği olarak burada yer alıyor. Videonun devamı, Autumn II ve Autumn III'e YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. 'Sonbahar' yorumu hoşunuza gittiyse, bir de 'Kış'ı dinleyin, derim.

1994'ten bu yana, kemanla yaptıklarına hayran bir Nigel Kennedy takipçisi olarak; klasik versiyonda Autumn dinlemekle arasındaki farkı hissedeceğinize, ve beğeneceğinize inanıyorum. Ki, albümleri her arşivde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm müzisyenlerden de biridir...

Bir Sonbahar Fotoğrafı Hikâyesi



Vanity Fair'deki habere göre Nick Tosches, bir gün sıklıkla kullanılan Windows'un orjinal masaüstü temalarından 'Autumn'un nerede çekildiğini merak ediyor ve araştırmaya başlıyor.

Bunun için neredeyse gezmediği, bağlantı kurmadığı yer, incelemediği arşiv kalmıyor. Fakat, merakının peşindeki azimli araştırması; bir yıl gibi bir süre sonunda, merakını giderecek cevaba ulaşmasını sağlıyor.

'Autumn'un nerede çekildiğini öğrenmek için çıktığı yolda Nick Tosches, araştırmasına kütüphanelerden, resim arşivlerinden başlıyor. Vatikan'dan gizli arşivlere ulaşmak için izin dâhi alıyor. Çiftliklere gidiyor, İtalya'dan Kanada'ya kadar birçok yeri dolaşıyor. Microsoft yetkililerine de yüzlerce mail gönderiyor ama bu girişimi de başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Sonunda Tosches'in şansı açılıyor ve Vanity Fair muhabirlerinden biri imdadına yetişiyor. Fotoğrafın, bir dergi için lens testi yapan bir fotoğrafçı tarafından 1999 yılında çekildiği ortaya çıkıyor.


Milyonlarca kişinin masaüstünü süsleyen 'Autumn'un, Peter Burian tarafından çekildiği, Corbis veritabanına eklendiği ve Microsoft tarafından 300$ karşılığında satın alındığı, bu paradan Burian'a düşen payın ise sadec 40$ olduğu anlaşılıyor.

Merakını gideren Tosches, şimdiki arzusunun, fotoğrafın çekildiği Toronto yakınlarındaki Burlington'a giderek, bu mekânı kendi gözleriyle görmek olduğunu söylüyor...

Corbis Library'deki fotoğraf.
Turuncu yapraklı ağaçların Google Maps görünümü.

Nick Tosches, merak etti, araştırdı, yılmadı ve sonunda isteğine ulaştı.
Bu hikâye; sonbahar ve sarı kuru yapraklarının üzerinde çatırdatarak yürümeye bayıldığım için dikkatimi çekip burada paylaşılmış değil. Yüzlerce kişinin önemsemeyeceği küçücük bir ayrıntıyı merak edip, üşenmeden cevabına ulaşan bir kişinin başarı öyküsü olduğu ve okuyanlar için fark yaratabileceği için burada aktarılmıştır.

Ne dersiniz, en son ne bu kadar çok ilginizi uyandırmıştı ve merak edip tutkuyla araştırmıştınız.


Bu arada, evet Sonbaharı da seviyorum tabii. Hatta Autumn in New Jersey '06 başlığından görebileceğiniz benzeri, bulabildiğim leziz Sonbahar fotoğraflarını biriktiriyor, hayal gücümün sınırlarında dolaşmak beni yorduğunda zihin açıcı olarak kullanıyorum. Bana ilham veriyorlar.

Elinizde varsa, beğendiğiniz Sonbahar resim-fotoğraflarını benimle paylaşmanızdan memnunluk duyarım. Hatta, kendi çektiğiniz, hikâyesi olan bir fotoğrafsa onu da beraberinde aktarın. Öylesi daha da değerli olur. Mail adresim blog'da bulunabilecek bir yerlerde mevcut.

İnan, Yol Bul, Israrcı Ol, Gerçekleşsin

Tutkuyla inandığınız harika bir fikriniz var ama, bu fikri değerlendirmek için ne yapabileceğinizi, nasıl davranmanız gerektiğini bilemiyor musunuz?

Fikrinize inanmaya devam edin. Başkaları nasıl yapmış öğrenip, onlar yapmışsa ben de yapabilirim diyerek, siz de bir yol bulabilirsiniz.

Fikir Atölyesi'ndeki; Aaron Stanton‘ın fikrini gerçekleştirmenin peşinden nasıl koştuğunu da anlatan Google Beni Dinleyecek Misin? yazısını okudunuz mu? Mutlaka okuyun.