insan olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

WordPress Engellenirken, Mim Dalgalarıyla Serinleyip PageRankımızı Mı Düşünelim?

WordPress. com'a Türkiye'den Erişim Yasaklandı
Bilişim Hukuku konusunda yeterliliğe sahip yasa yapıcı ve uygulayıcılara ihtiyacımız var! WordPress bünyesinde takip ettiğim bloglara erişmekte sıkıntı yaşıyorum. Mağdur edildim!

WordPress bünyesindeki sitelere erişilmeye kalkıldığında, alttaki ibareyle karşılaşılıyor.
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.
Access to this site has been suspended in accordance with decision no: 2007/195 of T.C. Fatih 2.Civil Court of First Instance.
Yakın zamanda, kendi blogumun da benzer bir sebeple karartılmasını istemiyorum.

WordPress.com’a Türkiye’den erişim yasaklandı. Gerekçesi; İnternet Haftası'nda, EksiSözlük'e mahkeme kararıyla, erişim yasağı getirilmesiyle aynı; bir kişinin hoşuna gitmeyen yayınları engellemek için yasal hakkını kullanmış olması.
...Adı geçen servisin sağladığı ücretsiz ve denetimsiz olanaklar kötü niyetli kişileri bu servise yönlendirmiş ve wordpress.com kısa sürede bölücü-yıkıcı ideolojilerin, kişisel husumetlerin, kanunsuz hedeflerin sesi ve yayın merkezi haline dönüşmüştür...

...tarafımızca söz konusu hukuka aykırı yayınların durdurulması için YAKLAŞIK 17 KEZ adı geçen site yönetimine başvurulmuş, ancak site yönetimi bu yayınlar hakkında hiç bir tedbir almamıştır...
İlgili kişinin avukatının basın açıklamasının tümünü ve WordPress.com'a Erişim Yasağı başlığı ile altındaki yorumları da (özellikle 36. yorum'a katılmamak elde değil) BlogKazanı'ndan okuyabilirsiniz.

Yaklaşık
(?!) 17 kez site yönetimine başvurup, yanıt/çözüm alamamak(?); yasal hakkını kullanmayı istemeyi anlarım fakat, bunu yaparken WordPress.com'u, bloglarda insanlara düşüncelerini özgürce paylaşmaya imkân sunuyor diye tümden karalamaya kalkmayı, anlayamam.

Haber alma özgürlüğü, kişilik hakları böyle korunmuş mu oluyor? Peki günlerdir bloglarını kullanamayan
WordPress.com üzerindeki blog sahipleri ve takipçilerinin suçu ne? Yasaklananlar arasında Flickr blogu da var. Yapılan, bir kişinin hakkını korurken diğerlerininkini ihlâl etmek değil midir, tam da budur!

Google'a Türkiye'den erişimi de yasaklayalım mı? Ya da başlamışken daha ileri gidip, internet erişimini tümden yasaklayalım isterseniz! Belki böylece insanların sahip oldukları özgürlüğün değerini anlayıp, interneti iyi-doğru amaçlar için kullanma bilincini kazanmalarını bekleriz. Çok bekleriz, üstelik böyle bir zihniyetle!

Mahkeme kararı değil eleştirdiğim; internet, blog kültüründen habersiz yasa yapıcıların sayesinde kanunlarımızın, bir kişiyi korumaya çalışırken diğerlerini mağdur eden uygulamalara mahâl vermesi.

Arda Kutsal, Webrazzi'deki İstanbul Trafiğini Arabalara Kapatalım, yazısıyla; dünya gündeminden erişimin engellenmesi haberlerinden, Wordpress‘in kurucu yazılımcısı Matthew Mullenweg‘in blogundan yansımaları (http://photomatt.net/2007/08/17/blocked-in-turkey; Why We'reBlocked in Turkey) işaret ederek; sadece bir kaza oldu diye tüm trafiği kapatalım öyleyse demekle aynı mantığa hizmet eden, bu akıl almaz uygulamayı eleştiriyor. Okuyun, öneriyorum.

Türk Internet com, Matthew Mullenweg ile bir söyleşi gerçekleştirmiş.
...turk.internet.com : Bu toptan bloklamaya karşı yapmayı düşündüğünüz bir işlem var mı?

Matthew Mullenweg : Ne yapacağımızı değil, ne yapmayacağımızı söyleyebilirim. Bizim servisimizi kullanan Türk bloggerların konuşma özgürlüğünü hiçbir zaman sınırlamayacağız....
‘Servisimizi kullanan Türk Blogger’ların Özgürlüğünü Kısıtlamayacağız’ başlığından, söyleşinin devamını okuyabilirsiniz.

WordPress.com yasaklanması, gerekçesi sebebiyle; emsâl teşkil edip kişilik haklarını korumak adına atılmış iyi bir adım değil; geçmişini unutturmaya çalışan bir kişinin, Türk vatandaşı(!) olma hakkının arkasına sığınıp, gövde gösterisi yapmasıdır, diye düşünüyorum.

5651 sayını Yeni İnternet Kanun, uygulamada özgürlüklere sınır getirecek; yoruma açık maddeleri var, diye buradan söylerken; hukukî sistemin işleyişinden endişem ve
eleştirilerim de tam da bu yöndeydi. Bilişim Hukuku konusunda yeterliliğe sahip yasa yapıcı ve uygulayıcılara ihtiyacımız var!

Bilgisayarınızdaki DNS ayarlarını değiştirerek ya da proxy kullanarak (GoogleTranslate, HideMyAss, FlyProxy, Gizlen.net, AnonyMouse, Anonymizer gibi...) sansürlenen WordPress sitelerine erişebilirsiniz. Fakat, blog yazarı ve okuyucuları olarak, bu sansüre karşı duyarlı davranmak ve bir tavır almak gerekiyor.

BlogKazanı'ndaki WordPress Sansürüne Tepkisiz Kalmayın başlığı altından aktarılan detaylar doğrultusunda, siz de Telekomünikasyon Kurumuna konuyla ilgili başvuruyu yaparak, tepkinizi gösterin.

Vikipedi ve PageRank Fırsatçılığı
Bunlar olurken; yaratıcı, işlek zekâ ürünü projeler beklediğimiz, genç beyinlerimizden biri de, kendisini internetten para kazanma heveslisi yurdum gençlerinden farksız konuma sokmayan bir projeyi, bir TopList sitesini yayına başlatmış. Fakat ne şekilde, etik değerleri göz ardı ederek!

Sahip olduğu "vikipedi.com" alan adını, zamanında bir süre destekliyorum diye gözükerek Özgür Ansiklopedi Vikipedi-tr.wikipedia.org'a yönlendirip; kazandığı PagePank'ın nimetlerinden, "vikipedi.com"u TopList sitesi olarak kullanıp ücret karşılığı link vererek kâr elde etmeyi düşünmek yerine, daha anlamlı şeyler için kullansaydı takdir edilir, bu kadar tepki çekmezdi.

Herkesin katkıda bulunabildiği özgür ansiklopedi; Vikipedi-tr.wikipedia.org'un gelişmesi, internet üzerinde Türkçe içerikli bir ansiklopedi oluşması için, desteklerken ve kişisel çabalarla onu var etmeye çalışan onca destekçileri varken, bu şekilde isminin fırsatçılık için kullanılmasını çok rahatsız edici buluyorum.

Üstelik bu, yoğun talepler karşısında yapmak durumunda kalındığı söylenerek, iyi bir şey yapılıyormuş gibi lanse edilerek yapılıyor ki bu, olayın daha da hayal kırıcı tarafı.
...Arz ve talep meselesi olarak bakıyoruz bu konuya. Talep ettiler ki bizde arz ettik... (link)
Maalesef durumun bilincine varamamış, kendisini destekleyen ya da fırsatçılıktan fayda sağlayacağını uman taraflar olması yanında; sevindirici ki ufak bir mantık yürütmeyle durumun aslını fark eden ve dile getiren taraflar da var. Sahte PageRank'ten Korunma Yöntemleri, başlıklı yazıyı ve yorumlarını dikkatle okumanızı öneriyorum. Nasıl desteklediğini anlayamadığım Cisday.org altındaki Vikipedi.com başlıklı yazıya gelen yorumları da okumanıza ekleyebilirsiniz.

PagePank yükseltme hevesiyle, sahip olduğunuz itibardan da olabilirsiniz!

Sahte gündem yaratıp, ilgi çekmeye çalışmakla; sağa sola sözde samimi gözüken baştan savma spam yorumlar bırakıp, link değişimi isteyerek ya da forumlarda dağıtılan PagePank yükseltmek için programlarla (arada virüs de alarak) gereksiz haksız çabalara girmektense; düzgün programlanmış bir site, oluşturduğunuz kaliteli içerikle her zaman takdir görür, değer bulursunuz.

Süreklilik, önemlidir! Anlık mucizeler beklemeyin, yanılırsınız!


Blog Sahilime Vuran Mim Dalgaları
Kadın/Erkek Olmamak İçin Sebeplerim [mim]: Bu mim dalgasında kadınsanız erkek olmamak, erkekseniz kadın olmamak için sebeplerimiz sorulmuş?!

Can Elçin tarafından başlatılan "Kadın/Erkek Olmamak İçin Sebeplerim" mim dalgası; Bilgisiz.org'dan Yengeç Bey tarafından bloguma gönderilmiş, ilgisi için buradan kendisine çok teşekkür ediyorum.

Tıpkı Escher'in, arkasındaki zekâyı takdir ettirip hayran bırakan; duyuları ve algı sınırlarını zorlayan resimleri gibi; kadınların komplike yapıları, doğaları gereği her ayrıntıya dikkat etmeleri yüzünden erkekler, onları anlamakta ya da zihinsel süreçlerine, ruhsal durum değişimlerine uymakta zorlanabiliyorlar. Fakat anlamaya çalışmak yerine, yaşamı zenginleştiren varlıklarının tadını çıkarmaya çalışmak daha zevkli olsa gerek. Belki erkek olmak noktasında tek sıkıntı bunu görür, fakat bunu da zorlayıcı bir deneyim olarak değerlendirip, keyif almaya bakardım, diye düşünüyorum. Yoksa yaşam, tek. Ve cinsiyet değil, insan olabilmek önemli.







Mim dalgasının konu başlığına bakıp da, şimdi burada size bir liste sunacağımı beklemiyordunuz umarım.

Dünya Ortamında İcat Edilmiş Ürünler [mim]: Bu mim dalgası da
Oky Bey'den gelmişti, eğlenceli yorumlarını okumanızı öneriyorum. Baş Belâsı Teknoloji Ürünleri, başlığında bu konuya daha önce cevap yazmıştım.

Mavi Ufuklar

"Beni burada bırakırsanız ölürüm."

"Ama muhtemelen akbabalar ve sırtlanlar seni bulmadan önce değil."
Zevkle, bir solukta okuduğum “Mavi Ufuklar”dan; sarsıcı, minik bir alıntı aktaracağım. Yedi yüz üç sayfa olmasının bileklerimde bıraktığı ağrı dışında hakkında, harika bir Wilbur Smith kitabı olduğunu söyleyebilirim.

Siz kitabı okurken, bu olayların kimin başına geldiğini bilmeyin ve keyifli okuma deneyiminize gölge düşümesin istediğimden; alıntıdaki kişinin ismini geçirmeden, ismini "Z" olarak kullanmayı uygun gördüm.

(Sabah uykum kaçtı ve gün doğarken, sabah haberlerine bakıp, turuncu - mor yansımaları yeni gözükmeye başlayan bir ufuk manzarası karşısında, martı sesleriyle bunları yazıyorum ama siz, sabah kahvaltınıza eşlik edecek içerikte bir
alıntı beklemeyin. Kahvaltı için, sarsıcı olabileceğini yineleyip, rahat bir zamanınızda okumanızı önererek devam ediyorum.)
...İlk akbabanın belirmesi uzun sürmedi. Havada süzülürken tüysüz, kırmızı boynu üzerindeki çirkin kafasını çevirip aşağıya, Z'ye baktı. Sakatlanmış olduğunu, can çekiştiğini ve kendini koruyamayacağını görünce tatmin oldu ve Z'in hemen yakınındaki kayalığı gözüne kestirerek alçaldı. Geniş kanatlarını açtı ve pençelerini öne uzatarak konacak bir yer aradı. Sonra uzun kanatlarını katlayıp kamburunu çıkararak hareketsizce beklemeye başladı. Sarkık yüzlü, kapkara, kocaman bir kuştu.

Z en yakınındaki ağaca süründü ve sırtını gövdesine dayadı. Uzanabildiği bütün taşları etrafına topladı, ama taşların miktarı çok azdı. Kamburunu çıkarmış bekleyen akbabaya birini fırlattı, ama mesafe çok fazlaydı ve oturur pozisyonda taşı yeterince kuvvetli fırlatamıyordu. Koca kuşun tek tepkisi, gözlerini kırpıştırmak oldu. Ağaçtan düşmüş ölü bir dal, Z'nin hemen yakınında duruyordu. Kullanmak için fazla ağır ve tuhaf şekilliydi, ama Z yine de onu alıp kucağına yerleştirdi. Dal, kendini savunmak için başvuracağı son çareydi, ama büyük kuşa bakınca ne kadar yararsız olduğunu gördü.

Günün geri kalanında birbirlerini gözlediler. Akbaba bir kez tüylerini kabarttı, gagası ile dikkatle düzeltti ve kıpırtısız bekleyişine devam etti. Z, karanlık çöktüğünde iyice susamış, ayaklarının acısı dayanılmaz bir hal almıştı. Yıldızlarla kaplı arka plan önünde kuşun karanlık gölgesi tüyler ürpertici bir manzara oluşturuyordu. Z, kuşun yanına kadar sürünüp hayvanı uyurken boğmayı düşündü, ama hareket etmeye kalktığında bir santim bile ilerleyemeyeceğini gördü. Bacakları yere mıhlanmış gibiydi.

Gecenin soğuğu, tüm yaşam gücünü çekip almıştı. Hezeyanlı bir uykuya daldı. Sabah güneşinin yüzüne vuran sıcaklığı ve gözkapaklarının gerisinde hissettiği aydınlık onu tekrar uyandırdı. Uzun bir süre nerede olduğunu anlayamadı, ama hareket etmeye kalkınca ayaklarında hissettiği keskin acı, gerçeklerin tüm dehşetiyle beynine hücum etmesine sebep oldu.

İnleyerek başını çevirdi ve korkuyla çığlık attı. Akbaba, kayalıklar üzerinde tünediği yerden inmiş. Çok yakınında, uzanma mesafesinin hemen dışında oturuyordu. Yaratığın ne kadar büyük olduğunu daha önce anlayamamıştı. Koca kuş, tepesinde bir kule gibi yükseliyordu. Yakından bakınca daha da iğrenç görünüyordu. Çıplak boynu ve başı, kıpkırmızı, pullu bir deriyle kaplıydı ve etrafına leş kokusu yayıyordu.

Z yanındaki kümeden bir taş alıp olanca gücüyle hayvana fırlattı. Taş, kuşun siyah, parlak tüylerinden sekti. Yaratık, koca kanatlarını açıp geriye doğru sıçradı ve tekrar önceki pozisyonunu alıp beklemeye devam etti.

"Beni rahat bırak, kahrolasıca canavar!" Korkuyla hıçkırdı. Kuş, sesini duyunca tüylerini kabartıp kel kafasını omuzlarına doğru çekti. Tek tepkisi bu olmuştu. Güneş yükseldikçe yaydığı sıcaklık da arttı. Z kendisini harlayarak yanan bir fırının içine tıkılmış gibi hissediyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Susuzluğu korkunç bir işkence halini almıştı.

Akbaba, katedral duvarındaki taş bir canavar heykeli gibi kıpırtısızca oturuyordu. Z bir an için kendini kaybeder gibi oldu. Dev kuş bunu hissetmiş olmalıydı ki kanatlarını aniden açtı. Tiz sesler çıkarıp ayaklarını açarak hızla ona yaklaştı. Kancaya benzer gagası iyice açılmıştı. Z korkuyla haykırıp kucağında duran dalı çılgınca savurdu. Akbabanın çıplak boynunun yan tarafına bir darbe indirebildi. Darbenin şiddeti, hayvanın dengesini bozmaya anca yetmişti. İri kuş kanatlarını açarak dengesini tekrar sağladı ve uzaklaştı. Uzanabileceği mesafenin dışında durarak kanatlarını katladı ve gözlerini tekrar can çekişen kurbanına dikti.

Z'yi deliliğin eşiğinden atlatan, akbabanın yıkılmaz sabrı oldu. Susuzluk yüzünden şişmiş dudakları, kızgın güneşin ışınlarıyla çatlamış, kanı çenesine kadar akmıştı.. Yarı delirmiş bir halde kuşa saçma sapan sözler haykırdı. Akbabanın tek hareketi, ışıldayan gözlerini kırpıştırmak oldu. Z, çılgınlığın etkisiyle son çaresi olan sopasını hayvanın başına fırlattı. Dal, tüyleri üzerinden sekip düşerken akbaba kanatlarını kaldırıp gıcırtıya benzer sesler çıkardı. Sonra kanatlarını tekrar katladı ve sabırlı bekleyişine kaldığı yerden devam etti.

Güneş en tepe noktasına vardığında Z sayıklıyor, Tanrı'ya, Şeytan'a ve sabırlı kuşa küfürler yağdırıyor, anlamsız sözler haykırıyordu. Tırnakları kırılıp parçalanana dek yerden kum ve tozları kazıyıp hayvana fırlattı. Susuzluğunu bir nebze giderir umuduyla kanayan parmak uçlarını emdi ama toprak, şiş dilini kütük gibi yapmıştı.

Oraya gelirken geçtikleri dereyi düşündü, ama dere, yaklaşık bir kilometre geride kalmıştı. Artık doğru düzdün işlemeyen zihninde çağlayan soğuk suların hayali belirince heyecanlandı ve ağacın korunak sağlayan gövdesinin dibinden ayrılarak kayalık zemin üzerinde, geride bıraktıkları dereye doğru sürünmeye başladı.. Ayakları sert arazide peşinden sürükleniyordu. Kısa bir süre sonra kılıç yaraları tekrar açıldı ve kanamaya başladılar. Kan kokusu alan akbaba, gıcırtılı bir çığlık atarak Le'nin peşi sıra ilerlemeye başladı. Yüz adımdan kısa bir mesafeyi kateden Z, kendi kendine, "biraz dinleneyim," dedi. Başını koluna dayadı ve bilinci kayboldu. Hissettiği acı onu kendine getirdi. Sanki sırtına bir düzine mızrak başı saplanıyordu.

Akbaba, kürek kemikleri arasına tünemiş, sivri tırnaklarını derisinin altına geçirmişti. Başını eğip keskin gagasıyla Z'nin gömleğini yırtarken dengesini korumak için kanatlarını çırpıyordu. Sonra gagasını çıplak ete geçirerek uzun bir şerit kopardı.

Z canhıraş bir çığlık attı ve kuşu vücudunun ağırlığıyla ezme niyetiyle kendini geriye doğru savurdu, ama akbaba, kanatlarını çırparak birkaç adım ötede yere kondu.

Görüşü bulanıp dalgalanmasına rağmen kuşun etini yuttuğunu, boynunu uzatıp gövdesine indirdiğini görebildi. İri kuş sonra tekrar ona döndü ve gözünü kırpmadan bakmaya başladı.

Tekrar bayılmasını beklediğini biliyordu. Oturdu ve bilincini kaybetmemek için bağırmaya, şarkılar söylemeye, ellerini çırpmaya başladı, ama sesi yavaşça anlaşılmaz bir mırıltıya döndü, kolları düştü ve gözleri kapandı.

Tekrar kendine geldiğinde, benliğini saran acının yoğunluğuna inanmakta güçlük çekti. Çırpılan kanatların yarattığı rüzgârı başının etrafında hissedebiliyordu. Sanki göz yuvasına çelik bir kanca sokulmuş, beyni göz boşluğundan dışarıya çıkarılıyordu.

Artık çığlık atacak gücü kalmamıştı. Güçsüzce sırtüstü dönerek gözlerini açmaya çalıştı, ama kör olmuştu. Yüzünü bir perde gibi örten sıcak kanı hissedebiliyordu. Sağlam gözü, burun delikleri ve ağzı kanla doluyordu. Neredeyse boğulacaktı.

Her iki elini birden kaldırıp kuşun pullu boynunu yakaladı ve hayvanın gagasını göz yuvalarından birine sokmuş olduğunu anladı. Göz sinirlerinin bulunduğu lastiksi kordonun ucundaki göz küresini çekiştirerek çıkartmaya çalışıyordu.

Her zaman gözlere saldırırlar, diye düşündü direnci kırılıp pes ederken. Ellerini kaldırmaya gücü kalmamış, kör olmuş halde yatarken kuşun yakınlarda bir yerde göz küresini yuttuğunu duydu. Diğer gözüyle bakmaya çalıştı, ama gözüne dolan kan görüşünü perdeliyordu ve kırpıştırarak kurtulamayacağı kadar yoğundu. Sonra kanatların tekrar başının etrafında çırpıldığını hissetti. Son hissettiği, keskin gaganın kalan gözünün derinlerine dalışıydı...
Ayak bileklerinin arkasındaki tendonlar, keskin kılıç darbeleriyle koparılmış; tüfeği, suyu, eşyaları ve atı olmadan, terk edilmişti Z.

Gözlerini hırs bürüyen, onu orada bırakanlar mı insandı; yoksa gücünün tükenmesini sabırla bekleyerek, doğası gereği davranan akbaba mı vahşiydi?

Hayvanları, vahşi olarak görür, kötü bir davranış karşısında, "hayvan" kelimesini sarf etmekten geri durmazken; "insan", olunduğunu; insanın, doğası gereği davranan hayvandan bile vahşi olabileceğini unutuyoruz.

İnsan, olunur.

Eğitimle, görgüyle, terbiyeyle, isteyerek ve özenle; insan olunur. İnsan olmaktan uzaklaşanın, "hayvan" olarak nitelenilmesi; hayvanlara hakarettir, diye düşünüyorum. Sizce de öyle değil mi?

Afrika'yı, tarih ve macerayla birleştirerek aktaran Wilbur Smith kitaplarına ilgimden bahsetmiş,
"Yırtıcı Kuş" ve "Muson Yağmurları"nın Wilbur Smith'in en beğendiğim kitaplarından olduğuna, "Kitap Fuarı İzlenimleri" yazımda değinmiştim.

Mavi Ufuklar; "Yırtıcı Kuş" ve "Muson Yağmurları"ndan sonra, genç kuşak Courtneylerin Afrika'daki maceralarının anlatıldığı, devam kitabı.

Mavi Ufuklar'da, insan olmanın sınırlarında dolaşırken hırs, öfke, aşk; 1700'lerin Afrika'sında, pek uzağınızda olmayacak.

Özellikle, böylesine güzel kitaplar söz konusuysa; çevirinin yavanlığı benim için büyük bir üzüntü sebebi oluyor. Fakat, Mavi Ufuklar; Altın Kitaplar'dan, Canan Kim çevirisiyle yayımlanmış ve okurken Wilbur Smith'in zengin betimlemeleriyle, kendinizi maceranın tam ortasında bulduğunuz o akıcı anlatımından da mahrum kalmıyorsunuz.

Yaptığım alıntının itici gözüktüğüne bakmayın.
O sadece, kitabın etkileyici, tutkulu, zihinsel açılımlara sürükleyen kurgusundan minik bir kesit.

Günümüzde artık, gazetelerde rastladığımız o üçüncü sayfa haberlerinin sayısı ve içeriğinin, maalesef o kadar farklı seviyelere gelmiş olduğunu görüyoruz ki; nasıl insanlarla bir arada yaşadığımızı dehşetle görüp, şaşırmamak mümkün olmuyor (evet, bu kısım biraz da, bir hata yaparak izlediğin tv'deki sabah haberlerinin etkisiyle yazılmış olabilir). Düşünüyorum, acaba bu insanlar biraz kitap okuyan insanlar olsalardı, içinde bulundukları durumdan farklı çıkış yolları bulabilecek zihinsel beceriye sahip olmazlar mıydı ve sonradan bizi dehşet içinde bırakan öylesi sahneleri yaratmaktan kendilerini alabilirler miydi?

Oysa, vahşi bildiğimiz
bir akbaba bile, yiyeceğine gösterdiği sabır, saygıyla ne kadar takdir edilesi bir durumda.

Böyle bir alıntıyla, hem "insan olmak" konusuna fırsat bulmuşken vurgu yapmak; hem de leziz bir kitaptan bahsetmek istedim.

Zevkle okuyacağınız ve kitaplığınızdaki varlığından keyif alacağınız bir
Wilbur Smith kitabı, Mavi Ufuklar; kendinizi böyle bir maceradan mahrum bırakmayın, edinin, "Yırtıcı Kuş" ve "Muson Yağmurları" sonrasında okuyun ve arzu ederseniz, düşüncelerinizi benimle paylaşın, tavsiyemden memnun kaldığınızı öğrenmekten sevinç duyarım :)

Bitirirken dip not: Bilmiyorum, kitap okurken satır altlarını çizmekten hoşlanır mısınız? Ben genelde kitap üzerine minik işaretlemeler yaparak, daha çok kâğıtlara not alma taraftarıyım. Fakat, blogumda minik bir ayarlama yapıp, fosforlu kalemle yazıların üzerini çizme efekti kazandırdım. Okurken, kalınan yeri belirlemek böylece daha kolay ve eğlenceli olabilecek. Blogda, mouse'u herhangi bir yazının üzerinde sürükleyip, yazıyı seçili hâle getirdiğinizde
, şu an neden bahsettiğimi (tabii, eğer bir Firefox kullanıcısıysanız, Ie6 bu değişikliğime kör kaldı maalesef) görebileceksiniz.