İzleyip beğendiğim bir filmin, yönetmen, oyuncu ya da müziklerinin izini takip ederek, bağlantılı diğer filmlerini de arşivime eklemeyi seviyorum.
Fakat bu filmler zamanında izlenemeyince birikiyor, sonrasında da hangisinin izleneceğine karar vermek bile oldukça zaman kaybettirebiliyor.
Karar vermek için zaman kaybetmektense, durumu daha da eğlenceli-sürprizli kılabilen, raflardan rastgele seçerek izlemenin keyfini çıkardığımız, rastgele film izleme geceleri icat ettik.
•'The Invisible'; konusu ya da oyunculuktan çok müzikleri ve anlatımıyla ilgimi çekti. Yarısından sonra açılan film, sonuyla beğeni topluyor. Tekrar izlemek isteyeceklerim arasına ekleyebileceğim bir film miydi? Hayır. Fakat sevdiğim müziklerden oluştuğu için soundtrack'i, her zaman geri dönüşlerle dinleyeceklerim arasında yerini alacak. The Invisible Soundtrack'in Amazon'daki preview'larından bakarak benimle aynı fikirde olup olmayacağınızı kontrol edebilirsiniz.
Bugün dinlediklerim arasında da yer alan The Invisible Soundtrack'teki beğendiğim gruplardan bir parçayı, hafta sonu müziğimiz olarak burada bize eşlik etsin diye seçtim, post'un sonunda videosunu bulabilirsiniz.
•'Juhong geulshi', İngilizce adıyla 'The Scarlet Letter' ise, Hyuk Byun yönetmenliğindeki bir Güney Kore filmi. Güney Kore sinemasına ilgimden burada daha önce de bahsetmiştim. 2006 Güney Kore yapımı,Kim Ki-Duk imzalı, Shi gan/Time/Zamanfilmindeki performansı yüzünden izleme listeme aldığım Hyeon-a Seong sayesinde, 'Juhong geulshi'filmini edinmiştim. İyi ki de öyle yapmışım.
Kyeong-hie rolündeki Hyeon-a Seong'un performansı kadar, 'Juhong geulshi'; konusu, anlatımı, müzikleriyle gayet görülesi, üzerinde düşünülesi, arada geri dönüşlerle izlenesi filmlerden biri.
•'The Invisible' müziklerinden de biri olan, 'Fashionably uninvited'ın videosu.
'Fashionably uninvited' size hafif gelirse, geçen seneden bu zamana üzerimde bıraktığı o hoş etkiden hiçbir şey kaybetmeyen, yine 'Box' albümünde yer alan -daha önce burada bahsettiğim- müziği yanında enfes videosuyla Mellowdrone - 'Oh My'ı izlemeden geçmemenizi öneririm.
Şehirlerin vektörel illüstrasyonlarının yer aldığı artyglobe.com altındaki -yukarıdaki görselde bir parçasını gördüğünüz- başarılı portfolyo, renkli, eğlenceli, görülesi. Gördüklerimden hoşlanmamın yanında, bunun beni heyecanlandıran asıl önemli tarafı ise, benzer hatta daha eğlenceli bir İstanbul illüstrasyonunun yıllardır çalışma odamda bana eşlik ediyor olması.
İlkin Deniz'e ait olan, 100x75 (cm) boyutlarındaki bahsettiğim o karikatür İstanbul duvar haritası yanında siz, ilkindeniz.com alındaki portfolyosunda birbirinden değerli eserlerini ziyaret ederken, ben de bu fırsatla "sürekli yabancı sanatçılardan bahsediyorsunuz, yerliler arasında hiç beğendikleriniz yok mu" benzeri sorulara da bu şekilde güzel bir cavap vermiş olayım. Yine de belirteyim, öyle bir ayrımım kesinlikle yok. Sadece ülkemizde olanları az çok bildiğim(iz)den dünyada olanları tarayıp enteresan şeyler yakalamaya, bir kısmını da -buraya- bloguma yansıtabilmeye çalışıyorum...
Aynı zamanda Telvin Trio'nun basçısı olan İlkin Deniz'in, enfes müzik çalışmalarından biriyle -arada gün içinde minik bir kahve molasında bize eşlik etmesi için- bu postu sonlandırıyorum.
Dinlemeye devam etmek isterseniz, sonrasında Telvin Trio-Jazz Gitar Doğaçlama videosuyla başlayıp, YouTube'dan diğer videolarına da erişebilirsiniz ki, rahat bir zamanınızda yapın mutlaka...
İlkin deniz trio; İmer Demirer (trumpet), Serkan Özyilmaz (piano), İlkin Deniz (double-bass).
IDéEFIXE, 'idefix' oluvermiş! Logo ve site görünümündeki renk değişimi yanında, kullanımda birkaç değişiklik daha fark ediliyor.
İdefix ekibinin anasayfada yer alan açıklamasında; bazı kitapların ilk sayfalarını okuyabilmek, dvd'lerin tanıtımlarını izleyebilmek gibi yenilikleri de yakında görebileceğimiz belirtilmiş...
Allta, değerlendirmemi okumadan önce IDéEFIXE'in yeni hâlini ziyaret edip gelirseniz, sonrasında bırakacağınız yorumlarınızda -olası- benim etkim altında kalma ihtimâlinizi de ortadan kaldırmış oluruz.
Yakın zamanda Webrazzi'de Arda Kutsal'ın 'EBİ siteleri üçü birarada satışa hazırlanıyor' yazısını okumuştuk. Sonrasında gerçekleşen bu değişikliği görünce, şaşırdım. Ve pek de hoşlandığımı da söyleyemiyorum, maalesef.
1997'den bu yana varolan IDéEFIXE'in, özellikle çokça kitap ağırlıklı online alışverişler yapan bir müşterisi olarak, bu değişiklikten şans eseri haberdar olmaktan hoşlanmadım. Konuyla ilgili bir bülten almadım, oysa yeniliklerden düzenli olarak e-posta üzerinden haberdar edilirdim...
Şaşırdığım ve hoşlanmadığım diğer nokta ise, on yıl gibi bir geçmişi olan böyle bir oluşumun, tasarım değişikliği ve bunu yaparken büründüğü -idefix ekibinin anasayfadaki değişiklik duyurusunda okuduğumuz- mütevazı(!) tavırla, yerleşik marka algısını nasıl böyle kolay harcayabildiği!
Geçen yıl Nisan ayında 'IDéEFIXE Dostlarına Mektup' başlıklı yazımda, A. Behçet Akalın'ın, isim ve tasarım değişikliğine gidileceği yönündeki paylaşımını aktarmıştım. Bir anket düzenlenmiş ve pekçok eleştiri yapılmış, sonucunda da 'IDéEFIXE', 'idefiks', 'idefix' olarak her üç şekilde de siteye erişilebileceği belirtilip, tasarım eski şekliyle sürdürülmüştü... Eskiye kıyasla yeni görünümünde; renk seçimi ve logodan kaynaklanan soğukluk yanında, üslûptan kaynaklanan güven telkin edememe hâli duyumsanıyor ve IDéEFIXE'i daha önce bilmeyen bir ziyaretçinin nerdeyse rahatça, tasarımı aceleye getirilmiş yeni açılan alış veriş sitelerinden birinde olduğunu bile sanabileceğini düşünüyorum, maalesef.
Doğrusu, yeni tasarımı kimin hazırladığını ve nasıl bir stratejiyle buna onay verildiğini çok merak ediyorum. Benim burada yer alan değerlendirmem; bir taraftan tasarım, kullanılabilirlik, marka algısı üzerine profesyonel bakışımı barındırmakla beraber, diğer taraftan da, kullanıcısı olduğum ve hizmetinden memnun kaldığım, zamanında müşteri olarak duygusal bağ geliştirmemi bile sağlayan bir servise karşı, beklentilerimi haklı olarak yüksek tutuyor olmamın izlerini de taşıyor olabilir.
Ne dersiniz, yoksa zamanla alışır mıyız? Umuyorum, IDéEFIXE harakiri yapmamıştır ve yakın zamanda iyi yönde gelişmelere beraber tanık oluruz.
Born & Bread organik fırın için hazırlanmış üstteki çalışma, ve alttaki Marks & Spencer etiketleri, Londra'dan, tasarım stüdyosu Multistorey portfolyosu altındaki görülesi başarılı işlerden sadece bir kısmı...
Ne olduğunu bilmediğimiz, ismi numaralardan oluşan katkı maddeleriyle çevrili gıdaların egemenliğinde bir dünyada yaşıyoruz. Genleriyle oynanmış tohumlar, zararlı kimyasal ilaçlar, seralar sayesinde her mevsim bulabilir duruma geldiğimiz sebze ve meyveler...
Konunun tasarım ayağı bir yana, organik gıdalarla, yiyeceklerin etiketleri üzerindeki içerik bilgileriyle ne kadar ilgilisiniz, hangi meyvenin hangi mevsimde olduğunu anımsayabiliyor musunuz, merak ediyorum.
Özellikle bu zamanda, tükettiğimiz ürünlerin menşei, içeriğiyle, her zamankinden daha çok ilgilenmeliyiz, diye düşünüyorum.
Akşam eve döndüğümde geceyi, vizyondayken izleyemeyip arşive eklediğim filmleri eksiltmek için uydurduğum 'rastgele film izleme gecesi' olarak değerlendirmeyi düşünüyordum.
Takip ettiğim blogların feedlerini kontrol ederken, Smashing Magazine '25 brilliant animated short movies' başlığı altındaki leziz seçkiye denk gelince; film gecesi, animasyonlar arasında serbest çağrışımlarla gezintiye dönüşü verdi. 'Jasper Morello Animated Movie', içlerinde en çok hoşuma gidenlerden olmasına rağmen, buraya onu değil, konuyu bağlayacağım noktaya da daha uygun olacağı için, -arada gökyüzü/yıldızlar sahnelerinin de olduğu- daha sevimli ikisini almaya karar verdim. Fakat siz, rahat bir zamanınızda smashingmagazine'deki tüm listeyi izlemeyi sakın atlamayın.
'Starless Night' videosu; genç animatör Carl Luc Campbell imzalı, sevimli bir animasyon.
Campbell'ın blogu donblur altından diğer işlerine de erişilebiliyor.
Yenen dolunayın yıldızlara dönüşmesiyle 'Starless Night', bana biraz da, burada daha önce değindiğimiz 'In the Beginning'deki yıldızları yiyip minik canavarlara dönüşen yaratıkların hikâyesini çağrıştırdı.
Diğer sevimli animasyon 'Circle of Life' ise, yaşam döngüsünü hoş bir şekilde konu etmesiyle gayet eğlenceli.
Animasyonlardaki gökyüzü, yıldızlardan yola çıkarak konuyu bağlamak istediğim nokta ise, geçen yıl süresince blogumda her ay düzenli olarak yer verdiğim ay evreleri takvimine bundan sonra yer vermeyecek olmam.
Vaktini doldurduğunu, devam edersem, bunu çok da isteyerek yapmayacağımı düşündüğümden bırakıyorum. Geçen süre içerisinde pekçok ay ışığı meraklısı olduğunu gözlemlemiş oldum, bazılarıyla hoş diyaloglar/bağlar kurduk ki, bundan gayet memnundum. Ama blog yazmak da böyle bir şey zaten; keyfi. Bu paragraf, blog yazmayı bırakma cümleleri provası gibi mi oldu? Sanki, biraz... Blogumun yan menüsündeki 'Ay Evreleri' widget'ı, ay ışığını takip zamazingosu olarak yerini korumaya devam ediyor olacak. Moon Phases 'Ay ve Evreleri' başlığı altında verdiğim bağlantılarla benzer takvimlere ulaşabileceğiniz gibi, rasathane.ankara.edu.tr bünyesinden de isterseniz aylık gök olaylarını rahatça takip edebilirsiniz. Dolunay, 21 Mart'ta...
İlham noktacıkları avlayan, yaratıcı sürecini desteklemek üzere bilgi parçacıkları biriktiren meraklı bir bünyenin rafine kişisel weblog'udur. Tasarım ekseninde, gri hücreleri titreştiren zevkli temaslar sağlar.
Lynist weblog...