'Rudebox' Robbie Williams



Robbie Williams'ın albümüyle aynı ismi taşıyan barçası 'Rudebox', hafta sonu müziğimiz olsun.

Siz müziğin ritmi tarafından yakalanıp, üstteki videosunu izlerken; ben de arada konuyu Robbie Williams'tan, Kenan Doğulu'yla 'Eurovision Şarkı Yarışması'na, oradan da Richard Branson ile uzaya taşıyıp havada bırakayım.

İlk izlenimler önemlidir. İster bir kişiyle tanışıyor olalım, ister bir müzik veya kitapla. İlk birkaç saniyedeki bu yeni 'şey'le ilgili algılarımız, ondan bize ulaşan uyaranlar; önceden zihnimizde indekslenip etiketlenerek saklanmış olan dağarcığımızdakilerle, saniyenin belki de milyonda biri bir zamanda karşılaştırılır. Kıyaslanır, uyuşup uyuşmadığına göre değerlendirilip, bir sonuca varılır. Bu sonuç, o yeni 'şey'e olumlu yaklaşıp sevmemize ya da çok da ilgilenmememize yol açar.

Eğer bu 'ilk görüşte değerlendirme' sistemimize güvenmezsek ne olur?
O yeni 'şey'e biraz daha zaman tanırsak. Belki de o 'şey', bizi şaşırtacak ve üzerimizde farklı bir izlenim yaratacaktır. Böylece bunun da ilk başta vardığımız kanaat doğrultusunda olmadığını görebileceğiz.


Müziklerde de bu yaklaşım geçerli. Bir parçanın İlk birkaç saniyesi, o müziğin devamını dinleme isteğimizi ve parçayla ilgili vardığımız yargıyı etkiler.

Örneğin, Robbie Williams 'Rudebox' dinlerken; ilk on beş saniyede sizi yakalayan ritim; parçanın sonrasının da böyle devam edeceği, sizi yakaladığı yerden bırakmayacağı vaadinde bulunuyor. Öyle de oluyor, dinlemeye başladığınız memnunlukta parçayı bitiriyorsunuz.

Tam da bu noktada konuyu, bu sene 52.'si düzenlenecek olan 'Eurovision Şarkı Yarışması'na getirip, Türkiye'yi temsil edecek parçayla konuyu değerlendirmeye devam edelim.

Türkiye'yi temsil edecek olan, Kenan Doğulu 'Shake It Up Şekerim' parçasında da acaba 'Rudebox'taki gibi bir süreç işliyor mu?



Sadece on saniye! 'Shake It Up Sekerim'in sadece ilk on saniyesini beğendiğimi söyleyebilirim.

O ilk on saniye, modern tınısı ve ritmiyle beni yakalıyor; beğeni grafiğimin ivmesini yükseltip, parçanın devamıyla ilgili heyecan verici şeyler vaad ediyor. Ama, on saniyeden sonrasında o beğeni grafiğim hayal kırıklığıyla birden aşağıya inmeye ve vasat bir yerlerde seyretmeye devam ediyor. O 'ilk görüşte değerlendirme' sistemimize güvenmeyip, zaman tanıdığımda da farklı bir sonuçla karşılaşamıyorum.

Bunun sebebi ne olabilir acaba?
'Shake It Up Sekerim'de ilk on saniyenin vaad ettiğini sonrasında karşılayamaması, acaba 'Eurovision'a yıllardır anlamsızca yüklediğimiz açırı anlamdan olabilir mi?


Nedir 'Eurovision'?
"Amacı ülke televizyonları arasında ortak canlı yayın yapabilme kabiliyetini gerçekleştirme ve kaliteyi arttırmak, olan. Avrupa Yayın Birliği (EBU)'nin her yıl Avrupa ülkeleri arasında düzenlediği dünyanın en ünlü ve uzun soluklu şarkı yarışması", değil mi Eurovision?

Bir yarışma ve ülke tanıtımı için iyi bir fırsat sadece. Bunun için değişik, çağın gereklerine uygun modern ama kimliğimizde de çok uzak olmayan bir müzik parçası hazırlanması ve sahne şovuyla güzel bir sunum yapılması yeterli.

Beklentileri yüksek tutup, milli dava hâline dönüştürünce olayı, ortaya nereye ait olduğu belli olmayan, zorlama hazırlanmış hissi yaratan, karmaşık, dikkat dağıtan müzikler çıkmasından daha doğal ne olabilir ki...

Kenan Doğulu bu ülkede sahne şovu ve müzikleriyle fark yaratmış, yıllardır işini iyi yapan, gayet başarılı, önemli bir isim. İlk albümlerinde beğendiğimi söyleyebileceğim daha fazla parçası olsa da, şimdi de denk geldiğimde dinlememezlik yapmayacağım yerli müzisyenlerden biri. Fakat, Kenan Doğulu'yu müzikal geçmişiyle düşünüp değerlendirince; Onuncu Yıl Marşı'nı düzenleyip kitlelere ulaştırarak yarattığı farkındalığı anımsayınca; ondan 'Shake It Up Sekerim'den daha iyisini bekliyorum. Bunda bir hata olmasa gerek.

Düşününce, ona bu görevi veren kişilerin isteklerinin etkisi altında kalarak, yeterince rahat kendi inisiyatifinde bir müzik oluşturamamış olabileceğini de anlayabiliyorum.

'Çakkıdı gibi bir parça olsun, ama Anadolu ezgileri de olsun arada, kendi özümüzden uzaklaşmayalım' gibi talepleri yerine getirmek durumunda kalınmış. Bu baskı ve stres ortamında, müziği hem avrupalı hem de doğulu karışımı bir yapıya oturtmak için; arka plana çokça motif eklenip; müziğin karmaşıklaşmasına, sade akıcılıktan uzaklaşılıp, zor takip edilir algılanır bir hâle gelmesine sebep olunmuş olunabilir...

Umarım 'Shake It Up Sekerim'in bu karmaşık altyapıdan biraz kurtulup sadeleştirilmesinin imkânı vardır yarışmadan önce. Umarım tanıtım videosundaki gibi bir kostümle (o şapka ve ceket korkunç, yırtık bir bluejean ve beyaz gömlek bile daha iyi olurdu onun yerin) o gece sahneye çıkılmaz. Umarım sahneyi doldurup kalabalık yapmaktan başka bir işe yaramayan, ilgisiz dansçılar olmaz arkasında. Ve umarım Kenan Doğulu o gece 'Eurovision' diye içine sokulmaya çalışıldığı, o üzerinde eğreti duran tuhaf kimlikten sıyrılıp, kendi olabilir. Çünkü Kenan Doğulu sadece kendi olabildiği zamanlarda daha sıcak, sempatik ve çekici...

Bu yıl, '52. Eurovision Şarkı Yarışması'nda; katılan ülke sayısı yarışma tarihinde ilk defa bu kadar yüksek bir sayıya ulaşarak, 40'ı aşacakmış.
24 veya 26 ülke arasında ilk ona kalamazken, bu yıl Türkiye'nin işi daha zor olacağa benziyor.
Umarım 'Shake It Up Sekerim' ile; 2003'de 26 ülke arasında Sertab Erener 'Everyway That I Can'le birinci, 2004'de Athena 'For Real'le 24 ülke arasında 4. olmamız, gibi bir sonuç alabiliriz. Kenan Doğulu ve ekibine başarılar diliyorum. Umarım düşleri gerçek olur.




Eurovision'a hazırdaki 'Çakkıdı'yla gidilmiş olunsaydı daha iyi olmaz mıydı, diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. 'Çakkıdı' klibinde hazırda çalışılmış dansçılar da vardı, zorluk çekilmezdi. Evet, 'Shake It Up Sekerim' maalesef böyle bir etki yarattı bir kısım insanın üzerinde ve onlardan biri de benim.

Konu, Robbie Williams 'Rudebox' ile başlamıştı. Ordan devam ediyorum.

'Rudebox' parçasının ilk 15 saniyesini, kalan kısmının teaser'ı gibi düşünürsek; parçanın kalan kısmı aynı tadda devam ediyor.
Kenan Doğulu'nun 'Çakkıdı' parçasında da; başlangıçtaki tad sonuna kadar sürüyor. Fakat 'Shake It Up Sekerim'de ilk on saniye harika bir açılış yakalanmışken, sonrası başka maceralara giriliyor ve müzik, dinleyiciyle taması kaybediyor.

Eğer 'Rudebox' ve 'Çakkıdı'yı art arda dinlemişseniz, siz de iki parçanın içersinde benzer tadlar yakalayabilirsiniz. İkisinin de başlangıç tınılarına, ara ritimlerine bir daha dikkat edin. Sonra 'Shake It Up Sekerim'i bir daha dinleyin, o tınılardan onda da bulacaksınız. Belki de üç parçayı biraz da cezbedici kılan bu ortak paydada buluştukları tınılar...

Post uzadı farkındayım. Konuyu Richard Branson ile uzaya taşıyıp havada bırakacağım. Ondan önce, hafta sonu müziği yaptığım 'Rudebox' ile ilgili bir şeyler daha söylemeden geçmek istemiyorum.

Robbie Williams'ın müziklerini arada dinlemek eğlenceli oluyor. Bu eğlenceli müzikleri yanında şöyle de bir durum varmış; 'Angels' parçası, yapılan bir araştırmada, 2006 yılında İngiltere’deki cenazelerde en çok çalan ikinci şarkı çıkmış?!

'Rudebox'; Robbie Williams'ın 2006 Ekim'inde çıkan 'Rudebox' albümünden. Albümde birçok güzel parça var. 'Viva Life on Mars' onlardan biri.

Robbie Williams'ın, Richard Branson’ın 2010’daki ilk 'Virgin Galactic' uçuşuna katılmayı çok istediği, ama 'Moby' ve 'Dave Navarro' bu isteklerine ulaşabilecekken, yerler bitmiş olduğu için Robbie’nin katılamayacağını, uzaya bu kadar ilgisi olduğu bilgisini de aktarayım. Belki bu bilgiyle 'Viva Life on Mars' parçasına ve
'Rudebox' albümüne bakışınızda bir farklılık gelişebilir...

Evet, böylece konuyu da uzaya bağlayıp havada bırakmış oldum.

Aslında bu hafta;
çelik grisi bulutlar altında, saçlarımda bazen rüzgâr bazen yağmurla İstanbul'da keyifle dolaşabildiğim için, hafta sonu müziğini de bu kıvamda seçecektim. (Böyle havalarda İstanbul'un cam kaplı yüksek binalarından yansıyan renkle, denizin rengi de görülesi oluyor. Soğuk renklere bürünmüş ama, tüm kozmopolitliği, geçmişle günümüzü birleştiren dokusuyla bir o kadar sıcak ve yaşanası bir kent İstanbul.) Ama gördüm ki blog trafiği, 300 Spartalı'yı izleyip etkisinde kalanların google'daki aramalarıyla hayli hareketlendi; taze başka bir mevzuya (Eurovision) daha dokunup, hem bunun sonuçlarını gözlemlemek hem de müziklerde yakaladığım benzer tadı paylaşmak istedim :)

0 yorum:

Yorum Gönder

Merhaba! Flynxs | Lynist weblog yorum bırakma alanındasınız.
Ziyaretiniz, ve yorumlarınızda Türkçe Yazım Kuralları'na göstereceğiniz özen için teşekkür ederim!

İçerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Konuyla ilgili düşüncelerinizi, hissettiklerinizi, alttaki metin kutusuna yorumunuzu -isim, e-posta, varsa web site gibi detayları da belirterek- bırakarak paylaşabilirsiniz (yorumlarınızda bold, italik görünüm ve link vermek için < b>, < i>, < a> gibi bazı HTML etiketlerini de kullanabilirsiniz).

Saygı sınırlarını aşan ifadeler ve spam içerikli olası yorumlara yer vermemek için, bu blog'da yorumlar, onaylandıktan sonra yayımlanır. Yorumunuzu gönderdikten sonra burada eş zamanlı olarak görüntüleyemezseniz, endişelenmeyin, bu sebepledir.

Flynxs altındaki tüm yorumlardan anında haberdar olmak için yorumlara RSS ile abone olmayı unutmayın. (Bknz: RSS nedir?, Feedlerimi Nasıl Yönetirim?)

Olası soru, öneri ve görüşlerinizi bana, isterseniz 'gmail' adresim 'flynxs.blogspot' üzerinden de iletebilirsiniz...